Vicdan Otopsisi – Hüseyin Bul

Ercan Kesal ?Peri Gazozu? kitabında açık açık takiye yapıyor! Sözü hiç eğip bükmeye, uzatmaya, takla attırmaya gerek görmeden bunu söylersem Peri Gazozu?nu karalamış olmam. Babasının küçük, mütevazı imalathanesinde ürettiği peri gazozlarının tılsımını, sihrini, her kapıyı (özellikle sinemanın ) açan tadını anlatacağını söyleyip kitabın ismini de bir güzel Peri Gazozu koyduktan sonra ha bire vicdanlarımızın kararan yerlerini inadına tekrar ederek anlatması takiye değil de nedir? Gazozun damağımızda bırakacağı o özel tadı hayal ederken o kalkıp vicdanlarımızın otopsisine girişerek yediğimiz her lokmayı, içtiğimiz her yudum suyu boğazımıza diziyor. Hangimiz boğazımızda bir yumrukla dolaşabilir ki? (Boğazında kayısı çekirdeğiyle dolaştığını sanan ?Yalan? öyküsündeki adamın durumu elbette ki bu söylediğimin dışında bir şey.)
Peri Gazozu?nu okurken aklıma bin bir zorluklarla, yokluklar ve çaresizliklerle çekilmiş eski siyah beyaz Türk filmleri geldi her defasında. Anlatıcının sinematografik anlatışı da benim böyle düşünmemde etkisi vardır belki.
Kitap ?Kurban? öyküsünde (aslında biz bunlara otobiyografik anlatı da diyebiliriz) Hz. İbrahim?e atıfta bulunarak aslında ne kadar bé çare olduğumuzu ne kadar çırpınsak, uğraşsak da yavaş yavaş bir bozkıra dönen ülkemizde kader denen ?alınyazımızı? aslında kendimizin yazdığını, yarattığını anlatıyor. Farklı zamanlarda ve aslında farklı gibi görünmesine rağmen aynı yerlerde geçen küçük öyküleri peş peşe sıralayarak, yan yana koyarak (tesadüf olmadığı göstererek ) kal-u beladan beri hep aynı şeyleri yaşadığımızı ve ne hikmetse aynı tepkileri verdiğimizi gözümüze sokar. Aslında yazarın söylediği, yazdığı: Marx?ın aynı şeyi ikinci kere yaşadığımızın artık komedi olduğunu söylemesinin başka bir şeklidir. Birinci şekli olan trajediyse payımıza düşen yokluktan mütevellit çaresizliktir. Birçok kapının aynı avluya açılışı gibi?
Yazar her öyküyü aynı yere bağlar ve tek soruyu başka şekillerde sorar; vicdanınız nerede? Komşusu açken tok olan ne Müslüman?dır ne de insandır diyerek; ?insan olmak, kendi mutlu olduğu şeyleri yanındakilere iletmektir.?
?Çok sevdiğiniz bir şeyi ağzınıza götürdüğünüzde aklınıza gelen şey aslında kim olduğunuzu da söylüyor, farkında mısınız??
?Cumartesi annelerine destek için gittiğimde, bir annenin kaybolan çocuğunun kemiklerini bulsam omzumda taşıyacağım? demesinden sonra utancından omzundaki oğlunu indirişi gibi birçok benzer davranış ve anlatıdan da gördüğümüz kadarıyla vefalı bir oğul ve yazarla karşı karşıyayızdır. ?Ey zebaniler, ey korku tüccarları, ey kibir heykelleri, vicdan fakirleri, zalimler! Bırakın kuzuların önünü. Geçip gitsinler ırmağın öte yanına. Anneleri bulur kokusundan onları. Mutlaka bulur. Bırakın kucaklaşsınlar.? (s.121) Aynı zamanda da vefalı, vicdanlı, duyarlı bir insandır yazar.
?Hadi, önce kendinizi kurtararak başlayalım şu işe.? (s.191) derken bireysel kurtuluştan, gemisini yürüten kaptan demekten ziyade vicdanlarımızdaki kararmış odalardan bahsediyor yazar.
Her öyküden sonra tadınız kaçar, huzursuz olursunuz, umudunuz söner, içiniz şişer, karanlık olur her yer. Bunca cahillikten, yokluktan, yoksulluktan, çaresizlikten sonrası yoktur dedikçe bir yenisi çıkar karşınıza. Okudukça ?Bunları yaşayan ben olsaydım acaba böyle mi davranırdım?? Sorusunu sık sık sorarsınız kendinize. Onca şeyden sonra acaba bu kadar sağlam sinirlerim olur muydu, vicdanım hala ayakta kalır mıydı diye?
Her öyküde aynı şeyi beklersiniz; mucize! Mucizelere inanmasanız bile bir mucizenin, yaşanan, yaşanacak olan o trajediyi ortadan kaldırmasını beklersiniz beyhude bir şekilde. Vefalı bir oğuldan bahsetmiştik ya, yazar birçok şeyi bir hekimin soğukluğuyla, soğukkanlılığıyla anlatsa da-ki bu biraz insanın yabancılaşmasına işaret eder- tezat gibi görünse de her öyküden sonra kalkıp bavulunuzu toplayarak anne babanızı ziyarete gitmek isteyeceksiniz.
?Hiç klasik otopsiye gerek yok? Ercan Kesal?in Peri Gazozu?nda geriye tek bir öykü kalıyor; adına ister insanın sıcaklığı deyin ister başka bir şey, kitaptaki öyküleri toplasanız ve adına da vicdan deseniz eğreti durmaz. Yazar vicdanlarımızın otopsisini öyle bir ustalıkla yapıyor ki bize çaktırmadan, oturduğunuz yerde bir yerlerinizin yandığını, sızladığını hissedersiniz.

Hüseyin BUL

Kitabın Künyesi
Peri Gazozu
Ercan Kesal
İletişim Yayınevi / Çağdaş Türkçe Edebiyat Dizisi
İstanbul, 2013, 1. Basım
180 s.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Cennet Bilek’in kitabı: Babil’de Sürgün – Mehmet Söğüt

Bu son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan biri Babil'de Sürgün adlı kitap. İnsanı alıp geçmişe götürüyor; dayak yiyişlerimize, hakaretlere... Çocukluğumuzda...

Kapat