Babamın Bıyıkları Yoktu, Tekin Gönenç

“…duyarsın derinlerde bir yerlerde,
insanın insana bölünmesidir yalnızlık…”
Tekin Gönenç 2008 yılında yayımlanan “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı öykü kitabı ile şiirle içi içe geçen bir yaşamdan süzülen kesitleri okurlara sunuyor.
“…geçen yıl bir trafik kazasında kaybetmiş babasını. Annesi hem baba hem anne olmuş dört kardeşe. Kaş?ta zengin yazlıkçıların evlerinde çalışırmış çoğu zaman. Emine ara sıra annesine temizlik işlerinde yardım edermiş. Ama o zengin kadınların davranışlarını hiç sevmezmiş sarı saçlı Emine. Büyüyünce onlarla ilgili bir de roman yazacakmış. Bunları anlatırken birden susuverdi. Bir suçlu gibi başını önüne eğip bir şeyler mırıldandı. Anlayamamıştım dediklerini. Çenesini okşayıp yüzünü bana doğru çevirdim. Tekrarlattım söylediklerini. İçini çeke çeke, belli belirsiz bir daha mırıldandı:
?Benim babamın bıyıkları yoktu.?
Sarı saçlarını okşadım okşadım? Bir şeyler söylemeye yeltendim, ama olmadı, bir türlü beceremedim. Sözcükler boğazımda tıkanıp kaldı. Dalıp dalıp gittim sadece.”

*”Eleleydiler. Az ötemde duruyorlardı. Merdivenlerden tam çıkmak üzereydim. Koşarak geldiler. Yedi sekiz yaşlarında, şirin mi şirin, güzel mi güzeldiler. Okulun bahçesindeydik. Kaş Kitap Şenliği kapsamında Kaş?a 20 km. uzaklıktaki bir köy okuluna gelmiştik. Ne iyi etmiştik de gelmiştik.
Bu sevimli kızlar iyice yaklaşıp, biraz mahcup, biraz çekingen:
?Günaydın,? dediler.
?Günaydın çocuklar, nasılsınız??
İkisi birden: ?Günaydın.?
Sarı saçlı olanı: ?Okulumuza hoş geldiniz.?
?Hoş bulduk, teşekkür ederim.?
Arkasından gamzelisi, daha çekingen, daha utangaç:
?Siz yazar mısınız??
?Evet, öyle.?
Nasıl da sevimliydiler, besbelli benimle sohbet etmek istiyorlardı. İsimlerini sordum:
?Benimki Emine.?
Öbürüne döndüm.
?Ya seninki??
?Benim ki de Emine.?
?Aman ne güzel, demek adaşsınız. Siz iki Emine hep böyle beraber mi dolaşırsınız??
?Evet, hiç ayrılmayız.?
?Aynı sınıfta mısınız??
Sıkılganlıkları gitmişti, ikisi birden yüksek sesle ve de uzun uzun:

?Eveeeet, aynı sınıftayız.?
Şimdi tam anımsamıyorum, ilköğretimin ya birinci ya da ikinci sınıfında oldukları kalmış belleğimde.
Sorularını yinelediler.
?Siz yazar mısınz??
?Evet, öyle.?
Bir süre bakıştılar, sonra gamzeli olanı atıldı, sorgulayan gözlerle:
?Bizim sizden bir ricamız var.?
?Söyleyin çocuklar neydi ricanız??
?Bize bir roman yazar mısınız??
Şaşırmıştım.
?Roman mı dediniz??
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak:
?Emin misiniz roman istediğinizden, yani şiir falan istemiyorsunuz.?
Daha rahat, daha kararlı konuşuyorlardı, yine ikisi birden:
?Evet roman olsun lütfen, ne olur lütfen lütfen, roman olsun!?
?Peki nasıl bir roman olsun??
?Güzel bir roman olsun.?
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Şaşkınlığım içten gelen bir mutlulukla sürekli yer değiştiriyordu. Belli etmeden:
?Ne zaman istiyorsunuz bu romanı??
?Bugün olsun, yani siz Kaş?a dönmeden.?
Bayağı kararlıydılar.
?Peki çocuklar, kaç sayfa olsun bu roman??
İki adım öteye gittiler, aralarında bir süre fısıldaştılar, sonra büyük bir ciddiyetle kararlarını bildirdiler:
?65 sayfa olsun.?
?65 mi dediniz??
?Evet, 65.?
?Peki, neden 65, 65?in bir özelliği mi var??
Sarı saçlısı:
?Emine?yle evlerimiz yan yana, onların ev numarası 6 bizimki 5 de ondan.?
?Yani 56 sayfa da olabilir.?
Biraz düşündüler:
?Evet, evet 56 da olabilir.?
İşim zordu doğrusu… Biraz konuyu dağıtmak istedim, olur da unuturlar, vazgeçerler diyordum. Okulun bahçesinde dolaşma önerisinde bulundum. Sevindiler. Üstünde henüz toplanmamış portakallar, limonlar bulunan ağaçlara doğru yürüdük. Aşağılara yukarılara baktık, gökyüzüne baktık, masmavi denize, yemyeşil dağlara baktık. Doğanın o olağanüstü güzelliğinden söz ettik. İnsanların bu güzellikleri betonlaya betonlaya nasıl kirlettiklerinden yakındık.
Bu sevimli kızları kırmadan onlara ne yanıt bulabilirdim? Dedim ya işim gerçekten zordu. Uygun bir yanıt bulmak için biraz daha zaman kazanmak amacıyla, bu sefer soruları ardı ardına ben sormaya başladım. Babalarının yaptığı işlerden konuştuk biraz. Geçimlerini nasıl sağladıklarını sordum. Gamzelinin babası turizmin yoğun olduğu yaz aylarda Kalkan?daki lokantaların birinde garsonluk yaparmış. Fazla para kazanmıyormuş ama çok iyi bir babaymış. Emine?yi her sabah öper koklar öyle yollarmış okula. Uzun bıyıkları Emine?nin yanaklarına batıp biraz acıtırmış ama olsun, acıtsın, öpmediği zaman Emine daha çok üzülürmüş. Kış ayları çoğu köylünün yaptığı gibi babası da evin iki ineğine bakmak ve köy kahvesinde okey oynamakla vakit geçirirmiş.
Sarı saçlı olanına ise sorup soracağıma bin pişman oldum. Garibim geçen yıl bir trafik kazasında kaybetmiş babasını. Annesi hem baba hem anne olmuş dört kardeşe. Kaş?ta zengin yazlıkçıların evlerinde çalışırmış çoğu zaman. Emine ara sıra annesine temizlik işlerinde yardım edermiş. Ama o zengin kadınların davranışlarını hiç sevmezmiş sarı saçlı Emine. Büyüyünce onlarla ilgili bir de roman yazacakmış. Bunları anlatırken birden susuverdi. Bir suçlu gibi başını önüne eğip bir şeyler mırıldandı. Anlayamamıştım dediklerini. Çenesini okşayıp yüzünü bana doğru çevirdim. Tekrarlattım söylediklerini. İçini çeke çeke, belli belirsiz bir daha mırıldandı:
?Benim babamın bıyıkları yoktu.?
Sarı saçlarını okşadım okşadım? Bir şeyler söylemeye yeltendim, ama olmadı, bir türlü beceremedim. Sözcükler boğazımda tıkanıp kaldı. Dalıp dalıp gittim sadece.
Ancak benim de konuşmacı olduğum panelin başlamak üzere olduğu haberini ilettiklerinde kendime gelebildim. Yanaklarını öperken etkinlik bitiminde kendilerini bir daha görmek istediğimi söyledim. Sevindiler… Hoplaya zıplaya arkadaşlarının yanına döndüler. Uzun uzun baktım arkalarından. Bir daha bir daha sordum kendime, mutlu muydum, evet, hem de nasıl. Panel daha ileri sınıflardakiler içindi. Bir süre gözüm boşuna da olsa onları aradı. Tam bana konuşma sırası gelmişti ki, bir de ne göreyim, bizim Emineler giriş kapısını aralamışlar, gözlerini bana dikip gülücükler yolluyorlar. Kapının yanında yine el eleydiler, pek anlamasalar da, benim konuşmamı sonuna kadar dinlediler.
Hani bir düşünür, ?Mutluluk yoktur, mutlu anlar vardır,? demiş ya, işte o anlardandı benim yaşadıklarım.
O gün ben onlara roman yazamamıştım, ama onlar bana şiirin en güzelini sunmuşlardı. Biri gamzeli, biri sarı saçlı, pırıl pırıl iki şiirdi onlar.”
(*)Kaş Kitap Şenliğini her yıl büyük bir özveri ve başarı ile gerçekleştiren, yazar kardeşim Yusuf Yavuz?u ve katkıları olan herkesi sevgi ile anıyorum. T.G

Kuzey Yıldızı Sayı:2 Nisan/Mayıs 2002 Söyleşi: Tekin Gönenç

Kuzey Yıldızı: Edebiyat dergileri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Tekin Gönenç:
Edebiyat dergileri son zamanlarda oldukça çoğaldı ve iyi ki de çoğaldı. Yeni dergiler aracılığıyla, amatör yazarlara ve yolun başında olan gençlere olanaklar yaratılmış oldu. Herhangi bir nedenle hakkını alamamış, belirli dergilerde yayınlanması gerekirken yayınlanmamış eserlere ve bu eserlerin yazarlarına yararları açısından, edebiyat dergilerinin çoğalmasının çok önemli bir girişim olduğunu söyleyebilirim. Bu tip yayınlarda süreklilik çok önemlidir. Ülkemiz koşullarında zor olmasına karşın dergiciliğe başlarken, derginin sürekliliğine inanmak ve devamlılığı ilke edinmek gerekiyor. Bu olmayacak bir şey değildir. Türkiye?de hep süregelen, özellikle şiir ortamında kendini gösteren bir durum da şudur: dergiler yayın hayatına başlarken bir bildirge yayınlarlar. Bu bildirgede derginin hangi amaçla yola çıktığından ve hâlen nasıl bir poetika izleyeceklerinden söz ederler. Fakat zamanla dergiyi yönetenler bazı nedenler yüzünden bildirgenin dışında kalabiliyorlar. Derginin bildirgesinde sözünü ettiği poetikanın sık sık dışına çıkması, derginin kimliğinden ödün vermektir diye düşünüyorum.
KY: İnsan faktörü işin içine girdiğinde, çeşitlilik ortaya çıkıyor, herkesin poetik anlayışı aynı çerçevede olmuyor.
TG: Ben şu açıdan düşünüyorum, eğer bir bildirge yayınlıyorsanız ve belirli bir şekilde varolacağız diye söylemlerde bulunuyorsanız, bahsettiğiniz şekilde olmanız gerekir. Okuyucular ve edebiyat çevreleri sizden bunu bekler. Bu sorumluluk isteyen bir şeydir. Eğer bildirge yayınlamadan dergi çıkarıyorsanız, ki benim tercihim budur, belli sınırlara sadık kalmak zorunda değilsiniz.
KY: Şiir anlayışımız ve bakış açılarımız değiştiği, geliştiği için bunun mümkün olmadığını söyleyebilir miyiz?
TG:
Hiçbir oluşum tek başına değildir, genel oluşumun bir yansımasıdır. Sanatta değişim kaçınılmazdır ve o değişime ayak uydurmak bir yerde sanatçının görevidir. Örneğin bugün internet dünyasına giriyoruz; dün yoktu, ama bugün var. Dünkü şairler internet ve benzeri yenilikler olmadığı için onlardan söz etmiyorlardı. Günümüzde bu yenilikler neden şiirde yansımasını bulmasın? ?Değişmeyen tek şey değişimdir.? söylemi her zaman için geçerliliğini koruyacaktır. Bir şeye illaki sadık kalmak, varolan değişime direnmek anlamsız diye düşünüyorum.
KY: Edebiyat dergilerindeki bu artış kalitenin düştüğüne dair bir kaygıyı gündeme getirdi.
TG:
Bence bu konuları fazla önemsememek lâzım. Dergilerin ulaşacağı bir hedef ve tutturduğu bir yol varsa, sağdan soldan gelen laflara pek kulak asılmamalı diye düşünüyorum. Biraz önce söylediğimi yineliyorum: Bir bildirgeyle çıkmanın birtakım riskleri vardır. Oysa sanatta esneklik gereklidir. Benim görüşüme göre sınırlar koymak pek doğru değil. Eskiden de böyleydi. Örneğin Garip akımı? Eskiyi dışlayan Garip şairleri, Tanzimat döneminden beri süre gelen eski şiir anlayışına tamamen başka bir şekilde yaklaşıyorlar. Eskiyi reddediyorlar ve yeni bir akım başlıyor. Arkasından fazlaca etkisi olmayan Mavi akımından sonra İkinci Yeni çıkıyor ortaya. Bunların içinde somut bildirgesi olan tek akım Gariptir. Orhan Veli ve arkadaşları tarafından hece vezni ve imge dışlanmıştır. Mavi Dergisi, Ankara?da çıkan bir akımın temsilcisidir. Türkiye?de yeni şiir akımları, bir rastlantı mıdır nedir, Ankara?da oluşmuştur. Mavi, İkinci Yeni akımlarının birebir bildirgeleri olmamıştır, ama ciddi eleştirileri vardır. Bu akımların bildirgesi olmamasına karşın yenileşme için açtıkları kapılar ortadadır. Sizin de bir bildirgeniz yok. Ben Kuzey Yıldızı?nı son dönem şiirlerinin ağırlıklı olduğu bir dergi olarak görüyorum, son dönem derken de seksen sonrası yazılmaya başlanan şiirleri kastediyorum.
KY: Şu an şiire olan ilgi arttı. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
TG: Şiir ortamı eskisinden daha iyi. Eskiden beri bazı kopukluklar vardı. Okurla şair arasındaki kopukluklar yavaş yavaş azalmaya başladı. Bu durum gençlerin çabasıyla oluşuyor, üstelik gençler iyi şiirler de üretiyorlar. İyi şiirler üretilmediği, şiirde imge yoğunluğunun arttığı ve bu yoğunluğun okurla şairi birbirinden uzaklaştırdığını savunanlar da var. Hatta bazı okurlar şiirin aşırı soyuta, karanlığa ve anlamsızlığa yöneldiğini, imge salatası hâline geldiğini düşünüyor. Ben ise, her dönemde olduğu gibi değişik yapıdaki şiirlerin bir arada olduğunu düşünüyorum. Birtakım dengeler sağlanıyor gibi. Yeni arayışlar var ve bu yeni arayışların olması gerekir. Fakat bazı şeylerin eksik olduğunu da söylemek gerek. Bazı şairlerin eskiyle bağını tamamen kopardığını görüyorum. Eskiler tadında yazılsın anlamında söylemiyorum. Çünkü eskiler dönemini tamamlamıştır. Fakat her dönemde eskiler yeniyi doğurmuştur. Yeni şiirler eski şiirlerden yararlanacağı öğeleri almıştır ve daha başka bir şiire doğru yönelmiştir, zincirin halkaları gibidir. Aruz vezni, iç ritmi ve iç müziği getirmiştir. Hececilerde ise kalıp ve disiplin vardır. Disiplinin ve iç sesin bugünün şiirine taşınabilmesi, şairin bu öğelerden birtakım kazanımlar sağlaması çok doğaldır. Bütün sanat dalları için düşündüğümüzde donanımlı olmanın hiçbir şey kaybettirmediğini, aksine kazandırdığını görüyoruz. Ama gününü tamamlamış şiir akımlarının bugünün şiirine hâkim olması diye bir şey söz konusu olamaz. Mevlâna?nın dediği gibi: ?Dün dünde kaldı cancağızım, yeni şeyler söylemek lâzım.? Herşeyi bilmeliyiz ama kendi şiirimizi kendimiz oluşturmalıyız diye düşünüyorum.
KY: Yeni oluşumlarda, şiirin içindeki imgelerin, okura duyumsatmak istenenden ve kendi bütünlüğünden uzaklaştığını görüyoruz. Sizce bunun sebebi nedir?
TG: Eğer imge, şair tarafından şiirin başat öğelerinden biri diye kabul ediliyorsa, farklı bir önem kazanıyor. Bazıları benim her dizem değişik imgelerden oluşsun diye düşünüyor ve şiirin kendi ayaklarının üzerinde durup durmadığını önemsemiyor. İmge önemli ama özgün, dengeli ve dozunda olmalı. İmgesiz şiir düşünülemez; fakat şiiri tamamen birbirinden kopuk imgeye boğarsanız şiir kendini kaybeder. Tamamen havalarda uçuşan imgelerle bir yere varılabileceğini düşünemiyorum.
KY: Şiirin içindeki öğelerden bahsettik, biraz da dışındaki öğelerden bahsedelim. Şiir etken mi, yoksa edilgen mi olmalıdır? Yüksek sesli mi olmalıdır?
TG: Şiir, yüksek sesli veya alçak sesli olabilir ama mutlaka bir şey anlatıyor olmamalı bence. Demek istediğim şiirin bire bir öykü anlatır gibi bir şeyler anlatmamasıdır. Şiir, okuyucusuna birtakım ipuçları verebilir ama tamamen kendini açığa vurmaz.
KY: Bu okuyucunun hayal gücüne ket vurmak gibi bir şey değil mi?
TG: Şair okuyucuya şiiri taşırken okuyucuyu programlamamalıdır. ?Ben okura şunu göndermeliyim.? dememelidir. Okur okuduğu şiiri kafasının içerisinde yeniden oluşturmalı, yeniden yazmalı.
KY: Şiirde bireysellik hakkında ne düşünüyorsunuz?
TG: Örneğin şiirde kendinizden söz ediyorsunuz. Ama toplumda yaşıyorsunuz ve toplumun bir parçası olarak birtakım etkileşimler altındasınız. Acılarınız, sevinçleriniz var. Aşklarınız, terk etmeleriniz, terk edilmeleriniz var. Bunları kendiniz olarak anlatsanız bile toplumda sizin gibi olanlar çoktur. Anlattığınız mutlaka size benzeyen birilerine gidiyordur ve o birileri şiiri okuduğu zaman ?Keşke ben de böyle söyleyebilseydim, bunu ben yaşamıştım, duyumsamıştım, bu ben?im işte!? diyebilir. Siz kendinizi yazdığınızı düşünürken mutlaka bir başkasını yazıyorsunuzdur.
KY: Bazı genç şairlerin, güzel tınısı olan kelimeleri not edip, yan yana dizerek şiirler yazdıklarını biliyoruz. Bu konu hakkında neler söyleyebiliriz?
TG: Ben bu şairleri ?şiir mühendisleri? olarak tanımlıyorum. Montaj şairleridir bunlar. Bunların dışında bazı şairler vardır ki, esinlenmeyi masa başında çalışarak gerçekleştirirler, çok iyi birikimleri vardır, kalıcı eserler üretmişlerdir. Onlara saygım sonsuz. Ama dediğiniz gibi birtakım imgeleri bir yerlerden bulmak ve bunları şiire monte etmek şiirle bağdaşmaz. Belki de imge salatası denmesinin nedeni bu durumdur. İmgeler arasında bir bağ olmalı. Montaj yapıldığı zaman dizeler arasındaki gerçek bağlar kayboluyor. Bu şairlerin şiirleri okuyucuyu bir yerlere götürmüyor. Aksine okuyucuyu şiirden uzaklaştırıyor.
KY: Şiirinizin gelişimi ve hayat hikâyenizden bahseder misiniz?
TG: Ben şanslı bir ailede doğdum. Annem ve babam Atatürk ilke ve devrimlerine gönülden bağlıydılar. Annem 1930?li yıllarda yirmi yaşlarında iken ?beni istediğiniz yere atayın? diye dilekçe verdikten sonra Yıldızeli?ne (Sivas) atanmış. Bugün bile zordur 20 – 22 yaşlarında bir genç kızın İstanbul?dan kalkıp da: ?beni nereye tayin ederseniz edin? demesi? Öğretmen ve hemşire olarak İstanbul?dan Yıldızeli?ne gidiyor annem ve emekli olana kadar hiç İstanbul?a dönmüyor. Kadınlara yeni harfleri öğretiyor, kitaplar okutuyor, birtakım etkinlikler düzenliyor. Babam anneme ?Sen isimsiz kahramanlardansın.? derdi. O da hukuk öğrenciliği sırasında Atatürk?ün ilk Büyük Millet Meclisi?nde H. V. Velidedeoğlu ile birlikte kâtiplik yapmış ve yargıç olarak Yıldızeli?ne atanmış. Orada annemle evlenmişlerdi. Okuma alışkanlığım bu aile ortamında gelişti. İlkokulu Yıldızeli?nde liseyi Sivas Lisesi?nde tamamladıktan sonra üniversiteye başladığımda ulusal gazeteler bana belirli sayfalarda yer verdiler. Gençlik sayfalarını düzenliyordum. Köşe yazıları yazıyordum. Şiir yazmaya o günlerde başladım. Eczacılık Fakültesi?nde öğrenciydim, orada benden başka edebiyata meraklı olan yoktu. Ben de Edebiyat Fakültesi?ndeki çocuklarla arkadaşlık etmeye başladım. O dönemde ikinci fakültede öğrenim görmek mümkündü. Ben de öyle yaptım. Edebiyat fakültesine yazıldım. Eczacılık fakültesinin son sınıfında iken, edebiyat fakültesinin de üçüncü sınıfına gelmiştim, maddi getirisinin fazla olacağı düşüncesiyle eczacılık fakültesini bitirmeyi tercih ettim. Sonra bir burs sınavını kazanarak Amerika?ya gittim. Ann Arbor?da Michigan Üniversitesi?nde psikofarmokoloji eğitimi gördüm. Bu ara bir çok gezi yaptım. Dünyada görmediğim ülke kalmadı gibi. Bunlar benim için kazanımlardı. İnsanları tanıdım, insanların yaşamlarına girdim. Kafamın içerisinde değişik renkler oluştu. Bunların şiirimde yansımaları mutlaka olmuştur. İlk şiirimi üniversiteye yeni başladığım yıllarda yazdım. Son kitabımdaki ilk şiir, yazdığım ilk şiirimdir.
KY: Bizleri bekleyen yeni çalışmalarınız var mı?
TG: Ben, kitaplaşma olgusuna gecikme gözüyle bakmıyorum. Biraz da ince eleyip sık dokuyan bir tarafım var. Özellikle şiirimde kullanacağım bir sözcük tam yerine otursun diye kafamın içinde uzun zaman dönüp durabiliyor. Aylarca hatta yıllarca düşündüğüm oluyor. Bu yüzden fazla acele etmiyorum. Yeni bir kitap oluşuyor. Bir, iki ay içerisinde Varlık Dergisi?nde yayınlanan şiirlerimden bazılarının da bulunduğu bir kitap çıkacak. İlk kitaptaki bir şiirin başlığıdır adı da: Aşk Konuşur Bütün Dilleri. Umarım değişmez.
KY: Yeni teknikler kullandınız mı kitabınızda, dünyaya yeni bir bakış söz konusu mu?
TG: Zaman ve çağ değiştikçe, ben de değişim süreci içindeki yerimi alıyorum. İster istemez ona ayak uyduruyorum. Ama benimsediğim kendime özgü çizgiler şiirime yansımıştır. Aziz Nesin?in genç şairler için söylediği bir sözde doğruluk payı var; ?Kendi gecekondularını oluşturmadan saraylara talip oluyorlar.? Ben değişime ayak uydururken bazı ana noktalarda kendim olduğumun farkındayım. Yeni kitabımda iç ses ve biçem açısından fazla bir değişikliğin olmadığını söyleyebilirim.
KY: Genç şairlere önerileriniz nelerdir?
TG: Genç şairlere kendileri olmalarını, özgünlüğü yakalamalarını ve okumaya devam etmelerini öneririm. Şiirin okulu şiir okumaktır ve sonra kendini bulmaktır.
KY: Okuduğunuz, beğendiğiniz şairler kimler? İkinci Yeni akımı hakkında neler düşünüyorsunuz?
TG:
Türkçe?yi kullanışı, kıvraklığı ve imge zenginliği nedeniyle Fazıl Hüsnü Dağlarca benim çok sevdiğim şairlerden biridir. Oktay Rifat, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever. Yeni şairler ve yazarlar arasında İkinci Yeniyi benimsemeyenler var, biliyorum. Ama çoğunlukta gözlemlediğim, İkinci Yeninin etkisinden kurtulanların sayısının az olduğudur. İkinci Yeni şairlerinin şiire kattığı renkler hâlâ geçerli. Sorduğunuz soruya cevap verirken, benim bile aklıma gelenlerin içinde bir çoğu İkinci Yeni şairleridir. Söyleşi için gittiğim okullarda şiirin çok içinde olan gençlere soruyorum, aldığım cevaplar yine İkinci Yeniyi oluşturan isimlerdir. Buda İkinci Yeninin göz ardı edilemeyecek kadar şiirimizin içinde olduğunu gösteriyor. Ünlü şairlerimizden birisi Cemal Süreya?nın bir dizesinden yola çıkarak: ?Lâleli?den kalkan bir tramvaya binen İkinci Yeniciler dünyaya giderler, Orhan Veli ve arkadaşları ise Sirkeci?de inerler.? benzetmesini yapmıştı.
KY: Teşekkürler.

Tekin Gönenç’in Yaşam Öyküsü
Tekin Gönenç, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde doğdu. Orta öğrenimini Sivas Lisesi’nde, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde tamamladı. 1968?1970 yılları arasında Amerika’da University of Michigan’da Psikofarmakoloji eğitimi gördü. Uzun yıllar yurt dışında değişik ülkelerde çalıştı. Şiirleri sürekli olarak Varlık Dergisi’nde, zaman zaman Yeditepe, Yelken, Milliyet Sanat, Kitaplık, E Dergisi, Edebiyat ve Eleştiri, Öteki-siz, Kuzey Yıldızı, Üç Nokta, Budala, Yaşasın Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı. 1997’de Varlık Yayınları’nca yayımlanan “Gönlü Güvercinli Kadın” adlı şiir kitabı 1998’de Kocaeli Üniversitesi Akademik Ödülünü aldı. 2007’de bu şiir kitabının beşinci baskısı yapıldı. Yine Varlık Yayınları’nca 2002 yılında “Aşk Konuşur Bütün Dilleri” adlı şiir kitabı yayımlandı. Öykü ve anıları yine Varlık Yayınları’nca 2005 yılında “Gizdüşümler” adlı kitapta, 2008 yılında ise “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı kitapta bir araya getirildi. Ayrıca değişik sanat dergilerinde inceleme, deneme yazılarıyla gezi izlenimleri yayımlanıyor. Üç ayrı şiiri Milli Eğitim Bakanlığı’nca lise ders kitaplarına alındı. Şiirleri İngilizce, Fransızca’ya çevrildi. “Anne” adlı şiiri Hürriyet Gazetesi “Anneler Günü “şiir yarışması ödülünü aldı Varlık Dergisi’nde yayımlanmış olan birkaç şiiri bestelendi. İki yeni kitabı yayın aşamasında.

Yapıtları
Gönlü Güvercinli Kadın (1997)
Aşk Konuşur Bütün Dilleri (2002)
Gizdüşümler (Yazılar ve Anılar, 2005)
Babamın Bıyıkları Yoktu (Yazılar ve Anılar, 2008)

Ödülleri
Kocaeli Üniversitesi Akademik Şiir Ödülü İkinciliği
Hürriyet Gazetesi Anneler Günü Şiir Ödülü (“Anne” adlı şiiriyle)

Katıldığı Uluslararası Etkinlikler
1998 Küba Yazarlar Birliği
1999 Makedonya PEN Yazarlar Birliği
1999 Akdeniz Ülkeleri Şairler Şenliği
2000 Akdeniz Ülkeleri Şairler Şenliği
2003 Türk Dünyası Çağdaş Edebiyat Günleri
2003 Uluslararası Yalova Şiir Günleri
2004 Uluslararası Özgür Yazın Semineri
2004 Akdeniz Ülkeleri Yazarlar Toplantısı
2005 Safranbolu Altın Safran Kültür ve Sanat Şöleni
2005 Kaş Uluslararası Yazarlar Toplantısı
2006 Yalıkavak Uluslararası Kültür ve Sanat Şöleni
2007 Kaş Kitap Şenliği
2007 Ulusal Şiir Kongresi (Kocaeli Üniversitesi)

Üye Olduğu Kuruluşlar
Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, BESAM, MESAM
Kaynak:Vikipedi, özgür ansiklopedi

ADAM

önce bıyık aralarına gizledi
yarım kalan gülüşünü

sonra sararmış bir gülü
özenle çıkarıp kitap sayfalarından
yakasına taktı

doğrusu delikanlı adamdı
başka türlü ağlayamazdı

Tekin Gönenç

ONLARSIZ

benim güzel olduğum yerlerde
siz hiç olmadınız

gölgemdi o
değip geçen gözlerinize
soluklarımla taşıdım hep
sancısını sokakların

ondandır dağbaşlarına
o tavşansı
o rüzgâr kaçışlarım

bir gemi ellerimi getirir
bir fırtına saçlarımı uzaklardan
bu ben böyle olur muydum hiç
hep sizinle olsam

ondandır dağbaşlarına
o tavşansı
o rüzgâr kaçışlarım

bir gün sizi tutup buralara getirsem
diner mi bilmem
sancısı sokakların

ama yok
sizin güzel olduğunuz yerlerde
ben hiç olmayacağım

Tekin GÖNENÇ

ANNE

kilit vurdum üstüne güneşlerin
ay tuttum alacakaranlığa
bilsen ne güzel seni bulmak
güzelliği incitmeden anne

daha dün gibisin
ellerinlesin gözlerinlesin

seni unutmaya bir adım kala
denizleri avuç avuç tüketmek
daha kolay anne

hep o ince uzun yağmurlarla iniyorsun bulutlarımdan
bütün yeşil çimenler sana uzanıyor
sana başlamak için bütün sabahlar

unut artık ne varsa
nedenleri kuşkularda saklı

söyle nasıl bırakırım ellerini
seni bulmak öylesine güzel ki
güzelliği incitmeden anne

Tekin GÖNENÇ

AŞK KONUŞUR BÜTÜN DİLLERİ

silme pus
ve buzul

besbelli üşüyorsun

hiç susmuyor
penguenleri
bakışlarının

ah bir dökülsen
çözülecek
sularımda düğümlerin

duyarsın
derinlerde bir yerlerde
insanın insana bölünmesidir yalnızlık

in artık iklimlerime

aşksa o
hiç korkma
nasılsa konuşur
bütün dilleri

Tekin Gönenç

BANA YALNIZ KUŞLARI VE ÇOCUKLARI BIRAKIN

sen susunca
askıya alır birileri
senin yerine
senin düşlerini

dinle bak
o sen değilsin ki
onlar yine
soluk soluğa senin içinde

denizine varmadan
yorulup dönen sular
birden kayboluyorsa
solgun çizgilerinde yüzünün
birkaç kulaç daha kayar
senden öteye zaman

tam inecekken
sarılıp iplerine usancın
çözülür birer birer
dilinin ucundaki sözler

gidin dersin
hepiniz gidin
bana yalnız kuşları
ve çocukları bırakın

Tekin Gönenç

BİLSEM GELİR EN GÜZEL GEMİLERLE SULARINDA KALIRDIM

yüklenip
o nedensiz savaşlardan
arta kalan korkuları
bilsem
gelir en güzel gemilerle
sularında kalırdım

yıldızlar yenik düşüp geceye
kısmışlardı ışıklarını
ama olsun
seni çoğaltmak vardı
bir göz ucuyla kıvılcımlardan

bir gece
gizlice sularından geçmiştim
nice bozgunlar oluyordu
kanlı savaşlar yangınlar

bilsem
gelir en güzel gemilerle
sularında kalırdım

ötelerde şölenler vardı
yetişemem sanıyordum

Tekin Gönenç

GÖLGEDEKİ YÜZLER

sonu gelmez bir kahkaha
devrilir düşer
ıssız odalara

gitgide azalır
adımlarım aranızdan

kollarımı sel sularına eklersiniz
kimbilir nerelere dökülen

ya da
deli bir tabanca
gelir gelir de kurulur
hiç olmadık yerlerine gecenin

hep o yüzü annemin
usulca uzanır düşlerinden
pırıl pırıl güller takılır gider gözyaşlarına
kimbilir nerelere dökülen

Tekin Gönenç

GÖNLÜ GÜVERCİNLİ KADIN

önce sesin geldi
aralandı kapılarım
ardında şaşkın bulutlar çıkmazı
sonunda sen
gönlü güvercinli kadın

köpüren simsiyah saçlarınla
günler boyu koşuşup durdun
içimin aykırı ırmaklarında

gamzelerinde gizlediğin
o binlerce yıldızı
döküp de şimdi üstüme
söyle nereye

artık herkes
tutsun da elinden kendi şiirinin
tersinden mi girsin
ölü kelebekler sokağına

sen bende daha bitmedin ki
gönlü güvercinli kadın

Tekin Gönenç

KUĞU YAĞMASI

tartılır söz
terazisinde gözlerinin

ne zamandır
değiş tokuş bakışlarımız

bir kuş ucumu
gider geliriz
ben sana sen bana
o dudak senin
bu dudak benim

biz aslında
birer sustalıyızdır seninle
ha çıktı ha çıkacak
kınından

dokununca
o kuğu yağması
o görkemli panayır
başlar teninde

yorgunsam
bil ki yokluğundandır
indiğimse
kuytu sokaklarıdır
iç çekişlerinin

buyruğuna girerim
ellerini çırpan bir çocuğun
gülüşlerine eklenirim
sen yoksan

Tekin Gönenç

OYUNUNA GELDİN YAŞAMIN

koparıp da yüreğinin pırpırlarından
katlayıp cebine koyduğun körkütük birkaç dize
bir de düştü mü önüne
oyununa gelirdin gece yarılarının

şu sendeki sevda
uzak dağ köylerinden buralara taşıdığın
yitik kuşların ikincil düşleri
boşuna yer arardı kendine

sen hep o kadınlara giderdin
sözlerin gözlerle söylendiği kaldırımlarda
çoktan kim vurduya gitmiş
o kadınlara

yırtık bir merhaba
ağzının karanlığından saçılırken ortalara
duyan bile olmazdı seni
umudun yangın yeri odalarda

bir de koğuş arkadaşların
içlerinde aykırı rüzgârlar esen
jilet bakışlı üç beş serseri
hatırlar mısın
abanıp abanıp da
ranzalara

kapanın elinde kalıyordu ipleri
biri inmeden daha
öbürü kalkıyordu perdelerin

bir başladı mı vurmaya
kötü vururdu bu istanbul
sen nerden bilecektin

olmadı işte
yağamadın bir türlü
şöyle doyasıya
kendi bulutlarından

yanlış bir köşesine koymuşlardı seni
oyununa geldin yaşamın

Tekin Gönenç

SAKLAMBAÇ

nerde yitirsem
hep sende buluyorum
başlangıçlarımı

sense
hiç bitmez gibi
bende oynuyorsun
tüm saklambaçlarını

Tekin Gönenç

SARKAÇ

ne zaman baksam gözlerine
savaş sonralarına döner içim

gölleri çekip uçlarından
yıldızları seyrederim sularda
az ötemde gemiler olur
gemilerde sen olursun
aklım bir sarkaç
döner durur ortalarda

ne zaman baksam gözlerine
annemsiz kalmak korkuları gelir çocukluğumun

Tekin Gönenç

ŞU SEN

şu sen
içinde darağaçları büyüten

dayayıp camlara başını
şimdi ağlarsın
bilmez miyim

üstünde ay dolanır gecenin
az sonra sıyrılır çıkar kınından
o vurdumduymaz kent
ve içinde
seni terkeden çocuk

ardarda yangınlar başlar
içinin fırdönen aynalarında
her kareden fırlar bakışları
yumsan gözlerini o
açsan o

siz ki
yaylım ateşinden çıkmış
ne sevdalar yaşadınız
hiç de melez bir aydınlık değildi
bölüştüğünüz

bilinmezlere açılan o anafor
şimdi neden zorluyor sınırlarını
düşgücünün

şu sen
beti benzi kül
uçursan mı pencerelerden
hep ona sakladığın kendini

yoksa
sarsak bir hançerin ucunda
gidip gidip gelsen mi
kendi çıkmaz sokaklarında

Tekin Gönenç

o’ymuş adına aşk denen

benim bir yalnızlıktan ötekine
sonu gelmez sokaklar döşediğim günler
meğer o?ymuş
ürkek adımlarıyla ardımdan gelen

geçip karşısına içimdeki çocuğun
olur olmaz masallar söylerken
bilsem
ne olur beni de yangınına ekle
der miydim hiç

mırıltılarla tırmanırken gecelerime
nasıl da anlamamışım
o?ymuş adına aşk denen

biz şimdi onunla
devrildi devrilecek bir ağacın
nice ölümlere aday
iki dalıyız

artık kimseler sokulamıyor yanımıza
pür telaş bir çocuk sesinden
ve şiirden başka

Namlu Uçları

sonra gittin sen
kendi acılarına dilsiz

yarısı küskün bahçelerde güldüğünün
yarısı sürgünlerde

ışıklar içinde binlerce ada
kulaç kulaç sokulurken denizlerine doğru
aldırmadın gittin

yaralı dağlara gömdün yanılgılarını da
tek bir kurşunla yanı başında vurulan
o can arkadaşın gibi

şimdi açılan her mektubunda
sonu gelmez postal sesleri
ve yırtık asker türküleri

sen de öğrendin sonunda
açlığımız da bizim
umulmadık namluların ucundadır
tokluğumuz kadar

Babamın Bıyıkları Yoktu, Tekin Gönenç” üzerine bir yorum

  1. TEKİN GÖNENÇ BİZİM BUGÜN OKULUMUZA GELDİ VE BİZİM DERSİMİZ TÜRKÇE İDİ VE BİZ TÜRKÇE DERSLERİNDE PERŞEMBE GÜNÜ KİTAP OKUYORDUK VE BİR BİZİM OKULUMUZADAKİ KÜTÜPHANEYE GİTTİK VE ÖĞRETMEN BİZE SİZİ BİR ŞAİRLE TANIŞTIRACAĞIM DEDİ VE ŞAİR GELDİ ADI DA TEKİN GÖNENÇ’Tİ ŞAİİRİN YANINA OTURDUM VE O ZAMANDA ÖĞRETMEN HERKES ÇOCUK VE KARDEŞLİKLE İLGİLİ ŞİİR GETİRİN DEMİŞTİ BEN VE ARKADAŞLARIM GETİRDİ VE OKUDUK VE TEKİN GÖNENÇ BİZİ ALKIŞLADI VE BENİM İSMİMİ İNTERNET SİTESİNDEN GİRİN DEDİ ORDAN ŞİİRLERİMİ GÖRÜRSÜNÜZ DEDİ VE BİZ DE TAMAM DEDİK VE SONRA TEKİN GÖNENÇ GİTTİ… ÇOK GÜZELDE ŞİİR OKUDU ADIDA ANNE (GİZEM)

    ANNE

    kilit vurdum üstüne güneşlerin
    ay tuttum alacakaranlığa
    bilsen ne güzel seni bulmak
    güzelliği incitmeden anne

    daha dün gibisin
    ellerinlesin gözlerinlesin

    seni unutmaya bir adım kala
    denizleri avuç avuç tüketmek
    daha kolay anne

    hep o ince uzun yağmurlarla iniyorsun bulutlarımdan
    bütün yeşil çimenler sana uzanıyor
    sana başlamak için bütün sabahlar

    unut artık ne varsa
    nedenleri kuşkularda saklı

    söyle nasıl bırakırım ellerini
    seni bulmak öylesine güzel ki
    güzelliği incitmeden anne

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Kerem İle Aslı, Sennur Sezer

?Biz deriz ki; yüzyıllardır hem dildedir, hem teldedir, hem de kâğıt üstündedir Kerem ile Aslı?nın hikâyesi. Kerem de Aslı da...

Kapat