George Orwell 1984: Totaliter bir yönetim, dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullanır?

Bu video, George Orwell’in 1984 romanında totaliter bir yönetimin dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullandığını derinlemesine analiz etmektedir. İktidarın Newspeak (Yeni Konuş) aracılığıyla kelime dağarcığını bilinçli bir şekilde daraltarak aykırı düşünceleri imkansız kılmayı ve muhalefeti henüz oluşmadan engellemeyi hedeflediği vurgulanmaktadır. Kaynak, dilin sadece bir iletişim vasıtası olmadığını, aynı zamanda insan zihninin ve gerçeklik algısının sınırlarını belirleyen ideolojik bir silah olduğunu savunmaktadır. Özellikle Çiftdüşün kavramı üzerinden, toplumsal

okumak için tıklayınız

Joyce, Ulysses’te Kadın Karakterlerin Doğayla İlişkisine Ekofeminist Bakış

ERGÜN DOĞAN Molly Bloom’un Doğal Döngülerle Bağlantısı Molly Bloom’un Penelope bölümündeki iç monoloğu, ekofeminist analizin temel taşlarından birini oluşturur. Düşünceleri bedeninin biyolojik süreçleri etrafında yoğunlaşır; menstrüasyon döngüsü, cinsel istek dalgalanmaları, doğum deneyimleri ve yaşlanmanın fiziksel belirtileri doğrudan doğanın ritmik yapısıyla eşleşir. Bu ritimler, patriyarkal toplumun kadın bedenini tıbbi ve sosyal normlarla düzenleme çabasını vurgular. Molly’nin

okumak için tıklayınız

George Orwell’in 1984 Romanında İktidarın Dil İnşası

George Orwell’in 1984 adlı romanı, modern iktidarın yalnızca bedenler ve davranışlar üzerinde değil, düşüncenin maddi zemini olan dil üzerinde kurduğu tahakkümü görünür kılan en güçlü edebî metinlerden biridir. Romanda totaliter rejim, iktidarını sürdürülebilir kılmak için şiddet ve gözetimin ötesine geçerek, düşüncenin imkân koşullarını ortadan kaldırmayı hedefler. Bu stratejinin merkezinde, Parti tarafından sistematik biçimde oluşturulan Newspeak

okumak için tıklayınız

The Construction of Language by Power in George Orwell’s Novel 1984.

George Orwell’s novel 1984 is one of the most powerful literary texts that makes visible the dominance that modern power exerts not only over bodies and behaviors, but also over language, the material basis of thought. In the novel, the totalitarian regime, in order to sustain its power, goes beyond violence and surveillance, aiming to

okumak için tıklayınız

The Tension Between Hegel’s Understanding of War and Tolstoy’s Critique of War

In modern thought, war has been conceptualized sometimes as a necessary instrument of historical progress, and sometimes as the clearest manifestation of humanity’s moral bankruptcy. This contrast emerges as a distinct philosophical tension between G. W. F. Hegel and Lev Tolstoy. While Hegel positions war as a necessary moment in the dialectical workings of historical

okumak için tıklayınız

War, History, and the Rationality of Violence: A Re-reading of the Hegel–Tolstoy Opposition in the Context of Agamben, Arendt, and Clausewitz

Introduction: Modernity’s Test with ViolenceThe tension between Hegel’s understanding of war and Tolstoy’s critique of war points to a fundamental question at the heart of modern political thought: Can violence be justified as a constitutive element of historical and political order? While Hegel rationalizes war as a necessary moment of historical reason, Tolstoy exposes this

okumak için tıklayınız

Savaş, Tarih ve Şiddetin Rasyonalitesi: Hegel–Tolstoy Karşıtlığının Agamben, Arendt ve Clausewitz Bağlamında Yeniden Okunması

Giriş: Modernliğin Şiddetle İmtihanı Hegel’in savaş anlayışı ile Tolstoy’un savaş eleştirisi arasındaki gerilim, modern siyasal düşüncenin merkezindeki temel soruya işaret eder: Şiddet, tarihsel ve siyasal düzenin kurucu bir unsuru olarak meşrulaştırılabilir mi? Hegel, savaşı tarihsel aklın zorunlu bir momenti olarak rasyonelleştirirken, Tolstoy bu rasyonalizasyonu ahlaki bir yanılsama olarak teşhir eder. Bu karşıtlık, Clausewitz’in savaşın siyasallaştırılması,

okumak için tıklayınız

George Orwell’in 1984’ü: İktidar Neden Sevgi İster? (VİDEO)

Bu VİDEO, George Orwell’in 1984 adlı romanındaki iktidar mekanizmalarını felsefi, psikopolitik ve epistemolojik açılardan derinlemesine incelemektedir. Okyanusya rejiminin neden yalnızca fiziksel boyun eğmeyle yetinmeyip bireyin zihinsel ve duygusal teslimiyetini de arzuladığı, Arendt, Foucault ve Lacan gibi düşünürlerin teorileriyle açıklanmaktadır. Videoya göre otorite, hakikati yeniden üreterek ve “çiftdüşün” gibi yöntemlerle öznenin iç dünyasını ele geçirip her türlü direniş potansiyelini yok etmeyi hedefler.

okumak için tıklayınız

Tolstoy’s Critique of Great Men in History (VİDEO)

This video provides an in-depth analysis of Leo Tolstoy’s critique of modern power and history through the figure of Napoleon in his novel War and Peace. The author challenges the traditional “great man” image of Napoleon in historiography, characterizing the idea that individual will governs the course of history as an illusion. The video notes

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Büyük Adam Paradigmasına İtirazı (VİDEO)

Bu video, Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanındaki Napoléon figürünü modern iktidar eleştirisi ve tarih felsefesiekseninde incelemektedir. Yazar, Tolstoy’un geleneksel “büyük adam” anlatısını reddederek liderlerin mutlak iradesini nasıl bir yanılsama olarak sunduğunu ve bu figürü nasıl sıradanlaştırdığını detaylandırır. Napoléon’un kibirli portresi ile Kutuzov’un olayları akışına bırakan bilge tavrı kıyaslanarak, merkezi otoritenin aslında tarihin kaotik işleyişi üzerinde gerçek bir kontrolü olmadığı vurgulanır. Video, Tolstoy’un bu özgün yaklaşımının Weber ve Foucault gibi

okumak için tıklayınız

Gaziantep Diyarbakır Uçak Bileti – Uygun Fiyatlar

Gaziantep Diyarbakır uçak bileti arıyorsanız, size yardımcı olacağız. Seyahat planlamanızı kolaylaştıracak bilgiler sunuyoruz. En ucuz uçuşlar 3.432 TL’den başlıyor. THY, Pegasus, AJet ve SunExpress gibi şirketler bu rotada hizmet veriyor. Haftada 70, günde 10 sefer var. Ortalama 4 saat 15 dakika süren bu yolculukta, en iyi fiyatları Şubat, Mart ve Mayıs aylarında bulabilirsiniz. Ucuz bilet arıyorsanız, Tezfly ve Tripuck gibi platformları kullanın. Detaylı

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış’ında Napoléon Figürü ve Modern İktidar Eleştirisi

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış (1865–1869) adlı romanı, yalnızca Napoléon Savaşları’nı konu alan tarihsel bir anlatı değil; aynı zamanda modern iktidar, tarih, özne ve nedensellik kavramlarına yönelik kapsamlı bir felsefi eleştiridir. Romanın merkezinde yer alan Napoléon figürü, geleneksel tarih yazımında “büyük adam” olarak yüceltilirken, Tolstoy tarafından sistematik biçimde sıradanlaştırılır, hatta kimi zaman ironik bir biçimde

okumak için tıklayınız

The Figure of Napoleon and the Critique of Modern Power in Tolstoy’s War and Peace

Lev Tolstoy’s novel War and Peace (1865–1869) is not only a historical narrative about the Napoleonic Wars; it is also a comprehensive philosophical critique of modern concepts of power, history, subjectivity, and causality. While the central figure of the novel, Napoleon, is glorified as a “great man” in traditional historiography, Tolstoy systematically trivializes him, even

okumak için tıklayınız

Dış Ticarette Süreç Yönetimi Neden Kritik?

Dış ticarette süreç yönetimi, firmaların uluslararası arenada rekabet edebilirliklerini ve operasyonel başarılarını doğrudan etkilediği için kritik bir rol oynar. Etkili süreç yönetimi ile hukuki uyum, gümrük işlemleri, lojistik koordinasyon, belge hazırlama ve maliyet kontrolü gibi karmaşık aşamalar sistematik olarak planlanır ve yürütülür; aksi halde hatalar gecikmelere, cezai risklere ve artan maliyetlere yol açar. Ayrıca, süreç

okumak için tıklayınız
Anne Laurichesse

Sessizlikten Yazıya: Bir Kadının Birden Fazla Hayatı – Anne Laurichesse

SEVCAN ATAK Les vies de Louise’te Anne Laurichesse, tek bir hayatın içine birden fazla yaşam sığdıran kadınların sessiz ama derin hikâyesini anlatıyor. Louise’in aşkları, anneliği, yalnızlığı ve içsel dönüşümleri, zamanın içinden süzülerek ilerliyor; büyük olaylardan çok küçük kırılmaların izini sürüyor. Bu söyleşide Laurichesse ile kadınların iç dünyası, edebiyatın bir sığınak mı yoksa bir yüzleşme alanı mı

okumak için tıklayınız
Anne Laurichesse

Écrire contre l’effacement : les vies intérieures d’une femme – Anne Laurichesse

Sevcan Atak Dans Les Vies de Louise, Anne Laurichesse raconte l’histoire silencieuse mais profonde de femmes capables de faire tenir plusieurs vies dans une seule. Les amours de Louise, sa maternité, sa solitude et ses transformations intérieures se déploient dans le temps, portées moins par de grands événements que par une succession de fractures infimes. Dans

okumak için tıklayınız

Ödenmemiş Borçların Gölgesinde: Kadınlar Yoksa, Kurtuluş Bir Seraptır!

Aman efendim, sokağa çıkıp baksanıza; herkes “hürriyet”ten, “ilerleme”den, “müreffeh bir istikbal”den dem vuruyor. Lakin kimse o kapı arkasındaki, o mutfaktaki, o sokak ortasındaki muazzam ve kanlı borçtan bahsetmiyor! David Pavón-Cuéllar Beyefendi’nin Meksika’nın o tozlu ve kederli topraklarından feryat ettiği gibi; kadınlara olan borcumuz, tıpkı o kadim yerli halklara olan borcumuz gibi, ödenmedikçe yakamızı bırakmayacak bir

okumak için tıklayınız

Plazadaki Gulyabani: Modern İş Dünyasında Ruhlar Neden Firar Etti?

Aman efendim, sabahın köründe o camdan dev binalara, hani “plaza” dedikleri o süslü hapishanelere giren ahaliye bir bakın! Hepsinin elinde bir kahve bardağı, yüzlerinde “profesyonel” dedikleri o donuk maske… Sanırsınız ki her biri birer hikmet deryası! Oysa “Kuzum, bu gördüğünüz insanlar aslında orada değiller; ruhları çoktan istifa edip firar etmiş!” 1. “Performans” Dedikleri O Müstehcen

okumak için tıklayınız

Psikanaliz: Bir Kurtuluş mu, Yoksa Yeni Bir Efendi mi?

Modern dünyada psikanaliz, ya “üst sınıfın lüksü” olarak görülüyor ya da üniversite kürsülerinde dondurulmuş bir dogma haline getiriliyor. Psikanalizi bu tozlu raflardan indirip siyasetin orta yerine fırlatmak gerekiyor. 1. “Merkezi Olmayan” Bir Ruh (Descentramiento) Freud’un en büyük devriminin “Ego kendi evinin efendisi değildir” demesi önemlidir. Ancak bir uyarıda bulunuyor: Eğer biz “Ego”yu tahtından indirip yerine

okumak için tıklayınız

Ruhlar Grevde: Patron Efendi’nin Görmediği O Kozmik Hesap!

Yazar: Jungish Aman efendim, sabahın köründe o fabrikalara, o gökdelen denen camdan hapishanelere tıkılan ahaliye bir bakın! Modern dünya dediğimiz o meşhur “ilerleme” masalı, insanın ruhunu öyle bir budamış ki, geriye sadece dişli çarklar arasında ezilen bir posa kalmış. Nahuaların o üç ruhunu masaya yatırırsak, bu sömürü düzeninin ne kadar “ruhsuz” olduğu ayan beyan ortaya

okumak için tıklayınız