Sevgili Aziz Nesin, kitaplarınızı nasıl yazarsınız?

? Kitaplarınızı nasıl yazarsınız, efendim?
Kâğıtlara eski yazıyla yazarım.

?Yani daktilo kullanmaz mısınız?
Kullanırım ama sonra kullanırım. Önce kâğıda el yazısıyla eski Türkçe olarak yazarım. Sonra onu gözden geçirip bir başka kâğıda yeniden eski Türkçe olarak yazarım. Ondan sonra daktiloyla yazarım. Sonra bunu da bikez daha daktiloda yazarım. Yani enaz dört kez yazıyorum.

– Bir şeyi en az dört kez yazmak sizin çapınızda bir yazar için çok olmuyor mu?
 Doğru söylediniz. Aslında sanıldığının tersine, ben çok zor yazıyorum. Yani ben kolayca yazan bir adam değilim. Ama bütün boş zamanlarımı yazmakla geçirdiğim için, çok yazmamın nedeni odur. Ama ben kolay okutan bir yazarım. Onun için karıştırıyorlar birbirine. Yani bir yazının kolay okunması, o yazının kolay yazıldığını göstermez. Tam tersine eğer bir yazı kolay ve rahat okunabiliyorsa, yazar o yazının veya o kitabın üzerinde çok çalışmış çok yorulmuş demektir. Ben gerçekten çok yorulurum, Örneğin şurada bir öykü var. Bu öyküyü 1965 yılında kurmuşum. Ben onu ancak bir hafta önce yazabildim. Size şunu da söyleyeyim romanlarımı beş altı kerede yazarım. Oyunlarımda ise, onbeş yirmi kez yazdıklarım olmuştur. Yani zannettiklerinin tersine, ben çok zor yazan bir yazarım. Dün çok basit bir yazıyı üç kez yazdım. Ayrıca daktiloya da çekmedim. Eğer çekseydim, dördüncü kez yazılmış olacaktı.

?Peki eski Türkçe yazmak daha mı kolay oluyor? Niçin eski yazıyla yazmayı tercih ediyorsunuz?
Birincisi alışkanlık var. İkincisi ise benim elimde 1950 yılından beri yazar hastalığı var. Kramp var. Bu psikolojik bişey. Ben çok yazdığım zaman, elim direniyor benim.

?Yazmamak için mi direniyor?
Evet, yazmamak için direniyor. 1950 yılında hapishanede başladı. O zamandan beri çekiyorum ben bunu. Onun için de, tükenmezle değil yumuşak kalemle yazabiliyorum. Psikolojik bişey ama bunu bitürlü yenemiyorum. Bu nedenle de, aslında benim yazım çok güzel olduğu halde, çok çirkin yazıyorum. Öyle ki, aradan bir yıl geçse kendim okuyamam. Bu yüzden de, eski Türkçe yazınca bana daha kolay geliyor.

? Peki kitaplarınızın çatısını ve konusunu kafanızda önceden uzun uzun oluşturuyor musunuz?
Evet, kesinlikle öyle. Onun için benim bütün kitaplarım, öykülerim, bütün yazılarım on onbeş yıl bekler. Birdenbire yazdığım bir yazı yoktur. Yazı benim kafamda önce gelişir ve oluşur. Yazıncaya kadar, aradan yıllar geçer. Onun için, ben öldüğüm zaman ileride yazılması gereken yüzlerce, binlerce şey kalacak. Bunların çatısı var, ana hatları kafamda var, notları dosyalarımda var.

?Ama siz öldükten sonra bunları birileri yazabilir mi?
Hayır, hiçkimsenin işine yaramaz.

72 Yaşındaki Aziz Nesin?e Göre, Söyleşiyi Yapan: Emin Çölaşan, Hürriyet Gazetesi, 1 Mart 1987
Kaynak Kitap: İnsanlar Konuşa Konuşa / Söyleşiler, Aziz Nesin, Nesin Yayınevi, Eylül 2012, sayfa 198,199

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
JALE SANCAK “Hepimiz sorumluyduk olup bitenlerden” – SÖYLEŞİ: Elif Şahin Hamidi

Öykücü Jale Sancak, bu kez bir romanla okurlarının karşısına çıktı. Fırtına Takvimi isimli bu ilk romanda Sancak'ın öykücülüğünün izlerini sürüyoruz....

Kapat