Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım 2008-2009 – Bağımsız Sosyal Bilimciler

Bağımsız Sosyal Bilimciler?in bu çalışması, dünyada ve Türkiye?de 2008-09?da yoğunlaşan ekonomik bunalıma odaklanıyor. Çalışma, sunuşu izleyen sekiz bölümden oluşmaktadır. İkinci Bölüm?de Türkiye?de halk sınıflarının güncel yaşam koşulları ile ilgili gözlem ve değerlendirmeler yer almıştır. Üçüncü Bölüm?de 2007-09 küresel bunalımı için bir analiz çerçevesi verilmektedir. Söz konusu küresel bunalımı, asli ve yapısal nedenleri ile değil, bunların tezahürleri ve uygulanan/uygulanmayan politikalarla açıklamaya çalışan anlayışa karşı çıkılmakta, esas sorunun kapitalizmin krize yatkın doğası ile ilgili olduğu, krizsiz/barışçıl bir dünyanın ancak kapitalizmin aşılması ile mümkün olabileceği vurgulanmaktadır. Dördüncü Bölüm?de Türkiye ekonomisinin 2008-09 öncesinde de durgunluğa gidişin işaretlerini verdiği somut verilerle sergilenmektedir. Beşinci Bölüm ise bugünkü ekonomik bunalımın kısa dönemli ekonomik sinyallerine ve 2009 yılı başında ödemeler dengesi ve reel ekonominin görünümüne ayrılmıştır. Altıncı Bölüm, Türkiye-IMF ilişkilerinin Nisan 2008-Mart 2009 dönemindeki seyrini irdelemektedir. Yedinci Bölüm?de ele alınan konu, küresel bunalımın Türkiye?yi belirgin bir biçimde etkilemeye başladığı Eylül 2008?den günümüze kadar hükümetin aldığı önlemlerdir. Sekizinci Bölüm?de emekten ve toplumsal adaletten yana bir bakış açısı ile yaşanan ekonomik bunalıma ne tür kısa ve orta vadeli çözümler getirilebileceği tartışılmaktadır. Son Bölüm ise çalışmanın temel saptamalarını ve politika önermelerini özetlemektedir.

Krizdeki 4 Temel Yanlışlık
02.05.2009, Cumhuriyet -Ankara Bürosu
“Türkiye’de ve Dünya’da Ekonomik Bunalım, 2008-2009” başlığıyla okurla buluşan rapora göre hükümet spekülatif sermaye hareketlerini yönetemedi, işin nerelere ulaşabileceğini göremedi ve önlem almakta gecikti. Çalışandan ve ulusal bağımsızlıktan yana ortaya konulan istikrar stratejisinin temel unsurları arasında işsizlikle mücadele ve emekçilerin gelirlerinin korunması hedefleri var. Grup, finansal işlemlere vergi alınmasını öneriyor.

Ankara – Bağımsız Sosyal Bilimciler (BSB) grubu, hükümetin krizde dört temel yanlışlık yaptığını belirterek, bunları ?spekülatif sermaye giriş ve çıkışlarının iyi yönetilememesi, kırılganlığın reel kesimdeki aşırı borçlanmış şirketlerden kaynaklanacağının algılanmaması, önlem alınmasında gecikilmesi ve reel kesimin bunalımının orta vadeye yayılan bir durgunluk niteliği kazanabileceğinin görmezden gelinmesi? olarak sıraladı. BSB?nin, krizden çıkmak için gösterdiği önlemler arasında ?İşsizlikle mücadele ve emek gelirinin korunması, sermaye gelirlerindeki vergi yükünün yaygınlaştırılması, Gümrük Birliği çerçevesinin daraltılması, sermaye hareketlerinin denetimi? yer aldı.

BSB?nin, Yordam Kitap tarafından ?Türkiye?de ve Dünya?da Ekonomik Bunalım, 2008-2009? başlığıyla kitaplaştırılan 2009 Yılı Raporu?nda, hükümetin 2008-2009 krizi süresinde yaptığı dört temel yanlışı şöyle sıraladı:

Birinci yanlış: 2003 sonrası dönemde uluslararası finans piyasalarında gözlenen şişkinliğin kalıcı olduğu inancı ile spekülatif sermaye giriş ve çıkışlarının iyi yönetilmemesidir.

İkinci yanlış: ABD konut kredileri piyasasında 2007 yaz aylarında başlayan ve belirli aşamalarla önce finans sektörünün diğer alanlarına, sonradan da reel kesime yayılan bunalım, Türkiye?de bankacılık sektörünün sağlamlığına duyulan güven dolayısıyla azımsanmış, kırılganlığın esas itibarıyla reel kesimdeki aşırı borçlanmış şirketlerden kaynaklanacağı algılanamamıştır.

Üçüncü yanlış: Krizin dış kaynak girişlerinin canlanmasıyla adeta kendiliğinden sona ereceği umulmuş, bu hayalin peşinde zaman yitirilmiş, alınması gereken önlemlerde gecikmenin yüksek maliyeti anlaşılamamıştır.

Dördüncü yanlış: Reel kesimin 2008 ve sonrasındaki bunalımının 2000-01?deki gibi ani bir çöküş ve hızlı toparlanma yerine orta vadeye yayılan bir durgunluk niteliği kazanabileceği görmezden gelinmiştir.

Kitapta, BSB?nin çalışandan ve ulusal bağımsızlıktan yana ortaya koyduğu istikrar stratejisinin temel unsurları şöyle açıklandı:

BSB?nin önlemleri

* İşsizlikle mücadele ve emekçi halkın gelirlerinin korunması istikrar programının ana amacı olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda olası IMF programının daraltıcı reçeteleri reddedilmeli; Batı ülkelerinin, neoliberal modelin tüm öğelerini çiğneyerek koydukları genişletici ve istihdam arttırıcı önlemler örnek alınmalıdır.

* İşsizlikle mücadele doğrultusunda, esnek istihdamın önünü açan ve işten çıkarmayı kolaylaştıran yasal hükümlerin belirli bir süre için askıya alınması sağlanmalıdır. Özel girişimlere vergi indirimi ya da işsizlik sigortası fonundan yararlanmanın kayıt dışılıktan çıkma ve işçiyi işten çıkarmama şartlarına bağlanması gibi önlemler düşünülmelidir.

* Sermaye gelirleri üzerindeki vergi yükü yaygınlaştırılmalıdır. Öncelikle finansal işlemler vergilendirilmelidir. Borsa ve döviz işlemleri üzerine düşük oranlı, ancak yaygın bir finansal işlem vergisi uygulanmalıdır.

*Enflasyon hedeflemesi anlayışı terk edilmelidir. Küresel krizin yayılma biçimi, sadece fiyat istikrarını sağlamış olmanın makroekonomik istikrarı sağlamaya yetmeyeceği gerçeğini açıkça ortaya çıkarmıştır. Merkez Bankası dövizin reel fiyatını hedef alan ve TL?nin aşırı değerlenmesini önleyecek tedbirleri uygulamaya koymalıdır. Yabancı sermaye giriş çıkışı, yurtdışından borçlanma ve sıcak para hareketleri, ek vergi, munzam karşılık oranları gibi önlemlerle sınırlandırılmalıdır.

* Gümrük Birliği?nin çerçevesi, Dünya Ticaret Örgütü?nün (DTÖ) imkân verdiği koruma önlemleri kullanılarak veya bizatihi GB hükümlerine başvurmak suretiyle daraltılmalıdır.

Ekonomik Bunalım ve IMF – Oğuz OYAN
29.04.2009, Dünya
“Bu haftanın olumlu ekonomik haberi Bağımsız Sosyal Bilimciler’in (BSB’nin) yeni kılavuz kitabının yayınlanması oldu” dersek sanırım abartmış olmayız. Krize kılavuzsuz yakalanan veya IMF dışında kılavuz tanımayan bir ülkede, yıllardır “seçeneksiz değiliz” diye haykıran bağımsız iktisatçıların krize gecikmeden yanıt veren bir çalışmayla ortaya çıkmaları önemli bir olaydır. 2007 yılında “IMF Gözetiminde On Uzun Yıl; Farklı Hükümetler Tek Siyaset” başlıklı kapsamlı çalışmayla IMF/DB politikalarının ve teslimiyetçi politikacıların Türkiye’yi sürüklediği çıkmazlara dikkati çeken Bağımsız Sosyal Bilimciler, geçen yıl da “2008 Kavşağında Türkiye; Siyaset, İktisat ve Toplum” başlıklı çalışmayla içine girilen kriz sürecini duyurmuş ve seçenek önermeyi sürdürmüştü. İşte şimdi gene Yordam Kitap’tan çıkan “Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım, 2008-2009” başlıklı çalışmayla, dünyada ve Türkiye’de ekonomik bunalıma gidişi, bunalımın niteliğini ve bunalımdan çıkış yollarını okuyucuyla paylaşıyorlar.

Çalışmada, küresel bunalımı asli ve yapısal nedenleriyle değil, bunların tezahürleri ve uygulanan/uygulanmayan politikalarla açıklamaya çalışan yüzeysel yaklaşıma karşı çıkılmakta, esas sorunun kapitalizmin krize yatkın doğasıyla ilgili olduğunun altı çizilerek buradan çıkışın da ancak radikal bir paradigma değişikliğiyle olabileceği vurgulanmaktadır.

Bu çerçevede IMF seçeneğinin niçin hem Türkiye hem de benzer ülkeler için bir çözüm seçeneği olamayacağı tartışılmaktadır. Şu değerlendirme yapılmaktadır (s.132-133): “Ödünç verme süreç ve kurallarında bazı yenilikler öngörmesine rağmen, 2007-2008 krizi sonrasında IMF’nin güney ülkeleri için benimsediği geleneksel yaklaşımın değişmekte olduğunu gösteren hiçbir belirti yoktur. G-20’ler toplantısında IMF’nin “çevrim-yanlılığını hafifletecek önerileri geliştirmesi” tavsiye ediliyordu. Bu tavsiyeyi iki türlü yorumlayabiliriz. Birincisi, sermaye girişlerinde ani durma veya tersine dönüş nedeniyle esasen gerileme patiskasına sürüklenen çevre ekonomilerinin genişletici makro-politikalarla desteklenmesidir. İkinci yorum ise, metropolün finansal piyasalardaki çöküntüyü hafifletmek üzere çevrenin dış borç servisinin kesintisiz sürdürülmesidir. Hem geçmiş sicili hem de Ekim-Kasım 2008’deki belgeleri ve uygulamalarıyla IMF’nin ikinci yorum biçimine yatkın olacağı anlaşılmaktadır. (?) IMF’ye göre, “yüksek dış borçluluk ve yüksek risk primleriyle karşı karşıya olan ülkelerde ve artan kamu harcamalarının dış açıkları yükseltebileceği koşullarda” genişletici mali politikalar uygun değildir. (…) 2008’de IMF’ye başvuran ekonomilerin ortak özelliği, bunların kriz ortamına kronik ve yüksek oranlı dış borçlarla girmiş olmalarıdır. Citigroup tahminlerine göre, 2009’daki dış borç servis yükümlülüklerinin rezervlere oranı, Macaristan, Ukrayna ve Türkiye ortalaması olarak yüzde 156’dır. (?) Uluslararası finans sermayesinin çıkarlarını koruyan IMF’nin yazacağı reçete açıktır: “Talebi bastırın, cari açığı azaltın, mümkünse dış fazla verin, dış borçların kesintisiz finansmanını böylece sağlayın”. IMF, Kasım 2008-Ocak 2009 döneminde Ukrayna, Macaristan, İzlanda, Pakistan, Letonya, Belarus ve Sırbistan’la imzaladığı yedi stand-by anlaşmasının ana öğelerinde de büyük ölçüde bu çizgiyi izlemektedir. “Büyük ölçüde” ifadesinin nedeni, IMF’nin İzlanda’yı açık seçik kayırmış olmasıdır.”

Amerikalı iktisatçı Kenneth Rogoff’ın bugünkü kriz ortamının IMF reçetelerinden türediğini gösteren açık öngörüsünü BSB kılavuzundan alıntılayarak devam edelim (s. 138-139): “Bir sonraki borç krizi çok geçmeden patlak verecektir. Küresel portföy fonları, yüksek getiriler peşinde koşarak yükselen piyasalara yığılıyor. Düşük faizler nedeniyle borçlanma kolaylaşıyor; borçlu ülkeler rehavete sürükleniyor. Bu durum sürdürülemez. Zengin ülke yatırımcıları: Yükselen piyasalardan geçen yıl elde ettiğiniz yüzde 55’lik getirinin bir sapkınlık olduğunu algılayınız. Gelişmekte olan ülkelerin liderleri: Sizler de borç almanın uyarıcı ilaçlara benzediğini, kısa dönemde başarımı yükselttiğini, sonrasında ise aldatıcı sonuçlara yol açacağını kavrayınız. Bu sefer durum farklı mı diyorsunuz? Kolay gele?” (Newsweek International, 16 Şubat 2004).

“Bu keskin eleştiri ve kötümser öngörülerin yazarı olan kişi, bu tarihten bir yıl öncesine kadar IMF’nin “baş iktisatçısı” idi. Hal böyle olunca, Rogoff’u gerçek uyarılarından ötürü tebrik edemeyiz. Aksine, kendisini “bir yıl öncesine kadar çevre ekonomilerini tam zıt doğrultuda yönlendirirken aklınız neredeydi?” diye sorgulamamız gerekirdi. Ortada masumane bir “şizofrenik kimlik bozukluğu” veya “ıslah olma” durumu yoktur. Bir ahlaki zafiyet söz konusudur”.

Bu kadar alıntı herhalde BSB kılavuzunun önemini göstermeye yeterli olmuştur. Umarsız bir temenni olacak ama, umarız ekonomi yönetiminin siyasetçi ve bürokratları da yararlanırlar.

Emek Cephesinden Küresel Krize Bakış – Erinç YELDAN
29.04.2009, Cumhuriyet
Bağımsız Sosyal Bilimciler grubunun 2009 yılı Raporu “Türkiye’de ve Dünya’da Ekonomik Bunalım, 2008-2009” başlığıyla Yordam Kitap tarafından yayımlandı. Kitap, 2008 öncesi ve sonrasını emek cephesi açısından ayrıntılı bir şekilde tahlil ediyor. Dokuz alt bölümden oluşan toplam 215 sayfalık metin yakın zaman önce yitirdiğimiz değerli akademisyen ve sosyal bilimci Prof. Dr. Türkel Minibaş?a ithaf edilmiş. Sayfaları hızla çevirirken Türkel hoca?nın güleç, aydın yüzü bütün umutlarıyla okuyucuyu kucaklayıveriyor.

***

BSB Raporu?nun beşinci bölümü ?IMF nerede kaldı? Geç kalıyoruz? şantajıyla sürdürülen, sermaye yanlısı neoliberal politikaların kuramsal düzeyde ayrıntılı bir çözümlemesine ayrılmış: Kısaca alıntı yapıyorum:

?Dillerde hâlâ aynı terane: ?2001 sonrasının reformları ekonomiyi sağlığa kavuşturdu. Türkiye küresel krizi bu sayede hafif atlatıyor/atlatacak?. Bu masallar sürdürüldükçe, çok iyi bilinen bazı doğruları tekrarlamak gerekiyor: Makroekonomik politikalarda IMF?ye tam teslimiyet; emek-karşıtı kurumsal düzenlemeleri kesintisiz sürdürerek sermayenin genel çıkarlarını pekiştirmek; bu çerçevenin imkân verdiği her durumda iç ve dış İslâmi sermaye gruplarını özel olarak gözetmek…

AKP?li yıllarda ekonominin yönetimine damgasını vuran ana öğeler bunlardı. Bu yaklaşımın zorunlu sonucu, ekonominin genişleme-durgunlaşma-daralma yönelişlerinin büyük ölçüde dış kaynak hareketlerine teslim edilmesi oldu. Dünya ekonomisinin yükselmekte olduğu 2003-2007 yıllarında bu yöneliş genişleme doğrultusunda gerçekleşti. 2001 krizinin sosyal yansımalarının dip noktasını izleyen bu beş yıl boyunca ekonomiye 186 milyar dolarlık yabancı kökenli sermaye girdi ve AKP çok olumlu uluslararası ortamın nimetlerinden yararlandı. Neoliberal söylemin ayartısına kapılanlar, bu beş yıllık görüntüyü sürekli bir hal olarak algıladılar ve küreselleşmenin nimetlerini alkışladılar.

Bağımsız Sosyal Bilimciler?in çeşitli çalışmalarında ise dünya ekonomisinin çok ciddi çelişkileri ağırlaştırarak genişlemekte olduğu ve bu konjonktürün yumuşak ya da sert inişlerle son bulmasının kaçınılmazlığı vurgulandı. Böyle bir dönemece gelindiğinde, dış açık ve dış borç göstergelerinin yüksekliği ve bozukluğu nedeniyle Türkiye ekonomisinin çok kırılgan bir konumda bulunacağına işaret edildi. Bu kırılgan konuma sürüklenmenin, uluslararası finans kapitalin ve IMF?nin belirleyici katkılarıyla gerçekleştiği de sürekli hatırlatıldı. Dünya ekonomisinin iniş konjonktüründe Türkiye?nin kırılgan konumunun iki kanaldan güçlükler yaratacağı ortadaydı: (1) Sermaye girişlerinin durgunlaşması veya tersine dönüşmesi ekonomiyi doğrudan doğruya daralmaya sürükleyecekti. (2) Yüksek dış borç servisinin karşılanmasında dış açığın finansman gereksinimlerini devre dışı bırakabilmek için uluslararası sermaye ve IMF, siyasi iktidarı daraltıcı makroekonomik politikalara zorlayacaktı.

Metropol ekonomilerinde patlak veren finansal krizin çevreye yayılması ortamına (2008 Eylül?üne) Türkiye 300 milyar dolar eşiğine ulaşmış dış borç stoku ve (yıllık) 50 milyar dolarlık cari işlem açığıyla yakalandı. Bu göstergelerin düzeyi, oranı, son yıllardaki artış temposu ve niteliği ekonomiyi ?kırılgan? yapan tüm ölçütleri fazlasıyla içermekteydi. (sf. 105-107).

***

BSB?nin 2009 Raporu?nda vurgulanan bir diğer nokta ise solun, daha doğrusu işçi sınıfının örgütlülüğü ve sosyalizmi kurma iştiyak ve enerjisidir: Raporun 83. Sayfasından okuyalım: ?Bu alanda umut verici birçok gelişme olmasına rağmen, bugün için dünya genelinde, özellikle büyük kapitalist ülkelerde kapitalizmi aşacak bir örgütlülük potansiyeli maalesef gözükmemektedir. Bununla birlikte, küreselleşme ve onun ideolojik ve kültürel ifadesi olan post-modernizmden, sivil toplumculuğa, liberal akımlara kadar bir çok eğilim hızla itibar kaybetmektedir. Bu açıdan, önümüzdeki yıllar sosyalizmin çekiciliğini arttırabileceği gibi, barbarca düzenlerin dayatılma ihtimalini de besleyebilecek toplumsal, siyasal ve ekolojik gelişmelere, hatta insanlığı yok edebilecek çılgınlıklara gebedir. Eğer yok edilmezse, insanlığın geleceği, tek tek insanların kendilerini aşan dinamiklerin bilinciyle davranabilen örgütlülüklerinin eseri olacaktır. Yaşadığımız derin kriz, bir yandan bu geleceği tahayyül ederken bir yandan o örgütlülükleri kurma imkanını veriyor.?

Ve son sözler… ?Kriz dönemleri egemen iktisat anlayışının aşılması ve giderek yenilgiye uğratılması için fırsatlar oluşturur. İlerici, yurtsever, emekten yana sosyal bilimcilerin ortaklaşa düşünme, eleştiri ve araştırma çabalarına girmeleri için kriz konjonktürü uygun bir ortam sunmaktadır. Benzer değerleri, endişeleri paylaşan tüm fikir insanları arasında kurulacak eleştirel ve yapıcı bir iletişimin yarının sömürüsüz, eşitlikçi, özgür dünyasını ve Türkiyesi?ni oluşturma mücadelesine katkı yapacağını düşünüyoruz.?

Kitabın Künyesi
Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım, 2008-2009
Bağımsız Sosyal Bilimciler
Yordam Kitapları
Basım Tarihi : 04 – 2009
Sayfa Sayısı : 206

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi
Kapitalizmin Krizi / 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi – Mustafa Durmuş

2008 yılı başlarında ABD?de konut kredisi piyasasında yaşanan sorunlar ile birlikte konuşulmaya başlanan küresel kriz, Eylül ayında dev finansal kuruluşların...

Kapat