Tespih Ağacının Gölgesinde – Harper Lee ‘İyiye doğru bir değişim için ne yapılması gerekiyor’

Tespih Ağacının Gölgesinde - Harper Lee“Bu ülkede beni korkutan tek şey şu: Devlet birgün öyle bir canavarlaşacak ki, en küçük bireyler ayaklar altında ezilecek ve artık yaşamanın hiçbir değeri kalmayacak.” Jack, Tesbih Ağacının Gölgesinde

‘Tespih Ağacının Gölgesinde’, bundan elli beş yıl önce yayımlanan “Bülbülü Öldürmek”in devamı olma özelliğini; önyargılar, haksızlıklar, çatışmalar ve sınıf algısı gibi kavramlar üzerinde, okuru tekrar düşünmeye çağırmasında buluyor. Ancak bakışlar, ilk romandan yirmi yıl ötesine gidiyor ve küçük kız Scout, bir genç kadın olarak tekrar sahne alıyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde’nin arka kapağında şöyle bir ifade yer alıyor: “Son yılların en büyük edebiyat olayı.”

Kitap arkalarında yazan ve genellikle gereğinden fazla abartılı çıkışların aksine bu ifadenin, oldukça yerinde bir saptama olduğunu, bunun yanında tartışılmaz bir gerçekliği ifade ettiğini söylemeliyim. Nedeni, Tespih Ağacı’nın Gölgesinde’nin; Harper Lee’nin, 1960’ta yayımlandığında ülkesi ABD’de büyük yankı uyandıran, akabinde Pulitzer’le ödüllendirilen, bir yıl sonra da Gregory Peck’in başrolünü oynadığı bir filmde beyazperdeye aktarıldığında Oscar alan romanı Bülbülü Öldürmek’in devam hikâyesi olması. Bir romanın devam hikâyesinin böylesi “büyük bir edebiyat olayına” dönüşmesinin nedeni ise Tespih Ağacının Gölgesinde’nin, ilk roman Bülbülü Öldürmek’ten tam 55 yıl sonra gelmesi.
Bülbülü Öldürmek, yayımlandığında satış rekorları kırdı, çok konuşuldu, birçok başarı elde etti ve daha düne kadar Harper Lee’nin ilk, aynı zamanda tek romanı olarak kaldı; kabul. Ancak gerçek başarısını ve biricikliğini pek çok insanın yaşamına girerek, pek çoğunun da yaşamını değiştirerek kazandı. Bülbülü Öldürmek, ilk yayımlanışının üzerinden 55 yıl geçmiş olmasına karşın bugün hâlâ okunuyor ve insanların yaşamını değiştirmeye devam ediyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde, bir devam hikâyesi olarak tam da bu nedenle önem kazanıyor.
Harper Lee bir anlamda, okurların yaşamlarında ayrıcalıklı bir yer edinmeye farklı bir pencereyle devam etmek istediğini söylüyor bu romanıyla. Bir diğer yönüyle de ardında, yarım kalmış bir dünya, bir hikâye bırakmak istemediğini vurguluyor.

Bülbülü Öldürmek, insanoğlunun en büyük hastalıklarından biri olan ırkçılığı konu ediyordu kendine. Amerika’nın güneyi Alabama’da, Maycomb adındaki küçük bir kasabada yaşanan ve bir zencinin haksız yere suçlanmasıyla gelişen olaylar, küçük kahramanımız Scout’un büyüyüşüyle birlikte ele alınıyordu. Romandaki gözümüzdü Scout Finch. Onun gözüyle sergileniyordu tüm önyargılar, haksızlıklar, çatışmalar ve sınıf algısı. Roman her ne kadar küçük bir Amerika kasabasında geçse de yansıttığı evrensel değerleriyle tüm sınırları ortadan kaldırıyordu. Adalet ise Bülbülü Öldürmek’in merkezindeki en önemli konuydu. Romanın bir diğer önemli kahramanı olan ve küçük Scout’a adalet, dürüstlük gibi kavramları aşılayan babası Atticus Finch de bu bağlamda dünya edebiyatı tarihindeki yerini alıyordu.

Bir küçük kasaba hayatının tüm ruhuyla can bulduğu roman, yarattığı gerçeklik algısıyla da dikkat çekmişti aynı zamanda ve Bülbülü Öldürmek’in en büyük başarılarından biri olarak kabul edildi bu durum. Çünkü anlatılanlar yakıcı bir sahiciliğin gölgesinde ilerliyordu. O güne kadar da hiç kimse dürüstlük ve adaleti, büyülü bir çocukluğun gözünden yazmamıştı. Sanıyorum Bülbülü Öldürmek’in en özel yanlarından birini de bu oluşturdu.

TAŞRA VE KENT İKİLEMİ

Tespih Ağacının Gölgesinde, bir devam hikâyesi olma özelliğini de en çok hemen yukarıda saydığım kavramlar üzerinde, okuru tekrar düşünmeye çağırmasında buluyor. Kahramanlarımız birkaç eksikle yine aynı ancak hikâye kaldığı yerden devam etmiyor. Harper Lee, zamanı yirmi yıldan fazla ileri götürerek küçük kız çocuğu Scout’u, bu kez yirmi altı yaşında genç bir kadın olarak karşımıza çıkarıyor. Üstelik taşranın o görülmez zincirlerini de kırmış biri olarak izliyoruz onu. New York gibi büyük bir eyalette geçirmiştir gençliğinin önemli bir kısmını kahramanımız ve yaşananlara artık bir taşralıdan çok bir kentli gözüyle bakıyor. Hikâyenin en önemli çatışma noktalarını da Jean Louise Finch’in, namı diğer Scout’un bu farklılaşan bakış açısı meydana getiriyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde dertlerini, Scout’un ailesini ziyeret etmek için New York’tan çocukluğunun geçtiği kasaba Alabama-Maycomb’a dönmesiyle anlatmaya başlıyor.

Umutlu bir yolculuktur bu Scout için çünkü aradan geçen yirmi yıl kendisinde büyük değişimlere yol açsa da hayalindeki kasabanın, düşlerinde yaşattığı imgelerin yerli yerinde olduğunu düşünüyordur. Ancak hikâye ilerledikçe o da, biz de göreceğiz ki hiçbir şey Scout’un bıraktığı gibi değildir. Üstelik doğduğu topraklara adım atar atmaz içine çekileceği, kökleri çok eskilere dayanan ve yazarın Bülbülü Öldürmek’te temellerini attığı bir ilişkinin içinde bulacaktır kendini kahramanımız. Bu ilişki aynı zamanda yaşlı ve tutucu halasıyla tartışmalarına da yol açacaktır çünkü aradan geçen yıllar, sınıf kavramına bakışını değiştirmemiştir halasının. Ancak burada Scout’un kentli ve özgür bir kadın olarak kendi kararını verme uğraşı, bunun yanında Harper Lee’nin konu üzerine yaptığı vurgu önemli bir çerçeve çiziyor bize.

Bu bağlamda romanın sayfaları arasına sızan ve önemli sorunları kaşımak için yazarına epey malzeme veren taşra ve kent ikilemi de gündeme geliyor.

Tespih Ağacının Gölgesinde için bir diğer yandan arka planında dönen sosyolojik kırılmaları da dikkate aldığımızda tarihleri içine alan bir roman diyebiliriz. Ancak bunu ne bir olaya vurgu yapmak ne de bir olayı öne çıkarmak için kullanıyor yazar. Harper Lee’nin yapmak istediği, hemen yukarıda da bahsettiğim romanın gerçeklik katmanlarına biraz daha demir dökmek ve bu sosyolojik değişimlerin, insanları yani roman kahramanlarını nasıl değiştirdiğini gösterebilmek. O nedenle Tespih Ağacının Gölgesinde’nin, Bülbülü Öldürmek’le açılan insani halkaya bir yenisini daha eklediğini söyleyebiliriz rahatlıkla.

İlk romanın fanatiklerini ve hatıralarında Bülbülü Öldürmek’i farklı bir şekilde yaşatanları Scout’un genç kadın halini görmek, başından geçenleri okumak nasıl hissettirecek merak ediyorum açıkçası. Ancak Harper Lee’nin az bulunur bir sadelik içinde, yine az bulunur küçüklükte bir dünyadan büyük bir insan manzarası sunduğunu söylebilirim rahatlıkla.
Yani bülbül bir yerlerde hâlâ yaşatılıyor.

Eray Ak
Cumhuriyet Kitap Eki

***

Sansasyonel bir keşif

Harper Lee’nin, yani Amerika’nın en çok okunan ve en sevilen yazarlarından birinin ikinci bir kitabının bulundğu haberi şüphesiz geçen senenin en önemli edebiyat olaylarından biriydi. Zira Lee’nin yazmama konusundaki ketum tutumu yüzünden onun kaleminden bir başka şey okumayı hiç kimse beklemiyordu. Saklı romanın ortaya çıkması ise bir tesadüf eseri oldu.
2014’ün Ağustos ayında, Harper Lee’nin tüm işlerini ve avukatlığını yürüten kızkardeşi Alice ölünce, ünlü yazarın avukatlığını Alice’in yardımcısı genç avukat Tonja Carter üstlendi. Eylül ayında Carter, Harper Lee’nin romanını yazdığı daktilosu, el yazısı müsvetteleri, mektupları gibi kişisel eşyalarını sakladığı bankanın kasasını kontrol etmek için açtığında bir roman müsvettesi buldu. Önce bunu “Bülbülü Öldürmek”in ilk kopyası zannettiyse de daha sonra iki romanı birbiriyle karşılaştırınca bunun tamamın başka, ikinci bir kitap olduğunu fark etti. Lee’nin yayıncısını arayıp haber verdiğindeyse bu sefer şok olma sırası onlardaydı. Zira bu, hazine bulmakla eşanlamlıydı.

“Go Set A Watchman”ın tam 55 yıl sonra bulunuş haberi kısa zamanda tüm dünyayı salladı. Kitabı gerçekten Harper Lee’nin yazıp yazmadığı, kitabı bulan Tonja Carter’in aslında kitaptan daha öncesinden haberdar olduğu ama avukatlık görevini devralana kadar bekleyip öyle ortaya çıkardığı, kitabın Harper Lee’ istemediği halde yayına hazırlandığı gibi sayısız sansasyonel dedikodu eşliğinde fırtına daha da büyüdü. Haliyle Harper Lee’nin onayı alındıktan sonra 14 Temmuz 2015’te yayınlanacağı duyurulan “Go Set A Watchman (Tesbih Ağacının Gölgesinde)” daha satışa sunulmadan yazarın tutkulu hayranları tarafından kapışıldı. Yayıncı Harper-Collins’in tarihinde en çok ön sipariş verilen kitap olurken, online alışveriş portalı Amazon ise romanın “en çok ön sipariş verilen kitap” rekorunu kırdığını duyurdu. Eski rekor, 2007’de yayımlanan “Harry Potter ve Ölüm Yadigârları“na aitti. Satışa sunulduğu ilk hafta ise 1.1 milyon kopya satarak, yayınevinin bugüne kadar en hızlı satan kitabı ünvanını kazandı. Şu sıralarda hâlâ ABD’de satış rekorları kırmakta. Öyle ki, “Go Set A Watchman (Tesbih Ağacının Gölgesinde)” 2009’dan bu yana en çok satan kitap rekorunu elinde tutan Dan Brown’un ünlü “Kayıp Sembol” romanını bile geride bıraktı ve elbette New York Times’ın ‘En çok satanlar’ listesinin de tepesine yerleşti.

Mine Akverdi Denktaş
Vatan Kitap

Alabama’ya dönüş

Tuhaf bir öyküsü var Tesbih Ağacının Gölgesinde’nin. 1950’lerde yazılmış, yayımlanmamış, 2014 yılında tesadüf eseri bulunmuş. Harper Lee ismini Bülbülü Öldürmek romanından/filminden hatırlayacaksınız. 1960 yılında yayımlanan ve satış rekorları kıran bu ilk roman, büyük bir başarı kazanmış, Harper Lee’ye 1961 Pulitzer ödülünü getirmişti. Başrolünde Gregory Peck’in yer aldığı sineme uyarlaması da -Oscar ödülü kazanacak kadar- başarılıydı. Henüz otuz dört yaşında ün ve gelir sahibi olan Lee’nin bundan sonraki yıllarda görkemli bir edebiyat kariyeri olacağını düşünenler çoğunluktaydı. Ne var ki beklentileri umursamadı; birkaç deneme haricinde yazı yayımlamadı; neredeyse hiçbir söyleşi ve program davetini kabul etmeyerek münzevi bir hayat sürdü.

1926 yılında Alabama’’da doğan Nelle Harper Lee, Tesbih Ağacının Gölgesinde’yi Bülbülü Öldürmek’ten önce yazmıştı. Ne var ki 1957 yılında dosyasını teslim ettiği yayınevinin editörü tarafından -bizim okuduğumuz orijinal haliyle- kabul görmemiş. Editörün tavsiyesiyle romandaki kişilerle başka bir hikâye kurgulayan Lee, olayların bir çocuğun gözünden aktarıldığı Bülbülü Öldürmek’i kaleme almış. İlk dosyaya ise hiç geri dönmemiş.

Değişim mi?
Tesbih Ağacının Gölgesinde’nin ABD’de -2015 yılında- yayımlanmasıyla birlikte birbirini tamamlar nitelikli bu iki roman birlikte tartışılmaya başlandı. Bunun nedeni, daha önce yazılmasına rağmen, Tesbih Ağacının Gölgesinde’de anlatılan olayların Bülbülü Öldürmek’ten yaklaşık yirmi yıl sonrasına denk gelmesi. Kısacası, Bülbülü Öldürmek’te karşılaştığımız karakterler Tesbih Ağacının Gölgesinde de yaşlanmış ya da olgunlaşmış halleriyle çıkıyorlar karşımıza. Üstelik ilk romandaki iyimser bakış da kaybolmuş, kasaba insanları biraz daha muhafazakârlaşmış, kasaba bir cehenneme dönüşmüş…

Lee’nin kasaba ve insanları hakkında böyle bir yargısı varken nasıl olup da Bülbülü Öldürmek’i yazdığı, sonrasında neden hiç yazmadığı gerçekten de hem edebiyat hem siyaset üzerinden düşünülmesi gereken bir durum.

Bülbülü Öldürmek 1930’lu yıllarda Alabama’nın hayali Maycomb kasabasında geçiyordu. Roman kahramanı Atticus, bir siyahın beyaz bir kıza tecavüz davasını üstlenerek kasabanın tepkilerini çeken bir avukattı. Bu davayı kabul etmesinin nedeni, müvekkilinin suçsuz olduğunu bilmesiydi ve bu siyah delikanlının mahkemenin atadığı, isteksiz bir savunma yüzünden hapse girmesine gönlü razı gelmemişti. Atticus davayı sonuna kadar, yeteneğinin her bir kıvılcımını kullanarak ve içgüdüsel bir hoşnutsuzlukla sürdürecekti. Vicdanının rahatlayacağının, kendisiyle barışık bir şekilde yaşayabileceğinin bilgisiyle Atticus, muhafazakârlığı ile ünlü Maycomb kasabasında ne daha önce ne de daha sonra görülmüş bir şeyi başarmış, tecavüzle suçlanan siyah bir oğlan suçsuzluk hükmüyle beraat ettirmişti. Hikâyenin anlatıcısı ve yorumlayıcısı ise küçük ama cin gibi çocuktu; avukat Atticus Finch’in kızı Jean Louise Finch…

Tespih Ağacının Gölgesinde, bu olaydan yaklaşık yirmi yıl sonrasında, Jean Louise Finch’in yaşadığı New York’tan babaevini ziyaret etmek için Maycomb’a gelmesiyle başlıyor. Bülbülü Öldürmek’ten tanıdığımız karakterler de birer birer sahneye çıkıyor; Jean ile evlenmek isteyen çocukluk arkadaşı Hank, kasabanın bütün ruhunu kişiliğinde toplayan halası Alexandra, emekli doktor amcası Jack ve babası Atticus ve çocukken tanıdığı ve sevdiği bir dolu kara derili insan…

Jean, kasabada geçirdiği günlerde bir yandan çağrışımlar yoluyla geçmişi hatırlayacak bir yandan kasabadaki hayatın değiştiğini fark edecektir. Ne var ki tersine bir değişimdir bu. Siyahların “Renkli İnsanların İlerlemesi İçin Ulusal Dernek”(NAACP) çatısı altında örgütlenmesinin yarattığı tepkiler kendilerini kasabanın sahibi ve siyahların efendisi olarak gören beyazlar “fabrika ayarlarına” döndürmüş, daha da muhafazakârlaştırmıştır. Ancak Jean’i dehşete düşüren babasının da beyaz çoğunluğun yanında yer alması olacaktır. Çocukluğunun kahramanı babasının bir “zenci” düşmanına dönüşmesine isyan eden Jean, kendisini, New York’u, bu küçük Güney kasbasını ve değişimi sorgulamaya başlar…

Taşra muhafazakârlığı
Jean’in doğup büyüdüğü topraklarda süren hayatı, insanların zihniyet yapılarını, kötüye gidişi gördükten sonra hissettikleri 1950’lerin muhafazakârlığını yargılıyor. Ancak bu yargıların bugünün Türkiyesinde yaşayan pek çok okuyucunun hislerini dile getirdiğinden hiç şüphem yok. Harper Lee, zamansal farkları, coğrafik mesafeleri aşarak insan dair genelgeçer gerçekleri yakalamayı bir kez daha başarmış.

Eğer Tespih Ağacının Gölgesinde romanını Bülbülü Öldürmek’ten önce yayımlasaydı, her iki roman da anlamını yitirebilirdi. Öyle ya, bir zamanların Ku-Klux-Klan’cılarıyla kolkola girmiş Atticus Finch’i tanıdıktan, onun siyah delikanlıyı savunmasının ardındaki nedenleri öğrendikten sonra, aynı Atticus Finch’i etik bir rol modeli ya da bir kahraman olarak görmek nasıl mümkün olabilirdi? Lee Tesbih Ağacının Gölgesinde romanında Bülbülü Öldürmek’te inşa ettiği Atticus Finch heykelinin çatlaklarını gösteriyor. Haksızlık yapmayalım; Atticus Finch’in yirmi yıl önce üstlendiği davada ikiyüzlü davranmamıştır. Ancak davayı üstlenme nedeni siyahlara yapılan haksızlık değil adalete, ama “bir dava özetine, bir belgeye madde madde yazılmış soyut adalete” duyduğu aşktır. Aslında Atticus değişmemiştir. Sorun onun hep böyle olmasıdır ve Jean ile birlikte okuyucuların cevap vermek zorunda olduğu soru iyiye doğru bir değişim için ne yapılması gerektiğidir.

Az karakter etrafında gelişen, olaylardan ziyade diyaloglar ve tahlillerle ilerleyen -olaysız- bir hikâyesi var Tespih Ağacının Gölgesinde romanının. Bu durum zaman zaman akışı bozmakla birlikte, tartışılan meselelerin önemi eksiklikleri gözardı etmemizi sağlıyor. Özellikle ulusun kalanından yzak, tutucu bir taşra kasabası olarak Maycomb’u, değişimi, değişimin ekonomik nedenlerini çok iyi yakalamış Lee. Kasaba ruhu ise Alexandre halada cisimlenmiş…

Yazarın dünyaya bakışının Maycomb kasabasıyla sınırlı kalmıyor. Eleştirilerden önce New York, ardından ABD de payını almış. Büyük bir roman değil belki, ama Harper Lee’nin Tesbih Ağacının Gölgesinde romanında savunduğu düşüncelerinin çoğunu paylaştığımı söyleyebilirim. Mesela Jack amcanın söylediklerini; “Bu ülkede beni korkutan tek şey şu: Devlet birgün öyle bir canavarlaşacak ki, en küçük bireyler ayaklar altında ezilecek ve artık yaşamanın hiçbir değeri kalmayacak.”

A. Ömer Türkeş
http://kitap.radikal.com.tr/ 06.11.2015

Kitabın Künyesi
Tespih Ağacının Gölgesinde
Orjinal isim: Go Set a Watchman
Harper Lee
Sel Yayıncılık / Çağdaş Dünya Edebiyatı Dizisi
Türkçe (Orijinal Dili:İngilizce)
240 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 2015
ISBN : 9789755707600
Çeviri : Püren Özgören

TANITIM BÜLTENİ
Harper Lee ‘den 55 yıl sonra unutulmaz bir roman daha…
Amerikan edebiyatının başyapıtlarından biri olan, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek’in unutulmaz karakteri Jean-Louise “Scout” Finch, 20 yıl sonra New York’tan çocukluğunun geçtiği kasabaya, babası Atticus Finch’in yanına, eve dönüyor. Çocukluğunda eşitlik, doğruluk ve adalet kavramlarıyla kişiliğinin yapı taşlarını oluşturan babası Atticus’un hayal kırıklığı yaratan değişimi, artık 26 yaşında genç bir kadın olan Scout’u derinden etkiliyor.

Harper Lee’nin bilge kaleminden çıkan ve daha yayınlanmadan son yılların en büyük edebiyat olayı haline gelen Tespih Ağacının Gölgesinde, bir tarihsel dönemi güçlü ve gerçekçi çağrışımlarla aktarmakla birlikte, güncelliğiyle de bir eserin kendi devrini aşabileceğinin en nadide kanıtlarından biri…

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Bülbülü Öldürmek – Harper Lee “kötücüllüğe yenik düşmemek için her daim mücadele etmek”

Adil olmak bu kadar zor mu? Harper Lee'nin 'Bülbülü Öldürmek'i, kötücüllüğe yenik düşmemek için her daim mücadele etmek gerektiğini vurguluyor....

Kapat