Etiket: Dostoyevski

Suç kavramının Çernişevski ve Dostoyevski üzerinden yorumu (Video)

Bu video, 19. yüzyıl Rus edebiyatında suç kavramının iki dev isim olan Çernişevski ve Dostoyevski üzerinden nasıl farklılaştığını incelemektedir. Çernişevski’ye göre suç, rasyonel bir hata veya bilgi eksikliğinden kaynaklanan teknik bir aksaklık olarak görülürken; Dostoyevski bu durumu insanın ruhsal bütünlüğünü sarsan varoluşsal bir yıkım olarak tanımlar. Video, Çernişevski’nin akılcı ve mekanik insan modeline karşılık, Dostoyevski’nin vicdan, özgürlük ve acı temelindeki derinlikli insan

okumak için tıklayınız

Çernişevski’de suç teknik bir hata iken Dostoyevski’de neden ontolojik bir krize dönüşür?

1. Giriş: Suçun Kavramsal Dönüşümü Suç, modern düşüncede çoğunlukla hukuki bir kategori olarak tanımlanır. Ancak Rus roman geleneği, suçun yalnızca yasayı ihlal değil, insanın kendini ihlal etmesi olduğunu gösterir. Çernişevski ve Dostoyevski bu noktada iki karşıt uçta durur. Isaiah Berlin, Rus düşüncesinin temel sorusunu “insan ne yapmalıdır?” değil, “insan ne

okumak için tıklayınız

Çernişevski’nin ideolojik insanı Rahmetov ile Dostoyevski’nin trajik insanı Raskolnikov arasındaki fark (Video)

Bu video, 19. yüzyıl Rus edebiyatı üzerinden modern özne kavramının iki farklı uçta nasıl inşa edildiğini derinlemesine incelemektedir. Videoya göre Çernişevski, Rahmetov karakteri aracılığıyla disiplinli, rasyonel ve toplumsal amaca hizmet eden programlanmış bir insan ideali sunar. Buna karşılık Dostoyevski, Raskolnikov figürüyle aklın sınırlarını zorlayan, içsel çelişkilerle boğuşan ve etik krizler yaşayan parçalanmış bireyi betimler. Video, bu iki edebi figürü birer ideolojik

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza, Babalar ve Oğullar ve Nasıl Yapmalı? Arasında Düşünsel Mücadele: Rus Romanında İdeoloji, İhlal ve İnsan Tasarımı

1. Giriş: Rus Romanında Polemik Geleneği Bu metinler yalnızca karakterler değil, insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair modeller üretir. Dolayısıyla aralarındaki ilişki estetikten çok etik ve ideolojiktir. 2. Babalar ve Oğullar: Nihilizmin Doğuşu Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ında Bazarov karakteri Rus edebiyatındaki ilk sistematik “nihilist” tiptir. Bazarov için gelenek, ahlak, sanat ve metafizik

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Batı’ya karşı eleştirel tavrı, Cinler romanının ideolojik yapısını ve figürlerin temsil gücünü nasıl belirler?

1. Dostoyevski’nin Batı Eleştirisinin Temel Çerçevesi Dostoyevski, 1860’lardan itibaren Avrupa uygarlığının bireyci, rasyonalist ve seküler karakterini Rus ruhu için bir tehdit olarak görür. 1862 ve 1863 yıllarında yaptığı Avrupa seyahatlerinde Batı’yı “ruhsuz ve mekanik uygarlık” olarak nitelendirir (Dostoevsky, Zimniye zametki o letnikh vpeçatleniyakh, 1863).Bu değerlendirmeler, sonraki romanlarında olduğu gibi Cinler’de de Batı

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Epilepsisi ile Cinler Romanındaki Toplumsal Kaos ve “İçsel Parçalanma” Motifleri

Dostoyevski’nin yaşamı boyunca geçirdiği epilepsi krizleri yalnız biyografik bir olgu değil, aynı zamanda onun estetik ve felsefi dünyasının merkezî bir unsuru olarak değerlendirilmiştir.Romancı, kriz öncesindeki “aşırı aydınlanma” anları ile kriz sonrası “çöküş–parçalanma” hâllerini hem bireysel hem toplumsal düzeyde dramatik yapıya dönüştürür (Frank, 1995: 112–118).Cinler’deki kaos, bölünme, içsel çözülme ve kontrolsüz

okumak için tıklayınız

Neçayev–İvanov Cinayetinin Dostoyevski ve Cinler Romanı Üzerindeki Etkisi

1. Olayın Tarihsel ve İdeolojik Bağlamı 1869’da Sergey Neçayev önderliğindeki küçük bir devrimci hücrenin, örgüte tam boy itaat etmeyi reddeden öğrenci İvan İvanov’u öldürmesi, dönemin Rusya entelijansiyasını derinden sarsmıştır. Cinayet yalnızca siyasal bir suç olarak değil, ahlaki sınırların devrimci amaç uğruna tamamen silinmesi olarak değerlendirilmiştir. Dostoyevski, olayın Rusya gençliğinin ruhsal yönelimleriyle bağlantısına

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Cinler romanı yazarken tuttuğu not defterleri ve 1871–1872 yılları arasındaki mektupları yazım süreci hakkında hangi bilgileri sunar? 

1. Romanın Tematik Çerçevesinin Oluşumu Dostoyevski’nin 1870–1872 yıllarında tuttuğu not defterleri, Cinler’in tematik çerçevesinin —özellikle radikal devrimci hücreler, Rusya’daki ideolojik kırılmalar ve bireysel psikolojik çözülme— önceden kurgulanmış bir fikir romanı olarak tasarlandığını gösterir. Not defterlerinde “Rusya’yı yutacak fikir fırtınası”, “gençliğin ruhundaki boşluk”, “şeytani örgüt modeli” gibi tekrar eden başlıklar yer alır (Dostoevsky, Zapisnye knižki

okumak için tıklayınız

Ivan Karamazov’un Zihinsel Çöküşünün Kökenleri: Entelektüel Krizin Rolü

Zihinsel Çöküşün Tanımı ve Ivan’ın DurumuIvan Karamazov’un zihinsel çöküşü, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler eserinde, karakterin iç dünyasında belirgin bir karmaşa ve çözülme süreci olarak ortaya çıkar. Bu çöküş, Ivan’ın aklının sınırlarını zorlayan derin sorgulamalar, çelişkiler ve duygusal çatışmalarla karakterizedir. Ivan, entelektüel bir figür olarak, evrensel sorulara yanıt ararken zihninde bir tür

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Eserlerinde Kadın Karakterler ve 19. Yüzyıl Rus Toplumunun Cinsiyet Dinamikleri

Kadınların Toplumsal Konumu ve Kısıtlamalar Bireysel Özerklik Arayışı Dostoyevski’nin kadın karakterleri, toplumsal normlara karşı bireysel özerklik arayışlarıyla dikkat çeker. Budala’daki Nastasya Filippovna, bu arayışın en karmaşık örneklerinden biridir. Toplum tarafından “düşmüş kadın” olarak damgalanmasına rağmen, Nastasya kendi kararlarını alma konusunda ısrarcıdır. Evlilik tekliflerini reddetmesi ya da kendi kaderini belirleme çabası,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Öteki’sinde Golyadkin’in Kimlik Çatışması ve Modern İnsan

Golyadkin’in İkiye Bölünmüş Kimliğinin Kökenleri Dostoyevski’nin Öteki adlı eserinde, Yakov Petroviç Golyadkin’in ikiye bölünmüş kimliği, bireyin kendi benliğiyle yüzleşme ve toplumsal roller arasındaki gerilim üzerinden şekillenir. Golyadkin, bir devlet memuru olarak sıradan bir yaşam sürerken, kendi iç dünyasında bir çatışma yaşar. Bu çatışma, onun “öteki” olarak adlandırdığı bir ikizle somutlaşır.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’deki ‘Büyük Engizisyoncu’ Figürü: Psikolojik Otoritenin Eleştirisi

Dostoyevski’nin edebi eserleri, Marion Woodman’ın Jungcu psikoloji çalışmalarında, günümüzde bireysel gelişimi engelleyen eskimiş otorite kalıplarının anlaşılması için önemli bir arketipsel örnek olarak ele alınır. Woodman, Karamazov Kardeşler romanındaki Büyük Engizisyoncu * hikayesine odaklanarak, koşulsuz teslimiyetin psikolojik tehlikelerini analiz eder. Otoriter Sistemin Güvencesi Kaynağa göre, çocukluktaki ebeveynlere yönelik infantil projeksiyonlar geri

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, Budala: Prens Mışkin’in Saflığı, İdeal mi, Zayıflık mı?

Saflığın Kavram Olarak Tanımlanması Saflık, bireyin niyet ve davranışlarında art niyetsizlik, dürüstlük ve dış dünyaya karşı naif bir yaklaşımı ifade eder. Prens Mışkin’in saflığı, Dostoyevski’nin Budala eserinde, onun çocuksu bir masumiyetle hareket etmesi, yalan ve ikiyüzlülüğe karşı doğal bir mesafe koyması olarak belirginleşir. Bu özellik, Mışkin’i toplumsal normlardan ve hesaplı

okumak için tıklayınız

Raskolnikov’un İç Dünyasında Freud’un İzleri: Suç ve Ceza Üzerine Bir İnceleme

Raskolnikov’un İçsel Dürtüleri ve İd Raskolnikov’un hikâyesi, onun temel dürtülerinin ve arzularının etkisiyle başlar. Freud’un id kavramı, insanın bilinçdışı arzularını ve temel ihtiyaçlarını temsil eder; bu, haz ilkesine dayalı olarak anlık tatmin arayan bir zihinsel yapıdır. Raskolnikov’un cinayet fikri, ilk bakışta maddi sorunlarını çözmek için mantıklı bir çözüm gibi görünse

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin edebi çalışmalarını iki döneme ayırmak mümkün.

Dostoyevski’nin edebi çalışmalarını iki döneme ayırmak mümkün. İlki İnsancıklar’la (1845) başlayıp Ölüler Evinden Notlar’la (1861-1862) biter. İkincisi Yeraltından Notlar’la (1864) başlar ve Puşkin Konuşması’yla (1880), Dostoyevski’nin tüm yapıtlarının bu iç karartıcı ilahlaşmasıyla sona erer. Bu iki dönem arasındaki sınırda bulunan yeraltı adamının notlarından okur ansızın ve hiç ummadığı şekilde anlar ki, Dostoyevski diğer romanlarını

okumak için tıklayınız

Stavrogin’in Duygusal Soğukluğunun Kökenleri: Dostoyevski’nin Ecinniler Romanında Çocukluk Travmalarının Etkisi

Erken Dönem Deneyimlerin İzleri Stavrogin’in duygusal soğukluğu, Ecinniler romanında onun karakterinin temel özelliklerinden biri olarak ortaya çıkar. Bu soğukluk, yalnızca bireysel bir mizaç olarak değil, aynı zamanda erken çocukluk dönemindeki deneyimlerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Psikoloji literatürü, çocukluk travmalarının bireyin duygusal düzenleme mekanizmalarını derinden etkilediğini göstermektedir. Stavrogin’in uzak ve mesafeli

okumak için tıklayınız

Dostoyevski uzmanları neden Freud’un Karamazov Kardeşler romanı yorumlarını eleştirir?

Kısa özet — Freud ne dedi? Freud, 1928’deki “Dostoevsky and Parricide” başlıklı denemesinde Karamazov Kardeşler’deki (ve genel olarak Dostoyevski dünyasındaki) baba–ölüm/katil temalarını, yazarın kendi yaşantısındaki gizli parricidal güdülerle, epileptik nöbetleriyle ve suçluluk duygusuyla ilişkilendirir; kumar vb. davranışları da suçluluğun gösterdiği kendini cezalandırma biçimleri olarak okur. (bgsp.edu) Dostoyevski uzmanlarının başlıca eleştirileri

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’inde Çoksesli Roman Kurgusunun İşleyişi

Çoksesliliğin Temel Yapısı Çoksesli roman, tek bir anlatıcı sesinin otoritesine dayanmaz; bunun yerine, karakterlerin her biri kendi bağımsız bilinciyle hareket eder. Karamazov Kardeşler’de bu yapı, Dmitri, İvan ve Alyoşa gibi ana karakterlerin her birinin kendi dünya görüşünü, inançlarını ve iç çatışmalarını özgürce ifade etmesiyle belirginleşir. Anlatıcı, karakterlerin düşüncelerine müdahale etmez

okumak için tıklayınız

Raskolnikov’un İç Çatışması ve Nietzsche’nin Üstinsan İdeali: Suç ve Ceza’nın Derinliklerinde Bir Yolculuk

Fyodor Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı eseri, insan doğasının karmaşıklığını, bireyin toplumsal ve bireysel sorumluluklar arasındaki çatışmasını ve ahlaki sınırların sorgulanmasını derinlemesine ele alan bir başyapıttır. Romanın ana karakteri Rodion Raskolnikov’un işlediği cinayet ve bu cinayetin ardından yaşadığı içsel mücadele, bireyin kendi ahlaki çerçevesini oluşturma çabasını ve bu çabanın sonuçlarını

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Budala Romanında Prens Myshkin’in Masumiyet ve Çile Deneyimi: Rus Aristokrasisinin Etkisi

Masumiyetin Temsili Olarak Prens Myshkin Prens Myshkin, Dostoyevski’nin Budala romanında, saflık ve içtenlik gibi niteliklerle donatılmış bir karakter olarak ortaya çıkar. Onun masumiyeti, toplumsal normlardan bağımsız bir ahlaki duruşu yansıtır ve bu, Job arketipine benzer bir çile deneyimiyle iç içe geçer. Myshkin’in naifliği, çevresindeki bireylerin bencillik, çıkar çatışmaları ve ikiyüzlülükle

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Üstinsan İdealinin Edebiyatta Yansımaları Nelerdir?

Üstinsan Kavramının Kökenleri Nietzsche’nin üstinsan (Übermensch) kavramı, bireyin kendi değerlerini yaratma ve geleneksel ahlaki normları aşma çabasını ifade eder. Bu fikir, Böyle Buyurdu Zerdüşt’te ortaya konmuş olup, insanın potansiyelini gerçekleştirmek için kendi sınırlarını zorlaması gerektiğini vurgular. Üstinsan, mevcut toplumsal düzenin kısıtlamalarını reddederek, bireysel irade ve yaratıcılık yoluyla kendi anlamını inşa

okumak için tıklayınız

Alyoşa Karamazov’un Manevi Rehberliği: Manastırın Mistik Atmosferiyle Şekillenen Bir İsa Arketipi mi?

Alyoşa’nın Manevi Kimliği Alyoşa Karamazov, romanın en genç erkek kardeşi olarak, saflık, merhamet ve içsel huzurun temsilcisi olarak konumlanır. İsa arketipi, tarih boyunca edebiyatta fedakâr, bağışlayıcı ve insanlığa yol gösteren bir figür olarak kullanılmıştır. Alyoşa, bu arketipin modern bir yansıması olarak, çevresindeki kaotik ve ahlaki açıdan çalkantılı dünyada bir denge

okumak için tıklayınız

Bireyin Toplumla Çatışması: Kuyucaklı Yusuf ile Raskolnikov’un Karşılaştırması

Kuyucaklı Yusuf ve Raskolnikov, Sabahattin Ali ile Fyodor Dostoyevski’nin eserlerinde birey-toplum ilişkisinin karmaşık dinamiklerini yansıtan iki güçlü karakterdir. Her ikisi de, bireysel irade ile toplumsal normlar arasında sıkışmış, ahlaki ikilemlerle mücadele eden figürlerdir. Bireysel İrade ve Toplumsal Baskı Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin 1937’de yayımlanan Kuyucaklı Yusuf romanında, Anadolu’nun kırsal bir

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: İnsan kendini, bütün gerçeği keşfettiğinde mi tanır, yoksa bütün yalanlardan vazgeçtiğinde mi?

“İnsan, bütün gerçeği keşfettiğinde değil, ancak bütün yalanlardan vazgeçtiğinde kendini tanır.”Bu derin söz, Dostoyevski’nin insan psikolojisine ve kendini bilme meselesine dair felsefesinin özünü taşır. İşte bu cümlenin katmanlı analizi: 1. “Bütün Gerçeği Keşfetmek” Neden Yetersiz? 2. “Yalanlardan Vazgeçmek” Neden Dönüştürücüdür? 3. Kendini Tanımanın Diyalektiği: Çöküş ve Yeniden Doğuş 4. Modern

okumak için tıklayınız

Kıskançlığın İnsan Ruhu Üzerindeki Yansımaları ve Evrensel Karşılaştırmalar

İnsan Doğasının Derinliklerinde Kıskançlık Nabizade Nazım’ın Zehra romanında kıskançlık, insan ruhunun karmaşık ve yıkıcı bir yönü olarak ele alınır. Zehra, kıskançlığın pençesinde, kendi iç dünyasında bir kaosa sürüklenir. Bu duygu, onun ilişkilerini, kararlarını ve nihayetinde yaşamını şekillendirir. Carl Gustav Jung’un arketip teorisi, özellikle gölge arketipi, Zehra’nın kıskançlık yoluyla yüzleştiği içsel

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Budala’sında Prens Mışkin’in Saflığı ve Nietzsche’nin Hıristiyan Ahlakı Eleştirisi: 19. Yüzyıl Rus Toplumunun Ahlaki Çelişkileri

Mışkin’in Saflığının Doğası ve Felsefi Temelleri Prens Mışkin’in karakteri, Dostoyevski’nin Budala eserinde insan doğasının saflık ve masumiyetle ilişkisini sorgulayan bir araç olarak ortaya çıkar. Mışkin, epilepsiyle şekillenmiş kırılgan bir fiziksel ve zihinsel duruma sahip olmasına rağmen, derin bir empati ve ahlaki dürüstlük sergiler. Onun saflığı, bilinçli bir naiflikten çok, insanlara

okumak için tıklayınız

Kimlik Arayışı ve Hegel’in Özne-Nesne Diyalektiği: Yeraltı Adamı ile Meursault Karşılaştırması

Roman kahramanlarının kimlik arayışı, bireyin kendini tanıma ve dış dünya ile ilişkisini sorgulama süreçlerini merkeze alır. Hegel’in özne-nesne diyalektiği, bu bağlamda, bireyin kendini inşa etme çabasını ve ötekiyle karşılaşmasının bu süreçteki rolünü anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Bu metin, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’daki yeraltı adamı ile Camus’nün Yabancı’sındaki Meursault’nun kimlik

okumak için tıklayınız

Mazoşist eğilimleri ve sürekli aşağılanma arzusu, Fyodor Pavloviç’in derinlerde yatan bir çocukluk travmasına mı işaret eder, yoksa bu, onun kişilik bozukluğunun temel bir parçası mıdır?

Fyodor Pavloviç Karamazov, Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler” romanının merkezinde yer alan, ahlaki açıdan yozlaşmış, grotesk ve patolojik bir karakterdir. Onun belirgin özelliklerinden biri, mazoşist eğilimleri ve sürekli olarak aşağılanma arzusudur. Bu davranış örüntüsü, derinlemesine bir psikolojik incelemeyi gerektirir: Bu, erken dönem çocukluk travmalarının bir sonucu mudur, yoksa kişilik bozukluğunun (belki de

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, romanlarında insanlığın doğasını kaotik mi görür?

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin romanlarında insan doğası özünde kaotik, çelişkili ve paradoksal bir yapıdadır. Onun edebi ve düşünsel evreninde insan, ne tamamen akılla açıklanabilir ne de sabit bir ahlaki ya da ideolojik kategoriye indirgenebilir. Bu karmaşık doğa, Dostoyevski’nin romanlarının temel çatışmalarını oluşturur. 1. Kaotik İnsan Doğasının Ontolojik Temelleri Dostoyevski’nin insan anlayışı,

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’deki hukuk sistemi adalet mi dağıtır, yoksa ideolojik bir aygıt mıdır?

Karamazov Kardeşler’de Hukuk: Adaletin Kurumu mu, İdeolojinin Tiyatrosu mu? Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler adlı eseri, yalnızca bireysel çatışmaların değil, aynı zamanda toplumsal yapının, otoritenin ve ideolojinin işleyiş mekanizmalarının derinlemesine sorgulandığı bir felsefi romandır. Bu bağlamda, romandaki hukuk sistemi, görünürde adaletin tesisi için işleyen bir kurum gibi sunulsa da, gerçekte

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin karakteri Raskolnikov’un sonunda cezayı kabul etmesi, Nietzsche’nin bireyin kendi ahlakını yaratma fikrine bir teslimiyet midir, yoksa bu, onun üstinsan olma yolunda bir dönüşüm müdür?

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza eserindeki Raskolnikov’un sonunda suçunu itiraf edip cezayı kabul etmesi, Nietzsche’nin “üstinsan” (Übermensch) ve “kendi ahlakını yaratma” fikirleriyle karşılaştırıldığında derin bir felsefi gerilim ortaya koyar. Bu durum, teslimiyet mi yoksa dönüşüm mü sorusu, her iki düşünürün temel felsefi pozisyonlarına bakmayı gerektirir. 1. Nietzsche’nin “Üstinsan” ve Bireyin Ahlakını

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, ‘İğrenç Bir Olay’ adlı öyküsünde insanların toplumsal statülerini korumak için ne kadar ikiyüzlü davranabilir? temasını nasıl ele alıyor?

Dostoyevski, İğrenç Bir Olay adlı öyküsünde insanların toplumsal statülerini korumak için ne kadar ikiyüzlü olabileceklerini sert bir şekilde eleştirir. Eser, toplumun yüksek kesimlerinde yer alan bireylerin, özellikle de bürokratik sınıftaki insanların, kendi saygınlıklarını ve statülerini sürdürmek adına düştükleri gülünç ve ahlaki açıdan çöküş içindeki durumları gözler önüne serer. İkiyüzlülük ve Statü Arasındaki

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin ‘İnsancıklar’ romanında yoksulluk ve acı, insanın anlam arayışında bir engel mi yoksa bir motivasyon kaynağı mıdır?

Dostoyevski’nin ilk romanı olan İnsancıklar (1846), yoksulluk ve acı temalarını derinlemesine işleyen bir eserdir. Roman, özellikle ana karakterler Makar Devuşkin ve Varvara Dobroselova üzerinden, yoksulluğun ve acının insanın anlam arayışında hem bir engel hem de bir motivasyon kaynağı olabileceğini gösterir. Bu ikiliği, romanın karakterlerinin iç çatışmaları ve mektupları aracılığıyla gözlemlemek

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, Ecinniler romanında karakterlerin birbirlerine olan ihanetlerini, insan ilişkilerindeki güven sorununa nasıl yansıtıyor?

Dostoyevski’nin Ecinniler romanı, insan ilişkilerindeki güven sorununu derinlemesine ele alan ve karakterler arasındaki ihanet temasını kullanarak toplumsal, siyasi ve bireysel çöküşü yansıtan bir eserdir. Roman, 19. yüzyıl Rusya’sının siyasi ve toplumsal karmaşasını arka plana alırken, karakterlerin birbirlerine ihanetleri üzerinden insan doğasının karanlık yönlerini ve güvenin kırılganlığını ortaya koyar. 1. Siyasi

okumak için tıklayınız

Dostoyevski, Ecinniler romanında özgürlük kavramını neden hem bir nimet hem de bir lanet olarak sunuyor?

Dostoyevski’nin Ecinniler romanında özgürlük kavramı, hem bir nimet hem de bir lanet olarak sunulur. Bu ikili yaklaşım, Dostoyevski’nin insan doğasına, topluma ve inanca dair derin sorgulamalarının bir yansımasıdır. Roman, 19. yüzyıl Rusya’sının siyasi ve sosyal çalkantılarını ele alırken, özgürlüğün hem bireysel hem de toplumsal düzeydeki etkilerini irdeler. İşte bu ikiliğin

okumak için tıklayınız

Dostoyevski eserlerinde çarlık rejiminin hukuksuzluklarını nasıl ele alır?

Fyodor Dostoyevski, eserlerinde Çarlık Rusyası’nın toplumsal, siyasi ve hukuki adaletsizliklerini derinlemesine ele alan bir yazardır. Özellikle Çarlık rejiminin hukuksuzlukları, baskıcı yönetimi ve bireyler üzerindeki etkileri, onun romanlarında sıkça işlenen temalardır. İşte Dostoyevski’nin eserlerinde Çarlık rejiminin hukuksuzluklarını nasıl ele aldığına dair bazı örnekler ve temalar: 1. Adaletsiz Mahkemeler ve Yargı Sistemi

okumak için tıklayınız

Raskolnikov’un cinayeti işlemesindeki motivasyonu nedir?

Raskolnikov’un Suç ve Ceza romanında cinayeti işlemesindeki motivasyon, hem kişisel hem de felsefi unsurlardan oluşur. Onun bu eylemi gerçekleştirmesinde birkaç temel sebep öne çıkar: 1. “Olağanüstü İnsan” Teorisi Raskolnikov, insanları iki sınıfa ayıran bir teoriye inanır: • Sıradan insanlar:Toplumun kurallarına ve ahlakına bağlıdır. • Olağanüstü insanlar:Toplumun ahlaki ve yasal sınırlarının ötesine geçme

okumak için tıklayınız

Dünya Edebiyatının Unutulmaz 25 Roman Kahramanı

Dünya Edebiyatının En Unutulmaz 25 Roman Kahramanı  

okumak için tıklayınız

DOSTOYEVSKİ: “Korkunç bir kusurum var: sınırsız bir gurur, bir kibir. Okuyucuların beklentilerini boşa çıkarma ve çok güzel olabilecek bir yapıtı boşa harcama düşüncesi beni tam anlamıyla öldürüyor.”

Birtakım açılardan, Ezilenler’deki Dostoyevski kendi dehasından, Öteki’deki Dostoyevski’den daha uzaktır. İşte bu uzaklık da –insanın “yolunu şaşırma” diye yazası geliyor– bir kırılma anının kaçınılmaz olduğunu düşündürür. Ama o kırılmanın yakında gerçekleşeceği açığa vurulmuştur, yoksa dehanın yakında kendini göstereceği değil. Dostoyevski 1863’te Yeraltından Notlar’ı yazmak yerine delirseydi, Ezilenler’de deliliğinin öncü belirtilerini

okumak için tıklayınız

Suç ve Ceza – Dostoyevski (Radyo Tiyatrosu)

1866 yılı Rusya’sını yansıtan “Suç ve Ceza” (Prestupleniye i nakazaniye), Dostoyevski’nin en büyük eserlerinden birisidir. Dostoyevski’nin ölümüne 15 yıl kala açlık ve sefalet içinde kaleme aldığı bu eser dönemin Rusya’sının sosyo-ekonomik yanlarını tümüyle ortaya koymakla beraber Dostoyevski’nin yaşam kavgasını da çeşitli yönlerden anlatmaktadır.

okumak için tıklayınız

Beyaz Geceler – Dostoyevski (Radyo Tiyatrosu)

Beyaz Geceler, 1848 yılında yayımlanmış, 19. yüzyıl Rus yazarlarından Fyodor Dostoyevski’nin bir kısa hikâyesidir. Dostoyevski’nin ilk eserlerinden olan “Beyaz Geceler”de hayalperest bir adamın dört günlük aşkını anlatılır. Yazarın “hayalperest” tanımlaması ilginçtir. “Hayalperest” sıfatı kitapta dostsuz, sevinçsiz, duygusuz, hayattan zevk almadan yaşayan, toplumun dışına itilmiş insanlara yakıştırılmıştır. Dostoyevski’nin diğer realist ve

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: insanın acımasızlığı ‘vahşi’ sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir

DOSTOYEVSKİ: Aslında zaman zaman insanın acımasızlığı ‘vahşi’ sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir: Vahşi hayvan hiçbir zaman ustalık ve zevk almak bakımından bir insan kadar acımasız olamaz. Bir kaplan sadece parçalar, kemirir ve sadece bunu yapabilir. Yapabilse bile insanları bütün gece kulaklarından çivilemek

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş: Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında.

22 Ekim 1971 Mamak- Ankara Baba, Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac’tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir”

“Kaplanlar gibi kana susamış insanlar var. Birisi; bir insan bedeni, eti ve ruhu üzerinde sınırsız hâkimiyet kurmaya görsün -ki aslında kendi de böyle bir insandır-, aslında Tanrı’nın sureti olan başka bir canlıyı yerin dibine batırma ve alçaltma hâkimiyetini ve özgürlüğünü ele geçirmeye görsün, bu kişi farkında olmadan kendi duyguları üzerindeki

okumak için tıklayınız

“Cehenneme İniş” / Dostoyevski Yeraltı İnsanı – Rene Girard

I. Cehenneme İniş Çağdaş eleştirmenler, bir yazarın yapıtını yaratırken, kendini de yarattığını söylemeyi pek sever. Formül, yaratıcılık bakımından bu ikili gelişimin bir teknik veya beceri kazanmayla karıştırılmaması koşuluyla, Dostoyevski’ye de büyük ölçüde uyarlanabilir. Birbirini izleyen yapıtlarını, bir müzisyenin yavaş yavaş ustalaşmasını sağlayan o alıştırmalarla karıştırmamak gerekir. İşin özü başka bir

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur Okumak için 3 sebep #dostoyevski #suçveceza #kitap #books #literature #booklovers #kitaplar #kitapkurdu #oku #insanokur ♬ Pink Panther Intro – Henry Mancini TİKTOK KANALIMIZA ABONE OLURSANIZ YAYINLARIMIZI TAKİP ETMENİZ KOLAYLAŞACAKTIR.

okumak için tıklayınız

Burjuvalar neden korkuyorlar? Fyodor Dostoyevski

Peki ama niçin -dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum- evet niçin hâlâ bir şeyden korkuyor gibidir buıjuva? Büyük bir korku vardır sanki içinde. Nedir onu huzursuz eden? Yazarlar, palavracılar mı? Sanmam. İstese bir tekmede topunun tozunu attırır çünkü. Sağduyunun delilleri mi? Ama biliyorsunuz, sağduyu gerçeğe yenilmiştir. Dahası var, sağduyulu, bilgili insanların

okumak için tıklayınız

Franz Kafka: Dostoyevski’yi üne erdiren olayı bilir misiniz?

Sevgili Bayan Milena, İstemeden mektubumdan sezinlemeyesiniz diye şunu söyleyivermek istiyorum: Aşağı yukarı on beş gündür giderek artan bir uykusuzluk çekiyorum; kaygılandığım yok pek, gelip geçici durumlar bunlar, belirli nedenleri de var (gülünç ama, Baedeker’e göre buranın havası da yaparmış!), istemediğiniz kadar hem, elle tutulur çeşitten olmasa bile… Gelgeldim kütük gibi

okumak için tıklayınız