Abidin Dino Hayat ve Sanat, M. Şehmus Güzel

Türkiye’de ressam denince ilk akla gelenlerden biridir Abidin Dino. Dünya çapında da bilinen isimlerimiz arasında yer alır. Nazım Hikmet?in, o herkesin bildiği, ?Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? dizesindeki sorunun muhatabıdır. Bu sorunun yanıtını bir tuvalde veremedi belki, ama hayatı boyunca mutluluğun resmini yapmaya çalışmış bir ömrün ismidir Abidin. Diğer pek çok yoldaşı gibi, kendisini değil halkını ve ülkesini yaşam tuvalinin orta yerine oturtarak, onların mutluluğunun resmini yapmakla geçirilmiş bir yüzyıl Abidin?inki; tüm benzerleri gibi bunun bedelini ödeyerek tabii… Eşitlikten ve özgürlükten yana ahlakını bizzat kendi yaşam bütünlüğündegöstermiş olanlarımızdan biri O… Bir uzun yol koşucusu, bir albatros kuşu yani… Abidin diye 40 yıllık arkadaşımdan söz ediyormuş gibi davrandığıma bakmayın, saygısızlıktan değil bu, Şehmus Güzel?in aktarımıyla, ?sayın? veya ?bey? denilmekten hoşlanmazmış, Abidin denilmesini istermiş kendisine… Upuzun bir ömür yaşamış Abidin ve görüyoruz ki çok güzel yaşamış; inandığı gibi yaşamış her şeyden önce ve niteliği yüksek yaşamış. 1913?ten 1993?ün sonuna kadar süren zaman içinde, bir yüzyılı bir ucundan öbürüne geçmiş; bir gazeteci, bir karikatürist, bir yazar, bir şair, bir ressam, bir heykeltraş, bir büyük sanatçı ve tabii bir siyaset adamı, inanmış bir militan olarak; bir yıldız gibi yani… Abidin paşa çocuğu aynı zamanda; yani sırtını dönse bizlerden habiter olmadan yaşar gidermiş bir ömür, zevk-ü sefa içinde.. Ama öyle yapmamış; ülkesine ve halkına sorumluluğu hiç eksik etmemiş yanından, bir komünist olarak yaşamış. Gerek soğuk savaş gerekse öncesinde bir türlü açık çalışma yapmasına izin verilmemiş olan eski Türkiye Komünist Partisi?nin (TKP) üyesidir Abidin. Komünist olmayı kriminal bir durum olarak lanse eden egemen kültüre inat uluslar arası bir şahsiyet olarak dünyanın dörtbir tarafında saygın bir insan olarak yaşamış. Ancak ölümünden sonradır ki, sevgili yurdunda, Boğaziçi sırtlarında / canımın içini seyirlerde, müebbet bir huzura geçebilmiştir Abidin.

Dört Elle Yazılmış Metinler
Prof. Dr. M. Şehmus Güzel, işte bu Abidin Dino?nun hayatını anlatmış bize (?Abidin Dino Hayat ve Sanat?, Peri Yayınları); daha çok da kendisine anlattırmış. 1980?lerin başından itibaren Parisli yıllarında arkadaşlık, dostluk ve yol arkadaşlığından hareketle söyleşmişler sık sık, ortaya bu kitap çıkmış. Yazarın ve Abidin?in ortak ellerinden çıkmış, yani dört elle yazılmış metinler bunlar. Üstüne bir de Güzin Dino?nunkileri eklemek lazım tabii… M. Şehmus Güzel, Abidin?in söyleşileri konusundaki titizliğini şöyle anlatır: ?Teybe alınanlar önce dikkatlice yazılırdı. Sonra bu metni Abidin alır ve üzerinde bazen bir haftadan fazla bir süre çalışırdı. Nakış gibi işlerdi metni. Evet bu kadar titizlenerek kotarılmış söyleşiler. Abidin Dino?nun yaptığı bütün işlerde en iyisini yapmak, hatasız şeyler yapmak/yaratmak arzusunun sonucudur bu.
Tabii pek çok çalışmaya da konu oldu Abidin Dino. Ne ki Abidin üzerine yazanların kiminde son derece ciddi hatalar bulunuyor. ?Ne iyi ki Abidin bunları görmedi? dememiz mümkün. Nitekim M. Şehmus Güzel?in, kitabının sonuna koyduğu ?Abidin Dino?ya saygı? başlıklı Ek, bu gereksinimin ürünü M.Şehmus Güzel, Abidin Dino ile yaptığı söyleşiler sayesinde Onun bütün yönleriyle portresini çizmeye çalışmış. Ama tabii hayatının zenginliğini gördükçe Abidin Dino hakkında mutlaka yazılması gereken daha pek çok şey olduğunu da kendiliğinden .. Nitekim Yazar da, ?Bu söyleşi ve yazılar, Abidin Dino?nun özgeçmişine ilişkin daha ayrıntılı ve daha kapsamlı bir çalışmanın bir yerde ilk kilometre taşları olarak algılanabilir? diyerek bunu dillendiriyor. Bu sorumluluğu da Şehmus Güzel?den beklerken, elimizdeki çalışmanın, Abidin?i neredeyse doğduğu günden (23 mart 1913) öldüğü güne (7Aralık 1993) kadar epey ayrıntılı ve eğlenceli safhalarıyla izleme olanağı sunduğunu belirtmeliyim. Bu da az şey sayılmaz hani: ?yeri doldurulmaz Abidin?i anmak için?.

?Muhalif Tipin Ta Kendisi?
1930?ların başında , yani Abidin daha 17-18 yaşlarındayken, birçok insan onu sadece gazeteci ve karikatürist olarak tanırdı. Öyledir Bab-ı Ali nam mekanda Abidin ağabeyi Arif ile Cumhuriyet senin Yarın benim gidip gelirler. Bir gazeteci bir yazar ya da bir karikatürist ile sohbet ederler. ?Şimdiki Ankara caddesinde tanımadığımız kimse yoktur -diye söze der Abidin, o günler için-; Arif başta ben arkada dolaşıp duruyor, birşeyler çiziyor, birşeyler söylüyorduk; pek alışılmamış cinsten, ama pek fazla yadırganmıyorduk. Hani sirklerde -Bab-ı Âli bir sirk kumpanyasıydı gerçekte- her cambaz, uysal ya da vahşi her yaratık nasıl kendi marifetini gösteriyorsa seyircilere, biz de ?numaramızı? yapıyorduk. ?Abidin?in hayatından bölümleri, hayatına girmiş insalubre Neyzen Tevfik?i, Asaf Halet Çelebi?yi, Necip Fazıl?ı; Nazım Hikmet?i, Picasso, Chagall, Meyerhold, Eisenstein, Babel, Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve daha nice insanlık değerini, bu söyleşilerde yanımızdan gelip geçerken, Abidin Dino?nun ağzından bize de Merhaba deyişlerini buluyoruz bu kitapta. Nazım?ın hayatındaki yeri ise çok özel. İlk tanışma dönemlerinde Abidin henüz komünist değildir. Nazım?ın, o günlerde bir ?suç? gibi lanse edilen komünistliği korkmadan taşıyabilmesi, sözünü esirgememesi onda büyük bir saygı uyandıracaktır. Şöyle anlatır: ?Nazıma doğru komünist olduğu için gitmem söz konusu değil. O yıllarda ben bu konuya pek dikkat etmiyordum. Onun cesaretine hayrandım. Kişiliğine hayrandım. Şunu da eklemeliyim; o yıllarda Nazım?a saducéen yakın çevresi ve yoldaşları değil, Türkiye’nin en tutucu takımı bile hayrandı. Bunun nedenlerinden biri Doğuda şaire çok özel önem verilmesidir. Çünkü bizde s¸air sanki bir tür büyücüdür. Doğuda şaire verilen bu önem Batıda anlaşılmaz.Bizde şaire büyük saygı duyulur, Türk edebiyat geleneğinde Namık Kemal örneği de anımsanabilir.? Tabii bu önem, aynı zamanda şairden korkma ve ona düşmanlığı, onu elimine etmek için bir dizi tezgah kurulmasını da beraberinde getiriyor. Nitekim Namık Kemal gibi, Nazım?ın da hayatını zindana çevirmek için yapılanlar onun bu büyülü gücünden kaynaklanacaktır. Abidin, ?Benim için Nazım, olağanüstü bir insandı. Hayranlık duyulacak bir kişiydi. Son derece ilgi çekici, muhalif tipin ta kendisiydi? diyecek, onu örnek alacaktır.

Sovyet Deneyi Gözlemleri
Abidin 1934?te Sovyetler Birliği?ne gidecek, dekoratör olarak sinema çalışmalarına katılacak, oranın sanat camiasına ilişkin önemli gözlemler edinecektir. Devasa bir kalkınma ve toplumsal seferberlik yanında, aynı zamanda idealist insanlarda hayal kırıklığı yaratan kötü bir dönemdir bu. Ordayken Sovyetlerin ikinci adamı Kirov öldürülecektir. Kirov?un kim olduğunu sorduğunda, dostlarından biri ?bizim Mustafa Kemal?imizdir? diyecek, diğeri düzeltecektir: ?Yok Mustafa Kemal?imiz değil, İsmet İnönü?müzdür?! Abidin, ?o zaman öldürülen insanın sonra gelen siyasi lider olduğunu anladım? diyecektir. Bu ölüm aynı zamanda Sovyetlerde bir dönüşümün, sosyalist demokrasi adına elde edilmiş kazanımların tasfiyesi dönemi olacaktır. Bu karanlıkta kalan ölüm sonrası partinin ve ordunun en üst kademelerinden birçok komünis uğrayacaktır. Sürgünler, kurşuna dizmeler yaşanacak devrim, amiyane tabirle kendi evlatlarını yemeye başlayacaktır. Kamanev, Zinovyev, Buharin gibi politik önderler, Tukaçevski, Primakov gibi Kızıl Ordu komutanları ve hatta Babel, Meyerhold gibi sanatçılar da dahil olmak üzere pek çok önemli şahsiyet fiziken tasfiye edileceklerdir. Abidin Dino bunları Sovyetlerin sanat camiasından izleyecek ve giderek sorumlu göreceği Stalin?den yana eleştirel bir kimlik edinecektir.

?Aleviler Pek Çoğumuzdan İleri?
Bu sırada kendi ülkesinde de, başta Nazım Hikmet olmak üzere sol muhalifler uyduruk gerekçelerle tutuklanmakta ve inanılmaz cezalarla elimine edilmektedirler. Nazım, Kemal Tahir, Hikmet Kıvılcımlı, 1938?de 28 yıl cezaya çarptırılacaklardır. II. Dünya savaşı yıllarında ise sıra Abidin?in kuşağına gelecektir. 1940?lı yıllar Türk solu için korkunç geçer. Reşat Fuat Baraner?ler, Lütfi Erişçiler, Fikret Adiller, Hasan İzzettin Dinamolar, A. Kadirler, Rıfat Ilgazlar yanında Abidin ve Arif Dinoların payına da acılar, sürgünler düşecektir. Ancak bu sürgünler, çoğu şehirli ve hali vakti yerinde ailelerden gelmiş komünistlerin, uğrunda mücadele ettikleri halkı daha yakından tanımasını da beraberinde getirecektir. Abidin?in sürgün yeri olarak payına düşen yer, Osmanlıdan, özellikle Abdülhamit döneminden beri sürgün yeri olan Çorum?un Mecitözü kasabasıdır. Bu aynı zamanda Abidin?in büyük şansı olacaktır. Çünkü halkı Alevi olan Mecitözü?lüler, Abidin?e, ?Hükümetin sürgüne gönderdiği biri mutlaka iyi bir insandır, mutlaka bizdendir? diye düşünerek Abidin?e çok yakın davranacaklardı. Abidin burada tanıyacağı Alevilere ilişkin gözlemini şöyle aktaracaktır: ?Aleviler tek eşli, kadının kaçması filan yok, dostluk ve dayanışma içinde yaşayan insanlar. Dış dünyaya açıklar. Şiir, dans ve alkolle, çok iyi şaraplarıyla, cem ayinlerini yapıyorlar. Aralarındaki dostluk ve dayanışmaya biz belki on-onbeş yüzyıl sonra varabiliriz. Belki hiç varmayız. Bizden, bugünkü insanların pek çoğundan çok ileriydiler. Bana kalırsa bu konularda öncü insalubre Aleviler “Diğer sürgünler gibi Abidin de tam bir yokluk içindedir. Kaldığı taş odalı evde ne çanak çömlek ne de masa sandalye vardır. Yere gazete sererek yemek yemektedir. Yardımına bölgenin Alevi ileri geleni Pir Ali yetişir. Halı, kilim gibi eşyalarla odasını yaşanılabilir hale getirirler. İstanbul?larda, Odessa?larda, Paris, Londra, Cenevre, Moskova?larda, iyi koşullarda yaşamış Abidin,  şimdi Mecitözü?nün taş odasında yerde yaşamakta ve hergün karakola meut bildirmektedir. Canını sıkmaz. İnsanları sever. Hayatını güzelleştirmeye, mutluluğun resmini yapmaya devam eder elden geldiğince ?Bugünü de gördüm, Ölsem gam yemem gayrı?nın resmini yapar. İşin kolayına kaçmadan?… Buradaki insanları ?Kel? adlı oyununda anlatacaktır. Daha sonra kardeşi Arif ile birlikte, ikinci sürgün yeri olarak, bir zamanlar dedeleri Abidin Paşa?nın vali olduğu Adana?da geçireceklerdir.

?Ancak Ölüm Teslim Alabilmeli?
M. Şehmus Güzel, güzel bir eser çıkarmıs¸ ortaya; tıpkı Abidin?in, bir kardes gibi, sevecenlikle ve inanarak savunduğu Yılmaz Güney?e ilişkin yazdığı, ?Yılmaz Güney Hazinesi? (Peri Yayınları) adlı diğer kitabı gibi. Tatilde, otobüste, uykuya geçerken okunacak hafiflikte, ama insana yurttaşlık bilinci veren, üzerinde yaşadığı toprakların siyasal tarihini, bizler daha iyi koşullarda yas¸ayalım diye bedel ödemiş insanların hayatı üzerinden öğrenmemizi sağlayan kitaplar bunlar. Kitaptan öğreniyoruz ki sürgünde, baskıda, ama özgür yaşamıs¸ Abidin Dino;
Pertev Naili Boratav gibi, Yılmaz Güney gibi, Nazım gibi. Nazım?ın: ?Bu işte insafsız olmalı, birazcık da kibirli / ne kahır ne keder, ne zulüm / Seni ancak ölüm / teslim alabilmeli? diyen satırlardaki gibi…

ALINTI: Erdoğan Aydın?ın 19 Nisan 2007 tarihinde Cumhuriyet Kitap?ta, Prof Dr. Şehmus Güzel?in adlı kitabı üzerine ?Bir Başka Hayat : Abidin Dino? adlı yazısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>