Türk Sinemasında Tarih ve Bellek – Senem Duruel Erkılıç

Sinemanın tarihle ve bellekle ilişkisi çok yönlü ve tartışmalı bir alandır. Birbirlerinden neredeyse koparılamayacak bir sarmal olan bu çok yönlü ilişki, bir taraftan sinemada düşünsel ve biçimsel olarak özgün yapımların ortaya çıkmasını sağlamış diğer taraftan ise zihnimizdeki geçmiş kurgularını güçlendirmiş ya da alt üst etmiştir. Bu yapıda geçmiş, beyazperdede bugünle ilişkilendirilerek canlanmış, geçmişe dair filmler gelecek kurgularına yön verebilecek potansiyeli içermiştir. Sinema çağının tanıklığını yaparken belgeledikleriyle ve kurguladıklarıyla aslında her zaman toplumsal bir tarih yazımı da yapmıştır. İşte tam da bu nedenlerle sinemada geçmiş anlatıları, iktidarların, devlet politikalarının, günlük siyasetin odağında olmuştur. Tarihin siyasal bir savaş meydanı olması ve otoriteye başkaldıranın da, bu başkaldırıyı boğmaya çalışanın da tarihin desteğini yanına almaya çalışması, tarihsel flmlerin salt birer sanat yapıtı olarak değerlendirilmesini imkânsız kılmıştır. Filmler, seyirciyi farklı zaman ve mekânlarla buluşturduğu gibi, çeşitli ideolojik kurguları da popüler mecrada seslendirmişlerdir. Bu kitapta geçmişten günümüze kadar Türk sinemasında tarihin temsilinin hangi uğraklardan geçerek bugünkü biçimini aldığına dair örnekler üzerinden aydınlatıcı bir fikir edinebileceğiniz gibi, bu biçimin gelecekte nasıl bir hal alabileceği konusunda da yeterli ip uçları yakalayacaksınız.
(Arka Kapak)

Sinemanın belleği – Ömer Erdem
(19.02.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)
Türk Sinemasında Tarih ve Bellek, sinema üzerinden kendi boy ölçümüzü almak için bir basamak, şüphesiz.
Tarihi kendine göre yorumlayıp şekillendiren sinema sanatı, bir süre sonra tarihin malzemesi olmaktan kurtulamaz. Arkadan gelen kültür tarihçileri hem onu bir kaynak olarak kullanırlar hem de tartışmalarının malzemesi yaparlar. Bu bakımdan tarih süreklilik içinde bir sürekliliktir de. Sinema bu bağlamda kaçınılmaz olarak tarihle hep ilişki içinde oldu. Ona yöneldi, onu aktardı. Türk sineması da kendi ölçeğinde ondan beri durmadı. Tarihin, geçmişin, bugünden yola çıkarak araştırılması adına son derece ilgin tecrübelere girişti. Madem ki elimizde ?Türk sinemasının tarihle, geçmişle kurduğu bu ilişkiye bakmayı amaçlayan? ve buna şimdilik giriş seviyesinde bile olsa bilimsel çaba harcayan bir kitapla baş başayız, ?bellek patlamasının yaşandığı bir dönemde sinemanın bellek kurucu olarak nasıl işlediğine odaklanmak? da son derece önem kazanır. Bellek kuruculuk görevine soyunmak, tarihi kültürel, siyasal hatta ideolojik bağlamda canlandırmak ve işlevsel hale getirmek anlamına da gelir.

Tarihi malzemenin bilimsel anlamda belli bir tutarlılığa kavuştuğu, kaynakların bağımsız ve ulaşılabilir olduğu, sanat eyleminin de bir o kadar özgürleştiği toplumlarda, böylesi bir konuyu araştırıp tartışmanın değeri kadar zevki de tartışılmaz. Ne var ki, Türk sinemasının ilgilendiği iki ana alan olan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri bu bağlamda dikenli teller, tabular yanında estetik ve bilimsel seviyesi yeterince yüksek sayılamayacak tecrübelerle doludur. Bir yandan sosyalbilimci, eleştirmen ve yönetmenler kadar sinema teorisyenlerinin tarih, sinema, sosyal psikoloji ve bellek konularında yeterince özgün fikirler geliştirmemiş olmaları sadece araştırmacının değil topyekûn toplumun sorunudur. Senem Duruel Erkılıç, niyet ve emeği hissedilir olmakla birlikte bu bağlayıcılığın hükmü altındadır. Zaten başlı başına bir mesele olan ?geçmişin kurgusundaki hakikat sorunu?, iç kültürel ve zihniyet sorunları ile çerçevelendiğinde manzaranın niteliği de karmaşıklaşarak değişmektedir.

Elbette ?tarihin sinemada inşası tarihçiler tarafından tartışılmaya başlanmış ve sinemanın da bir tarih yazımı olabileceği? çoktan dile getirilmiştir. Erkılıç?ın yoğunlaştığı ana konu kaynaklar meselesi değil sürecin kendisidir. Belki de kuramsal ve estetik değeri yüksek olmayan onca malzeme içerisinde tartışmayı doğrudan sürecin eğrisine yönetmek daha gerçekçidir. Hele bir toplumda ?kahramanlık menkıbeleri, halk hikâyeleri, destanlar, efsaneler, kısacası sözlü geleneğin parçası pek çok unsur, tarihin algılanması ve aktarılmasında yapıyı belirlemekte? birinci derecede pay sahibi ise ve bu pay, aktif siyasetin iktidar erkinin sansür koyuculuk rolüne bürünmüşse işler daha da karmaşık boyutlara bürünmektedir.

Senem Duruel Kılıç, Türk sinemasının 1950?den bu yana yaşadığı evrilmeleri kendi içinde gerçekçi ve anlaşılabilir bir tahlile dönüştürmekte, 1950?lerin ?tarihsel filmlerin altın çağı, Kurtuluş Savaşı ve Osmanlı, 1960?ların tarihsel kostüm avantürleri doğuşu, ATÜT çerçevesinde birkaç deneme, 1970?ler dini motifli filmler ve TRT?de ilk yapımlar, 1980?le TRT?de tarihsel yapımların keşfi, 1990?lar resmi tarih ve bu söylemdeki kırılmalar, 2000?ler bellek merkezli sinemaya doğru? açılımlarına ulaşmaktadır. Kendi payıma, Türk sinemasındaki tarih ve bellek sorununu geçirdiğimiz zihniyet kırılmalarından bağımsız hiç düşünemeyeceğimiz kanaatindeyim. 1950?den sonra geri dönülemeyecek derecede modernleşen edebiyatımız yanında, Akad ve Erksan gibi kurucu karakteri büyük yönetmenlere rağmen modernleşip özgünleşememesini tarihsel bağlamda talihsiz de buluyorum.

Bugün de genç kuşak sinemacıların tarihle ve bellek ile kuracakları ilişkiyi merakla beklerken tarihin, tarihe yönelmenin bir düşünme ve sanat yaratma biçimi değil bir tüketim, pazar kaynağı yapılmasından endişeliyim. Duruel?in kitabı sinema üzerinden kendi boy ölçümüzü almak için bir basamak, şüphesiz.

Kitabın Künyesi
Türk Sinemasında Tarih ve Bellek
Senem Duruel Erkılıç
De Ki Yayınları / Sanat Dizisi
Editör : Gürhan Topçu
İstanbul, 2014
213 s.

Yorum yapın

Daha fazla Sanat, Sinema
OCAK 1976 – EYLÜL 1980 Kültür-Sanat Sayfalarında Gündem

Ocak 1976-Eylül 1980: Kültür-Sanat Sayfalarında Gündem, Görsel Sanatçılar Derneği?nin 1976?daki kuruluşundan 1980 darbesinin ardından kapatılmasına dek geçen dönemde kültür-sanat sayfalarında...

Kapat