Şiirler II – Mehmet Emin Kurnaz

Babalar ve Oğulları

Şiir bahanesiydi ömrün uzak temmuz esintilerinde
Dayadı şakağına son dörtlüğü bir gece şair
Bastı kelimeye.

Ben uyumsuz, uykusuz belki uyaksızdım
Sızım sızlıyordu, ağrıdı bir an sol yanım
Kaldı mı önceleyin geriye, rakı-balık akşamından bir ezgi
Bilsen ne kadar özledim şimdi
Ağustos?a çalmış bir temmuz esintisini

Diren dedim sonra, baba diren!
Çünkü ben hayatı ilk senden öğrendim
Senin umuduna hiç vazgeçmeyişine mesela
Hep yenilsen de yeniden deneyişlerine
Ve yüzünde çizgileşen bir gülüşe ihtiyacım var.

İşte sana geldim baba, bendeki bu eylül sancısı
Ne ara yağmur yağsa camlarımda buğulu hep aynı acı
Eşya ve çatlak sıvası duvarların, biz eskidik mi?
Ben yine senin, işten eve dönüşlerini beklerim

Hoşça kal baba
Oyun biter bir gün, perde kapanır
Artık sen ve kitaplarındır hatırladığım
Bu yüzden işte baba
Ellerinde güneşlerle büyür çocukların?

bir rapunzel serenadına nazire

çöz saçlarını bir öğle esintisine
adına inat diyelim yüzünde açan gülün

saçlarında yağmuru kırdım rapunzel
çocuktun, toprak kokuyordun
güzel ölümler aşırdım ellerinden
üç nokta belki tek virgülden artık
eksiltili hayatlar kuruyordu yüzün

çalakalem şiirlerle hazirandın
karakalem resimlerde biraz hüzün
rapunzeldin bazı ve kimi zaman
elleri küçük ya da saçları uzun

masallar bittiğinden beri ben
ben ki kendimde hiç yokum.

SÜRGÜN

“Sürgün diyorduk, nedir sürgün? Aynı zamanın farklı coğrafyasında ölmek midir, hep gitmek mi, çoğu kez kalmak mı yoksa? Hoşça kal diyemeden yollara düşmek ya da yollara düşeni düşlemek midir sürgün? Neye benzer sürgün? Eylül gülüşünde ağlamak mı bir çocuğun, yoksa anılar sarnıcının dolmasını beklemek mi yaşarken?

Sürgün, yağlı boya kokulu resimleridir bir şehrin ve bir günlük güzelliği gibi kelebeğin, belki ölümsüzlüğü oluverir bir Anka’nın. Sürgün; anne yüreği, sevgili eli, yoldaş selamıdır tutsaklığında özgürlüğün. Bir gün birinin kaybolmasıdır sürgün, yorgun ellerin ekmek tutmasıdır belki, belki geride ten kokulu erguvan şalın hatırasıdır. Susmak, sözcüklere sığmamaktır; yağmur sonraları, bahar bayramlarında belki. Belki zindanlarda bilmektir yaşamın sonsuzluğunu. Ama sürgün, biraz da unutmaktır geçmişi ya da unutturmak gibi geleceği.

Sürgün, bir merhabayı esirgeyen ellerdir yaban ve ot kesiği; şairin göğe baktığı duraklardır belki; ‘Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım, tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum…’ Sürgün; esmer çocukluğu olur Anadolu?da bir Mezopotamyalının ve ağrı’sıdır güvercin taklasında yırtık ayakkabıların… Sürgün, bitmesidir bir güzelliğin ansızın ve ağlayabilmektir en çok, bir ömrün başka ömürlerden arta kalanı için…

Sürgün, yorgun sözcüklerin sararmış yapraklara anlattığı öykülerdir bazı hüzün akşamlarında… Ve tutar elinizden bir gün, sürgün ve her gün; göğe sıkılmış yumruğu olur umudun… Sürgün diyorduk ya hani, nedir sürgün? Gün gelir, Haziran’da bırakılmış eksik denemeleri olur ömrümüzün…?

MAVİ İÇİN BİR ŞİİR KURMACASI

?Doğmak, zamandan çalınmış bir küçük parça??

Böyle incelikli bir şiiri Edip Cansever yazar anca? Hani hüzün bendini aşınca geceden, ?an? ki anısı olursun bir kum saatinde ve aniden? Sarnıcı birikir ki bir gün ömrün; o gün ki bir gün taşar gözlerinden?

Öyle zamanları bilirdiniz, hepiniz bir gün yaşadınız. Her gün yaşayanınız oldu belki, belki az yaşayanınız?

Nutkun isyanı sözcüğedir, tükenişi mumların bir geceye… Adı çiçeklerden kardelendir, aylardan bir Mayıs?a? Biraz ateşte demirin, söylediği çeliğin suya? Hani, ?Yaşamak, direnmektir.? biraz da?

Ayracını sakladım yarım kalmış bir öykünün, daha da şiir yazamadım. Günlüğünü tuttum böyle bir zaman, onu da bir gün oldu bıraktım?

Tütün gibi tükenirdi acının coğrafyasında zaman. Ama biz, ki bir asrı deviren direncini de bildik çınarın? ?Ben ölürsem de oğlumun kemiklerini bulun! Bulun da yanıma gömün? diyen?

İlkellik tarihinden bilmem kaç bin yıl sonraydı ki yaşadık! Barbarlık yıkılmamıştı henüz, mendil satan çocuklar tanıdık. Sonra savaşlar durmadı hiç, bir parça maviye bulandık?

Evet, biraz maviydi bu şiirin rengi… Çünkü şiir, biraz da şairin zaman sorunsalıyla başladığı bir kaostu. Kaosun içinde zaman-mekan diyalektiği, bu diyalektiğin içinde de hayatın ve tarihin içinden bugüne uzanan trajik bir varoluş esintisi ürküttü benliğimizi. Zaman; insanın büyük trajedisi, dönüşü mümkün olmayan ve öncesizlik ve sonrasızlık biçimi, yani sonsuzluktu. İnsan ise ölümlü bir varlık olarak, zamanın sonsuzluğunu tahayyül bile edemeyecek kadar büyük bir acıyı zaman karşısında sürekli hissetti. Mitlerde, mitolojilerde tanrılar uydurdu sonra insan. Kimi ölümsüzdü hani, kimi ölümlüydü kendisi gibi? Cennet avuntusu taşınca tarihin akışından bir gün içeri, cenneti de bu dünyada yaşayacağız, dedi biri; ?Lenin?di..?

Evet, adı biraz maviydi düşününce sanki şiirin.

Öyle zamanları unuttunuz, biriniz her gün öldünüz. Bir gün ölünüz yoktu belki, belki her gün bir ölüydünüz.

Yorum yapın

Daha fazla Şiirler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Oku Oku Yat; Yat Yat Oku! – Ahmet Eroğlu

Okuyan, yazan bireylerden oluşan toplum, gelişir, yarışır, uygarlaşır. Bilgi ve bilim üretir. Ürettiğini paylaşır. Demokrasi gelişir; demokratik kültür kökleşir; demokratik...

Kapat