Son İstasyon: Tolstoy’un Son Yılı – Jay Parini

Anna Karenina, Savaş ve Barış gibi görkemli başyapıtların yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy, hayatının son günlerini huzur içinde geçirmek amacıyla, 1910 yılının soğuk bir sonbahar günü, meçhul bir yöne doğru evinden, kırk sekiz yıllık karısından, on üç çocuğundan ve gazetecilerden kaçarak trenle yola çıkar. (*)“Bir zamanların görkemli çiftliği Yasyana Polyana’dan çıkarken bunun son yolculuğu olduğunu çok iyi biliyordu Tolstoy, ölüme doğru ilerleyen bir adım atmıştı. Kar yağıyordu ve Rusya için belki de normal sayılabilecek bir soğuk vardı havada. Tulya yakınlarında Astapovo İstasyonu’nda ölmek için derin bir uykuya dalmayı beklerken buldular onu. Neden çıkmıştı ki bu yolculuğa, her zaman bir mazeret vardır; bazıları artan sıkıntılardan kaçış, bazıları karısının sonu gelmez miras baskısı diyor, ama Guardian’ın yazarı Jay Parini’nin Son İstasyon romanına göre durum biraz farklı… Romanda genç bir subayken, savaş sırasında Sivastopol’da tanıştığı Tatar kızından bahsediyor Tolstoy. Savaşa çok uzak bir yer olmayan Eski Simferopol’da yaşayan bir kızdan. Katya adındaki bu kızı hiç sevemese de beraber oluyor onunla, hatta bu beraberlikten sonra da onu belleğinin en derinlerine gömüyor, yok sayıyor. Özellikle dine yöneldiği, inancı farklı algılamaya başladığı dönemde bir vicdan azabı gibi dikiliyor Katya’nın hayali karşısına, Katya’nın çıplak beyaz tenini özlemeye, arzulamaya başlıyor, bir türlü hafızasından atamıyor onu. Bir anlamda bu Tatar kızı Katya ilk aşkı Katenka’yı hatırlatıyor insana, Çocukluğum ve Gençliğim adlı biyografik romanları okuyup da Katenka’ya âşık olmayan kaç erkek vardır ki… Katenka’nın bir karşılığı olan Katya’nın peşine takılıyor Tolstoy, aslında yıllardır içinde sakladığı ve hayatından cinselliği tamamen çıkardığı bir dönemde ,tekrar karşısına çıkan bu hayalin peşine takılmak için çıkıyor çiftliğinden ve bir daha da geriye dönemiyor. Ölüme yapılan bu yürüyüşü Merkez Kitaplar’dan ilknur Özdemir çevirisiyle yayımlanan romanında böyle yorumluyor Parini.

Son İstasyon, Tolstoy’un son yılını anlatıyor. Aslına bakarsanız belki de en zor yılını anlatıyor. Çünkü bu son yılda bir anlamda peygamber vasıfları kazanan yazarın servetini kime bırakacağı herkes için merak konusu oluyor… Halk, hayranları ve Tolstoy servetinin tamamını yoksullara bağışlamayı isterken, karısı buna şiddetle karşı çıkıyor, çünkü o Tolstoy’dan sonra alıştığı yaşamı devam ettirmek, çocukları için gerekli serveti korumaya ve bunu da belki herkese çirkin gelecek bir hırsla yapmaya çalışıyor. Tolstoy servetini bağışlamak isterken, karısını ve çocuklarını da düşünmeden edemiyor. Karısı kocasının bir çılgınlık yapacağından korktuğu için en azından Savaş ve Barış ile Anna Karanina’ın telif haklarını kendi üstüne almaya çalışıyor. İşte böyle bir ortamdan bunalıp yavaş yavaş sona doğru bir yolculuğa çıkıyor Tolstoy. Jay Parâni tüm o yılı tanıkların tuttuğu notlarla, günlükler ve mektuplardan yola çıkarak anlatıyor. Hatta tüm olan biteni, Çertkov, Bulgakov, karısı Sofya Andreyevna, kızı Şaşa ve doktoru Duşan Makovistki’nin ağzından anlatıyor. Kitap ayrıca gülmeceyi ciddiyetsizlik olarak değerlendiren Tolstoy ile komediyi her şeyin üstünde tutan Bernard Shaw arasındaki mektuplaşmaları, Tolstoy’un dönemin Rus edebiyatı hakkında fikirlerini, Hıristiyanlık, Budizm ve daha birçok inanç hakkındaki düşüncelerini içeriyor.

Birçok eleştirmenin övgüyle bahsettiği kitabın var olması da biraz ilginç aslında, Jay Parâni romanı yazmadan beş yıl önce Napoli’de bir kitapçıda yazarın asistanı Valentin Bulgakov’un Tolstoy’un son yılında tuttuğu günlüğü bulmasıyla başlıyor. Bu günlük son yılında yakınındaki herkesin bir şeyler yazdığını kanıtlıyor ve yazar önce o günlüklerin peşine düşüyor, tek tek buluyor hepsini ve sonunda o buldukları da kitabı oluşturuyor.”

(**) Son İstasyon. Yurttaşları Gogol gibi, Dostoyevski gibi, kendi dünya algısında kırılmaz, bükülmez yasalarını gerçekleştirmiş Tolstoy’un hayatının bir bölümü, hem de hayatının en can alıcı dönemi, biyograf Jay Parini tarafından bu isim altında romana çevrildi. Herkesin birkaç yapıtını okuduğu, en azından mutlaka adını duyduğu Tolstoy’la kendi ölümünün randevu yeri olan Astapovo noktasından adını almış, yakın zaman içinde de Türkçeye aktarılmış Son İstasyon, ünlü yazarın son bir yılıyla çok yakından ilgileniyor. Doğrusu bu zaman dilimi, onun uzun ömrünün varsıl bir göstergesi, nitelikli bir özeti gibi görünüyor.
Uzun bir yaşam sürmesi Tolstoy için bu büyük bir şanstı, onun okurları için de. Evet, uzun bir yaşam sürdü Tolstoy. Gençlik yıllarından itibaren din, felsefe ve sanat gibi birbirine pek yüz vermeyen alanlarda soluk almaksızın yapıtlar verdi. Bu türleri en yalın halleriyle kurcalarken, onları en temel sorularla karşı karşıya bıraktı. Yanıtları herkesi ilgilendiren, kolaymış gibi görünen ‘Sanat Nedir?’, ‘Din Nedir?’ gibi sorularla gerçeği kucaklamaya çalıştı. Var olan inanç biçimlerini soruştururken Hıristiyan anarşist olarak tanımlandı ve şu an gerçekçi edebiyatın en önemli temsilcilerinden birisi olarak anılıyor. Fakat Son İstasyon okunurken, hakkında kaleme alınan diğer yapıtlar da düşünüldüğünde Tolstoy’un edebiyat ve etik algısıyla yaşayış biçiminin uyum içinde olmadığı, onun tüm çabalarının arkasında kişisel hırsıyla bütünleşen Tolstoyvari ölümsüzlük isteğinin, handiyse nefes aldığı sürece taşıdığı ölüm korkusunun yattığı, başka bir bağlamda da toplumsal ve kültürel düzeyde baskın olma iddiası kesinlik belirten dil yapısıyla hissediliyor. Bunlar, sanat dünyasında yer alan isimler için oldukça tipik dursa da, Tolstoy’un dehasının gücünü hesaba kattığımızda çelişki büyüyor.
İşte Son İstasyon, böylesine bir yükü sırtlıyor, başından sonuna değin belgelere dayanılarak yazılmış yeni bir anlatı örneği olarak kendisini inşa ediyor. Olaylar aktarılırken anlatı birinci tekil şahıs ağzından duyuluyor; Tolstoy’un karısı Sofya, büyük kızı Saşa, genç sekreteri Bulgakov, doktoru Makovitski, yanı sıra çeşitli ülkelerde Tolstoy’u edebi ve fikri takipçilerini idare eden en yakın dostu Çertkov’un iç sesleri kullanılıyor. Özellikle Bulgakov’un günlüklerinden alınan verilerle kahramanların olası bütün duyguları yansıtılırken, aralarındaki konuşmalar da onun bellek işleyişi üzerinde kuruluyor. Ancak bugüne kadar hazırlanan Tolstoy biyografilerinde atıfta bulunulan ya da artık okurunun zihnindeki haliyle edebiyatçı Tolstoy yerine, yirminci yüzyıl başlarında kaynayan Rus toplumun ortasındaki soylu bir Rus ailesini imleyen bir yapıya bürünüyor anlatı, yer yer. İçerikte işleyen bu yapı, edebi şöhretin üzerindeki efsunu kaldırarak, bütün yoğunluğuyla aile içinde oluşan açmazları, peşi sıra gelişmeleri sürüklüyor, ama yazarın macerasını sıradanlaştırmadan.
Filme çekileceği söylenen kitabın içinde çarpıcı anlar, özellikle Tolstoy’un sadece huysuz bir ihtiyara benzediği, öfke nöbetleri geçirdiği sahneler var. Artık üretmeyen yaşlı yazarın öncelikle karısının sesiyle onun gençliğinden dem vuran, evliliklerinin nasıl gerçekleştiğini betimleyen ve yazar, sevgili, koca, baba olarak Tolstoy’un görevini nasıl yerine getirdiğini anlatan karelerle dolu bu kitabın gerçekten sinema için uygun olduğu söylenebilir. Ne ki okuyan, karısı Sofya’nın sarf ettiği sözlerin yer yer küçümseyici olmasına şaşıracaktır, özellikle onun cinsel yaşamına dair sırları dinlerken. Ayrıca, kitabın içinde Tolstoy’un birçok çocuğunun arasında söz sahibi olan kızı Saşa ile Bulgakov’un aşklarına dair ayrıntılar sıklıkla vurgulanıyor, çoğunlukla sekreter Bulgakov’un kendisi tarafından. Bütün bu sırların arasında, Tolstoy’un dönemin iki görkemli insanı, Gandhi ve Bernard Shaw ile mektuplaşmalarını okumak oldukça keyifli. Bu arada, yazışırken kullandığı biçem Tolstoy’un, Rusya dışında da, kültürel anlamda ne kadar etkili olduğunun bir kanıtı.
Tolstoy, aradığı gerçeği, dünyanın farklı kentlerine içinden rahatlıkla bakabildiği Yasnaya Polyana’da da bulamamıştı. Çevresinde, onun düşünce birikiminin sarsılmaz bekçileri olan Tolstoy tarikatının müritleri, yayınevleri, gazeteciler arasında tahmin edilebileceği gibi ortaya nerden çıktığı belli olmayan çıkarcılar vardı. Tabii evinden uzakta ölümü tercih etmesinin en önemli nedeni karısı. Kronik bir yazar meselesi olan eş durumundan en fazla etkilenenlerden olan Tolstoy, karısı ve onun haklarını gözettiği aile mirasçıları ile yayınevlerinin, kendisini seven müritlerinin ortasında kalmak istemedi. Yalnızlığa, kim bilir, günlüklerinde bahsettiği, Tanrı’ya ulaşmanın tek yolu olan yalnızlığına kaçtı.
Sofya Andreyevan’nın gözyaşları
Yirmi yıllık bir yazma sürecine yayılan Savaş ve Barış’da, Anna Karenina’da Sofya’nın itici gücünün etkili olduğu sürekli dillendirilir. Tolstoy’un son bir yılı, Sofya Andreyevna’nın etkisinin kesinliği artıyor Parini’ye göre. Romanın belgeselliğinde gezinirken, Tolstoy’un aile içindeki anlaşmazlıklardan ve ailenin dış dünyayla çekişmelerinden uzak, insan sesinden yalıtılmış bir ölüm arzuladığı fark ediliyor. Bütün dişil donanımıyla kitaplarının telifinden gelecek parayı varisleri için kullanılması gibi ölçülü bir isteğin karşısında, aralarında ‘Sanat Nedir?’i basan ünlü editör Aylmer Maude, artık Sofya’nın gözünde kötücüllüğü sabitlenmiş Çertkov ve bütün dünya vardı. Jay Parini bu kavgayı sonuna kadar takip ediyor, ardından Tolstoy’un dehasının aslında kendisine ve Sofya’ya ait, iki kişilik olduğunu satır aralarında vurguluyor. Zweig, unutulmaz Tolstoy anlatısının sonuna doğru Sofya’nın hırsın ve aşkın acısıyla yanan gözlerinden dökülen yaşları tasvir ederken, Parini o gözlerin arkasında, yani Sofya Andreyena’nın dünyasında olup biteni anlatıyor, onun sesiyle.
Açıkçası Son İstasyon’da önemli olan, bir yazarın bir diğer yazarı gözlem aracı olarak seçmesi, okura da bu yazarın izlenmesi için olanak tanıması ve yaşam öyküsünün belgeselden daha çok bir kurmaca sanatı olarak karşımıza dikilmesi. Jay Parini’nin bu türde ilk çalışması Son İstasyon değil aslında. John Steinbeck, Robert Frost, William Faulkner gibi isimlerin biyografilerini yazdı ve Son İstasyon’a benzer bir çalışma olan ‘Dar Geçitteki Aydın’la Walter Benjamin’in Nazi Almanya’sından kaçış serüveninin romanını gerilimli kalemiyle ele aldı. Son İstasyon’da okuru için benzer bir hız bekliyor.”
(*) Ferhat Uludere
(**) Sedat Demir’in 25/04/2008 tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde kitaba dair yayınlanan yazısı

Kitabın Künyesi
Son İstasyon: Tolstoy’un Son Yılı
Jay Parini,
Çeviren: İlknur Özdemir,
Merkez Kitaplar,
2008,
304 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, İnceleme
Gölgesi Yıldız Dolu: Metin Altıok Kitabı – Zeynep Altıok

Metin Altıok, şiirimizde çağcıl bir ses. Şiirinin gelişip oluşma yatağı bir gelenegin belki de en ışıltılı yerinde durur. Onun, süre...

Kapat