HELENİSTİK DÖNEM FELSEFESİ – AHMET ARSLAN

Helenistik Dönem, yaklaşık olarak MÖ 330-30 yılları arasındaki döneme verilen addır. Ancak ilkçağ tarihçileri daha kesin olarak, Büyük İskender’in MÖ 323’teki ölümüyle, MÖ 31’de Antonius ile Octavianus arasında yapılan Aktium Savaşında Antonius’un mağlup olması arasında uzanan dönemi Helenistik Dönem, bunu izleyen ve yine yaklaşık olarak MS 5. yüzyılın sonlarına kadar geçen dönemi ise Roma Dönemi

okumak için tıklayınız

UYGARLIĞIN “GLOBAL” NİTELİK ALMAYA BAŞLAMASI (MÖ 500-MS 1500)

Globalleşme, kısaca, “çeşitli insan topluluklarının global bir sistem içine alınması süreci” olarak tanımlanabilir. “Sistem”, parçaları arasında düzenli ilişkiler olan bir bütünse, çeşitli uygarlıklar arasında düzenli ve sürekli bir alışverişin, etkileşimin bulunması, bir dereceye kadar bugünkü dünyanın temel özelliğidir ve yarın büyük ölçüde böyle olacaktır. Bilinen tarih boyunca, insan topluluklarının coğrafi kapsamlarının genişlemesine doğru bir eğilim

okumak için tıklayınız

TARIMA DAYALI UYGARLIKLAR / ORTADOĞU’NUN ÜSTÜNLÜĞÜ DÖNEMİ (MÖ 5000-MÖ 500)

1. Yerleşik Topluluklar Ortadoğu’nun bazı insan gruplarının MÖ 7000 dolaylarında tarıma başladıkları ve kimi hayvanları ehlileştirdikleri bilinmektedir. Gerçekten, “tarım devrimi”, çok kısa olarak, “insanoğlunun bazı bitki ve hayvan türlerini denetleyip, geliştirme ve genişletmeleri süreci” olarak tanımlanabilir. Tümüyle tarıma dayalı uygarlıkların hiçbiri global ya da dünya çapında bir kapsam göstermemektedir. Bunlar, bir bakıma kendi kendilerine yeterlidir

okumak için tıklayınız

XIX. Yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Anahatları

Türkiye’de siyasi tarih kitaplarının hemen hemen hepsi, dünyadaysa çoğunluğu, incelemelerine başlangıç tarihi olarak ya 1789 Büyük Fransız Devrimi’ni almakta ya da daha geniş olarak, araştırmalarına 19. yüzyıldan başlamaktadırlar. Bunun temel mantığı şudur: Tarihin ne durduğu ne de başladığı sihirli bir nokta vardır. Tarihçi, bu durumda, tarihin kesintisiz akışı ya da süreci içine bir noktadan girmek

okumak için tıklayınız

TARİHTE EĞİLİM

Tarihte, doğa bilimlerindekine benzer yasalar yoksa da, tarihçi yalnız olayları, neden ve sonuçlarını ortaya çıkarmakla yetinmez. Tarihin “hareket” demek olduğunun, dünden bugüne ve yarına aktığının bilincinde olan tarihçi, her harekette olduğu gibi tarihte de “eğilim” arar. Hareket eden bir araç demek, (x) noktasından (y) noktasına doğru belirli bir hızla giden bir nesne demektir. Bu noktalar

okumak için tıklayınız

TARİHTE NEDEN

Olaylar ve bu olayları açıklığa kavuşturan belgeler tarih ile uğraşanlar için temel konular olmakla birlikte, tarihçi olaylardan bir “fetiş” yaratmamalıdır. Olay, tarihin tek kurucusu değildir. Tek tek olayların nedenlerinin ortaya konması da tarihçinin çabası içinde olmalıdır. Tarihi bir inceleme, bir ölçüde, nedenlerin incelenmesidir; yoksa yapılan kronoloji olur. Ama, tarihçinin araştırdığı nedenler hem çok, hem de

okumak için tıklayınız

TARİHTE OLAY

Tarihin ne olduğu ya da nasıl tanımlanacağı konusunda tam bir anlaşma yoktur. Her bilim dalında tanım vermek güç ve bir dereceye kadar yanıltıcı bir uğraştır. Tanım genellikle kolay anlaşılır ve açık seçik de olmaz; okuyucunun belleğinde kolayca yerleşemez. Çağdaş İngiliz tarihçisi A. J. Taylor, “Tarihçinin ana görevi, şu çocuksu soruyu yanıtlamaktır: Sonra ne oldu ve sonra

okumak için tıklayınız

ALTIN ÇAĞ – E. M. Cioran

I “İNSANLAR o zaman tanrılar gibi yaşıyorlardı; yüreklerinde kaygı yoktu, çalışmaktan ve acıdan uzaktılar. Hazin yaşlılık onlara hiç uğramıyordu; elleri ve ayakları tüm hayatları boyunca sağlam kaldığından da, bütün dertlerden uzakta ziyafet yaparak sevinci tadıyorlardı. Ağır bir uyku bastırdığında uykuya dalar gibi ölüyorlardı. Bütün nimetler onlarındı. Bereketli kır zengin yiyecekleri onlara kendiliğinden sunuyordu; onlar da bundan

okumak için tıklayınız

ÜTOPYANIN MEKANİZMASI – E. M. Cioran

YOLUM hangi büyük şehre düşse, orada her gün ayaklanmaların, katliamların, aşağılık bir kasaplığın, bir dünya sonu kargaşasının başlamıyor olmasına hayran olurum. Bu kadar kısıtlı bir alanda nasıl oluyordur da onca insan birbirini yok etmeden, birbirinden ölesiye nefret etmeden bir arada yaşayabiliyordur. Aslında birbirlerinden nefret etmekte, ama nefretlerinin hakkını verememektedirler. Bu vasattık, bu güçsüzlük toplumu kurtarır, sürmesini ve

okumak için tıklayınız

Newton’un genelçekim yasası nedir? Felsefi/kültürel önemi nedir?

– Genelçekim konuşacaktık… – Yerçekimi konusunda Aristoteles’in düşüncelerini hatırlıyorsun, değil mi? Galileo, bu konuyu da sorguladı— – Bu Galileo da Aristoteles’e takmış galiba… – Ve yaptığı çeşitli deneyler sonucunda hava direnci ihmal edilebildiğinde tüm cisimlerin aynı şekilde düştüklerini buldu. Bu arada, Aristoteles öğretisinin 5. Soru’nun sonlarına doğru bahsettiğimiz çelişkisi de söz konusu tabii. Yaşadığı Pisa’nın

okumak için tıklayınız

Newton’un hareket yasaları nedir? Veba salgını sayesinde bulundukları doğru mudur?

– Eylemsizlik ilkesi, üzerinde herhangi bir etki olmayan nesnelerle ilgili. Zaten yerine geçtiği Aristoteles hükmü de öyleydi. Peki üzerinde etki olan nesneler? – Tabii ki bu konuyu düşünmek için önce üzerinde etki olmayan nesneleri anlamak gerekiyordu. Bunu eylemsizlik ilkesi sağladı. Sonraki soru ise, “etki”yle tam olarak ne kastedildiğiydi. Eylemsizlik ilkesi, söz konusu nesnenin vektörel hızının sabit olduğu

okumak için tıklayınız

Görelilik ile Güneş-merkezliliğin ilgisi nedir?

– Aristoteles’de gök mekaniği zaten farklıydı… Galileo bu konuda da Aristoteles öğretisini sorguladı. Zaten bir müddet önce Kopernik, Güneş-merkezli bir sistem önermişti. – Yermerkezlilikten Güneş-merkezliliğe geçiş bu kadar basit mi? “Günün birinde Kopernik adında bir adam Güneş-merkezli bir model önerdi…” – Tabii ki bu kadar basit değil, güneşin altında gerçekten yeni çok az şey vardır.

okumak için tıklayınız

Eylemsizlik ilkesi nedir? Görelilik ile ilgisi nedir?

– Peki bu “doğru yol” sonunda nasıl bulundu? – Zamanla Aristoteles/Batlamyus geleneğine yapılan ufak tefek itirazlar, Galileo ile olgunluğa ulaştı. Doğa yasalarına Aristoteles öğretisindeki gibi salt saf düşünce ile değil, deney/gözlem rehberliğinde ulaşılması gerektiği fikri daha önce El Heysem, El Birunî, İbni Sina, Roger Bacon gibi filozoflarca ileri sürülmüş, ancak çok etkili olamamıştı; Galileo da

okumak için tıklayınız

Görelilikten önce ne vardı?

– Konumuz olan görelilik bağlamında o zaman Einstein özel göreliliği ve mekaniği, Newton mekaniği ve Galileo göreliliğinden sonra gelen kuram/yasa. Peki Galileo öncesi ne vardı? – İlkçağ filozoflarının, görelilik diye bir dertleri yoktu. Neden olsun ki?.. – Bir dakika, bir dakika… Filozofların görelilikle ya da fizikle ilgisi ne? – Filozof kelimesinin orijinal anlamı, “bilgiyi seven”dir. İlkçağlarda insanlığın “bilimsel”5 bilgi

okumak için tıklayınız

Galileo göreliliğiyle Einstein özel göreliliği arasındaki ilişki nedir?

– İyi ama, şimdiye kadar hiç Einstein’dan bahsetmedik? – Görelilik kavramı, çoğu kişinin zannettiğinin aksine Einstein ile değil, Galileo ile başlar. Galileo’dan Einstein’a kadar görelilik, hareket yasalarının bir özelliği olarak düşünülüyordu. Einstein ise bunun bir bilimsel ilke olması, yani tüm doğa yasalarının bu özelliğe sahip olması gerektiğinde ısrar etti. Galileo/Newton zamanında elektromanyetizma yasaları bilinmiyordu. Sonraki yüzyıllarda bu yasalar keşfedildi, üstelik—

okumak için tıklayınız

Görelilik kuramı nedir?

– Görelilik kuramı nedir? – Bana göre olan ile sana göre olan ne bakımdan aynıdır, ne bakımdan farklıdır? Farklı olan tarafların bana göre ve sana göre görünümleri birbiriyle ilişkili midir? Evet ise, bu ilişki nedir? Biraz somutlaştırmak gerekirse, bana göre hızla giden bir araba, sen giden bir otobüste otururken, sana göre ne yapıyordur? Benim falanca frekansta duyduğum sesi ya da gördüğüm ışığı,

okumak için tıklayınız

Einstein kimdir?

Einstein 1905 yılına kadar hiçbir ciddi fizikçinin bilmediği, üniversite yıllarında onu tanıyan hocalarının ise pek önem vermediği bir kimseydi. Zürih Federal Tek-noloji Enstitüsü’nü bitirdiği 1900 yılından, matematikçi bir sınıf arkadaşının (Marcel Grossman) babası onu 1903’te Bern’deki Federal Patent Bürosu’na yerleştirene kadar doğru dürüst bir işi bile yoktu. Ama kendi kendine çalışarak, önce doktora tezi olarak

okumak için tıklayınız

Travma sonrası stres bozukluğu ne demektir? Nasıl meydana gelir? Tedavisi nedir?

İlk olarak 1. Büyük Savaş sırası ve sonrasında dikkati çekmiş ve uzun süre savaş bitkinliği (combat fatigue) olarak adlandırılmış olan durumun aslında yalnız savaşlar sırası ve sonrasında değil, kişilerin yaşamını tehdit eden ve etmiş olan bütün olaylar sırası ve sonrasında ortaya çıktığı anlaşılınca, bu tablo ve benzerleri travma sonrası stres bozukluğu (post traumatic stress disorder)

okumak için tıklayınız

Obsesif-kompulsif bozukluk nasıl bir bozukluktur? Bu da anksiyete bozukluğu mu sayılır?

İleride göreceğimiz obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu ve kişilik özelliklerinden başka bir de doğrudan doğruya bozukluk niteliğinde olan bir obsesif-kompulsif bozukluk ayırt edilmelidir. Bu da bir anksiyete bozukluğu sayılmaktadır. Normal olarak bazı kimselerde obsesif-kompulsif kişilik özellikleri bulunabilir. Bazı kimseler ise bu karakterlerin egemen olduğu obsesif-kompulsif kişilik yapısı ya da kişilik bozukluğu gösterirler. Ki bunu daha sonra göreceğiz.

okumak için tıklayınız

Fobiler nelerdir, kaç türlü fobi ayırt edilebilir?

Fobi bazı durum ya da canlı, cansız şeylerden korku duymak demektir. En yaygın olanı agorafobidir ki bunu yukarıdaki maddede görmüştük. Bu başlı başına ayrı bir fobi türüdür. Diğer fobiler basit ya da özgül fobi olarak adlandırılır. Yüksek yerlerde bulunmak, uçakla seyahat etmek, köpek, fare ya da kedi gibi, yılan, çıyan gibi ya da at, eşek gibi hayvanlardan panik düzeyinde

okumak için tıklayınız