“Şeytan” Komünizm ve “Melek” Gürsel! – Berivan Kaya

Doksanlı yıllarda küresel kapitalizmin uğraşları sonuç verip de dünya sosyalist sistemi yıkılınca ortalık sosyalizme karşıt bir yığın ihanetçiyle doldu. Yaşamlarını bir hiç uğruna heba ettiklerini düşünenler, pişman olanlar, ?özgürlüğün? liberalizmde olduğunu geç de olsa anlayanlar bulundukları köşelerden, burjuva ideologlarının bile ağzını açık bırakan saldırılara giriştiler.
Bu saldırıların roman cephesinden keskin bir örneği de Nedim Gürsel?in Doğan Kitap?tan çıkan son romanı ?Şeytan, Melek ve Komünist?tir. Burada etik olmayan asıl unsur ise Nedim Gürsel?in bu karalama ve çarpıtmayı, Nazım Hikmet?in şair-komünist yaşamı ve kimliği üzerinden yapmasıdır.
Kitapta iki ana kahraman yer alıyor. Birincisi bir dönem Nazım Hikmet?in hayatını yazmış olan isimsiz ?Biyografi Yazarı?, diğeri ise Nazım Hikmet hakkında düzenli raporlar tutarak Doğu Alman komünistlerine muhbirleyen ajan Ali ALBAYRAK.
Yazar sosyalizm-komünizm karşıtlığını ve karalama kampanyasını bu iki ana kahramanla yürütüyor roman süresince. Roman üç bölümden oluşuyor.
?Berlin? adı verilen birinci bölümde adı bilinmeyen Biyografi Yazarı, Nazım Hikmet hakkında bazı belgeler almak üzere Doğu Berlin?e gider. Belgeler Doğu Almanya Güvenlik Örgütü STASI adına ajanlık yapan Ali ALBAYRAK?ın yazdığı, Nazım Hikmet?in yaşamının 1940?1963 dönemini kapsayan gizli raporlardır.
Bu bölümde Nedim Gürsel, deneme kaleme alır gibi kahramanının ağzından kendi siyasi görüşlerini açıklıyor bize. Romanın temel yapısı olan kurmacadan uzak bu metinler özet olarak komünizmi baskıcı, özgürlük karşıtı, bireyi yok sayan; kapitalizmi ise özgürlükçü ilan eden tarzda akıyor. Komünizm düşüncesine baş koyan; Nazım Hikmet, Şefik Hüsnü, Lenin, Stalin, Marks, Engels, Guevera, Castro, Rosa Luxemburg dâhil pek çok tarihi ve isimsiz komünistin idealleri; yaşanmış ve çökmüş sosyalist sitemin izdüşümleri üzerinden küçümseniyor, aşağılanıyor ve dalgaya alınıyor.
Biyografi yazarı duvarın öte yanı olan sosyalist Doğu Almanya için şunu söylüyor: ?Orada gözetleme kuleleri, telörgüler, parlak çizmeli, kurt köpekli nöbetçiler vardı,?(sf:55)
Aynı satırlarda yazar, kapitalist Batı Almanya?yı kastederek devam ediyor: ?buradaysa özgürlük. Tartışma, yaratma ve sevişme özgürlüğü.? (sf:55)
Komünizm karşıtlığında dar beyinlilerin sıkça kullandığı bir önerme de başarısız, mutsuz, çirkin, yoksul, ruhsal hasarlı kişilerin komünistlerin ağına düştüğü ve hayatlarını mahvettikleridir. Bu görüş romanda Nazım Hikmet için ve romanın ilerleyen bölümlerinde muhbir ve eşcinsel komünist Ali ALBAYRAK için ortaya konuyor.
Babasının evi terk edip gitmesi, annesi Celile Hanım?ın da ilgilenmemesi sonucunda Nazım?ın, mutsuz bir çocuk olarak sığına sığına Lenin?in manevi enik komünistlerine sığındığını söylüyor Nedim Gürsel kitabında. (sf:48)
Yazar romanında ana eksene oturttuğu komünizmin özgürlüklere karşı olduğu fikrini ikinci bölümde Nazım Hikmet üzerinden geliştiriyor. ?Şair ve Şeytan? adı verilen bölüm yaklaşık 160 sayfa ve tamamıyla STASİ (Doğu Almanya Güvenlik Örgütü) ajanı Ali ALBAYRAK?ın Nazım Hikmet hakkındaki gizli raporlarından oluşuyor. Ali ALBAYRAK?ın ?Şeytan? kod adıyla kaleme aldığı Nazım Hikmet?in bazı siyasi görüşlerine ve özel hayatına ilişkin bu notlar belirgin bir ironi özelliği taşıyorlar.
Bu tür belge niteliğindeki bilgilerin bir romanda yer alması oldukça hassaslık taşır. Bir yandan bunların kurmaca olduğu kabulü diğer yandan kişilerin ve olayların tarihi kimlik ve nitelikleri bu hassaslığı gerekli kılmaktadır. Romanda Nazım Hikmet hakkında belge niteliğinde sunulan ajan notlarının biçimsel olarak kurmaca bile olsa içerik ve anlam yönünden nesnel; bir biçimiyle yaşanmış ve tarihi gerçekliklerle bağdaşır olması gereklidir. Bu bilgiler çoğu yerde Nazım?ın yüksek sesle söylediği, herkesin bildiği veya incir çekirdeğini doldurmaz nitelikteki bilgilerdir. Anlatımda aşırıya kaçan ironi, mizah, basitleştirme ve karikatürize etme zaten romanın samimiyetsizliğin kanıtıdır.

Yazar Nedim Gürsel, Ali ALBAYRAK ajan tiplemesiyle Nazım Hikmet üzerinden komünist sistemin öz savunma, kendini koruma anlayışını karikatürize etmiş; anlamsız kaygı ve panik unsurlarıyla konuyu basitleştirmiş; romandaki gerçeklik olgusunu zedelemiştir. Tüm enerjisini ve komünizm hakkındaki kısır, kabız birikimlerini tek bir noktaya odaklamıştır. O da komünizmin kendini korumak adına demokrasiyi, ?Büyük birader? benzetmesiyle özgürlükleri ortadan kaldırdığı, denetim ve baskı aygıtları kurarak bireyi ve toplumu sindirdiği, neredeyse her bireyin başına bir hafiye dikerek korku toplumu yarattığı ve tüm bu sürecin kendi sonunu hazırladığı buluşudur. Yaşamını komünizme adamış, insanlığın büyük şairi Nazım Hikmet üzerinden bu ?buluşa? geçerlilik kazandırmaya çalışması sanatsal duruşun karşısında kurnazca ve hilebaz bir tutumdur.
Yazar Nedim Gürsel?in komünizm olarak bilerek ya da bilmeyerek kullandığı sistem özünde komünizmin ilk aşaması olan sosyalist rejimdir. Önemli bir nokta ise yazarın özgürlük kavramına sınıflar üstü bir olguymuş gibi yaklaşımıdır. Sosyalist rejimin yönetimsel özünün proletarya (işçi sınıfı) diktatörlüğü olduğunu ve burjuva sınıflar için özgürlüğü içermediğini bir hatırlatalım yazarımıza. İşçi sınıfının burjuva sınıflar üzerindeki egemenlik (baskı ve zor) işlevinin, sınıfları tamamıyla ortadan kaldırmak olduğunu; gerçek özgürlüğün sınıflar tümüyle ortadan kalktıktan sonra geleceğini yazarımız ne yazık ki bilmiyor. Sosyalizmin baskı ve zoru kullandığı için çöktüğü buluşuna varıyor. Sosyalist sistemde yaşanan baskı ve zorun kullanım biçimlerine ilişkin eleştiri yapılabilir elbette, sistemin bu noktalarda yoğun hatalar içerdiğini kimse göz ardı edemez fakat o dönemdeki nesnel ölçütler projeksiyonunda, inşa edilmeye çalışılan sosyalist sitemin faşist kapitalist dünya tarafından askeri-militarist, ekonomik, ideolojik, kültürel kuşatılmasını, bu kuşatmalarda yirmi milyonu asker olmak üzere otuz milyon Sovyet insanının öldüğünü, burjuva sınıfın içeriden de uzun yıllar işçi sınıfı ve önderlerine yok edici başkaldırı ve savaşlar düzenlediğini ortaya koymadan salt sistemin öz koruma ve savunma aygıtları üzerinden sisteme ve komünistlere topyekûn saldırmak, aşağılamak tarihin ve toplumsal gerçekliğin reddidir. Romandaki bu yansıma gericiliği, düşüşü, bilgisizliği ve zavallılığı temsil eder.
?Melek ve İpek? adını taşıyan üçüncü bölümde Nazım Hikmet?in muhbiri eski tüfek komünist Ali ALBAYRAK anlatılmaktadır. Babası, İstanbul?un işgali sırasında annesinin ırzına geçmiş bir Fransız donanma askeridir. Sevgisiz büyümüştür ve Kuleli Askeri Lisesi?nde eşcinsel olmuş, birçok öğrenciyle ilişki yaşamıştır. Ali ALBAYRAK, kırklı yıllarda ise Kara Harp Okulu?nda öğrencidir, komünist olduğu için okuldan atılır. Okuldan atıldıktan sonra Türkiye Komünist Partisi?ne katılır, eğitim ve disiplinle sıkı bir komünist olur. Neticede bu mutsuz kişilik de Nazım gibi yapmış ve komünistlere sığınmıştır.
Gelgelelim sonradan Moskova?ya giderek Nazım Hikmet?i dost ve yoldaş kisvesinde STASİ?ye uzun yıllar muhbirler. Bu alanda o denli pervasızlaşır ki günü gelir DEV-SOL örgütü üyesi yeğenini bile Türkiye ve Doğu Almanya?nın bilgi takası sırasında sırf komünizmin parlak geleceği için Türk Emniyeti?ne ihbar etmekten kaçınmaz. Yeğen Türk emniyetince yakalanır ve işkencede öldürülür. Ali ALBAYRAK, uzun yıllar yoldaşı, dostu olduğu hatta aşk duygusu hissettiği Nazım Hikmet?e ve yeğenine büyük kötülük yaptığını komünizm çöküp de bir kenara fırlatılınca anlar.
Ali ALBAYRAK?ın bu bölümde altı temel özelliği; piçliği, sevgisiz/mutsuz çocukluğu, eşcinselliği, askeri okul öğrenciliği, komünistliği ve muhbirliği inceden inceye anlatılarak kurgunun bütünü ve anlamı oluşturulmuştur. Bu anlatımdan yola çıkarak yazarın kitaba yansıttığı bir başka sonuç, ALBAYRAK?ın tüm bu zavallılık naturasının komünistlerce kullanılarak komünist diktatörlüğe kurban edildiği ve ALBAYRAK?ın insanlığından çıkıp imgesel olarak şeytana dönüştüğü ve kötülüğün temsilcisi olduğudur. Son süreçte büyük bir suçluluk duygusu ve pişmanlık, kör bir karanlık gibi çökmüştür kahramanın içine ve yaşamı bu karanlık içinde sonlanmıştır: Cezasını çekmiştir ?Şeytan?.
Yazar Nedim Gürsel?e sormak gerekiyor; bu kahramanın aynı anda komünist, asker, eşcinsel, muhbir, hain, erdemsiz, insafsız, zavallı, pişman, suçlu olması nasıl bir anlayışın ürünüdür; yaratıcı ve özgür yazarlık mıdır bunun adı? Üstüne üstlük tüm bu ?şeytani? özelliklerin ALBAYRAK soyadıyla buluşturulması ucuzluğun ve nefretin vardığı boyutları açıklamaya yetiyor. Kahramanların her ikisi de nesnel süreçler içinde doğal oluşan karakterler değil, bir bütün olarak anlam ve söyleme hizmet eden zorlama hizmetkârlardır. Bu durumda romanın tarihi ve toplumsal gerçeklik ile ilintisi, yazarın dar bilgiyle gerçekleşen öznel algısı ve tek yanlılığı üzerinde kurgulanmıştır. Nesnellikten uzak, dar bir siyasi görüş penceresinin içine hapsedilen içerik ve anlam, kötü roman veya kötürüm romancılığının bir tezahürüdür.

Berivan Kaya

Bu yazı kısaltılmış haliyle 31 Mart 2011 Aydınlık gazetesinde yayınlanmıştır.

“Şeytan” Komünizm ve “Melek” Gürsel! – Berivan Kaya” üzerine 6 yorum

  1. Sayın Berivan Kaya,
    İlginç bir o kadarda gerçeklikten ve edebiyat bilgisinden yoksun yazınızı okudum. Sadece laf ebeliği yapmışsınız. Bu kitap yayınlandığından itibaren oldukça olumlu yorumlar almıştır üstelik edebiyattan anlayan gerçek edebiyatçılar tarafından 40 yıldan fazla edebiyatla uğraşan ve bu konuda hocalık yapan biri sizin yazdığınız şekilde bir roman yazamaz.
    Bence sen eleştiri yapmış olmak için fesatlıktan yazdın tüm bunları:))
    Senin ”şeytan”sı özellileri vurgulayarak üstünde saptırmayla anlatmaya çalıştığın senin”ŞEYTAN”lığının bir ürününden başka bir şey değil. Valla okudum da senin gibi eleştirinin bu derecede yanlı ve saptırıcı olanına hiç rastlamadım. Oturda bir düşün bakalım kim şeytan burda.

  2. Ciddiye alınacak biri değilsin ama yine de bir-iki şey söylemek isterim yorumun ile ilgili.

    Tüm dünyada ve Türkiye’de olduğu gibi burjuva ideolojisinin hakim olduğu eğitim çarkında yoğrulmuşsun. Beynin hem düz mantıkla çalışıyor hem de beyin kıvrımların prangalanmış; aklın dumura uğramış.
    O denli metafizik işleyen bir beynin var ki kitabın olumlu yönde çok eleştiri almasını iyiye yoruyorsun; yazarın kırk yıldan fazla edebiyatla uğraşmasını ve hocalığını da…

    Burjuva egemen sistem kof, geri ve kendi devamlılığı için çalışan bir toplumsal-kültürel üst yapıyı yaratıp çok önemli birşeymiş gibi sürekli pompalıyor. Senin gibi farkındalığı olmayanlar ise doğal olarak alkış tutuyor.
    Bir şeyin haklılığı ve doğruluğu egemen burjuva sınıf karşısındaki tutumu, onurlu duruşu ve mücadelesi ile kanıtlanır; çok alkış alması veya verilen kof unvanlarla değil…
    O yüzden iyiliğin ve şeytansılığın ne olduğunu anlamak için sana ‘Diyalektik ve Tarihi Materyalizm’ denilen doğru düşünme ve bakış yöntemini öğrenmeni öneririm…
    Bu tür yazılara da bu tür düzeyi düşük yorumlar yazmadan önce durup iki kez düşünmeni…

  3. Biliyormusun eğitimimın senınkınden çok daha fazladır bundan emın olabılırsın.Burjuvazi saçmalıkları sanırım sana üniversite yıllarında içindeki ezıklığı bastırmak için bir çıkış yolu olarak gelmiştir.

    Neden kızıyorsun aynı senın gıbı senın tarzında basit bir dille senın düşüncenin tamamen zıddında yazıldı hatta dili senınkı gibi aşağılayıcı değildi.Sen eleştirme hakkını kendınde bulabılıyorsan bende çok ıyı bildiğim haklarımı aynı senın gıbı kullanıyorum ama bakıyorum tahammülsüzsünüz.Sen yapınca ıyıde başkasından aynı karşılığı aldığındamı işler farklılaşıyor.Düzeyı düşük yorumu sen yapmışsın ben sadece bir iki kelime kullandım ama bakıyorum bu seni çok fazla kızdırmış bana ders vermeğe kalkmışsın,seni tanımıyorum aynı senınde benı tanımadığın gibi…

    Ben hanımefendı,farkındalığı olan,eziklik hissetmemiş ve toplum içinde oldukça mutlu olan bır memur ailenin çocuğuyum.

    Konu Nedım Gürsel’ın romanı değil sanıyorum şu anda ıkı kadının farklı düşünce yapısı olsa gerek.

    Her bireyın fıkrı değerlidir dınlenır ve cıddıye alınır .Sanırım ıkı cıddıye alınmayacak kadın olarak bırbırımıze derdımızı ve düşüncemizi aktarmış bulunuyoruz elbettekı bende kabul edıyorum demokratık toplumlarda herkes hür ıradesını serbestçe söyleyebılır ister beğenelım ister beğenmeyelim.

  4. Uğur Mumcu’nun bir sözü yeter; ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’

    Siz sandığımdan da cahil biriymişsiniz. O yüzden yukarıda yazdığım yanıtı yok sayın…

    Sizi ciddiye almak kendime ve bu sitedeki okuyuculara saygısızlık olur…

  5. Berivan kayanın yorumlarına katılıyorum. aylin yücedağ arkadaşımız laf olsun diye yorum yapmış ve yazdıklarından fazla okumadığı anlaşılıyor. romanı yorumlamayı daha sonra yapacağım.

  6. Aylin hanım acaba romanı okumuş mu?
    Okumuş olsaydı her şeyden önce bu romanın Nazım Hikmet’e hakaret içerdiğini, amaçlardan birinin de Nazım Hikmet’i küçük düşürmek olduğunu görürdü.
    Son yıllarda okuduğum en kötü romanlardan biri.
    Hatta iğrenç, diyebilirim.
    Nedim Gürsel bu romanı yazmakla nasıl bir menfaat sağladı merak ediyorum.
    Edebi olarak da çok zayıf bir roman.
    Komünizmi beğenmeyebilirsiniz, eleştiri hakkınız da vardır ama, Nedim Gürsel gibi en pespayesinden bir anti-komünist belge yazmak hüner isteyen bir iştir. Böylesi pespaye metinleri yazmak da beceri ister doğrusu.
    Roman her yönden tel tel dökülüyor. 10 üzerinden 1 vcerilir bu tür romanlara.
    Vah zavallı Nedim Gürsel, vah! Sen demi bu hâllere düşecektin!

Yorum yapın

Daha fazla Beğenmediklerimiz
Kötülüğe övgüye doğalcı yaklaşım: Yeşil Peri Gecesi – Berivan Kaya

Yeşil Peri, sıvı kıvamında ağızdan tüketilen, öldürücü ve tehlikeli bir uyuşturucunun adı, romanın bir bölümünde bu şekilde anlatılıyor. Bu romana...

Kapat