Zadig ya da Yazgı – Voltaire (François Marie Arouet)

1747’de yazdığı Zadig, Voltaire’in ilk felsefi romanıdır. Kitabın ikinci başlığı Yazgı olmakla birlikte, boş inançların, insani zaafların ve bunların sonucu olan ahmaklıkların eğlendirici bir yergisi olan anlatı, bu ahlaki yaklaşımın ötesinde Leibniz’in felsefesini de eleştirmekte, “önceden kurulu uyum” ve “Tanrısal inayet” anlayışının karşısına, rastlantıların belirsizliğini ve yine Leibnizci bir kavram olan insanın “yeterli neden” ilkesi uyarınca özgürlüğünü sahiplenebileceği gerçeğini çıkarmaktadır. Voltaire, istencimizde olmasa da eylemlerimizde özgür olduğumuza inanmaktadır.
François Marie Arouet de Voltaire’in yoğun bir entelektüel faaliyet içinde sayısız eserler vererek geçirdiği ömrünü üç tutkunun belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır: şöhret, servet ve kudret. Voltaire bu üç tutkusunun da karşılığını fazlasıyla almış, bu arada elbette birtakım bedeller de ödemiştir. Avamın “ahmaklık ve barbarlığına” olduğu kadar Eski Rejim’in çürümüş değer ve kurumlarına da aynı kibir ve hoşgörüsüzlükle meydan okurken çağdaşlarına hoşgörünün ve adaletin erdemini göstermiş, bütün bir Aydınlanma Çağı Fransasını derinlemesine etkilemiştir. Gustave Lanson, onun için, “Bize özgürlüğümüzü verdi ve bize adaleti öğretti” derken, bu sivri dilli “filozof”un hakkını teslim etmektedir.

Kıskanç adam – Voltaire

Zadig talihin karşısına çıkartmış olduğu kötülüklerin tesellisini felsefe ve dostlukta bulmak istedi. Babil’in mahallelerinden birinde, zevkle döşenmiş, kibar bir adama yakışan bütün sanatları ve bütün zevkleri bir araya getirdiği bir evi vardı. Sabahları kitaplığı bütün bilginlere açılmış olurdu; akşamları da sofrası iyi dostluklara açıktı; ama çok geçmeden bilginlerin ne kadar tehlikeli olduklarını öğrendi; Zerdüşt’ün kartal başlı aslan etini yemeyi yasaklayan bir yasası üzerine büyük bir tartışma çıkmıştı. Bazıları, ‘Eğer bu hayvan mevcut değilse,’ diyorlardı, ‘kartal başlı aslan nasıl savunulur?’ Ötekiler, ?Olması gerekir,? diyorlardı; ‘çünkü Zerdüşt etinin yenmesini istemiyor.’ Zadig, ‘Eğer kartal başlı aslanlar varsa, onların etini asla yemeyelim; eğer böyle bir hayvan yoksa etini esasen yemeyiz; ve böylece hepimiz Zerdüşt?e itaat etmiş oluruz,? diyerek onları uzlaştırmak istedi.

Kartal başlı aslanın özellikleri üzerine on üç cilt yazmış ve üstelik meleklerle iletişim kuran büyük bir büyücü de olan bir bilgin, tez elden, Kaldelilerin en ahmağı ve dolayısıyla da en fanatiği olan Yebor adındaki bir rahibe giderek Zadig’i ihbar etti. Bu adam, Güneş’in en büyük utkusu adına Zadig’i kazığa vurdurur ve Zerdüşt’ün dua kitabını daha da tatmin edici bir makamda ezberden okuturdu. Dost Kador (bir dost, yüz rahipten yeğlenesidir) gidip yaşlı Yebor’u buldu ve ona dedi ki:

‘Var olsun güneş ve kartal başlı aslanlar! Sakın ola ki Zadig’i cezalandırmaya kalkmayın: O bir azizdir; kümesinde kartal başlı aslanlar var ve asla onların etini yemez; ama onu suçlayan kişi, tavşanların ayaklarının yarık olduğunu ve asla pis olmadıklarını savunmaya cüret eden bir sapkındır.’ ‘Pekâlâ,’ dedi Yebor kel kafasını sallayarak, ‘Zadig’i kartal başlı aslanlar hakkında kötü düşündüğü için kazığa vurmak gerek ve ötekini de tavşanlar hakkında kötü konuştuğu için.’ Kador, kendisinden bir çocuk peydahlamış olan ve rahipler okulunda fazlasıyla itibara sahip olan bir nedime aracılığıyla olayı yatıştırdı. Kimse kazığa vurulmadı; bu yüzden ulemadan birçoğu mırıldandı ve alınan sonuçta Babil’in çöküşünü gördü. Zadig ken­di kendine şöyle haykırdı: ‘Mutluluk neye bağlı! Bu dünyada her şey, var olmayan varlıklara varıncaya ka­dar her şey bana eziyet ediyor.? Bilginlere lanet etti ve bundan böyle yalnızca iyi bir çevrede yaşamak istedi.

Evinde Babil’in en dürüst insanlarını ve en tatlı hanımlarını bir araya getirdi; konserlerin öncelediği ve hoş sohbetlerle geçen nefis gece yarısı yemekleri veriyordu, bu sohbetlerde akıllı görünme tez canlılığını bastırmayı öğrenmişti, bu da akıllı görünmemenin ve parlak toplantıları berbat etmemenin en emin yoluydu. Ne dostlarının seçimi ne de yemeklerin seçimi kibrin ürünüydü; çünkü her konuda, olmayı, görünmeye tercih ediyordu ve bu yoldan, hiç de talep etmediği gerçek saygınlığı üstüne çekiyordu.

Evinin tam karşısında, ruhunun kötülüğü kaba görünümüne işlenmiş bir kişi olan Arimaz oturuyordu. İçini kin kemiriyordu ve gururla şişmişti, üstelik hepsine tüy dikmek üzere de sıkıcı bir zekâsı vardı. Hayatta asla başarılı olamadığından, hayatı kötüleyerek intikam alıyordu. Onca zengin olduğu halde, kendi evine dalkavuklar toplamakta güçlük çekiyordu. Akşamları Zadig’in evine gelen arabaların gürültüsü onu rahatsız ediyor, konuklarının övgüleri onu daha da öfkelendiriyordu. Kimi zaman Zadig’in evine gidiyor ve davet edilmeden sofraya oturuyordu: Sofrada topluluğun bütün neşesini kaçırıyordu; kadın başlı kuş gövdeli canavarların dokundukları etleri zehirlediği söylenir ya, işte onun gibi. Bir gün bir hanıma ziyafet vermek isteyeceği tuttu, ama bu hanımı buyur edecek yerde Zadig’e akşam yemeğine gitti. Bir başka gün, sarayda onunla konuşurken yanından geçtikleri bir vekil, Zadig’den akşam yemeğine gelmesini rica etti, ama Arimaz’ı davet bile etmedi. En amansız nefretlerin çoğu kez bundan daha önemli temelleri yoktur. Babil’de ‘Kıskanç’ diye adlandırılan bu adam, Zadig’i mahvetmek istedi; çünkü ona ‘Mutlu’ diyor­lardı. Zerdüşt?ün dediği gibi, kötülük yapma fırsatı günde yüz kez çıkar, ama iyilik yapma fırsatı yılda bir kez.

Kıskanç, Zadig’in iki dostu ve iyi niyetle telaffuz ettiği hoş sözlerle iltifatlara boğduğu bir hanımla birlikte, bahçesinde dolaşmakta olduğu evine gitti. Konuşma, kralın, vasali olan Hyrcanie prensine karşı mutlu bir şekilde sona erdirdiği bir savaş üzerinde sürmekteydi. Bu kısa savaşta cesaretini göstermiş olan Zadig, kralı bol bol ama yanındaki hanımı daha da fazla övüyordu. Tabletlerini aldı, hemen oracıkta oluşturduğu dört dizeyi yazdı ve o güzel hanıma okuması için verdi. Dostları dizelerini kendilerine de okumasını istediler: Alçakgönüllülük ya da daha doğrusu elbette özünün-sevgisi, onu bunu yapmaktan alıkoydu. Doğaçlama dizelerin, onuruna terennüm edildikleri hanımdan başkası için asla uygun olmadığını biliyordu: Üzerine dizelerini yazdığı tabletleri ikiye böldü ve her iki parçayı da boş yere aradıkları bir gül fidanlığına attı. Küçük bir yağmur peydahlandı; hep birlikte eve girdiler. Bahçede kalmış olan Kıskanç, o kadar çok aradı ki sonunda tabletin bir parçasını buldu. Tablet o şekilde kırılmıştı ki satırları oluşturan dizelerin her bir yarısından ayrı bir anlam ve hatta daha küçük ölçüde bir dize çıkıyordu; ama daha da tuhaf bir rastlantıyla, bu küçük dizeler krala karşı en korkunç sövgüleri içeren bir anlam yaratmaktaydılar; şunlar okunuyordu:

En büyük cürümlerle

Güçlendirilmiş tahtında,

Kamusal barış

Onun tek düşmanı.

Kıskanç hayatında ilk kez mutlu oldu. Ellerinin arasında, erdemli ve sevimli bir adamı yok edecek şey vardı. Bu acımasız adam, sevinçle dolu bir halde, Zadig’in elinden çıkmış olan bu yergiyi krala kadar ulaştırdı: Zadig’i, iki dostunu ve hanımı hapse attılar. Çok geçmeden davası da görüldü, onu dinleme zahmetine bile katlanmadılar. Kararı öğrenmeye geldiğinde, Kıskanç karşısına çıktı ve dizelerinin hiçbir de­ğer taşımadığını ona yüksek sesle söyledi. Zadig iyi bir şair olmak için uğraşmıyordu; ama krala suikast suçlusu olarak mahkûm edilmiş olmaktan ve işlemediği bir suç yüzünden güzel bir hanım ile iki dostunun hapiste tutulduğunu görmekten ötürü umutsuzluk içindeydi. Konuşmasına izin vermediler, çünkü tabletleri konuşuyorlardı. Babil’in yasası böyleydi. Böy­lece, onu hiç kimsenin acımaya cesaret etmeksizin suratının halini görmek ve tevekkülle ölüp ölmeyeceğini görmek üzere toplanmış bir kalabalığın arasından geçirip işkence edileceği yere götürdüler. Yalnızca anası ile babası yıkılmışlardı, çünkü mirasına konamıyorlardı. Varlığının dörtte üçüne kral lehine ve üçte birine de Kıskanç lehine el konmuştu.

O ölüme hazırlandığı sırada kralın papağanı balkonundan havalandı ve Zadig’in bahçesine, bir gül fidanlığının üzerine uçtu. Rüzgâr bir şeftaliyi komşu bir ağaçtan koparıp oraya taşımıştı; meyve bir yazı tableti parçasının üstüne düşmüş ve ona yapışmıştı. Kuş şeftaliyi ve tableti kaldırdı ve onları monarkın dizleri üzerine bıraktı. Hükümdar tablet parçasında hiçbir anlam oluşturmayan ve birtakım dizelerin sonu gibi görünen sözcükler okudu. Şiiri seviyordu ve dizeleri seven hükümdarlarda her zaman cevher vardır: Papağanının serüveni onu hayallere daldırdı. Zadig’in tabletinin bir parçasına yazılmış olan şeyi hatırlamakta olan kraliçe, yeni bulunan parçayı getirtti.

Birbirlerine tastamam uyan iki parçayı birleştirdiler; o zaman dizeler Zadig’in yazdığı haliyle okundular:

En büyük cürümlerle yerin sarsıldığını gördüm. Güçlendirilmiş tahtında kral hepsini gemlemeyi bilir.

Kamusal barış için yalnızca aşk savaşır: Budur onun tek düşmanı.

Kral hemen Zadig’in huzuruna getirilmesini emretti ve iki dostu ile güzel hanımı da hapisten çıkarttılar. Zadig, kralın ve kraliçenin ayakları dibinde yere kapandı: Onlardan, büyük bir alçakgönüllülükle, kötü dizeler kaleme aldığı için af diledi: ‘Öylesine hoşlukla, akıllıca ve mantıklı konuştu ki kral ve kraliçe onu yeniden görmek istediler. Yine geldi ve daha da çok hoşa gitti. Kendisini haksız yere suşlamış olan Kıskanç’ın tüm mal varlığını ona verdiler; ama Zadig hepsini iade etti ve Kıskanç’ın payına yalnızca mal varlığını kaybetmemenin hazzı düştü. Kralın Zadig’e yönelik takdiri günden güne büyüdü. Onu bütün eğlencelerine ortak ediyor ve bütün işlerinde onun görüşüne başvuruyordu. O andan sonra kraliçe de ona hem kendisi hem yüce kocası kral hem Zadig ve hem de krallık için tehlikeli hale gelebilecek bir gönül hoşluğuyla bakar oldu. Zadig mutlu olmanın o kadar da zor olmadığına inanmaya başlıyordu.

Kitabın Künyesi
Voltaire, Zadig ya da Yazgı
Çevirmen : Turhan Ilgaz
Yayınevi: İmge
G. Yayın Yönetmeni: Refik Tabakçı
Grafiker: Murat Özkoyuncu
Düzeltmen: Alaattin Topçu
Mizanpaj – Dizgi: Yalçın Ateş
Sayfa: 127
Yayın Tarihi: Nisan 2007

Voltaire – François Marie Arouet – Hayatı
(21 Kasım 1694-30 Mayıs 1778) ünlü Fransız yazar ve filozof. Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır. Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.

Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır.

Voltaire Paris’te, 1694’te doğmuştur. Sekiz yıl boyunca sanat eğitiminin başladığı Collège Louis-le-Grand’da okumuştur. Fakat orada “Latince ve Aptallıklar” dışında bir şey öğrenmediğini iddia etmiştir.

Mezun olduktan sonra Voltaire edebiyatta kariyer yapmaya başladı. Babası ise oğlunun hukuk eğitimi almasını istiyordu. Bu nedenle Voltaire, Paris’te bir avukatın asistanı olarak çalışıyormuş gibi gözüküp, zamanının büyük bir kısmını hicivsel şiirler yazmaya adamıştır. Babası bunu öğrendiğinde Voltaire’yi yine hukuk okumaya göndermiştir; yine de Voltaire yazmayı sürdürmüştür. Sivri dili ile aristokratik ailelerin beğenisini toplamıştır. Kral XV. Louis’in naibi, Orléans Dükü, II. Philippe’yi konu alan bir yazını nedeniyle Bastille’de hapsedilmiştir. Oradayken çıkış yaptığı piyesi Oedipe’yi kaleme almış ve Voltaire ismini almıştır. Oedipe’nin başarısı Voltaire’i etkili bir isim yapmakla beraber onu Fransız Aydınlanmasına dahil etmiştir.

İngiltere’ye Sürgün

Voltaire’nin hazır cevaplılığı ve sivri dili başına bela olmayı sürdürdü. Genç bir asilzadeyi gücendirmesi onun mahkeme dahi olmadan sürgün edilmesine yol açtı. Voltaire’nin İngiltere’ye sürgünü, İngiltere’deki düşünsel durum ve yaşadıkları düşüncelerini büyük oranda etkilemiştir. İngiliz monarşisinden ve ülkenin din ve ifade özgürlüğüne verdiği değerden etkilenen genç yazar, ülkenin yazar ve düşünürlerinden de etkilenmiştir, Shakespeare gibi. Gençlik yıllarından Shakespeare’yi Fransız yazarlarına bir örnek olarak görse de, daha sonraları kendini ondan daha büyük bir yazar olarak görmüştür.

3 yıllık sürgünden sonra Paris’e dönmüş ve fikirlerini İngiliz hükümetini konu alan kurgusal bir metinde toplayarak bastırmıştır; Lettres philosophiques sur les Anglais (“İngiliz(ler) hakkında felsefi mektuplar”). İngiliz monarşisini daha gelişmiş ve insan haklarına daha saygılı görmesi nedeniyle yazınları Fransa’da büyük bir tartışmaya yol açmış ve sonunda öyle bir noktaya gelinmiştir ki evrağın kopyaları yakılmış Voltaire ise Paris’i terk etmeye zorlanmıştır.

Château de Cirey ve Sonrası

Bundan sonra sınırdaki Château de Cirey’e yerleşen Voltaire burada Marquise (Markiz) du Châtelet, Gabrielle Émilie le Tonnelier de Breteuil ile de bir ilişkiye başladı. Voltaire ile Markiz 21.000’den fazla kitap toplamıştırlar. Kuşkusuz Voltaire’nin 15 yıl süren bu ilişkisi entelektüel gelişimine yardımcı olmuştur. Yazmaya devam eden Voltaire Mérope gibi oyunları ve bazı kısa öyküleri yayımlamıştır. İngiltere’de geçirdiği zamanda onu en çok etkileyen şeylerden birisi Isaac Newton’un çalışmalarıdır. Eser ve düşüncelerinde bunun etkileri görülebilir.

Markizin ölümünden sonra Voltaire Berlin’e, yakın arkadaşı ve hayranı olan Büyük Frederick’e gitmiştir. Kral zaten onu daha önce ısrarla saraya davet etmişti. Her ne kadar ilk zamanlarda buradaki yaşamı iyi gitse de, zamanla çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlamıştır. Sivri dili ile burada da haksız bulduğu durumları eleştirmiştir. Sonunda kızdırdığı Frederick, Voltaire’in tüm evrağının kopyalarını yakmış Voltaire’yi de tutuklatmıştır. Voltaire Paris’e doğru yola çıkmış fakat XV. Louis onun kente girmesini yasaklayınca, Cenova’ya gitmiştir. Her ne kadar iyi karşılansa da tiyatral performansları yasaklayan Cenova yasaları Voltaire’nin Candide, ou l’Optimisme (“Candide, veya İyimserlik”) isimli eserini yazmasına ve kenti terk etmesine neden olmuştur. Bu eser Gottfried Leibniz’in felsefesinin hicvidir. Bugün Voltaire’nin en tanınmış eseri Candide’dir. Fransız-İsviçre sınırında bir malikâne almış ve 1778’deki ölümüne kadar burada yaşamıştır.

Çalışmaları

Çok üretken bir yazar olan Voltaire neredeyse tüm edebi şekillerde eser vermiştir. Başlıca eserleri şunlardır:

* Oedipe (1718)
* Zaire (1732)
* Lettres philosophiques sur les Anglais (1733)
* Le Mondain (1736)
* Sept Discours en Vers sur l’Homme (1738)
* Zadig (1747)
* Micromegas (1752)
* Candide (1759)
* Dictionnaire philosophique (1764)
* Épître à l’Auteur du Livre des Trois Imposteurs (1770)

Oyunlar

Voltaire, tamamlanamamışlar dahil, 50-60 arası oyun kaleme almıştır. Bunlardan bazıları:

* Ecossaise
* Eriphile
* Mahomet
* Mérope
* Nanine
* Zaire

Şiir

Voltaire’in ilk basılan çalışması şiirdir. İki uzun şiir kaleme almıştır: Henriade ve Pucelle. Bunların yanında birçok kısa şiir de yazmış ve genellikle kısa şiirleri bu iki uzun şiirinden daha fazla beğeni toplamıştır.

Felsefe

Voltaire’nin en tanınmış ve büyük felsefi eseri Dictionnaire philosophique yani “Felsefe Sözlüğü”dür. Dönemin Fransız siyasi müesseselerine yoğun eleştiri içeren yazınlar içeren sözlük, aynı zamanda o dönemlerde popülerleşmiş düşünceler ve Voltaire’nin rakip ve düşmanları hakkında da yazınlar içerir. Bunun dışında eserde din eleştirisi de bulunmaktadır.

Diğer Çalışmaları

Voltaire bunların dışında tarihi ve düzyazı eserler kaleme almıştır. Düzyazı eserlerine şunlar örnek verilebilir: L’Homme aux quarante ecus, Zadig, dini ve felsefi optimizme saldıran ünlü Candide. Ayrıca yaşamı boyunca yaklaşık 20.000’den fazla mektup yazmıştır ve bu mektuplar gerek kişiliği gerekse düşünce tarzı açısından büyük önem taşır.

Düşüncesi

Her ne kadar ömrü boyunca yurttaşlık hakları ve din özgürlüğü gibi kavramları savunmuş olsa ve var olan Fransız rejimini eleştirse de Voltaire demokrasiden yana değildi. Onun gözünde en iyi yönetim biçimi ‘aydın’ bir monarşi veya ‘aydın mutlakiyet’ti. Nitekim hayatının sonuna kadar “aydınlanmış bir monark’ın yönetimini ideal bir yönetim tarzı olarak savundu.”[1]

Bunun dışında sınıfların varlığını da bir zorunluluk olarak görmüş ve ne teorik ne de pratik açıdan bunu eleştirmiştir. Din açısından ise Voltaire’nin tutumları biraz karışıktır. Philosophes’den olan Voltaire genelde, diğerleri gibi, bir deist olarak tanımlanmıştır. Fakat çeşitli söylemleri nedeniyle ateist olduğu da düşünülmüştür. Ünlü felsefi eseri Felsefe Sözlüğü’nde (Dictionnaire philosophique) Voltaire ateizmi ve ateistleri eleştirir. Ortaya koyduğu dini fikir ve söylemler deist çerçevededir. Bazı araştırmacılara göre Voltaire’nin deist çizgide kalmasının, kişisel nedenler bir yana, fikri nedeni onun yönetim biçimi konusundaki fikirleridir. Voltaire’ye göre din halkın uygun biçimde yönetimi için neredeyse şarttır. Nitekim Voltaire’nin tanınmış aforizmalarından birisi Si Dieu n’existait pas, il faudrait l’inventer yani “Eğer tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi” onun dini fikirlerini anlamak açısından önemlidir. Bunların dışında Voltaire var olan dini inanç ve yapıyı eleştirmiştir. Her açıdan Voltaire’nin dini dogmatizme karşı olduğu aşikardır. Özellikle dini bağnazlığa sert biçimde karşı çıkmış, Hristiyanlığı, Musevileri yermiştir. Bu tutumları da yine “Felsefe Sözlüğü”nde görülebilir.

Voltaire’nin düşünce tarihi açısından önemli biri sayılır. Zaten tarihsel planda çok büyük önem taşıyan Fransız Devrimi’nin de babası sayılmıştır.

Notlar
1. ? “Aydınlanma”, derleyen: Veysel Atayman, Donkişot Yayınları, İstanbul, Ocak 2005, s.33; kitaptan alıntı – orijinali şöyledir: “Voltaire, toplumsal düzende sınıfların egemenliğine teorik düzeyde de olsa karşı çıkmamış, yaşamının sonuna kadar, toplumda zengin ve yoksulun yan yana var olmalarının kaçınılmaz bir zorunluluk saymış, aydın despotizmi ile kurucu monarşi yönetimi anlayışlarını birlikte sürdürmüş, aydınlanmış bir monark’ın yönetimini ideal bir yönetim tarzı olarak yaşamının sonuna kadar savunmuştur.”

Özlü Sözleri
* Fikirlerinizden nefret ediyorum. Ama onları savunabilmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım.
* Hoşgörü nedir? Hoşgörü insanlığın bir parçasıdır. Hepimizin hataları ve eksikleri var; gelin karşılıklı olarak birbirimizin hata ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü, hoşgörü doğanın ilk yasasıdır.
* Öfkeni aklınla yenemiyorsan, kendini insandan sayma.
* Akıllı kişilerin en büyük talihsizliği, salakların abuk subukluklarıyla başa çıkmak zorunda olmalarıdır
* Her şeyden önce insan olunmalı; ondan sonra doktor.
* İnsanlar ancak hayalleriyle yaşar ve biraz yaşamaya başlayınca tüm hayallerini kaybederler…
* Gerçek ihtiyaçlar olmadan, gerçek hazlar olmaz.
* Kötü insanlar, iyi insanları sınamaya yarar!
* Hırs, bir sandalın yelkenini şişiren rüzgara benzer; fazlası gemiyi batırır, azı da gemiyi olduğu yerde tutar.
* Işığın Güneş’ten geldiği gibi ahlâkta Tanrı’dan gelir.
* İnsan zeka karşısında eğilir ama şefkat karşısında diz çöker.
* İnsan, istediği an özgür olur.
o Orijinali: L’homme est libre au moment qu’il veut l’être.
o Kaynak: Brutus (1730)
* İnsanlar eşittir; doğum değil
Erdemdir farkı yaratan (yapan)
o Orijinali: Les mortels sont égaux; ce n’est pas la naissance,
C’est la seule vertu qui fait la différence.
o Kaynak: Eriphile (1732)
* Cennet (var) olduğum yerdir.
o Orijinali: Le paradis terrestre est où je suis.
o Kaynak: Le Mondain (1736)
* Batıl inanç ve cehaletten oluşan fanatizm, bütün asırlar boyunca bir hastalık olmuştur.
* İnsanlığın en güzel görevi adalet dağıtmasıdır.
o Orijinali: Le plus grand malheur des gents intelligentes est d?avoir à se débrouiller des malfaisances des imbéciles.Günün sözü 23 Aralık 2006
* …Tüm duyarlı nesneler, aynı günde doğmuş benim gibi acı çeker, benim gibi ölürler. Kartal ödlek kurbanı üstüne çullanmış Titreyen organları kanlı gagasıyla parçalar.Savaşın toz dumanında yuvarlanan adam, Can çekişen arkadaşının kanıyla kanı karışmakta, Beklerken leş kargalarına yem olma sırasını. Evet, her kişide tüm dünya sızlanmakta. Hepsi ıstırap için doğmuş, birbirini yok etmekte. Peki, bu korkunç kaos ne için? Her birimizin acısı hepimize mutluluk mu dersin! Ne kutsanacak dünya, öyleyse!!!
* Pek az insan başkalarının deneylerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır.
* En iyi, iyinin düşmanıdır.
* Bu dünyayı tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.

Tanrı hakkında

* Eğer Tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi.
o Orijinali: Si Dieu n’existait pas, il faudrait l’inventer.
o Kaynak: Épître à l’Auteur du Livre des Trois Imposteurs (10 Kasım, 1770)
* …Burun gözlük taşımak, bacak çorap giymek, taş görkemli şatolar yapmak için dizayn edilmiştir. İster insandan, ister doğadan kaynaklansın, başıma gelen her belânın gerisinde demek ki, Tanrı’nın usta eli vardır. Doğanın karmaşık düzeni Tanrısal dizaynın kanıtı ise, o zaman, Tanrı’nın ya çok beceriksiz, ya da habis olduğunu kabul etmek zorundayız. Tanrı ya önleyebileceği kötülüğü isteyerek önlememektedir; ya da istemediği kötülüğü önleyememektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here