“Uçurumda Saklı Sevdam”(1) – Yusuf Şaylan

Beni değil, bütünü sev
Parçasıyım bana da düşer.
Kenan Özcan(2)

Hepimiz biliriz devrim uzun bir süreçtir. Bu bizde ve başka ülkelerde de böyledir. Bazı dönemler iç ve dış dinamikler alt üst oluşları hızlandırır. Büyük Ekim Devrimi öyledir. Burada Lenin ve partisinin (RSDİP) rolü ve etkisi önemlidir.Devrim mücadelesi genel olarak bir sürece yayılır. İşte bizim, yani Türkiye devrim süreci de çok uzun ve sancılı süreçlerle devam etmektedir. Bu mücadele devam ederken mevzii kazanımlar ve kayıplar yaşanır. Yoldaş Lenin buna “ileri karakolların ele geçirilmesi” diyor. Türkiye’de bu tür ileri sıçramalara ve kazanımlara pek çok örnek verebiliriz.

Ben burada bir kitap vesilesiyle, bu örneklerden en önemlisi Fatsa deneyiminden söz etmeye çalışacağım. Mücadelenin belli aşamalarında ders ve deneylere dönmek bize çok şey kazandırır. Kuşkusuz, ben ülkemizdeki devrimci mücadeleyi çok parçalanmışlığına rağmen bir bütün olarak görmek ve değerlendirmekten yanayım. Tersi durumda herkes tarihi kendisinden başlatmakdurumunda kalır ki o zaman köksüz olduğumuzu iddia eden sınıf düşmanlarımızı doğrulamış oluruz.

 1979 yılının son aylarıydı; ben o zamanlar Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce ve davranışlarını önemseyen, ondan etkilenen genç bir devrimciydim. ODTÜ şenliklerinin yapılacağını ve şenliklerde Ruhi Su ve daha birçok sanatçının yer alacağını duymuştum. Ruhi Su?yu canlı olarak görmeyi ve dinlemeyi çok istiyordum. Birlikte mücadele ettiğimiz bir arkadaşımla ODTÜ servislerine binip gittik. Etkinlik için ODTÜ’de spor salonuna güç bela girdik. Ruhi Su rahatsızlığı nedeniyle gelememişti. Hatta Timur Selçuk biraz espriyle karışık “Ruhi abi evinde kaloriferler yanmadığından üşütmüş” demişti. O yıllarda yakıt sıkıntısı vardı. Hasan Hüseyin Korkmazgil güneşler içinde yatsın şiirler okumuş, Timur Selçuk şarkılar söylemişti. Ali Asker hapisten yeni çıkmıştı, o da çok etkili türküler söylemişti. Başka sanatçılarla birlikte çok güzel bir biçimde şenlik devam ediyordu. Bir anons yapıldı. Fatsa Gençlik Korosu çıkacak diye, onlarda çok başarılıydı. Yeni bir anonsla Fatsa Çocuk Korosunun çıkacağı duyuruldu.Çocuk korosu çıktı olağanüstüydü. Çocuk korosu zor bir işti. Bunu başarmak hele Fatsa gibi küçük bir ilçede, hele de çocukların söylediği parçaların içeriği beni çok şaşırtmıştı. Bu iş Fatsa da bir şeylerin gerçekleştiğini gösteriyordu. Fakat o zamanki algılamamızla dışımızdaki devrimci grupların yaptığını küçümsemek gibi yanlış bir yaklaşımımız vardı. Bir yıl olmadan 12 Eylül 1980’de faşist generaller yönetime el koydu. Bizlerde payımıza düşeni gördük, yaşadık. 1986?dan sonra, yeniden siyasi dergiler, yeniden yapılanmalar derken bu günlere geldik.

2009 yılında, Yurdakul Er Sol Portalı’nda bir kitaptan bahsetti. “Uçurumda Saklı Sevdam” dı bu kitap; 12 Eylül öncesi ve sonrası Fatsa deneyimi anlatılıyordu. Yurdakul Er bu kitabın filmi yapılmalı diyerek genç belgeselcileri ve sinemacıları göreve çağırıyordu. Heyecanla kitabı okudum. Yurdakul Er arkadaşımızın tespitlerinin çok haklı olduğunu gördüm.

70’li yıllar Türkiye’de önemli toplumsal değişimlerin yaşandığı tarihsel bir dönemdi. 15-16 Haziran büyük işçi direnişi gerçekleşmişti. İşçi sınıfı var mı yok mu, ideolojik öncümü, pratik öncümü tartışmalarına bir anlamda noktayı koymuştu. Bu gelişmelerden korkan hakim sınıflar 12 Mart darbesini gerçekleştirmişlerdi. Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhak’ta, Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere?de katledilmişti. Deniz, Yusuf, Hüseyin idam edilmiş, birçok devrimci cezaevlerine doldurulmuştu. Su bulunca bire on veren bereketli Anadolu toprakları birçok genç devrimcinin kanıyla sulanmış. Kanla sulanınca bire yüz vermiş bütün toplumsal kesimlerde hareketlenmeler başlamıştı.Üniversitelerden gecekondu mahallelerine, büyük kentlerden taşra kasabalarına, fabrikalara toplumun bütün dokularına yayılan sosyal ve politik uyanış kendine özgü örgütlenme biçimleri yaratmıştı.

Artık kitaptan ve Fatsa’da yaşananlardan söz edelim.
1979 yılının Ekim ayında yapılan yerel seçimlerde bağımsız devrimci aday Fikri Sönmez(Terzi Fikri) bütün partileri ve adayları geride bırakarak belediye başkanlığını kazandı.
CHP Adayı, 1133 oy,
AP Adayı, 859 oy,
Devrimci bağımsız aday Fikri Sönmez, 3096 oy alıyordu.

Seçim sonrası konuşmasında son söz olarak: “Belediyede söz yetki karar sizlerin olacaktır! Fatsa halkının olacaktır! Beni başkan seçtiniz ama asıl yöneten sizler olacaksınız! Sizler olacaksınız! Belediyede ne yapacaksak birlikte yapacağız! Birlikte!”.

O tam bir halk adamıydı. İnsanlarla kısa zamanda kaynaşmasını bilir, sempatiyi üzerine çeker, bulunduğu meclisin ilgi odağı olurdu. Ve dediklerini gerçekleştirmek için hemen kolları sıvadı. Komiteler oluşturuldu. Fatsa?nın sorunları masaya yatırıldı, çözümleri tartışıldı. İlk iş olarak ilçenin bakımsız ve çamurdan geçilmeyen sokakları imece usulü ile temizlendi. Başka belediyelerden iş makineleri desteği ile ilçe yeniden imar edildi. Bu işler yapılırken merkezi hükümetten fazla destek görülmedi. İşsizlere iş sağlamanın yolları arandı. İhtiyacı olanlara yardım edildi. O yıllarda, ülke genelinde alıp başını giden karaborsacılığa savaş açıldı. Gerçek anlamda halkçı ve devrimci belediyenin nasıl olacağı örneklerle gösterildi. Bu yapılanlar hem merkezi iktidarı, hem yerellikteki gericileri rahatsız etti. Bunun üzerine ilçedeki gericileri örgütleyerek devletin gücünü devreye sokarak, başta başkan Terzi Fikri olmak üzere devrimcilere yönelik saldırıları artırdılar. Zamanın başbakanı Süleyman Demirel “Fatsa’da meydana gelen olay Fatsa Cumhuriyeti olayıdır. Orada devlet yoktur. Seyirci kalmıştır. Henüz Fatsa’nın başındayız. Kökünde Kızıldere vardır. Bu mesele yarım bırakılamaz. Bırakılırsa yüz Fatsa çıkar. Tehlike büyümeden önlenmelidir.” Bunları söylediği günlerde Çorumda katliamlar yaşanmaktadır ve yine aynı Demirel “Çorum’u bırak Fatsa’ya bak” diyecektir. Aynı günlerde Ordu’ya Reşat Akkaya adında bir vali atanacaktır. Daha önce Eskişehir’de ve Ankara’da görev yapan Reşat Akkaya azılı bir MHP’lidir. Bu vali özel olarak Fatsa’yı defalarca bastırıp kuşattıracaktır. Fatsa?nın çevresindeki devrimcilerin çalışma yaptığı köyleri baskınlar yaparak Fatsa merkezle diğer yerleşim alanlarının ilişkilerini koparmaya çalışacaktır. Süreç hızla devrimcilerin aleyhine işlemektedir. Fatsa’da çok güzel şeyler yapılmasına rağmen ülke genelinde devrimci hareket kan kaybetmeye devam ediyordu. Devrimci örgütler sürece önderlik etme ustalığını gösteremiyorlardı. Bir kere çok bölünmüşlük ve çoğu örgütün iktidar perspektifi olmaması, devrim hedefi yerine gündelik olaylarla oyalanması temel sebeplerdi. Halk arasında söylendiği gibi doğum olacaktı. Fakat doğumu sağlıklı yaptıracak ebe yoktu. 1980 darbesi geliyorum diyordu. Hiçbir örgüt bu sürece uygun hazırlıkları yapabilmiş değildi. Zaten kitapta da anlatıldığı gibi “Nasıl olacak” diyorlardı, “Nasıl olacak bütün bunlar” Diyorsunuz ki, devrim devrimdevrim” Tamam, devrim gerekli, orasını anladık”… Fakat daha bir partiniz bile yok” Önce bir parti kursanız” Bizim partimizi” Bakın, Fikri Sönmez’i nasıl başkan yaptık, hem de partisiz? Biz yavaş yavaş gücümüzün farkına varıyoruz. Bir de partimiz olsa” Neden bir parti kurulmuyor, ya da kurmuyorsunuz”… Parti gerekli” Bir parti” diyordu Fatsalılar.

Evet, Fatsa’daki devrimciler için parti olmaması bir sorundu. Parti olmakta her derdin ilacı değildi. Çünkü partilerde vardı. Onlar da, devrim programlarının önüne acil talepler diye bir yığın reformist istekler koyuyorlardı. Oysa devrim için mücadele ne kadar güçlü olursa reformların da o kadar gerçekleşme şansı olabilirdi. İşte böyle bir dönemden geçilirken, 12 Eylül 1980 darbesi bütün ülkede sıkıyönetim ilan ederek devrimciler için sürek avı başlattı. 24 Ocak kararları diye bilinen çalışanlara yönelik ekonomik yaptırımlar ve hak gasplarını zaten sivil hükümetler aracılığıyla yapamazlardı. Askeri diktatörlük para babaları için ülkeyi dikensiz gül bahçesi haline getirdi. Bütün işçi ve emekçi örgütlerini kapattılar. İşçi önderlerini, devrimci önderleri hapislere attılar. Bir kısmını dağlarda öldürdüler, bir kısmını idam ettiler.Bugün AKP’nin gerçekleştirdiklerinin temeli o günlere kadar uzanır. Aslında yapılan taşların bağlanması köpeklerin salıverilmesidir. Yani bugünkü AKP 12 Eylülün has çocuğudur.Rosa Luxemburg’un deyimiyle ‘Devrimini yapamayan işçi sınıflarının kaçınılmaz kaderi olan faşizmi’ hep birlikte yaşadık. ‘Fatsa dağlarında, özelliklede 12 Eylül sonrası operasyonların en yoğunlaştığı dönemlerde hedefsizlik içine düşerek kafaları oldukça karışan, belirsizliklerle boğuşur hale gelen, zaman zaman mantık yerine öfkeleriyle hareket eden, dolayısıyla da günden güne çatışmalar içerisine sürüklenen onlarca devrimci?’

“Aslında, belediye seçimini kazanmasından sonra Fatsa gerçekliğinin doğru okunup, bir boşluğun oluşmaması yönünde gerek elde edilen kazanımları korumada, gerek bu kazanımlar üzerinden daha ilerilere yönelik adımlar atmada katkı sağlayacak yardımcı arkadaşlara gereksinim olduğunun farkına varılmış olsaydı, gelişmelere çok daha hakim olunacak, hiç olmazsa bu kadar kolay insan kayıplarımız olmayacaktı. Kırsal kesimlerde var olan onlarca devrimcinin ciddi örgütlenme eksikleri içine düştükleri, fakat bunu kendi çabalarıyla aşamayacaklarının anlaşılamaması veya bu gerçekliğin atlanmış olması talihsizlik sayılmalıdır.”

Türkiye devrimci hareketinin uzun soluklu mücadelesinde tüm devrimci öznelerin yaptıkları bizim devrimimizin ortak tarihidir. Bu yaşanılanlardan mutlak surette dersler çıkarmalıyız. Fatsa’da yaşanan belediyecilik örneği keşke Van?da, Diyarbakır?da, Ağrı?da ve diğerlerinde ders olarak, deney olarak anlaşılabilseydi. Sevdalarımızın uçurumlardan varoşlara yayılması muradımızdır. Kenan?la başlamıştık onunla bitirelim.

Kimi dostlarım (3)
En onurlu kısmında noktaladı yaşamını
Ya bir orman karanlığında
Ya bir dağ geçidinde
Kimi dostlarım ihanet etti, tek kelimeyle ihanet
Kimi ise en saygınları
Zorlukları göğüsleyerek yürüyorlar
İnanıyorum ki yürüyecekler
Yüreklerinde o duru o güzel günlere?

(1) “UÇURUMDA SAKLI SEVDAM”, Arslan GÜMÜŞ, Penta Yayıncılık, Aralık 2008.
(2) “SİZİNLE KALDI SEVDAM”, Kenan ÖZCAN(Fatsa DEV-YOL davasından Amasya cezaevinde tutukluyken intihar ettiği söylendi.), Belge Yayınları, 1988
(3) “.

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Küresel Hollywood (Ekonomi – Politik) – John McMurria, Nitin Govil, Richard Maxwell, Ting Wang, Toby Miller

"Hollywood, dünyadaki ABD'nin en güçlü silahı ile 400 milyonluk halkın böylesine kültürel olarak döllenmesi işini üstlendi. Film üstüne filmler, iki...

Kapat