1950-1960 Demirkırat – Kibar Aktin

7 Ocak 1946?da kurulan Demokrat Parti dört yıl sonra yapılan seçimlerle 14 Mayıs 1950 tarihinde tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti?nde ilk defa serbest seçimle iktidara gelen partisidir. On yıl boyunca sırayla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanarak iktidar partisi olmuştur. Demokrat Parti, adını telaffuz etmede zorlanan halk arasında ?Demirkırat? olarak tanınmıştır. Büyük umutlarla gelen iktidar olan Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri bir müdahale ile kapatılmıştır.

Demokrat Partinin kurulduğu süreç içerisinde İkinci Dünya Savaşı?ndan sonra dünyada yeni bir güçler dengesi meydana gelmiştir. Sovyet Bloku ile Batılı ülkeler arasında soğuk savaş denen mücadelenin yaşandığı bu süreç zarfında Türkiye?de de dünyada gelişen siyasal gerçekliklere uyum sağlama çabasının bir sonucu olarak tek parti rejimi Milli Şef İsmet İnönü?nün başkanlığında, 1945 yılında siyasi partilerin kurulmasına izin verdi. Atılan bu adımla 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Olağanüstü Kurultayı?nda parti tüzüğü değiştirilerek ?Değişmez Genel Başkanlık ve Şeflik Kurumu ve Unvanı? kaldırılmıştır (Kaplan, 2002, s.199). Bu şekilde parti içindeki totaliter düzene de bir darbe vurulmuştur. 7 Ocak 1946?da DP (Demokrat Parti) kurularak çok partili hayata tekrar geçilmiştir. Celal Bayar?ın başkanlık ettiği DP Bayar ile birlikte Adnan Menderes, Refik Koraltay ve Fuat Köprülü tarafından kurulmuştur. Liberal ve demokratik bir yapılanma içerisinde olan DP 1946 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi? nin (CHP) karşısında ciddi bir rakip olmuştur. Kaplan?ın (2002, s.199) ifade ettiği üzere ?Celal Bayar?ın başkanlık ettiği bu parti, 1950 yılında yapılan seçimleri kazanarak iktidar partisi oldu ve böylece Cumhuriyet Halk Partisi?nin uzatmalı yönetimine son verdi?. Seçim sonuçlarına göre DP 4.242.393 oy ve 408 milletvekilliği, CHP 3.176.561 oy ve 69 milletvekilliği kazanmış ve görüldüğü gibi aradaki oy farkı oldukça büyüktür. 27 yıllık iktidar döneminden sonra CHP iktidarı yıkılmıştır. Bu yenilgi sonucunda İnönü?nün genel başkanlıktan ayrılmasını bir çözüm olarak düşünenler olduysa da parti içinde gerçekte bu konuda hiçbir yorum yapılamamıştır. Yalnız partinin önde gelenleri bugünkü siyasi partilerin yaptığı gibi faturayı yine halka kesmiş, onu cahillikle suçlamış ve DP? nin din sömürüsü yaparak seçimleri kazandığını söylemiştir (Çavdar, 1983as. 2026).

DP?nin iktidara gelmesiyle TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayar, DP genel başkanlığından istifa etmiş bu görev Aydın Milletvekili olan Aydın Menderes?e verilmiştir. Ardından Refik Koraltan TBMM başkanı, Fuat Köprülü ise dışişleri başkanlığına getirilmiştir (Akşin, 2000, s. 215).

İktidara gelen sürekli kendini CHP?den farklı bir parti olduğunu iddia eden DP hızlı bir örgütlenme içerisine gitmiştir. Koçak?a (2000, s.181) göre DP parti programını iki ana görüş etrafında kaleme almıştır:

Partisinin siyasal amacı ülkede demokrasinin geniş ve ileri ölçülerde gerçekleşmesini sağlamaktı. Temel hak ve özgürlüklere geniş yer verilmişti. Bu arada dernek kurma özgürlüğü vurgulamış, tek dereceli seçim sistemi talep edilmiş ve seçim güvenliği üzerinde önemle durulmuştur. Parti laikliği dinsizlik biçiminde anlamıyor ve din özgürlüğünün diğer dinler kadar önemli olduğunu savunuyordu.

Büyük umutları ve beklentileri gerçekleştirme vaadiyle iktidar partisi olan DP?nin vadettiklerini ne kadar gerçekleştirdiği soru işareti içermektedir. DP?nin yıllarında dıştan, özellikle de ABD?den gelen yardımlar sayesinde görülmemiş bir bolluk yaşanmıştır. Türkiye?nin 1950 yılında Kore?ye asker göndermesinin de rol oynadığı 1952 yılındaki Nato üyeliğinin kabulü önemli bir siyaset başarısıdır. 1952 yılında Nato?ya girilmesiyle, II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan yalnızlık tümüyle sona ermiş ve Türkiye, ABD?nin yardımlarını daha yoğun bir biçimde almaya başlamıştır (Akşin, 2000:215). 1950-1954 yılları arasında DP iktidarının yığınlar tarafından desteklenmesi gerçeği çok önemli ekonomik olanakları da beraberinde getirmiştir. II. Dünya Savaşı?nda Türkiye?nin tarafsız politikası Merkez Bankası?nda döneme göre yüksek sayılacak bir döviz ve altın rezervinin birikmesini sağlamıştır. Savaş sonunda ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum ve Kore Savaşı?nın yarattığı uygun pozisyondan ötürü başta pamuk olmak üzere pek çok tarım ürününün dış pazarlarda uygun fiyatlarda müşteri bulması ciddi ekonomik kazançları beraberinde getirmiştir (Çavdar,1983b, s.2068).

DP devletçilik politikasının yanında Shaw ve Shaw?ın (1994) ifade ettiği gibi özel girişimciliği de destekleyerek hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir. Kamu ve özel kaynakların yatırımları birden artmış, banka kredilerinin de artmasıyla ekonominin tüm sektörlerine yatırım akmaya başlamıştır (s.481). İkinci Dünya Savaşı yıllarında ihmal edilen kırsal kesim ve tarım alanları DP?nin iktidar olmasıyla canlanmıştır. Özellikle Marshall yardımı sayesinde ilk yıllarda başta traktör olmak üzere, tarım aletlerinin yaygınlaştırılması gerçekleşmiştir. 1948 yılında 1800 civarında olan traktör sayısı, 1957 yılına gelindiğinde 44.000?i aşmıştır. Benzer artış biçerdöver sayısında da görülmüştür. 1950 yılında yaklaşık 1000 olan biçerdöver sayısı, 1957 yılında 6000?e ulaşmıştır. Tarım alanında ekili dikili alanların oranı artmış, toplam tarım üretimi yaklaşık iki katına çıkmıştır. Küçük kent ve kasabalarda fabrika, konut ve diğer bina sayılarında iki kat artış olmuştur. Devlet tarafından teşvik edilen nüfus artışı sonucunda da nüfus iki katına çıkmıştır? (S. Shaw ve E. K. Shaw, 1994, s.481). Marshall Planı?nın sağladığı olanaklar sayesinde Çavdar?ın (1983b) vurguladığı gibi karayolları yapılarak kentler ve kasabalar o güne dek görülmemiş bir biçimde birbirine bağlanmış, Anadolu?da dinamik bir yaşam ve kırsal alanda görülen canlanmalar yeni iktisadi olanaklara kavuşulduğunun göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Dış politikadaki bu gelişmenin doğal olarak iç politikaya da yansıdığı bu dönemde DP?nin gücü ve toplumdan aldığı destek artmıştır (s.2068).

Ekonomide liberal bir politika uygulayan DP sanayileşme konusunda önceliği özel sektöre vermekle birlikte devlete ait ekonomik kuruluşları genişletmek ve yeni fabrikalar açmaktan da geri durmamıştır. Bu çerçevede 1950-1960 yılları içinde açılan bazı devlet işletmeleri şunlardır: Makine Kimya Endüstri Kurumu (1950), Denizcilik Bankası (1951), Et ve Balık Kurumu (1952), Devlet malzeme Ofisi (1954), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (1954), Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları (1955) ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları (1960). Bütün bu gelişmelere karşın 1957 yılından sonra dış kredi alınmasının zorlaşması, ekonominin iyice dışa bağımlı hale gelmesi ekonomik durumu olumsuz etkilemiş ve yatırımlarda ciddi bir azalma görülmüştür (http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II11.pdf).

DP halkla diyoloğunu sürdürmek için popüler kültüre ağırlık vermiştir. Din ve dinsel kurumları iktidarı süresince kullanmıştır. 1949 yılında CHP?nin ana-babaların isteğine bağlı olarak okullarda din eğitimine izin verilmesi yönündeki yönerge DP döneminde din eğitimine ana-babanın itirazı olmadığı sürece tüm okullarda verilmesi şeklinde yaygınlaştırılmıştır. Bunu takiben 1951?de İmam Hatip Okulları açılmış, ezanın Türkçe okunması uygulamasına son verilmiş, dini bayramların kutlanması teşvik edilmiştir. Radyolarda çeşitli nedenlerle mevlütler okutulmuş, Ankara ve çevresinde Ticaniler, yurt genelinde Said Nursi gibi çeşitli tarikatları kayırmışlardır. ?Milliyetçiler Derneği? ve ?Komünizmle Mücadele Derneği? gibi kendi denetimlerinde örgütler kurulmuştur (Çavdar, 1983b, s.2074; S. Shaw ve E. Shaw, 1994, s.481)

1954?ten başlayarak Kıbrıs sorunu Türkiye?nin gündemine girmeye başlamıştır. Yunanistan?ın Kıbrıs?ı alma isteği ve Türkiye?nin bu durumu karşı çıkışı beraberinde Kıbrıs Rumlarının Yunanistan’a bağlanmak için başlattıkları kanlı terör eylemleri İngiltere?yi arabuluculuk rolünü üstlenmeye zorlamıştır. İngiltere 1955?te bu konuyu incelemek üzere iki tarafı Londra?da bir konferansda buluşturur (Akşin, 2000, s.217). İstanbul ve İzmir’de Kıbrıs sorununda Yunanistan?ın tutumuna karşı tepki göstermek gerekçesiyle başlayan olaylar, milli ve dini duygularla coşan kalabalık grubun gösterisi Selanik’te Atatürk?ün evinin bombalandığı haberiyle 6-7 Eylül gecesi Rum azınlığa yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüşmüştür (Cumhuriyet?in 75 Yılı, 1999, s.392). Bu olayın suçlusu olarak o dönemde koministler gösterilmiş, birçok solcu tutuklanıp aylarca tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Yurt içi ve dışında oluşan olumsuz yankı bile DP iktidarını izlediği yoldan alıkoymamıştır. Daha sonraki dönemde Yassıadadaki Adalet Divanı ?6-7 Eylül Olayları?nın ?Bayar, Menderes, Fatih Rüştü Zorlu, Namık Gedik? tarafından düzenlendiğine karar vermiştir (Akşin, 2000, s.217). Şu gerçeği vurgulamak gerekir ki S. Shaw ve E. Shaw?ın (1994) belirttiği gibi o dönemde DP, toplumla oluşturmaya çalıştığı bağı bazı olumsuz adımlarının etkisinde zayıflatmıştır (s.481). DP iktidarı dini inancı kullanarak halkla bağlarını güçlendirmeye çalışırken, CHP?nin bu durumu sert bir şekilde eleştirmesi bir bakıma DP?nin işlerini kolaylaştırmış, ekmeğine yağ sürmüştür.

DP?nin dış yardımlarla yabancılara çeşitli alanlarda tanıdığı yeni ayrıcalıklar; çıkardığı yabancı sermaye, petrol yasası ve kapitülasyonlar örneklerinde olduğu gibi ülkenin bağımsızlık anlayışına ters düşen uygulamalara gidilmiştir (Kili, 2003, s. 357). DP döneminde Sovyet tehtidlerini engellemek amacıyla NATO?ya girilme çabası içerisinde Kore?ye asker bile gönderilmiştir. Ekonomik kalkınmayı dış borçlar ve yardımlarla sağlamak istendiğinden iktidara geçtikten sonra Batı dünyası ve özellikle ABD ile bütünleşme çabası içerisinde Atatürk?ün anti-emperyalizm ve savaş karşıtı politikasına ters düşecek davranışlarda bulunulmuştur. DP döneminde ekonomide planlama anlayışı tamamen bırakılmıştır. Özelleştirilmenin desteklenmesiyle oluşan yeni zenginler DP?yi destekleyen tabanı oluşturmuştur. Kırsal kesimde traktörün artması köyden kente göçü hızlandırmıştır. Bu göç kentlerde gecekondu halkı olarak bilinen yeni bir toplumsal kesimi oluşturmuştur. Yağmalanan devlet arazisinde yasadışı kurulan gecekondular, günümüze kadar arkası kesilmeden devam eden plansız kentleşme sorununu getirmiştir. 1950-1953 arasında % 13 olan büyüme hızı sonraki yıllarda giderek düşmüştür. Ardından gelen enflasyon 1958 yılında iktidarı ?Ağustos Kararları? olarak bilinen bir takımlar önlemler almaya itmiştir. Bu kararlar doğrultusunda Türk lirasının değeri düşürülmeye çalışılmış fakat bu önlemler de ekonomiyi içinden düştüğü durumdan kurtaramamıştır. Ekonomik zorluklarla birlikte siyasal ve toplumsal sorunlar giderek artmıştır (F. Adıyeke, Yorulmaz, N. Adıyeke, Babuş, Akgül, Alpsoy, Yalçın, Erenoğlu, Doğan, 2002, s.263).

?1950-1954 yılları arasındaki dış borç hükümet tarafından ödenemeyince devletin yeni borçlanma olanağı kalmamış, 1957-1958 yılları arasında Türk ekonomisi önemli bir dar boğaza girmiştir. Kuyruklar büyümüş, yatırımlarda zorluk çekilmiş hatta kimi zaman durmuştur. 1958 yılında alacaklı ülkelerle yapılan anlaşma sonucu Türkiye İpotek altına girerek yeni borçlanma kaynakları yaratılmıştır. Bu şekilde Türk ekonomisi gelişmiş sanayi ülkelerine bağımlı hale gelmiştir. Bu konumun yarattığı sorunlar günümüze kadar katlanarak artmıştır? (Çavdar,1983b, s.2072).

Öte yandan hükümet siyasal alandaki uygulamalarıyla da demokrasiden tamamen ayrılmıştır. Demokratik yöntemlerle göreve başlayan bir parti demokratik olmayan uygulamalarla Millet Partisi’ni kapatıp, CHP?nin tüm mallarına ve matbaasına el koyup devletin zimmetine geçirmiştir. Bu davranışının toplumun devrimci ve diğer kesimlerinde yarattığı hoşnutsuzluk karşısında basını susturup cezaları ağırlaştırarak eleştirileri önleme yoluna gitmiştir. Sosyal, siyasal, ekonomik alanda seyreden bu kötü gidiş karşısında 1958 yılında yapılacak genel şeçim öne alınmıştır, 27 Ekim 1957 yılında yapılan seçimde de DP kazanmış fakat oyları önceki döneme göre azalmıştır. CHP?nin oyları % 47,3?e düşmüştür. Cumhuriyetçi Halkı Partisi?yle birlikte diğer partilerin toplam oy oranı % 51,4?te kalmıştır. Bu seçim sonrası siyasal ortam daha da gerginleşmiş, ekonomik bunalım yoğunlaşmıştır. DP, CHP?nin artan muhalefetini engellemek için TBMM Soruşturma Komisyonu kurup yasama organını Anayasa dışı görevler için kullanarak muhalif olanları susturma çabası içerisinde birtakım cezalandırmalarla demokratik olmayan bir mücadele içerisine girmiştir. Bu ortam üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesine neden olmuştur. 28 Nisan’da İstanbul Üniversitesi?nde bir öğrencinin öldüğü ve çok sayıda öğrencinin yaralandığı olaylar sonunda sıkıyönetim ilan edilmişse de olaylar Ankara?ya sıçramıştır. 21 Mayıs’ta Ankara?da Harp Okulu öğrencilerinin yapmış olduğu yürüyüşle de verilen mesaj iktidar tarafından anlaşılamamamış, kısa bir süre sonra 27 Mayıs 1960 tarihinde ordu yönetiminde oluşan Milli Birlik Komitesi yönetime el koymuştur. Devlet başkanlığına ordudaki görevinden istifa eden Orgeneral Cemal Gürsel getirilmiştir. Yassıada?da yürütülen yargılamalar sonucunda eski Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiş, diğerleri hapis cezasına çarptırılmıştır (Çavdar, 1983b, s.2072,2073; Adıyeke ve d.:2002, s.262-263; http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II11.pdf).

Demokratikleşme vaadiyle iktidara gelen parti ne yazık ki kısa bir süre zarfında bu vaadini unutmuştur. Parti tüm gücünü iktisadi kalkınmaya yönünde kullanmıştır. Nato?ya (1932) üyeliğin kabulü, Truman Doktrini, Marshal Planı ve Avrupa Konse?yi ne katılımı ile DP için ilk dönemlerinde her şey yolunda gidiyor gibi görünse de bir süre sonunda birtakım ekonomik başarılar dışında sabit gelirlilerin yaşam düzeyini düşürmüştür. Muhalefetin ve basının demokratik haklarına saygılı olmak yerine onları zorla susturmaya çalışmaları beraberinde getirdiği öğrenci eylemleri DP iktidarını da sona doğru götürmüştür. Askeri darbe toplumdaki demokratik akışa durdurmuş, daha sonraki dönemlerde de demokratik sistem içerisinde sorunların yaşandığı bunalımlı anlarda sistemin kendini yeniden revize etmesini sağlayacak demokratik mekanizmaların yerine askeri darbelerin olağanlaşmasının yolunu açmıştır. Şunu da kısaca ifade etmek gerekir ki 1960 Askeri Darbesi?si DP?nin anti demokratik tutumlarına, parlamentoyla birlikte ordu hiyerarşisine karşı yapıldığı için 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinden farklı bir anlam taşımaktadır. Bu anlam farkı 1960 ve 1980 zaman diliminde toplumda yaşanan darbelerin sonucunda siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda yaşanan değişmeler incelendiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

KAYNAKÇA

Akşin S. (2000). ?Siyasal Tarih 1950-1960?. Türkiye Tarihi cilt 4. İstanbul:Cem Yayınevi.
Adıyeke F., Yorulmaz Ş., N. Adıyeke, F. Babuş, R. AKgül, Ş. Alpsoy, M, Ergenoğlu, M. Doğan (2002). Çağdaş Türkiye Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi. Mersin: TC. Mersin Üniversitesi Yayınları; No:8
Çavdar, T. (1983a). ?Cumhuriyet Halk Partisi (1950-1980)?, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi. Cilt 8. İletişim Yayınları. 2024-2042.
Çavdar, T. (1983b). ?Demokrat Partisi (1950-1980)?, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi. Cilt 8. İletişim Yayınları. 2060-2103.
Cumhuriyet?in 75 yılı (1999) II. Baskı: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları.
Kaplan, İ. (2002). Türkiye?de Milli Eğitim İdeolojisi . İstanbul: İletişim Yayınları.
Killi S. (2003). Türk Devrim Tarihi. İstanbul: İş bankası Kültür Yayınları. 8. Baskı
Koçak C. (2000). ?Siyasal Tarih 1923-1950?. Türkiye Tarihi cilt 4. İstanbul:Cem Yayınevi.
Shaw S.J., E. K. Shaw (1982). Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye II.Cilt. İstanbul: E. Yayınları Tarih Dizisi.
http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II11.pdf. Erişim tarihi 26 Haziran 2008
Kibar Aktin

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Oktay Rifat: ?Şair ister istemez bir düşünür olmak zorundadır? Mehmet Rifat

?Şair ister istemez bir düşünür olmak zorundadır, hem de ileriyi gören bir düşünür. Yoksa geri düşüncelerle yoğruluş kafa şiire fayda...

Kapat