Ulysses – James Joyce

“Joyce ‘Ulysses’i yazarken, ilk olmasa bile, yeni bir yazınsal biçem kullanmak istemiştir. Dublin’de, 1904 yılında yaşayan ortanın altındaki sınıftan kişileri almış, haziran ayının başlangıcındaki bir gün boyunca, sadece neler yapmış olduklarını değil, neler düşünmüş olduklarını da anlatmıştır.
“Bana öyle geliyor ki, Joyce, şaşırtıcı bir başarıyla, sürekli olarak değişen kaleidoskopik bilinç ekranında, hem sıradan malzemeyi, hem de pek derinlerdeki (bilinçaltı) malzemeyi yansıtabilmiştir.”

Bu satırlar bir eleştiri yazısından değil: Yargıç John M. Woolsey’in, 8 Aralık 1933 günü, ABD hükümetinin “müstehcen”lik gerekçesiyle toplatma kararı aldığı “Ulysses” için verdiği aklama kararından.

“‘Ulysses’ bir yolculuk. (…) Hepimizin yaşam serüvenini simgeleyen bir Tinsel-Tensel Yolculuk’tur bu.

“‘Ulysses’i çevirmek de bir yolculuktur-hiç bitmeyecek. O tanımsız labirentte acımasız devlerle kapıştım, fettan denizkızlarıyla oynaştım, Dublin insanlarıyla ne oyunlar oynadım, sokaklaryla yoldaş oldum, Joyce’un ulusesini dinledim de dinledim, bir Mr. Bloom olup çıktım.”

Bu satırlar da “Ulyssessce”yi “Türkçe”ye çeviren Nevzat Erkmen’den.

Kırk yıldır süren bu yolculuk, bitti nihayet. Gerçek bir “klasik” (herkesin bildiği, kimsenin okumadığı) nihayet Türkçede: “şimdi ve burada”: işi gücü bırakıp okuyacaklar için!
(Arka Kapak)

Yapıkredi Tanıtım Yazısı
James (Augustine Aloysius) Joyce, 2 Şubat 1882 günü İrlanda’nın başkenti Dublin’de doğrud. 1904’te İrlanda’dan ayrılan Joyce, yaşamının geri kalan bölümünü Trieste, Paris ve Zürich’te geçirdi; 13 Ocak 1941’de Zürich’te öldü.

On kardeşin en büyüğü olan Joyce, altı yaşındayken gönderildiği yatılı bir Cizvit okulunda 1891’e kadar okudu; birkaç ay bir Hıristiyan Kardeşler okuluna gitmesinin dışında, iki yıl boyunca annesinin yardımıyla kendini eğitti. 1893’te Dublin’deki Cizvit okuluna ücretsiz olarak kabul edildi. Daha sonra yine Dublin’deki University College’e girdi. Cizvit rahiplerinin ders verdiği bu okulda dil öğrenimi gördü. Kitap okumaya ve okul dışı etkinliklere büyük zaman ayırdı, hayran olduğu Henrik Ibsen’in oyunlarını aslından okuyabilmek için Dan-Norveç dilini öğrendi. 18 yaşındayken, Ibsen’in “Biz Ölüler Uyanınca” oyunu üzerine yazdığı denemenin Londra’da çıkan bir dergide yayımlanmasının getirdiği erken başarı, ona yazar olma yolunu açtı. Kitap eleştirileri ve şiirler yazarak başladığı yazı yaşamını, daha sonra, yaşamındaki birtakım olayları kaynak alarak yazdığı ilk romanı Stephen Hero ile sürdürdü. Bu kitabı sonradan A Portrait of the Artist as a Young Man adıyla yeniden yazdı. (1916’da ABD ve İngiltere baskıları art arda yayımlanan bu roman, Murat Belge tarafından Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adıyla Türkçeye çevrilmiştir.) Bu arada 1914’te Dubliners (Dublinliler, Murat Belge) adıyla yayımlanacak olan öykülerini, tek oyunu olan Exiles’ı (Sürgünler, Selçuk Yönel) ve şiirlerin (Bütün Şiirler, Osman Çakmakçı) yazmayı da sürdürüyordu.

Joyce, Ulysses’ı ilk kez, 1906 yılında Roma’da bir bankada çalışırken Dubliners’a eklenecek bir öykü olarak düşünmüştü. Bu öyküyü hiçbir zaman yazmadı; bunun yerine 1914’te roman olarak yazmayı tasarladı, aynı yıl içinde de kitabı yazmaya başladı. Ulysses, Mart 1918’de ABD’de çıkan Little Review dergisinde dizi biçiminde yayımlanmaya başladı; Joyce bir yandan yazarken bir yandan da yazdıklarında değişiklikler ve düzeltiler yapmayı sürdürüyordu. Roman, dergide yayını sürerken, 1920’de yasaklandı ve kitap olarak ancak 1922’de Joyce’un yaş günü olan 2 Şubat’ta Paris’te Shakespeare and Co. kitabevinin sahibesi Sylvia Beach’in çabalarıyla yayımlanabildi. Joyce ertesi yıl, son romanı olan Finnegans Wake’e başladı. Bu roman 1939’da yayımlandı. Joyce 1941’de öldüğünde, Finnegans Wake’in ilgi görmemesi yüzünden düşkırıklığı içindeydi. oysa bugün, bu kitap hem Joyce’un hem de 20. yüzyıl edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilmektedir.

Joyce, 1904’te Nora Barnacle adında bir genç kadınla tanışmıştı. (Nora Barnacle ile 1931’de, evliliğe karşı olmasına rağmen, kızının ısrarları üzerine evlendi.) Ulysses, Joyce’un kendi anlatımıyla Nora Barnacle’ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin’de geçer. (Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin’de düzenlenen “Bloomsday” yani Bloomgünü’nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir.) Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom’un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen “sanatsal” doğanın, Bloom ise “bilimsel” doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce’un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen’ın, deyim yerindeyse, “manevi babası”dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros’un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce’un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom’un karısı Molly’nin düşüncelerinin yansıtıldığı “bilinç akışı”ndan gelir.

Ulysses, yılar boyunca, kimine birkaç kez olmak üzere, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi bellibaşlı dillere, bu arada Çince gibi “uzak” dillere de çevrildi; üzerine onlarca kitap yazıldı. Türk okuru ise, şimdiye kadar ancak, içlerinde özellikle Doğu ve Uzakdoğu gizemciliği ve Geştalt terapisi üzerine çeviri vb. etkinliklerinden tanıdığımız Nevzat Erkmen’in de bulunduğu, bir iki çevirmenin, deyim yerindeyse “cüret ettiği” deneme niteliğindeki “parça” çevirileriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Kitabın “tam ve tekmil” çeviri serüveni, 1991’de Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nin kurulmasıyla başladı. Ulysses, danışma kurulunun dizide yayımlanmak için ilk seçtiği kitaplar arasındaydı. Yarışmaya gönderilen deneme çevirelerinden Nevzat Erkmen’in çevirisi yayımlanmak için uygun bulundu ve Nevzat Erkmen yoğun bir şekilde çalışmaya başladı (1992). Dört yıl süren zorlu bir uğraştan sonra, geçtiğimiz aylarda biten çeviri, Enis Batur’un da redaksiyonundan geçtikten sonra yayımlanmaya hazır duruma geldi. Kitap, Enis Batur’un “Joyce’un Kulesi” başlıklı “Ön-Söz”ü ve “1992’de Bir ‘Ulysses’, 1984’te Bir Başka ‘Ulysses'” başlıklı “Arka-Söz”ü ile sunuluyor. Böylece, Nevzat Erkmen’in kitabı yazdığı “Çevirmenin Sözü”nde söylediği gibi: “Joyce’un ulusesi” nihayet Türkçede…

Ahlaki ve dini inançlara karşı bir tehlike olarak Ulysses – Sibel Oral
(http://sabitfikir.com/dosyalar/ahlaki-ve-dini-inanclara-karsi-bir-tehlike-olarak-ulysses)
Yedi yılda tek bir günü, 16 Haziran 1904?ü yazdı. Bir gün içinde gerçekleşen ve yüzlerce sayfadan oluşan bu epik yolculuk dünya edebiyatının tarihine anlaşılması en zor eseri olarak geçti. Evet, o gerçek bir eserdi, başyapıttı. Üstüne makaleler, tezler, kitaplar yazıldı. Anlayanlar, anlamayanlar oldu. Kimi eline aldığı bu başyapıtı son sayfasına dek sindirerek okudu, kimi yarıda bıraktı. Onu okumak ama en önemlisi anlamak bu dünyanın belki de en güç becerisiydi. James Joyce “Profesörlerin üzerine tartışacakları, gerçekten ne demek istediğimi anlamaya çalışacakları birçok muamma yarattım, zaten bu da ölümsüz olmanın tek yolu” demişti. Başardı. Bu başyapıt her alandan ses getirmeyi başardı; yasaklandı ve hatta yakıldı… İşte Ulysses?in Harf-i Memnu yolculuğu…

Daha tefrika edilirken yasaklandı

Ulysses ilk olarak, 1918?de Amerikan The Little Review adlı edebiyat dergisinde tefrika edilmişti. Leopold Bloom?un genç bir kadın havai fişek gösterisini izlerken, kadının eteğinin altına bakarak masturbasyon yaptığı bölüm üzerine dava açılmıştı. Romandan bölümler, 1919?da Londra?da The Egoist adlı edebiyat dergisi tarafından basıldı, ancak 1930?lara kadar Ulysses Birleşik Krallık?ta yasaklı kitaplar arasındaydı. Romanın The Little Review dergisinde tefrika edilmesi üzerine, New York Society for the Suppression of Vice adlı sivil toplum girişimi, kitabın müstehcen/ muzır olduğu gerekçesiyle yasaklanması için yasal işlemleri başlattı. Mahkeme, romanın muzır içeriğe sahip olduğu gerekçesiyle Amerika?da yasaklanmasını kararlaştırdı.

Yakılan roman Ulysses

Dünya edebiyat tarihine başyapıt olarak geçen Ulysses roman formunda ise ilk olarak 1922?de Paris?li yayınevi Shakespeare and Company tarafından basılmıştı. O dönemde ABD Gümrük Mahkemesi ile Posta Merkezi?nin sakıncalı ve muzır olduğuna hükmettiği eserlerinin basılmasını önleme hakkı vardı. New York Posta Merkezi?nin görevlileri, kitabı toplatıp 500 kadar kopyasını yaktılar. 1932?de Random House adlı yayınevi, Fransa?da basılan romanın bir kopyasının ABD?ye getirilmesi için işlemleri başlattı. Ama burada gümrük yetkilileri kitaba el koydu. Küfürlü dili ve bilinç akışı tekniğinin, sakıncalı olduğu hükmedilmişti. 1933 tarihli duruşmanın gerekçesi: ?Ulysses romanı genel olarak ve özellikle Molly Bloom?un monolog sahnesi, cinsel uyarıya yol açmaktadır. Kitabın edepsiz bir anlatım dili var. Kitap genelde dine, özelde ise Katolik Kilisesi?ne hakaret etmektedir. Ulysses, genellikle bastırılan terbiyesiz düşünce ve arzuları su yüzüne çıkarmaktadır. Bu özellikleri nedeniyle, Ulysses ?uzun süreli ve el üstünde tutulan ahlakî, dinî ve politik inançlara? karşı bir tehlike olarak algılanmıştır. Hasılı, roman kurulu düzeni çökertmektedir? şeklindeydi.

Bu arada Random House konuyu mahkemeye taşıdı. 1933 yılında ABD Bölge Yargıcı John M. Woolsey, kitabın pornografik olmadığı için muzır olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığı yönünde karar verdi. Woolsey, kararında Ulysses?i ?içten ve dürüst bir kitap? olarak nitelendirdi. İngiliz edebiyat profesörü Stuart Gilbert, Woolsey?nin kararını ?bir dönüm noktası? olarak tanımladı. Hükümet, mahkemenin kararını temyiz etti. Yargıtay İkinci Dairesi ise mahkemenin kararını onadı. Sanılanın aksine,Ulysses İrlanda?da hiçbir zaman yasaklanmadı.

Kitaptan Bir Bölüm
Yetmiş beş numaranın bodrum penceresinin rezesinden çıkık kanadından sakınarak yolun güneşli tarafına geçti. Güneş, Saint George kilisesinin çan kulesine yaklaşmaktaydı. Bugün hava sıcak olacak herhalde. Özellikle bu siyah elbisenin içinde iyice pişerim. Siyah iletkendir, ışığı yansıtır (ışın kırılması mıydı?). Ama o yazlık elbiseyle gidilmez. Piknik değil ki bu. Güzelim ılık havada yürürken gözkapakları ağır ağır kapanıyordu sıkça. BolandÕın ekmek kamyoneti, tepsi tepsi rızkımızı taşımakta ama Molly bayat ekmeği sever, kafaları kızartılmış kıtır kıtır sıcak. İnsanı gençleştiriyor. Doğuda bir yerlerde: Sabah erken: Şafak sökmekte. Güneşin önünden seyahat etsen, bir gün çalarsın ondan. Bunu hep sürdürürsen, bir gün bile yaşlanmazsın teorik olarak. Bir kumsalda yürüsen, yabancı bir ülkede, kentin kapısına gelsen, muhafız orada, hem de yaşlı bir asker, bizim koca Tweedy gibi posbıyıklı, yaslanmış uzun bir çeşit mızrağına. Tentelerin gölgelediği sokaklarda dolaşıyorum. Her yanımda sarıklı insanlar. Loş i dile getirir. Belli bir anda, koşullar, bir başka deyişle tarih, yayımcının simgelediği, parasal gereklikler, toplumsal görevler, bu eksik olan sonu anlatırlar ve her türlü baskıdan sıyrılarak özgürleşmiş sanatçı bitmemişi başka yerde sürdürür.

Yapıtın sonsuzluğu, böylesi bir görüşte, aklın sonsuzluğudur ancak. Akıl, yapıtların sonsuzluğu ve tarihsel devinim içinde gerçekleşmek yerine bir tek yapıtta bütünlenmek ister. Ama Valéry hiçbir zaman bir kahraman olmamıştır. Herşeyden söz etmekten, herşey üstüne yazmaktan hoşlanmıştır: Böylece, dünyanın dağınık bütünlüğü onu, kibarca vazgeçmiş olduğu, yapıtın ayrılmaz bütünlüğünün kesinliğinden uzaklaştırıyordu. Vb. düşüncelerin, konuların çeşitliliği arkasına gizleniyordu.

Bununla birlikte, yapıt –sanat yapıtı, yazınsal yapıt– ne bitmiş ne bitmemiştir: Vardır. Söylediği yalnızca ve yalnızca budur: Var olduğudur ve başka hiçbir şey değil. Bunun dışında o hiçbir şey değildir. Ona daha fazlasını söyletmek isteyen hiçbir şey bulamaz, onun hiçbir şey söylemedelen bir özerklik güneşi. Halinden memnun gülümsemesini uzattı. Yavdi işidir garanti: Kuzeybatıdan yükselen özerklik güneşi..

Kitabın Künyesi
Ulysses
Orjinal isim: Ulysses
James Joyce
Yapı Kredi Yayınları
Sonsöz : Enis Batur
Önsöz : Enis Batur
Düzeltmen : Enis Batur
Çeviri : Nevzat Erkmen
İstanbul, 2011, 13. Basım
844 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Yararsız Bir Adam – Maksim Gorki

"Şunu bunu görüyor gözüm. Eğriyi doğruyu seçiyorum. Seçiyorum da... Yani nedir bu olanlar? Neden, niçin, anlamıyorum. Bir başka hayat vardır...

Kapat