Unutulan Adam: Bir İmza ile Bir Hayat Nasıl Kırk Sene Çalınır?

Louis Doedel’in akıl almaz, trajik hikayesini biliyor musunuz ? Yazan: Jungish Azizim, Size daha evvel, iktidarın beğenmediği adama nasıl “deli” gömleği giydirdiğini anlatmıştım ya… O vakit anlattıklarım, bu yeni duyduğum hadisenin yanında, bir masal gibi, bir latife gibi kalır. Bu seferki hikâye, ne bir hekimin kurnazca icat ettiği bir hastalık ne de kâğıt üzerinde kalmış

okumak için tıklayınız

Aklınızla Oynamasınlar: İktidar Beğenmeyince Size Nasıl “Deli” Gömleği Giydirir?

Tıbbın o en saygıdeğer, en bilimsel görünen dallarından biri olan psikiyatri nasıl bir siyasi sopaya dönüşebileceğini biliyor musunuz ? Gelin anlatalım. Yazan: Jungish Azizim, İnsanın şu hayatta başına gelebilecek en fena şeylerden biri nedir diye sorsanız, aklınıza ne gelir? Parasızlık mı, hastalık mı, yoksa eş dost kazığı mı? Bunların hepsi fena, lakin hepsinden beteri vardır:

okumak için tıklayınız

YENİDEN AKDENİZ’DE – Tezer Özlü

YENİDEN AKDENİZ’DE En sevdiğim görüntü Antalya’da Torosların denize dikey indiği görüntüdür. Dağların dibinde Akdeniz masmavi pus içinde sonsuza açılırken, Torosların dik, güçlü tepeleri zaman zaman pus, zaman zaman havanın berraklığı içinde gökyüzüne yükselir. Duisburg’un işçi, özellikle Türk işçilerinin oturduğu mahallelerin üzerimde bıraktığı izlenimi anlatmaya neden Torosların görüntüsüyle başladım? Bunlar birbirlerine o kadar ayrı dünyalar ki… Ama biri güzelliği

okumak için tıklayınız

SARI VE PUSLU – Tezer Özlü

SARI VE PUSLU Henüz yataktayım. Bu kentin en güzel özelliği her sabah yeni bir mevsimin insanı karşılaması. Bir gün, sokakları saran güneş ve sıcaklık, ertesi sabah yerini hemen serin bir havaya bırakıveriyor. Ve sevdiğim gri gökyüzü, canlı yeşili üzerine oturuyor ağaçların. Elimde bir gazete kesiği. Beş yıl önce ölmüş bir insanın resmi. Beyaz gömlek giymiş.

okumak için tıklayınız

CÜMLELER – Tezer Özlü

CÜMLELER Bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor, bir şeyin değişmeyeceği de. * Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile. * Sağlıklı kalmak için koşamam. Soluk alayım yeter. * Olaylar ve düşünceler, kafamın içinde sürekli acılar olarak birikti. * Göl kıyısında yüzünü güneşe vermiş. Solgunluğu on yıllık bir ihtiyarlar evi beyazlığından geliyor. * Özlemin içindeyim şimdi. Ama

okumak için tıklayınız

BATI GÜNLÜĞÜ – Tezer Özlü

BATI GÜNLÜĞÜ “The world is too much with us” William Wordsworth Berlin, 19 Ocak 1982 Büyükanne. Aklaşmış saçlarını toplamış, yüzü ince. Sıska bacakları. Hep mutfakta, midesine bir bıçak dayamış olarak yakaladığım büyükanne, hareketsiz. Ne kendi kıpırdıyor, ne de bıçağı kıpırdatıyor. — Ne yapıyorsun burada? diye soruyor çocuk. — Kendimi öldürmeye çalışıyorum. Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim.

okumak için tıklayınız

YENİ BULUNTULAR – Tezer Özlü

YENİ BULUNTULAR Çağrı BU ODADA neden bulunuyorum? Kırmızı, siyah çizgilerin iç içe girdiği örtüye bakıyorum. Tahtadan yapılmış masa. Şimdi gelecekler. Beni götürecekler. Bilemiyorum. Kırmızı kanlara bulanmış bir örtü buldum. Sakladım onu. Kapı çalacak mı? Bana sorular yöneltecekler mi? İnsanın biri. Neden bakıyor bana? Yaklaşıyor. – Sizin – dedi. Titriyorum. Ona anlatacak hiçbir şey yok. Günler koptu. Artık geceleri bir ölüm akıyor sokaklara. Kentin evlerinin aralıklarına doluyor. Boğuluyoruz. Şimdi cam kenarında oturuyorum. Gene titriyorum. Bir kadın

okumak için tıklayınız

Zülfü Livaneli: Edebiyat yolu

Roman sanatının doruğa yükseldiği 19. yüzyılda, değerli edebiyat eserleri büyük halk kitleleri tarafından bugünün televizyon dizileri gibi izlenirdi. Charles Dickens’ın fasiküller halinde yayımlanan romanları merakla, heyecanla beklenir, çıktığı anda kapışılırdı. Sevilen bir roman kahramanının ölümü halinde yüz binlerce kişinin gözyaşlarına boğulduğu anlatılır. Dostoyevski’nin romanları gazetelerde tefrika edilir, Tolstoy her romanıyla koca Rusya’da fırtınalar yaratırdı. Fransa’da

okumak için tıklayınız

Beyoğlu’nda Gezen Tek Gözlü Tanrı: Odin Denen O Antika Herif

Yazan: Jungish Bu ecnebi ruh hekimlerinin, eski püskü sandıklardan, paslı kilitler altından çıkardıkları antika putlarla uğraşmalarına ne demeli? Geçen gün elime yine o pek akıllı lakin bir o kadar da evhamlı İsviçreli hekim Carl Jung’un bir yazısı geçti. Adam bu sefer de tutmuş, kuzeyin o buz gibi memleketlerinin eski bir tanrısını, Odin (yahut bizim bildiğimiz

okumak için tıklayınız

Ivan Karamazov’un Zihinsel Çöküşünün Kökenleri: Entelektüel Krizin Rolü

Zihinsel Çöküşün Tanımı ve Ivan’ın DurumuIvan Karamazov’un zihinsel çöküşü, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler eserinde, karakterin iç dünyasında belirgin bir karmaşa ve çözülme süreci olarak ortaya çıkar. Bu çöküş, Ivan’ın aklının sınırlarını zorlayan derin sorgulamalar, çelişkiler ve duygusal çatışmalarla karakterizedir. Ivan, entelektüel bir figür olarak, evrensel sorulara yanıt ararken zihninde bir tür kaosla karşılaşır. Onun çöküşü, yalnızca

okumak için tıklayınız

Ekofeminizm ve Antik Ana Tanrıça Kültlerinin Yeniden Doğuşu

Ekofeminizmin Ortaya Çıkışı ve Temel İlkeleri Ekofeminizm, 1970’lerde çevre hareketleriyle feminist hareketlerin kesişim noktasında ortaya çıkmıştır. Bu akım, doğanın tahribatı ile kadınların toplumsal baskı altına alınması arasında paralellik kurar. Temel argümanı, patriyarkal sistemlerin hem doğayı hem de kadınları sömürdüğüdür. Ekofeministler, bu sömürünün kökenini, doğa ve kadınların “dişil” olarak kodlandığı ve bu nedenle değersizleştirildiği bir dünya

okumak için tıklayınız

Cehenneme Övgüde Aşkın Gecevi İsyanı ve Erotik Cehennemin Dinamikleri

Gündüz Vassaf’ın Totaliter Gündüz Kavramı Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü’de gündüzü, bireylerin davranışlarını standartlaştıran totaliter bir yapı olarak tanımlar. Gündüz, kolektif verimlilik ve disiplin odaklıdır; bireyler, sosyal roller, zaman yönetimi ve işlevsel beklentilerle duygusal impulslarını bastırır. Vassaf, bu normların bireysel farklılıkları erozyona uğrattığını ve görünmez bir denetim ağı oluşturduğunu belirtir. Gündüz, bireyi mantık kullanmaya zorlar ve

okumak için tıklayınız

Hedonizm ve Beğeni Ekonomisi: Birey, Toplum ve Dijital Dönüşüm

Hedonizmin Kökenleri ve Çağdaş Yorumları Hedonizm, bireyin haz arayışını yaşamın temel amacı olarak gören bir felsefi yaklaşımdır. Antik Yunan’da Epikuros’un haz odaklı öğretileriyle başlayan bu anlayış, haz ve acının insan davranışlarını yönlendiren temel motivasyonlar olduğunu savunur. Epikuros, hazzı yalnızca anlık zevkler değil, aynı zamanda uzun vadeli huzur ve dinginlik olarak tanımlarken, modern hedonizm genellikle anlık

okumak için tıklayınız

Dede Korkut Destanında Atın Göçebe Yaşamla Bağlantısı

Epik Anlatılarda Atın Yeri Dede Korkut destanları, Oğuz Türklerinin göçebe topluluklarının günlük yaşamını ve toplumsal yapısını yansıtan epik anlatılar olarak, atı temel bir unsur olarak konumlandırır. Bu eserlerde at, bireylerin hareket kabiliyetini belirleyen bir araç olmanın ötesinde, geniş bozkırlarda sürekli yer değiştiren toplulukların hayatta kalma stratejilerinin ayrılmaz parçasıdır. Göçebe Oğuzlar için at, sürülerin korunmasından avcılığa,

okumak için tıklayınız

Sokrates’in “Kendini Bil” Aforizmasının Etik ve Epistemolojik Çağrısı

Öz-Bilinç ve İnsan Doğasının Keşfi Sokrates’in “Kendini bil” ifadesi, bireyin kendi zihinsel, duygusal ve ahlaki yapısını anlamaya yönelik bir çağrıdır. Bu çağrı, bireyin kendi sınırlarını, yeteneklerini ve zayıflıklarını tanımasını gerektirir. Öz-bilinç, bireyin yalnızca kendi iç dünyasını anlaması değil, aynı zamanda bu iç dünyanın dış dünyayla olan ilişkisini de sorgulaması anlamına gelir. Sokrates’in yaklaşımında, bu süreç

okumak için tıklayınız

Kant’ın Estetik Yargısı ve Modern Sanat Eleştirisi ile Sübjektivizm Arasındaki Bağlantılar

Kant’ın Estetik Yargısının Temel İlkeleri Immanuel Kant’ın estetik teorisi, özellikle Yargı Yetisinin Eleştirisi eserinde, estetik yargının doğasını ve işleyişini ele alır. Kant, estetik yargıyı, öznel bir deneyim olmasına rağmen evrensel bir geçerlilik iddiası taşıyan bir yargı türü olarak tanımlar. Bu yargılar, “güzel” ya da “yüce” gibi kavramlarla ilişkilendirilir ve bireyin zevkine dayanır. Ancak Kant’a göre,

okumak için tıklayınız

Spinoza’nın İyi ve Kötü Kavramlarının Göreceliği ve 17. Yüzyıl Ahlak Felsefesine Bir Bakış

17. Yüzyıl Ahlak Felsefesinin Mutlakçı Temelleri Spinoza’nın Felsefi Sistemi ve Göreceli Ahlak Anlayışı Spinoza’nın felsefi sistemi, panteist bir ontoloji ve katı bir determinizm üzerine kuruludur. Ona göre, evren tek bir tözden (Tanrı ya da Doğa) oluşur ve her şey bu tözün nedensel zinciri içinde belirlenmiştir. Bu çerçevede, iyi ve kötü kavramları mutlak varlıklar olarak değil,

okumak için tıklayınız

Tarihsel Materyalizm ve Frankfurt Okulu’nun Eleştirel Teorisinin Kesişimleri

Tarihsel Materyalizmin Kuramsal Temelleri Tarihsel materyalizm, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından geliştirilen bir toplumsal analiz yöntemidir. Bu yaklaşım, toplumsal değişimin maddi koşullardan, özellikle üretim ilişkilerinden kaynaklandığını savunur. Marx’a göre, bir toplumun ekonomik altyapısı—üretim araçları ve bu araçların mülkiyeti—o toplumun üst yapısını (hukuk, eğitim, din, kültür gibi kurumlar) belirler. Toplumsal sınıflar arasındaki çatışma, tarihsel gelişimin

okumak için tıklayınız

Austin’in Söylem Eylemleri Teorisinin Modern İletişim ve Pragmatiğe Katkıları

Söylem Eylemleri Teorisinin Temel İlkeleri John Langshaw Austin’in söylem eylemleri teorisi, dilin yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda eylemler gerçekleştirdiğini öne sürer. Bu teori, dilin anlamını yalnızca kelimelerin semantik içeriğiyle değil, kullanım bağlamıyla da değerlendirir. Austin, söylemleri üç temel kategoriye ayırır: locutionary (sözce, söylenenin içeriği), illocutionary (edimsel, konuşmacının niyetiyle gerçekleştirdiği eylem) ve perlocutionary (sonuçsal,

okumak için tıklayınız

Hume’un Etik Duyguculuğundan Modern Ahlaki Psikolojinin Çoklu Pespektifine

Hume’un Etik Duyguculuğunun Temel İlkeleri Hume’un etik teorisi, ahlaki yargıların akıldan ziyade duygulara dayandığını öne sürer. Ona göre, ahlaki değerlendirmeler, bireyin içsel duygusal tepkilerinden kaynaklanır ve bu tepkiler, evrensel bir insan doğasına dayanır. Hume, ahlaki yargıların nesnel bir gerçeklikten ziyade, bireyin başkalarının eylemlerine yönelik hissettiği beğeni veya rahatsızlık gibi duygusal tepkilerden türediğini savunur. Örneğin, bir

okumak için tıklayınız