Orhan Kemal; daktilo sesi ve tütün kokusu

erk-acarer15 Eylül 1914… 2 Haziran 1970… Bu ay içinde Orhan Kemal’in 101. yaş gününü kutladık. İmgelemlerin büyüsüne takılmayan, kelimeleri gerçek öykülerden çıkaran büyük edebiyatçıyı, İstanbul’un kadim semtlerinden biri olan Cibali’nin gölgesinde anıyoruz. Biraz durursanız, hâlâ sokaklarda yankılanan daktilo seslerini duyar, surlara sinmiş tütün kokusunu alırsınız…

Cibali’yi tanıyalım
Bizans, Osmanlılar tarafından kuşatıldığında, ‘Marmara’, ‘Haliç’ ve ‘kara’ surlarındaki tekmil 60 kapı kâh top atışı, kâh kılıç gücüyle zorlanır. Bizans, düşmek üzeredir. Zağonas Paşa’nın kumandasındaki birlikte savaşan Subaşı Ali’nin üzerinde manda derisinden bir cübbe vardır. Ali, o vakitler ‘cebe’ olarak adlandırılan bu cübbeyi savaş boyunca sırtından çıkarmamıştır. Namını da bu kıyafetten alır! ‘Cebe Ali’nin emrindeki yeniçerilerde de aynı cübbeler vardır. Rivayet odur ki; Haliç’i üstlerinden çıkarıp, suda bir sal gibi kullandıkları bu kıyafetlerle geçmişler, deniz tarafındaki Porta İspigas Kapısı’na böyle ulaşmışlardır.
Cibali semtinin adı da fetih sırasında Bizans’ta Porto İspigas’tan kente girmiş Cebe Ali’nin isminden bozmadır.

Nâzım okuduğu için Nâzım’la tanıştı!
1938’de Niğde’de askerliğini yapan Mehmet Raşit Öğütçü, ‘yabancı rejimler lehinde propaganda yapmak ve isyana teşvik’ suçlarından tutuklanarak beş yıl hapis cezası alır. Önemli suçları arasında Maksim Gorki ve Nâzım Hikmet okumak da vardır.
Bursa’da çile dolduran Öğütçü, esaretinin ikinci yılında cezaevine düşen yeni bir mahkûmla tanıştırılır. Avluda, karşısında topuklarını bir asker gibi birleştirerek elini sıktığı kişi, kendisini okuduğu için suçlandığı Nâzım Hikmet’ten başkası değildir. Cezaevinde kısa sürede dost olurlar.

Hapishane avlusu
Öğütçü, şiirlerini takma isimlerle çeşitli dergilere yollar. Nâzım, onu düzyazı ve romana teşvik eder. Bursa’daki hapishane bahçesine ilginç anılar düşer.
Avluda top oynamadan önce gardiyanlardan izin almak gerekir. Çünkü hapishane duvarından kaçan topun, dışarıda kesilip içine bir esrar paketi zula edilerek geri yollanacağından kuşkulanılır. Avluda futbol oynamaya hevesli olanlardan biri de Nâzım Hikmet’tir. Hikmet, futboldaki kişisel başarısını bir şiirle özetler:
“Futbolda eski kurdum.
Fenerbahçenin forvetleri
mahallede kaydırak oynayan birer piç kurusuyken
ben
en ağır hafbekleri yere vururdum.
Futbolda eski kurdum…”
Oysa Mehmet Raşit’in bu konuda söyledikleri daha farklıdır:
“…İşe uzun boylu, sarı saçları kıvır kıvır, kırk yaşlarında mavi gözlü şair de karıştı. Hem de takımın en zor yerinde oynuyordu: “Ortahaf.” Şiirleri kadar usta ya da nefesli olmadığı için, onu ve onan defansı geçer, onu çıldırtırdık!”

Nazım’ı örnek aldı
Mehmet Raşit, Nâzım’ın futbolculuğunu yerden yere vursa da onun hayattaki duruşu ve edebiyattaki ustalığına hayrandır. Önerilerini dinleyecektir. 1943’te İkdam gazetesinde bir öyküsü yayımlanır. Bu öyküsünde ilk defa bir mahlas kullanacak ve bunu bir daha değiştirmeyecektir. “Asma Çubuğu” adlı öykünün altında Orhan Kemal imzası bulunur!
‘Nâzım okuduğu için Nâzım’la tanışan’ Orhan Kemal’in roman anlayışı toplumsal hayattan bağımsız değildir. Postallarının eski oluşundan yakınan ayakkabı boyacısına; “Bundan utanması gereken sen değil, zenginlerimizdir” diyerek inandığı gerçeği özetler. Bu düşünce, aynı şekliyle kitaplarında da yer alır.

Cebe Ali’den Orhan Kemal’e…
Cibali semtinin adı, fetih günü bu kapıdan kente giren Cebe Ali’nin isminden bozmadır.
Semte, Ali’den yüzyıllar sonra ise, Mehmet Raşit Öğütçü’den bozma büyük yazar Orhan Kemal girer. Böylece Cibali semtine tütün kokusuyla birlikte fötr şapkalı bir gölge düşer. Gölge; Cibali Karakolu’yla birlikte, tütün fabrikasını da selamlar.
Cibali’deki iki katlı evden yükselen daktilo sesi Filiz, Cemile ve Fabrika işçisi Murtaza gibi kahramanlara hayat verir. Orhan Kemal, saat dörtte yatağından kalkıp beş saat boyunca aralıksız yazar. Ardından kahvesini içmek ve eş dostla yarenlik için Beyazıt’taki İkbal Kahvesi’ne uğrar. Acı kahvesi getirilince bir cigara yakar…
Cibali; tütün fabrikası, karakol ve Orhan Kemal’dir.
İstanbul’a bıyıkları sararan adamlardan öyküler düşer.
Orhan Kemal, uzayan sohbetleri basit bir şekilde anlatır:
“Laf lafı, laf da tütün tabakasını açar!”

***

Kısaca Orhan Kemal

Orhan Kemal tüm bunların arasında hem romanlara hem de aile yaşantısına fırsat bulur. Dört çocuğu olur. 1943 yılında doğan oğluna, “Nâzım” adını verir.
1914 yılında Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğan Orhan Kemal’in ilk gençlik yılları Suriye’de geçer. Avukat olan babası Abdülkadir Bey, ilk Büyük Millet Meclisi’ne Kastamonu mebusu seçilir ve Adalet Bakanlığı’na getirilir. Çok partili rejime geçmek adına yapılan denemeler aileyi doğrudan etkiler. Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran Abdülkadir Bey, siyasi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalıp, ailesiyle birlikte Suriye’ye yerleşir. Orhan Kemal, çocukluk ve gençlik yıllarıyla birlikte Suriye’deki günleri de “Baba Evi” adlı romanının satır aralarında verir:
“…Babam da annemin bileziklerini bozdurdu, on altın lira sermayeyle, Burç Meydanına çıkan aralıklardan birisinde, yüksek bir apartmanın altında, küçük bir lokanta açtı. Babam lokantaya pek uğramazdı. Yemekleri Süreyya adında bir Türk mültecisi pişirir, Niyazi’yle ben de lokantanın garsonluğuyla bulaşıkçılığını yapardık. On yedi yaşındaydım ve hayatımın bu tarzından çok memnundum. Memleket, futbol, Cin Memet ve ötekiler silinmişti. Ortalık yeni yeni ağarmaya başlarken, Niyazi’yle birlikte evden çıkardık.
…Yalnız işçiler, o, dünyanın her tarafında, herkesten az uyuyan, kadınlı erkekli çoluklu çocuklu kalabalık, onlar kümeler halinde ve yollarda olurlardı. Aralarına katılırdık… Tıpkı onlar gibi, ceketlerimiz omuzlarımızda, onların bastıkları parkelere basmak gururu içinde, iş-güç sahibi insanlardık…”
Orhan Kemal sonraki yıllarda Türkiye’ye dönüp Adana’da çırçır fabrikasında işçilik ve kâtiplik yapar. Bu yıllarda edindiği insana ait birikimlerle romancılık tarihimize damgasını vurur. Kitaplarında süslü imgeler, şatafatlı kelimeler yerine insan ve çelişkiden doğan trajik öyküler anlatılır.

***

İstanbul’un çelişkileri bitmez!

IV. Murat döneminde, İstanbul’u kavuran büyük bir yangın çıkar. Sultan, yangının Cibali’de tütün içilen kahvehanelerden çıktığını bahane ederek buraların tümünü kapatır. Tütün içilmesi de yasaklanır. İlginçtir ki, semte Cumhuriyet döneminin ilk tütün fabrikası kurulur.
“İstanbul’a kalemimle para kazanmaya geldim” diyen Orhan Kemal, ailesiyle birlikte Cibali’ye yerleşir. Haliç’e kıyısı olan bu Cibali, günümüzde Kadir Has Üniversitesi olan tütün fabrikasını anımsatır. Tütün fabrikası geniş bir alanı işçi semti semtine dönüştürür. Orhan Kemal, işte burada, iki katlı evininin penceresinden işçilere, çocuklara, kadınlara ve yoksul kalabalığa bakarak, Türk edebiyatının unutulmaz romanlarını yazar.

ERK ACARER
20.09.2015 http://www.birgun.net/

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Kafka’nın zahiri: Gregor Samsa

“İnsanlar hiç aldatmadı beni, ama mektuplar ele verdi hep; başkalarının yazdıkları değil, kendi yazdıklarım.” F. Kafka Gregor Samsa’nın Kafka’nın kendisi olmadığını söyleyecek...

Kapat