Etiket: ölüm korkusu

Epikuros’un Ölüm Korkusu Modern Varoluşsal Psikoloji İle Nasıl Bir Bağ Kurar?

Epikuros’un Ölüm Anlayışı Epikuros, antik Yunan felsefesinde hedonizmin kurucusu olarak, ölüm korkusunu insanın mutluluğunu engelleyen temel bir sorun olarak ele almıştır. Ona göre, ölüm, duyuların sona erdiği bir durumdur ve bu nedenle ne acı ne de haz içerir. Epikuros’un ünlü aforizması, “Ölüm varken biz yokuz, biz varken ölüm yoktur,” ölümün birey için bir anlam taşımadığını

okumak için tıklayınız

Gılgamış Destanı’nda Ölüm Korkusunun İnsan Varoluşuyla Kesişen Sembolik Yansımaları

Ölümün Kaçınılmazlığı ve Gılgamış’ın İlk Yüzleşmesi Destanın başında Gılgamış, Uruk’un güçlü kralı olarak tasvir edilir; yarı tanrı, yarı insan kimliğiyle hem kudretli hem de kırılgan bir varlıktır. Ölüm korkusu, Gılgamış’ın Enkidu ile dostluğunun ardından, özellikle Enkidu’nun ölümüyle somutlaşır. Bu olay, Gılgamış’ı kendi ölümlülüğüyle yüzleşmeye zorlar. Enkidu’nun ölümü, yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda Gılgamış’ın kendi

okumak için tıklayınız

Antik Mısır Piramitlerinde Öteki Dünya İnancı: Psikolojik Savunma Mekanizması mı?

Antik Mısır piramitleri, yalnızca mimari başyapıtlar değil, aynı zamanda insanlığın ölüm karşısındaki tutumunu anlamak için birer arkeolojik ve kültürel laboratuvardır. Öteki dünya inancı, firavunların ve elit tabakanın mezar odalarında somutlaşan bir düşünce sistemi olarak, ölümün kaçınılmazlığına karşı bireysel ve toplumsal bir tepki olarak değerlendirilebilir. Bu metin, bu inancın, modern psikoloji bağlamında ölüm korkusunu aşmak için

okumak için tıklayınız

Oblomov’un eylemsizliği, bilinçaltında ölüm korkusundan (Heidegger’in “varlık” sorunu) kaynaklanıyor olabilir mi?

Oblomov’un eylemsizliğini Heidegger’in varlık anlayışı, özellikle ölüm bilinci ve kaygı (Angst) kavramlarıyla birlikte düşünmek, onun pasifliğinin yüzeysel bir tembellikten değil, daha köklü bir ontolojik sarsıntıdan kaynaklandığını düşündürebilir. Oblomov’un pasifliği, belki de gündelik varoluşun sıradanlığına değil, varlığın çıplaklığına ve ölümün kaçınılmazlığına dair sezgisel bir karşılaşmayaverilen örtük bir tepki olabilir. Bu yaklaşımı şimdi adım adım, Heideggerci felsefeyle örerek inceleyelim. ⸻ I. Heidegger’de Varlık ve Ölüm:

okumak için tıklayınız

Yaşam ve Ölüm Korkusu – Otto Rank

Her insan, bağımlılık ve bağımsızlık ya da boyun eğme ve kendine yön verme eğilimlerinin yarattığı çatışma ile dünyaya gelir. Doğum, birbiriyle çatışma durumunda olan bu eğilimleri de simgeler. Çünkü doğum olayı insanın, bir diğer kişiye tümden bağımlı ve çaba gerektirmeyen bir durumda, ayrı bir varlık olmayı ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi gerektiren bir yaşama geçişini temsil eder. İnsanın bağımsız bir varlık

okumak için tıklayınız