Zaman, su gibi, işçi parasını almayan kabadayıdan, oluk oluk kan akacak diyen çakma kabadayıya doğru aktı

erk-acarerNerede o eski gangsterler
Ne, nasıl, ne zaman, kim… Nereden başlayalım! Parantezi o semtin naif öyküsünü anlatarak, açalım…
Yeniçeriler Bizans surları önündedir. İstanbul düşmek üzeredir. Bahar olduğu halde hava çok sıcaktır. Yedikule önlerinde toplanmış asker, kırbalarının dibinde kalan son su damlalarını da bitirmiştir. Ortada büyük bir sorun vardır. Artık herkes birbirine su sormaya başlar. Mehmet Han, bu sıkıntıya nasıl çözüm bulacağını düşünürken, ordunun kamp yeri üzerinden uçan kaz sürüleri görünür.

Sultan onların takip edilmesini emreder. Genç askerlerden biri hemen atına atlayıp kuşları takibe başlar. Bir süre kuşları izleyen süvari, onların çok geçmeden alçalmaya başladıklarını görür.
Kazların tümü son derece berrak bir suyu olan küçük göle konarlar. Atından inen asker, önce suyun tadına bakar. Ardından kana kana içip orada vücudunu yıkar. Kırbası suyla dolu halde kamp yerine döner.

Benim değil kazların ismini verin!’
Bulunan su çok tatlıdır. Tüm yeniçeri doya doya içer. Kırbalar dolar. Sultan derhal emir verir. Kuşatma telaşında suyun kaynağına bir çeşme yapılır. Su akmaya başlayınca, sultan ve askerler çeşme başına giderler. Küçük yapının üzerinde “Sultan Mehmet Çeşmesi” yazmaktadır.
Ancak çok geçmeden namı ‘Fatih’ olacak sultan kızar. Çeşmeye kendi isminin verilmesinden mutlu olmaz. Öte yandan kuşatma istendiği gibi sürmektedir. “Uğur getiren suyu ben bulmadım ki benim ismim yazılsın” diye bağırır.
Sorunu hemen çözmek isteyen sadrazam araya girip sorar:
“Hünkârım çeşme nasıl anılsın, ona kimin ismi verilsin?”
Mehmet Han düşünmeden yanıtlar:
“Elbette bize su yolunu gösteren kazların ismiyle anılsın!
Böylece sebilin üzerindeki ‘Sultan Mehmet’ ismi silinerek, yerine ‘Kazlıçeşme’ yazılır. Çeşmenin üzerine zarif bir kaz resmi de nakşedilir.
Bugün Zeytinburnu’nun en büyük mahallelerinden biri olan Kazlıçeşme böylece kurulur!

Kokusundan anlaşılan semt
Mahalle yıllarca, deri fabrikalarıyla anılır. Burun direklerini sızlatan tabakhanelerin kokusu bir döneme iz bırakır. İstanbul’da kokusundan anlaşılan bir semtin olması ilginçtir.
Kazlıçeşme fetih günlerine damga vuran bir öykü ve kesif kokunun yanı sıra burada yaşanan bir başka hadiseyi de Türkiye’nin tarihi sayfalarına kazır.

‘İşçi parası almam alın teri var!’
18 Ağustos 1961’de İşbankası’nın Kazlıçeşme’de bulunan şubesinden içeri esrarengiz bir adam girer. Eli silahlı, siyah güneş gözlüklü davudi sesli bu kişi Necdet Elmas’tır.
Elmas, vezneden silah zoruyla tam 165.580 eski Türk lirası ‘tahsil’ ederek, bankanın içini boşaltır.
Bu sırada banka müşterilerinden biri paniğe kapılıp ona yalvarır:
“Ben işçiyim, 480 lira yatıracaktım, onu alma!”
Necdet Elmas içerlemiştir, cevabı açık olur:
“Ben işçinin parasını alacak adam değilim, onda alın teri var!”
Türkiye’nin ilk banka soygunu: Kutuyla değil silahla.
Soyguncu, bankada yaşanan bu kısa konuşmadan sonra, elini kolunu sallayarak çıkar. Yeşil Chevrolet’ine atlar ve kayıplara karışır.
İstanbul’da sıkıyönetim döneminin olduğu günlerde yaşanan bu hadise herkesi hayrete düşürür.
Bu, Türkiye’nin ilk banka soygunudur. Elmas, kısa sürede yeni soygunlar da yapar!
nerede-o-eski-gangsterler-83193-1.Alışılmadık durum, alışılmadık gangster tarzıyla bütünleşince ortada bir efsane dolaşmaya başlar. İşçinin parasını almayan ve bankadan geldiği gibi elini kolunu sallayarak ayrılan Necdet Elmas suçun magazinsel tanımı olur.
Bir Chevrolet sevdalısı olan Elmas, kaçtıktan sonra bıraktığı aracın yerine kısa zamanda yenilerini koyacaktır!
Kadınlara olan tutkusuyla anılan gizemli gangster, İstanbul sokaklarının altını üstüne getirip onlarca polis ve bine yakın askeri de peşinden sürükler. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel bile olaya bizzat müdahil olur. Namı gün geçtikçe büyüyen Elmas, bu kaos içinde nişanlanmayı da başarır.
Ne var ki kedi-fare oyununun sonu gelir. Necdet Elmas Darıca’da köşeye sıkıştırılır. Yakalanıp cezaevine gönderilir.
İstanbul’un bu ilk banka soygununun üzerinden nice banka soygunları geçer. Üstelik bunların büyük kısmı silahla değil kravatla yapılır. Aralarında ayakkabı kutusuyla yapılan soygunlar da vardır!
Türkiye’nin ilk gangsterlerinden Necdet Elmas gölgede kalır. Kabadayılar da değişir, kansız olur!

ERK ACARER
25.10.2015 http://www.birgun.net/

Yorum yapın

Daha fazla farkettiren yazılar
Boyunuzu aşan “kurnaz” hesaplarınızla ve hatalı kırmızı çizgilerinizle Ortadoğu’dan başınızı kurtarmaya “ölü yıkayıcılığınız” bile kifayet etmez!

Suriye’de 2011 yılından bu yana aslında ne oldu? -4 Bu yazı dizisinin en başında Suriye İç Savaşı’nın patlak verme nedenleri...

Kapat