1 Mayıs / Birlik Mücadele ve Dayanışma Şiirleri, Güngör Gençay

“Emeğin iktidar olacağı bir dünyaya inanarak şiirlerini yazdılar. Birlik, mücadele ve dayanışmanın coşkusuyla, severek okuyacağınıza inandığımız şiirler, marşlar ve şarkılar birbirini besledi. Ayrıca 1890 yılından bu yana sosyalist ülkelerdeki 1 Mayıs afişleri, sanatı alanlara taşımanın kanıtı ve örneği olurken aynı etki 1976 yılından itibaren Türkiye’deki 1 Mayıs afişlerinde de görülmeye başlandı. Bunların büyük bir bölümü de antolojinin son sayfalarında yer aldı
1 Mayıs, insanca yaşanacak bir dünya için atılan ilk adımdı. Ne var ki, her dönemde emekçilerin hak istemleri hep şiddetle karşılandı. Egemen sınıf ve temsilcileri, sömürülerinin devam etmesi için, inzibat güçlerine kan dökme emrini vermekten bile geri durmadılar. Başlayan hareket, aynı anlayışla sürmüş ve kutlamalarda yitirdiğimiz canlar, birçok 1 Mayıs’ı taçlandırmışlardır. Bugün ideallerine karanfillerle saygı duruşunda bulunduğumuz inançlı yürekler, bizlere birlik, mücadele, dayanışmanın aydınlığını söylemiş ve göstermişlerdi. İşte o yolda yürüyen seslerin derlenmesinden oluşmuştur bu antoloji…” Güngör Gençay
Güngör Gençay’ın 1 Mayıs / Birlik Mücadele ve Dayanışma Şiirleri, 2005 yılında Gerçek Sanat Yayınları çıktı.

Güngör Gençay’ın Yaşam Öyküsü
1934 yılında İstanbul’da doğdu. Askeri lisede bir süre okudu. İşportacılık, öğretmenlik, memurluk, gazetecilik yaptı. Gerçek Sanat dergisini çıkaran grup arasında yeraldı ve derginin yayın yönetmenliğini yaptı. Şiir ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı.
Şiir kitapları şunlardır: Sabah Rıhtımı, Oğul, Balıklar Ovası, Dövülü Yürek, Vurgunsuz Sabahlara Uyanmak.

1 MAYIS MARŞI
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider

(1 Mayıs marşı, B. Brecht’in, Gorki’den sahneye uyarladığı Ana adlı tiyatro oyunu için 1974’te bestelenmiştir. Söz ve müziği Sarper Özsan’a ait olan marş, Cem Karaca ve Dervişan,Grup Yorum tarafından seslendirilmiştir.)

1 Mayıs’ın Tarihçesi

1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan FOTLU (ABD ve Kanada da Örgütlü Meslek Kuruluşları ve İşçi Sendikaları Konfederasyonu) “8 saatlik iş günü” mücadelesini bütün ülke geneline yaymak ve işçilerin kararlılıklarını göstermek amacıyla 1 Mayıs 1886’da bir günlük grev yapılmasını kararlaştırdı. 1 Mayıs’ta tüm ülke genelinde 350 bin işçi greve çıktı. Tarih işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu. İşçiler üretimden gelen güçlerini kullanıyordu.

İşçilerin bu topyekün isyanı işverenlerin ve kapitalistlerin tepkisini çekti. Chicago’da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için, saldırılar düzenlendi. İşverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi. Hak arama günü olan 1 Mayıs ilk ölüme böyle tanık oluyordu.

Hükümet ve işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı. Dördünün cezası infaz edildi. Albert PERSONS isimli işçi özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi: “Bütün dünya biliyor, suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”

ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi.

II. Enternasyonal 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenledi. 1890’dan başlamak üzere 1 Mayıs’ı “Uluslararsı Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul etti.

Türkiye’de 1 Mayıs*

Türkiye’de 1 Mayıs’ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. 1 Mayıs’ın ülkemizdeki ilk öyküsü bizleri Osmanlı’ya kadar götürür.

Selanik’te kutlanan 1 Mayıs, kayıtlara geçen ilk eylemdir. Yıl 1911’dir. Türk, Bulgar, Rum ve Yahudi 12 bin işçi greve çıkmış, gösteri mitingi Enternasyonal Marşı söylenerek bitirilmiştir.

İstanbul’daki ilk kutlama 1920 yılında emperyalist işgal altında yapılmış, binlerce işçi Karaköy’den Haliç’e yürüyerek, hem 1 Mayıs’ı kutlamış hem de işgalcilere bu topraklar üzerinde hiçbir haksızlığa boyun eğilmeyeceğinin mesajını vermiştir.

1921 yılında İstanbul yine işgal altındadır. 1 Mayıs çağrısını Türkiye Sosyalist Fırkası yapmış ve İstanbul’un gördüğü en kalabalık miting gerçekleştirilmiştir. 1925 yılına kadar benzer gösterilerle kutlanan 1 Mayıs, aynı yıl çıkarılan bir yasayla yasaklanmış ve 1976 yılına kadar sessizlik hüküm sürmüştür.

1960’larda çıkarılan bir yasayla 1 Mayıs “Bahar Bayramı” olarak ilan edilmiştir.

1976 yılında DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) öncülüğünde onbinlerce işçi, emekçi ve öğrenci 1 Mayıs’ı kutlamış, çalışma yaşamına ve işçi haklarına dönük istemlerin dile getirilmesinin yanında, 12 Mart askeri rejim dönemini eleştiren, demokrasi isteyen bir gösteri halinde geçmiştir.

Bu yıllardan itibaren toplumun hızla politikleşmesi, 1 Mayıs’ı da etkilemiş, 1 Mayıs DİSK öncülüğünde, sol parti ve hareketlerinde destek verdiği yığınsal gösterilerle kutlanmıştır. İşçi ve emekçilerin hak arama, birlik ve dayanışma gününün, demokrasi mücadelesinin de itici gücü olarak algılanmaya başlanması kimi kesimleri rahatsız etmiş, 1 Mayıs’ı işçi sınıfının bayramı olmaktan çıkarıp ‘gerginlik ve ölümlerin’ günü olarak algılatmaya dönük provokatif girişimler başlamıştır.

1 Mayıs 1977, bu tertiplerin en kanlısına tanık olmuştur. İstanbul’da 500 bin insanın katıldığı miting Taksim alanında yapılırken çevredeki yüksek otel ve binaların üstünden kitleye ateş açılması ve panzerlerin insanları ezmesi sonucunda 36 işçinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Başlatılan soruşturma “faili meçhul” sayılarak rafa kaldırılmıştır.
*Eğitim-Sen yayınlarından yararlanılmıştır.

MAYIS AYLARIN GÜLÜDÜR/Sennur SEZER

Bahar geldi. Bahar geldi. Yüreğinin yumulmaktan uyuşmuş kanatları kıpırdıyor acıyla. Rüzgarla ipil ipil bayraklar gibi uçtu uçacak…

Bayramdır.

Bayramdır, bırak tezgahtaki işini. Hey sen, demirdeki, kömürdeki, dokumadaki… İşin beklesin bir gün. Hey orada floresanların ışığında maliyet hesaplayan, defterini kapat; makineyi sırtlayan, yükünü bir yana koy. Bayramdır. Hastasını nöbetçi hemşireye bırakan görevli evine dönme. Uyku saati değil… Kolunun gücü, elinin hüneri, zekan, beyin gücün, göz nurun kutlanacak. 1 Mayıstır. Emeğin bayramıdır.

Bayramdır.

Süslen. Al bu gülkurusu yemeniyi. Yetmiş beş yaşındadır, ninen Yaşar Nezihe?den: ?Ey işçi! Bugün hür yaşamak hakkı seninken / Patronlar o hakkı senin almış elinden…? Süslen. Bu vişneçürüğü ipek boyun atkısını bağla. Biraz örselenmiştir ama ipektir. Ankara?dan. İlk 1 Mayıs mitinginden… Şu bahar rüzgarını iliştir saçına, kırmızının yasak olduğu günlerin, mitingsiz günlerin işçi pikniklerinden… ?Mayıs ayların gülüdür? diye çağırıyor Sabahattin Ali. Kızıl bir gül biçiminde. Sesi, 1 Mayıs Alanı?nın hesabı sorulmamış kızıl karanfilleriyle sarmaş dolaş. Bu fuları da al yanına, altın sarısı güneşiyle Taksim 1977?den…
Yumulmaktan uyuşmuş kanatları yüreğinin, çırpınıyor.

Bahardır.

Yüreğinde Yaşar Nezihe: ?Beklerim, beklemekle müftehirim ?Beşerin kurtuluş baharını? ben…? Kulağında Tuğrul Vecdi:
?Ey işçi: Kollarında hâlâ mı paslı zincir / Hâlâ mı, çöken göğsün bir dert yuvası / … / Yükselsin harabeler üstünden, artık yeter / kırbaçla susturulan, boğulan insan sesi.?
Bahardır. Anımsa elinin hünerini, kolunun gücünü. Uygarlığı yükselten sensin. Payını iste, bayramlarla, halaylarla, şarkılarla… Göster yaşamanın şalterinin avucunda olduğunu.

Mayıs ayların gülüdür.

Rengini sekiz saatlik işgünü isteyenlerin kanından almış… Bir duvarın dibinde kurşuna dizilen paylaşımcılardan. Kokusu yerli, tütün gibi, incir gibi, üzüm gibi… Bergamalıdır belki. Belki Zonguldaklı. Ya da Tuncelili, Adanalı. Yüreğinin kanatları yumulmaktan uyuşmuş ama kıpırdıyor… Acıyla kıpırdıyor. Bırak havalansın… İpil ipil bayraklar gibi.

Mayıstır. 1 Mayıs. Emeğin bayramı.”

ALBERT PERSONS’UN ÇOCUKLARINA YAZDIĞI MEKTUP

Yer Amerika…

Yıl 11 Kasım 1887…

Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FİSCHER, George ENGEL ve August SPİES 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam ediliyorlar…

Bu dört yiğit insan idam sehpalarına başları dik, boyun eğmezliğin simgesi olarak çıktılar.

Albert PERSONS’un idam sehbasına gitmeden önce, çocuklarına yazdığı mektuptaki şu satırlar işçi sınıfı kahramanlarının savundukları davaya bağlılıklarını, özlem, duygu ve düşüncelerini o kadar güzel bir şekilde anlatıyor ki…

Onları asla unutmayacağız…

Saygıyla anıyoruz.

Mektup:

“Bu kelimeleri yazarken adlarınızın üstüne göz yaşlarım damlıyor… Bir daha hiç karşılaşmayacağız.

Ah, sevgili çocuklarım, nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız. Sevdiklerimiz için yaşamakla gösteririz sevgimizi ve gerektiğinde sevdiklerimiz için ölmekle de gösterebiliriz sevgimizi…

Benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü başkalarından öğreneceksiniz.

Babanız, özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır.

Size miras olarak şerefli bir ad ve tamamlanacak bir görev bırakıyorum…

Onu koruyun, bu yolda yürüyün. Kendinize karşı doğru olun, o vakit başkalarına karşı sahte olamazsınız. Yaratıcı, uyanık ve neşeli olun…

Anneniz!… O kadınların en yücesi, en şereflisidir. Onu sevin, sayın ve öğütlerine uyun…

Çocuklarım, değerli varlıklarım; bu mektubu yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocukları için ölen bir çok kişinin ölüm yıldönümlerinde de okumanızı istiyorum.

Yavrularım, elveda…”

Babanız: Albert R. PERSONS

Yorum yapın

Daha fazla Emek Tarihi / Teori, Şiir Kitapları
Dil’e Kolay, Tezer Cem

*Tezer Cem adını, şiir ortamında 1990'lı yılların ilk yarısında, Sonbahar dergisinde yayımlanan şiirleriyle tanımıştık. Bu on yılın ikinci yarısında dergilerde...

Kapat