Nazım Hikmet’ten Ceyhun Atuf Kansu’nun annesine ağıt – Işık Kansu

Nâzım Hikmet’in ölümü üzerine ağıt yazdığı Müfdale Hanım’ın büyük olasılıkla 1920 yılında çekilmiş bir fotoğrafı. Müfdale Hanım’ın kucağındaki bebek, şair Ceyhun Atuf Kansu’dur.
Nâzım Hikmet’in, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi Yöneticisi Ömer Türkoğlu tarafından yapılan araştırma sonucu gün ışığına yeni çıkarılan iki şiirinden biri olan “Vehbi ve Nafi Kardeşlerimin Acılarına: Aldığım Bir Mektup” adlı şiirinin, şair Ceyhun Atuf Kansu ‘nun annesi Müfdale Hanım’ın ölümü üzerine yazılmış bir mersiye (ağıt) olduğu anlaşıldı.
Yazar Doğan Hızlan’ın geçen gün Hürriyet’te kamuoyu ile paylaştığı ve Kansu ailesinin bir önemli “kalıt” olarak kuşaktan kuşağa birbirine aktardığı Nâzım Hikmet’in bu şiirinin öyküsü şöyle: Gazeteci-yazar Vâlâ Nureddin ve Nâzım Hikmet 1921 yılının ilk günü Sirkeci rıhtımından kalkan “Yeni Dünya” vapuru ile birlikte Anadolu’ya doğru yola çıkarlar. Aynı günlerde iki yurtsever insan, Vehbi Bey (Sarıdal) ile Nafi Bey (Atuf Kansu) de kömürcü kılığına girerek Anadolu’ya geçmek üzere vapura binerler. Nafi Atuf Kansu’nun eşi Müfdale Hanım’ın anı defterine o gün şöyle aktarılır:
“9 Ocak, Pazar- Çok yorgunum. Nafi, Vehbi Bey’le beraber dün ‘Reşit Paşa’ vapuru ile Anadolu’ya gittiler. Akşama kadar onlarla beraberdim. Vapurları bu sabah kalkacak. Nafi gitmeyi çok istiyordu. Karar verdi ve gitti.”

Nafi Bey ile Müfdale Hanım, Edirne’de tanışmış ve Biga’da evlenmişlerdir. Vehbi Bey, Müfdale Hanım’ın kardeşidir ve 1. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’da okumuş, Rosa Luxembourg ‘un kurduğu Spartakist hareketten etkilenmiştir. Nafi Bey ile Vehbi Bey, Edirne’de “Sây ve Tetebbu” (Emek ve Araştırma) adlı bir dergi de çıkarmışlardır.

Vâlâ Nureddin ve Nâzım Hikmet ile Vehbi Bey ile Nafi Bey, Anadolu’ya geçtikten sonra İnebolu’da karşılaşır ve tanışırlar. Vâlâ Nureddin, o günleri “Bu Dünyadan Nâzım Geçti” adlı yapıtında şöyle anlatır:

“…Biz Nâzım’la hâlâ, zıngırtılı otelin dört kişilik perişan odasında oturuyorduk. Onlar, taş köprüyü batı yönüne geçince hemen oralarda, düzlükteki bir evde oda bulmuşlardı. Çepeçevre kerevetlerle, portatif karyolalarla kuşatılmış ve galiba tek masadan başka hiç mobilyası olmayan koskocaman bir odaydı bu… Sonradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Sekreteri olan Nafi Atuf Kansu, en baştaki yatağı işgal ediyordu. Ve sonradan Ticaret Odası Umumi Kâtibi olan, İstanbul Ticaret Mektebi’nde profesörlük eden, CHP’den milletvekili seçilen Vehbi Sarıdal dostum onun yanındaki yatağı işgal ediyordu.”

Vâlâ Nureddin aynı kitapta, Nâzım Hikmet ile ilk sosyalist düşünceleri bu odada, Vehbi Sarıdal ve arkadaşları olan “posbıyık bir Spartakist usta başı” ile Sadık Ahi ‘den (Cumhuriyet’ten sonra Mehmet Eti adını almış ve CHP milletvekili olmuştur) duyduklarını dile getirir.

Nafi Bey ile birlikte Moda’da bir darüleytamı (yetimler yurdu) birlikte yöneten Müfdale Hanım da, eşi Anadolu’ya geçtikten sonra Ulusal Kurtuluş’a katılmak üzere Nafi Bey’den haber beklemeye başlar. Ankara’ya gidecektir ve yakın akrabalarına, “Yakında gideceğim” der sevinçle, “Anadolu’da inkılâp yapacağız, yurdumuzun bahtını değiştireceğiz.”

Gidemez. Ocak 1921’in son günlerinde apandisiti patlar. Kurtarılamaz. Kuvayı Milliyeciler, Müfdale Hanım’ın tabutunu bayrağa sarar, kar yağarken verirler toprağa.

Ölüm haberi ulaştığında Ulusal Kurtuluş’un kalbi Ankara’dadır kardeşi Vehbi Bey ile eşi Nafi Bey. Nâzım Hikmet de Ankara’ya varmıştır. Nâzım Hikmet, iki dostunun acılarını paylaşmak için 1921’in Mart ayında işte o mersiyeyi yazar Müfdale Hanım için:

Vehbi ve Nafi Kardeşlerimin Acılarına: Aldığım Bir Mektup (*) 1337 Mart Ankara
Dün gece mektup aldım bir felakete dair

Siyah satırlarında şöyle yazılı:

Şair!

Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze

Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze

Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?

Yoksa hülyalarınla hâlâ uyuyor musun?

Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:

Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?

Dileriz derdimizi avutmasın seneler

Bize son vazifeni yapmış olursun eğer

Zavallı gönlümüzde bu derin mâtemi sen

Rübabının sesiyle ebedileştirirsen…

Ah bir hale düştük ki duysa kâinat ağlar

Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yâr

Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü

Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü…

Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!

Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden

Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.

Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu

Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri

Kahpe felek kendini bildiği günden beri

Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.

Artık güzelliklere imanımız kalmadı.

Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de

Şair? Fani neşeyi artık arama bizde

Şimdi biz bir hayale ağlarız için için

Tesellisi olmayan gönüllerimiz için

Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz

Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz.

Müstensihi (Aktaran)

Nâzım Hikmet

(*) Nâzım Hikmet (RAN), Aldığım Bir Mektup, Anadolu Duygusu, İkaz Matbaası, Ankara, 1337 (1921), Sayı: 7, s. 103.

Cumhuriyet gazetesi- 22 Ocak 2008, Sayfa 1 ve 15
Nâzım Hikmet’in gün ışığına yeni çıkan iki şiiri
“Şairden, şair olacak çocuğun annesine ağıt”
IŞIK KANSU

Nazım Hikmet’ten Ceyhun Atuf Kansu’nun annesine ağıt – Işık Kansu” üzerine bir yorum

  1. Çok güzel bir yazıydı. İnsanın ders alabileceği bir yazı. Yazan kişiyi tebrik ederim. Teşekkürler yazdığınız için. Zafer Bünyamin Aksoy

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kral Hamile miymiş? Elif Kutlu

Toplumsal cinsiyetin ne olup ne olmadığını sorgulayan Anthony Giddens, ?Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik? adlı makalesinde bu konuyla ilgili üç yaklaşımı...

Kapat