Tarihin En Karanlık Zihinlerine Yolculuk: Jung’un Gözünden Hitler, Mussolini ve Stalin!
1938 yılında Pulitzer ödüllü gazeteci H. R. Knickerbocker ve 1939 yılında Rahip Howard L. Philp, ünlü psikanalist Dr. Carl Gustav Jung ile dünyayı sarsan tarihi röportajlar gerçekleştirdiler,,,. Jung, bu söyleşilerde siyasetin çok ötesine geçerek 20. yüzyılın en büyük üç diktatörünü (Hitler, Mussolini ve Stalin) psikolojik bir ameliyat masasına yatırdı,,,. Ortaya çıkan teşhisler, bu liderlerin kitleleri nasıl efsunladığına dair bugün bile tüyler ürpertici gerçekleri gözler önüne seriyor.
Bir Somun Ekmek ve Bir Sürahi Su Testi
Jung’a, “Hitler, Mussolini ve Stalin’i bir odaya kilitleyip onlara bir hafta yetecek kadar sadece bir somun ekmek ve bir sürahi su verseniz ne olurdu?” diye sorulduğunda cevabı çok net ve çarpıcıydı,. Jung’a göre Hitler, gücünü halktan alan bir “büyücü” olduğu için Alman halkı olmadan tamamen çaresiz kalır, kavgaya karışmaz ve uzak dururdu,. Ancak her ikisi de kendi başlarına güçlü birer “şef” olan Mussolini ve Stalin, yiyecek ve içecek için kıyasıya kavga eder; en sert ve acımasız oldukları için muhtemelen tüm yiyeceği onlar alırdı,.
İki Tip Lider: “Şef” ve “Büyücü”
Koca profesör, ilkel toplumlardan bu yana iki tür güçlü adam olduğunu belirtir,. Birincisi, fiziksel olarak rakiplerinden daha güçlü olan ve askerleriyle öne çıkan “Şef” veya kabile reisidir,. İkincisi ise, kendi içinde fiziksel bir gücü bulunmayan ancak insanların ona yansıttığı sihirli (doğaüstü) güç sayesinde imparatoru bile aşan bir otorite kuran “Büyücü” veya kâhindir,. İşte Mussolini ve Stalin “şef” kategorisine girerken, Hitler kesinlikle mistik bir “büyücü” idi,,,.
Mussolini: Kaz Adımlarından Zevk Alan İnsani “Şef”
Jung, Mussolini’yi iyi kasları olan, fiziksel güce sahip ve rakiplerinden bireysel olarak daha kuvvetli, tam teşekküllü bir şef olarak tanımlar,. Mussolini’yi Berlin’de Hitler ile birlikte izleme fırsatı bulan Jung, Mussolini’nin İtalyan ordusu için Alman kaz adımı yürüyüşünü benimsemesinin Hitler’i taklit etmekten ziyade, bu yürüyüşü sirkteki küçük bir çocuk gibi büyük bir zevkle izlemesinden ve kendi estetik keyfinden kaynaklandığını fark etmiştir,,,,,.
Mussolini, demirci olan babasının at nalı yapması gibi, İtalya’yı elinde bir çekiçle kendi istediği şekle sokan, krallığı yerinde tutup Venedik’teki eski “Doge” yerine sade bir İtalyanca kelime olan “Duce” unvanını seçerek iyi bir zevk sergileyen sıcak bir figürdü,,,,. Jung’a göre o, bir maskenin arkasında kaybolmayan gerçek bir insandı,. Öyle ki, eğer Mussolini bir söz verip yalan söyleseydi, yüzü kızarır ve yalan söylediğini kabul edebilirdi; çünkü o Hitler’den çok daha doğal ve insaniydi. Kişisel hırsları olsa da, bu hırslar İtalya’nın ulusal ihtiyaçlarıyla örtüşüyordu,.
Stalin: Sibirya Kaplanı ve Korkunç İvan
Stalin de tıpkı Mussolini gibi bir şefti ancak o, Lenin gibi bir yaratıcı değil, Lenin’in yarattığı o büyük yapıyı yiyip bitiren bir fatih (conquistador) idi,. Jung onu, güçlü boynu, pala bıyıkları ve “kremasını yemiş bir kedi” gibi gülümsemesiyle devasa bir Sibirya kılıç dişli kaplanına benzetir,. O kaba kuvvetin, zeki bir köylünün ve içgüdüsel bir canavarın ta kendisiydi,.
Peki, hayatının 25 yılını Çar’ın tiranlığına karşı savaşarak geçiren eski bir devrimci nasıl oldu da Çar’ın ta kendisine dönüştü?,. Jung bu durumu şu efsanevi kanunla açıklar: “İnsan her zaman en çok savaştığı şeye dönüşür.”,. Stalin, Çar’ın kanlı baskısına o kadar çok karşı savaşmıştır ki, sonunda Korkunç İvan’dan hiçbir farkı kalmamıştır,. 1918 devrimi sırasında gücü elde etmenin ve önündeki adamı yok etmenin ne kadar kolay olduğunu şaşkınlıkla fark etmiş ve o andan itibaren muazzam kişisel hırslarının esiri olmuştur,,,,,. Etrafı kurtlarla çevrili olduğu için gücünü elinde tutmak adına sürekli tetikte bekleyen, Rusya’yı benimsemek yerine onu herhangi bir Çar gibi yöneten acımasız bir figürdür,,,.
Hitler: Kumaşla Kaplanmış Ahşap Bir Robot
İş Hitler’e gelince Jung’un analizi çok daha karanlık bir boyut kazanır. Hitler’in bedeni bir güç vadetmez; yüzündeki en belirgin özellik, gözlerindeki o hülyalı kâhin bakışıdır,,. O siyasi bir lider değil, gücünü büyüden alan bir medyumdur,,,. Jung’a göre Almanlar, Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgi ve Avrupa’daki imparatorluk yarışına geç kalmış olmalarının verdiği “küçük kardeş” aşağılık kompleksi yüzünden tıpkı eski Yahudiler gibi bilinçdışlarında bir Mesih bekliyorlardı,,,,,,,.
İşte Hitler, 78 milyon Alman’ın bilinçdışında hissettiklerini onlara söyleyen ilk adam, ulusun duyulmayan fısıltılarını devasa hale getiren bir “megafon” (hoparlör) oldu,,,,,. Karar alırken mantığını değil, kendi “Ses”ini, yani Alman halkının bilinçdışını dinliyor ve buna itaat ediyordu,,.
Hitler’in hiçbir kişisel arkadaşı yoktu, çünkü o bir insan değil, koca bir ulusun kolektif cinnetiydi,,,,,. Jung onu Berlin’de gördüğünde hiç gülmediğini fark etmiş ve onu “kumaşla kaplanmış ahşap bir iskeleye, maske takmış mizah duygusundan yoksun bir robota” benzetmiştir,,,. Cinselliğini tamamen davasına kurban etmiş, içindeki dişil figürle (anima) sağlıklı bir ilişki kuramadığı için de onun esiri olup tamamen yıkıcı bir güce dönüşmüştür,,,,. Jung’a göre kişisel hırsları sıradan bir insanınkinden fazla değildir; asıl tehlikesi tüm benliğini kaybetmiş bir “mit” olmasından kaynaklanmaktadır,,.
Canavarı Yaratan Toplumun Kendisidir Jung, bu diktatörlerin sırf babalarına duydukları nefret gibi kişisel sebeplerle bu hale geldikleri yanılgısını elinin tersiyle iter,. Ona göre değişmez kural şudur: “Zulmeden kişi, aslında zulüm görmüş olandır.”,.
Diktatörleri yaratan şey; Bolşevizm tehdidi ve kaos içindeki İtalya, korkunç enflasyon ve işsizlikle boğuşan Almanya ya da Lenin’in ölümüyle lidersiz kalan Rusya gibi çaresizlik içindeki kitlelerin devasa ihtiyaçlarıdır,,,. Yani kitleler kendi bilinçdışlarındaki canavarla yüzleşmedikçe, içlerindeki aşağılık kompleksini ve o karanlık “Ses”i dışarı vuracak bir megafon her zaman sahneye çıkacaktır,,,,.