Platon’un temel eserlerinden biri: “Sofist”

SOFİST
Sofist, Platon’un yaşlılık dönemi eserlerinden biri olup, Platonik külliyatın oldukça önemli metafiziksel ve epistemolojik konular üzerinde yoğunlaşan temel eserlerinden biridir. Onun üç diyalogla yakından ilişkili olduğu söylenebilir. Söz konusu diyaloglar da sırasıyla Parmenides, Theaetetos ve Devlet Adamı’dır. Bunlardan hiç kuşku yok ki, en önce geleni ve başta Sofist olmak üzere, hepsi tarafından, örtük ya da aleni göndermeler yoluyla varsayılanı, Parmenides’tir. Nitekim Sofist’te gözetilen amaçların en başında geleni, Parmenides’te ortaya konan metafiziksel ve epistemolojik güçlüklerin açıklığa ya da çözüme kavuşturulmasıdır. Buna göre Platon Parmenides’te kendi idealar teorisini, diyalogla aynı adı taşıyan filozofun ağzından, hangi ideaların var olduğu konusu, ama özellikle de idealarla maddi varlıklar veya duyusal şeyler arasındaki ilişkiyi “pay alma” metaforuyla açıklamanın yol açtığı güçlükler üzerinden eleştirmiş ve bundan sonra kaleme alınmış bir diyalog olan Theaetetos adlı eserinde bilgi problemine, idealar olmadan bir çözüm getirip getiremeyeceğini soruşturmuş, bunun mümkün olmadığım görmüştü. Bu yüzden ideaları Sofist’te yeniden gündeme getiren Platon, burada yine idealarla ilişkili başka bir problem üzerinde yoğunlaşır. Bu problem ise, ideaların duyusal varlık ya da şeylerle değil de, birbirleriyle olan ilişkileriyle ilgili bir problem olmak durumundadır.

Sofist’in diğer diyaloglarla, fakat özellikle de Theaetetos’la olan ilişkisini gözler önüne seren bir başka veri de diyalogda betimlenen görüşme ve tartışmanın Theaetetos’ta geçen tartışmanın yapıldığı günün hemen ertesinde yapılmış olmasından çıkar. Dahası, Sofist yine Theaetetos’ta ele alınan konulardan biri olarak haklılandırılmış veya hesabı verilmiş doğru inanç ya da yargıyla ilişkili olacak şekilde, doğru ve yanlış yargı ya da inanç konusu üzerinde durur. Sofist’in çok daha yakın bir ilişkisinin bulunduğu, bu yüzden kendisiyle yaklaşık olarak aynı zaman diliminde yazılmış olduğu diğer diyalog Devlet Adamı’dır. Diyalogun başında da açıklıkla söylendiği üzere,{8} Platon burada, üç farklı insan ya da daha doğrusu uzman tipinden birine karşılık gelen Sofisti tanımlamak üzere kaleme alınmıştır. Diğer iki uzman tipi ise sırasıyla devlet adamı ve filozoftur. O, Sofist’ten hemen sonra kaleme alman Devlet Adamı’nda devlet adamım tanımlar. Aslında Sofist ve Devlet Adamı’yla birlikte bir üçlü oluşturacak şekilde tasarlanan ve adı Filozof olarak düşünülen diyalog, bilindiği kadarıyla hiçbir zaman yazılmamıştır. Bunun da muhtemel nedeninin Sofistin aldatıcı görünüşler yaratan, sahte bir filozof edasıyla ortaya çıkıp filozofa özgü bilgeliğin sadece görüntüsünü veren biri olarak tanımlanmasından sonra, filozofu ayrıca tanımlamanın gereksiz olduğunun Platon tarafından düşünülmüş olması olabilir.

Diyalogun Yazılış Tarihi ve Kişiler

Bu durumda Timaeos, Yasalar ve Philebos gibi son dönem eserlerinden önce yazılmış olduğuna inanılan Sofist’in, Theaetetos ve Devlet Adamı’yla birlikte, yaklaşık 367-362 yılları arasında kalan bir tarihte yazılmış olduğu sanılmaktadır. Yorumcular arasında söz konusu tarih ile ilgili olarak 360 tarihi verenler olmakla birlikte, baskın görüş eserin Platon tarafından 363 yılında kaleme alındığını ifade eder.

Diyalogun karakterlerine gelince, eserde kişiler, iki önemli farkla Theaetetos adlı diyalogda yer alan kimselerden oluşur. Yani Theodoros, Sokrates ve Theaetetos, diyalogun Theaetetos’tan Sofist’e taşınmış kişileridir. Farklılıklardan birincisi, Theodoros’un diyaloga gelirken, kendisiyle birlikte getirdiği bir kimse olarak Parmenides’in memleketi olan Elea’dan gelmiş bir misafirdir. Diyalog boyunca, ondan “Yabancı” diye söz edilir. İkinci önemli farklılık, eserde Yabancının, Parmenides istisnasıyla daha önceki bütün diyalogların başkonuşmacısı veya soru soranı olarak Sokrates’in yerini almasından oluşur. Başka bir deyişle, Sofist, bir yaşlılık dönemi diyalogu olarak Sokrates’in rolünün sınırlandığı, arka plana itildiği, dolayısıyla yerinin başka biri, çoğu zaman Elea felsefesini temsil eden bir figür tarafından doldurulduğu diyaloglardan biri olmak durumundadır. Burada Platon Sokrates’in yerini Elealı bir Yabancıya vermek suretiyle Parmenides’in “var olmayanın düşünülemeyeceği ve söylenemeyeceği”ni dile getiren görüşünü eleştirmeyi amaçlar. Nitekim Platon’un eserin ana bölümündeki en önemli amacı veya stratejisi, varlığın olumsuzlanmasını yokluktan ayırt etmek ve doğru ile yanlış yargı veya inancı tanımlamak olarak tezahür eder. Diyalogda Sokrates’in yerini Elealı bir Yabancıya bırakması, içerik olarak da özellikle gençlik diyaloglarına özgü Sokratik çürütme yönteminin yerine yeni bir yöntem olarak toplama-bölme yönteminin ikame edilmesi üzerinden ifade edilir. Eserin, Theaetetos ile kıyaslandığında, yerinde ve işinde hiçbir farklılık olmayan yegâne kişisi, genç ve çok seçkin bir matematikçi olarak Theaetetos’tur. O, diğer diyalogda olduğu gibi, burada da kendisine sorulan sorulara yanıt verir.

Diyalogun Genel Mantıksal Yapısı

Sofist, bir girişle birlikte, beş ana bölümden oluşan bir diyalog olarak oluşturulmuştur. Nitekim eser, diyaloga katılan kişilerin ve diyalogun konusunun tanıtılmasından oluşan bir giriş{9} bölümüyle başlar. Burada Yabancı diyalogun konusunun veya kendisine edindiği işin üç ayrı insan tipinden biri olarak görülen Sofistin tanımlanması olduğunu ifade eder. Sofistin tanımlanması ise, kaçınılmaz olarak Sofistin özünü ortaya koyacak sözel bir nesne tanımından oluşacağından, türlerin doğasına ve dolayısıyla birbirleriyle birleşme veya karışma kapasitesine ilişkin bir bilgiyi gerektirir.

Bu yüzden, eserin ana gövdesinin birinci bölümünde{10} bu amaca uygun bir yöntem, yani bir tanım metodu olarak toplama ve bölme yöntemi tanıtılır. Sofisti tanımlamaya yönelik bu yeni yöntem, Platon’un gençlik diyaloglarında gösterildiği üzere, ilgili ahlaki erdemi tanımlama, yani onun özünü ortaya çıkarma amacı doğrultusunda çoğu zaman aşağıdan veya tekil örneklerden yukarıya idea ya da eidosa doğru yol alan bildik Sokratik yöntemin tersi bir yol izler.{11} Başka bir deyişle, bu yeni yöntemde toplama, bölünecek cinsi {genos) seçme ve o cins üzerinde yoğunlaşmaya karşılık gelir. Bölme ise söz konusu cins içinde yer alan bir türün tanımına yönelen aşağı doğru bir işlemdir. Buna göre Sokratik tanım yönteminde, ilgili erdemin ideasına ilişkin vizyona veya özün açık seçik olarak görülenmesine ve dolayısıyla doğru tanıma, yukarı doğru olan bir dizi sıçramanın hedefi olarak varılmaktaydı. Oysa yeni yöntemde hedefe, bölünemez olan bir tür, cins ve türsel ayrım yoluyla tanımlandığı zaman, yani aşağıya doğru olan bir işlemin sonucunda varılır. Bu ise, elbette Platon’un diyalogdaki temel amacının artık bir idealar dünyasına ulaşmak, ideaların varoluşunu kanıtlamak olmadığı anlamına gelir. Eide ya da ideaların varoluşu, teoriye yönelik bütün eleştirilere rağmen, gerekli görülür, hatta kesin olarak kabul edilir. Platon’un dikkati, artık ortak bir öze sahip bireyler öbeğinden özlerin veya ideaların kendi aralarındaki ilişkilere ve özellikle de özgül bir ideanın veya özün tanımlanmasında gündeme gelen idealar arasındaki ilişkilere kaymış durumdadır.{12}

Yeni yöntem bu bölümde bir model üzerinden örneklenir. Verilen örneğe göre, Sofisti bir oltacı ya da avcı olarak tanımlayan ve avcılığı da bir sanat (tekhne) olarak tanımlayan Yabancı, aranan veya toplamayla kendisine ulaşılan cins olarak sanatı temele alır. Sonra sanat üzerinden, hep sağdan gidilecek şekilde, dokuz evreli bir bölme gerçekleştirir. Buna göre sanatlar üretmeye ve kazanmaya yönelik sanatlar olarak ikiye ayrılır. Bundan sonra kazanmaya dönük sanatlar rızaya dayalı elde etme ve yakalama sanatları olarak ikiye bölünür. Yakalama sanatlarının kendi içinde ikiye bölündüğü unsurlar, açıkça yapılan yakalamayla hile ile gerçekleştirilen yakalamadır. Hileyle yapılan yakalama ise cansız şeylerin avlanması ile canlı şeylerin avlanması olarak ikiye ayrılır. Bunu hayvanların avlanmasının karadaki hayvanların avı ile suda yüzen hayvanların avı, bu sonuncusunun da kuş avı ile balık avı olarak ikiye bölünmesi takip eder. Balıkların avlanması ise ağ ile avlama ve başkaca araçlar kullanarak avlama olarak ikiye ayrıldıktan sonra, son av da gece ateş ile yapılan av ve gündüz yapılan av diye ikiye bölünür. Son bölünme balıkların zıpkın ve olta ile avlanması arasındadır.

İkinci bölümde,{13} söz konusu tanım yöntemi doğrudan doğruya Sofiste uygulanır ve Sofist, yine sanatlar üzerinden bu şekilde yedi ayrı bölme üzerinden tanımlanır. Buna göre, genel sanat cinsi içinde, sanatlar kazanmaya, ayırt etmeye ve üretime dönük sanatlar olarak üçe bölünür. Bunlardan ayırıcı sanatların Sofistin sanatıyla bir ilişkisi olmayıp, o sadece Sokrates’in gerçek bir bilgelik ortaya çıkarma yolunda uyguladığı katartik yöntemi Sofiste özgü eristikten ayırt etmek için kullanılır.{14} Kalan altı bölme söz konusu olduğunda, önce kazanmaya yönelik sanat üzerinde durularak, bu sanat takas veya değiş-tokuş yoluyla olan kazanma sanatı ve yakalama yoluyla hayata geçirilen kazanma sanatı olarak ikiye ayrılır. Bunlardan önce yakalama yoluyla kazanma sanatı üzerinden, Sofist birinci bölmede,{15} “ücret ile tutulmuş zengin delikanlı avcısı olarak” tanımlanır. Sonra, takas yoluyla gerçekleşen kazanmaya yönelik sanat ele alınarak, Sofist önce ikinci bölmede malumat satıcısı bir tüccar, üçüncü bölmede malumatları perakende olarak satan tüccar ve dördüncü bölmede de malumat imalatçısı ve satıcısı olarak tanımlanır.{16} Söz konusu bölme ya da tanımların veya ortaya konan türsel ayrımların Sofist adı verilen insan türü veya uzman tipinin özünü vermediğine kanaat getirilerek, yakalama yoluyla gerçekleştirilen kazanma sanatının, avlama ile değil de, mücadele yoluyla hayata geçirilen türüne geçilir. Sofist, söz konusu bölme{17} üzerinden bir çekişmeci veya eristik sanatının ustası olarak tanımlanır. Sofist türünü belirleyen özsel veya ayırt edici özellik çekişmecilik olsa bile, bu, Platon’a yeterli gelmez. Dolayısıyla, Sofist bir sonraki bölmede, Sokrates’in ruhsal arınmaya, boş bilgelik kibrini dağıtmaya yönelik çürütme veya katharsis yönteminin tersine, üretime yönelik sanat üzerinden, temelsiz bir bilgelik kibri veya daha doğrusu aldatıcı görünüş yaratan biri olarak tanımlanır.{18}

Sofistin aldatıcı görünüşlerin yaratıcısı olarak tanımlanması doğallıkla görünüşün ne olduğunun tanımlanmasına ve buradan da sadece varlığın var olduğunu ve gerçekliğin varlıktan ibaret olduğunu öne sürerken, görünüşün varlığını inkâr eden Eleacı veya Parmenidesçi görüşe yönelik bir eleştiriye götürür. Diyalogun üçüncü bölümü,{19} şu hâlde Parmenidesçi görüşün eleştirisine ayrılmıştır. Söz konusu bölüm gerçekliğin birliğini savunurken, yokluğun düşünülemeyeceğini öne süren Parmenides’in aksine, bütün bir gerçeklik alanının sırasıyla mutlak yokluk, mutlak varlık ve hem yokluk hem de varlıktan pay alan görünüş dünyası üzerinden ele alınması gerektiğini dile getiren Platoncu metafiziğe uygun olarak, belirli birtakım alt bölümlere ayrılır. Birinci alt bölüm,{20} gerçeklikten tümüyle yoksuna olana, yani mutlak yokluğa ayrılmıştır. İkinci alt bölüm{21} ise eidolon, yani görünüş konusu ve doğallıkla da görünüş dünyası üzerinde yoğunlaşır. Buna mukabil, üçüncü altbölüm{22} mutlak gerçeklikle ilgilidir. Bu çerçeve içinde ele alınmak durumunda olan dördüncü bölümde,{23} Parmenides’in bir olan gerçek varlığına yönelik sert bir eleştiri hayata geçirilir. Bütün bu hazırlıklar, bölümün geri kalan kısırımda ortaya konan bir savaş, Platon’un Tanrılarla devler arasındaki bir savaş olarak nitelediği idealistlerle materyalistlerin, Presokratik felsefeden hareketle kurgulanan savaşını açıklıkla ortaya koymak içindir.{24}

Diyalogun son ve beşini bölümünde,{25} Sofiste ilişkin nihai tanıma geçilmeden önce, Platon, Parmenides’e yönelik eleştiri üzerinden, tanımlamada kullanılacak kavramları açıklığa kavuşturmaya yönelir. Başka bir deyişle, diyalogun dördüncü bölümü,{26} varlık ve yokluk bilmecesinin çözüme kavuşturulmasına, büyük türlerin ya da Platoncu kategorilerin ortaya konmasına, yani Varlık, Yokluk, Aynılık, Farklılık, Hareket ve Sükûnetin doğasının ve bu ideaların birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunun açıklanmasına ayrılmıştır. Buna göre, Parmenides’in “yokluğun hiçbir şekilde düşünülemeyeceği” görüşünü, Varlığın değişmeyle mi yoksa sükûnetle mi yoksa her ikisiyle birden mi özdeşleştirilmesi gerektiğini belirlemek amacıyla sorgulamış olan Platon, burada şu sonuca varır. Sükûnet ve Değişmeden her ikisi de vardır, yani varlık, Parmenides’in dediği gibi sadece Sükûnet olmayıp, gerek Sükûnet gerekse Hareket ya da Değişme birer varlık olmak durumundadır. Varlık da, aynı şekilde var olan her şeyin kendisinden ortak olarak pay aldığı ayrı bir türdür. Öte yandan Aynılık da, aynı cins veya türün üyesi olan şeylerin ortak bir özelliğe sahip olma noktasında kendisinden pay aldıkları ayrı bir tür olmak durumundadır. Benzer şekilde Farklılık da, aynı türden şeylerin özdeşleştirilmemelerini temin eden ayrı bir tür ya da kategoridir. Platon, bölüm içinde bu beş büyük tür ile onların birbirleriyle karışabilme özelliklerinin bilgisinin, Sofiste değil de, diyalektik yöntemi veya toplama ve bölme metoduyla karakterize olan filozofa özgü bir bilgi olduğunu belirtmeye özen gösterir. Hepsinden daha önemlisi, o, Parmenides tarafından sözü edilen Yokluğun Varlığın karşıtı veya var olmayan olmayıp, sadece ondan farklı olduğunu gözler önüne serer. Söz gelimi “Bu beyaz değildir” gibi bir önerme zorunlu olarak siyahlığı göstermez; o, beyaz olmayan renkler arasında yapılacak bir tercihi olumluyor değildir. Buna göre Varlığın olumsuzu veya değillenmesi, Platon tarafından burada farklılıkla özdeşleştirilir. Bunun nedeni ise olumsuz yüklemlemenin yüklemden farklı bir şeyi göstermesidir. Dolayısıyla yokluk ya da var olmayan, varlığın karşıtı olmayıp, yalın bir biçimde farklılıktır.

Platon diyalogda, bunun ardından Yabancı üzerinden bu sonuçlara, en azından Parmenides’in görüşünün aksi bir sonuca ulaştıktan sonra, yanlış önerme ve inanç konusuna girer, doğru önermeyi yanlış önermeden ayırmaya çalışır.{27} Buna göre bir önerme, bir isim ve bir fiilden meydana gelir. Bunlardan isim özneye karşılık gelmektedir. Başka bir deyişle, düşüncenin, hiçbir şey hakkında olmayıp, bir şey hakkında olması nedeniyle, önermenin kaçınılmaz olarak bir şeyle ilgili olması gerekir. Bu şey de isim veya öznedir. Fiil ise öznenin gerçekleştirdiği veya maruz kaldığı bir eylemin sembolü olmak durumundadır. Bu yüzden fiil özneyle ilgili bir şeyi ifade ettiği, onun özelliklerinden birini ortaya koyduğu zaman, önerme doğru olur. Buna mukabil fiil öznenin özelliklerinden farklı olan bir şeyi ifade ettiği zaman, önerme yanlış olmak durumundadır. Bundan dolayıdır ki, Theaetetetos’un fiilen oturmakta olduğu bir sırada, onun uçmakta olduğunu bildiren “Theaetetos uçuyor” önermesi yanlış, “Theaetetos oturuyor” önermesi doğru olur. Çünkü “uçma” yüklemi, Theaetetos’un fiili eylem ya da yükleminden farklı bir fiildir. Bu ise elbette, “var olmayan, fakat görünen şeylerin bir şekilde var olmalarının” ve dolayısıyla Sofistin gerçek bilgeyi taklit ederek aldatıcı görünüşler yaratmasının mümkün ve anlaşılır olduğu anlamına gelir. Nitekim Platon, diyalogun sonunda Sofisti bu temel üzerinde, üretime dönük sanatlardan hareketle, aldatıcı görünüşlerin, içtenlikten yoksun yaratıcısı olarak tanımlar.

Ahmet Cevizci
Nisan 2012

Platon
Sofist
Eski Yunancadan Çeviren: Furkan Akderin
Say Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here