PsikoDiyalektik Açıdan Jung’un Ruh Fenomenolojisi

Jung’un sunduğu psikolojik olguları ve bunların toplumsal yansımalarını, psikodiyalektiğin temel ilkeleri olan karşıtların birliği ve çatışması (unity and struggle of opposites) ve maddenin bilince önceliği (primacy of matter over consciousness) bağlamında inceleyebiliriz.

Jung’un bu bölümdeki temel tezi, ruhun (spirit) özgün, özerk ve kendiliğinden bir faktör olduğu ve genellikle Bilge Yaşlı Adam veya Hilebaz Figürü gibi figürlerle temsil edildiğidir,. Psikodiyalektik ise, toplumsal ve kültürel fenomenleri (üst yapı), ekonomik ilişkiler ve maddi yaşam koşulları (alt yapı) tarafından belirlenen ideolojik yansımalar olarak ele alır.

1. Ruhun Maddi Koşullara İndirgenmesi (Materyalizm Eleştirisi)

Jung, ruh kelimesinin modern anlamının, materyalizm altında nasıl değiştiğini açıklar. Materyalizmde ruh, fizyolojik işlevlere (beyin ve metabolizma) indirgenerek doğaya bağlı hale gelir. Jung, bu anti-Hristiyan tepkiyi eleştirir ve ruhun en yüksek formunun akıl veya zekâ (intellect or reason) olduğunu iddia eder,.

  • Marksist Okuma: Marksizm, bilincin maddi varlığın yansıması olduğunu savunur. Bu nedenle, Jung’un eleştirdiği materyalist görüş, Marksist açıdan ruh (ideoloji, üstyapı) faktörünün maddi tabana (biyolojik, fizyolojik, ekonomik altyapı) dayandığını kanıtlayan bir ilerleme olarak görülebilirdi. Ruhun bir zamanlar din tarafından korunan “özerkliği ve kendiliğindenliği” ise, feodal ve burjuva çağların bir üstyapısal yanılsaması olarak yorumlanabilirdi.

2. Karşıtların Birliği ve Mücadelesi (Diyalektik)

Diyalektik, karşıt güçlerin sürekli mücadelesiyle ilerlemeyi sağlar. Jung’un metnindeki temel karşıtlıklar, psişik bütünleşmeyi (bireyleşme) yönlendirir:

  • Bilge Yaşlı Adam (Tez) vs. Hilebaz Figürü (Antitez): Ruh arketipi paradoksal ve çift yönlüdür. Bilge yaşlı adam (aydınlık, düzen, bilgelik) ve Hilebaz/Kötü Ruh (karanlık, kaos, bilinçdışılık) birbirinin zıttıdır. Jung, bütünlüğe ulaşmanın, karanlık ruhun işbirliğiyle (co-operation of the dark spirit) mümkün olduğunu belirtir, zira bu karanlık güç kurtuluşun causa instrumentalis‘idir (araçsal nedeni).
    • Marksist Yorum: Bu, psişik gelişimdeki bir diyalektik ilerlemeyi temsil eder. Bilinç (tez), bilinçdışının ilkel, kaotik ve “aşağı” kalan tarafıyla (antitez) çatışmak zorundadır. Bu çatışmanın sonucu (sentez/bireyleşme), daha yüksek bir düzeye ulaşılan ve karşıtları içeren yeni bir psişik yapıdır. Hilebazın (karanlık gücün) kurtuluş için araç olması, devrimci bir sürecin, yıkıcı ve kaotik unsurları (proletaryanın diktatörlüğü, eski düzenin yıkımı) entegre ederek ileriye taşıması gibi yorumlanabilir.
  • Üçlülük (Eksiklik) vs. Dörtlülük (Bütünlük): Masallardaki üç ayaklı at (eksiklik, bilinçdışı kalmış dördüncü işlev) ile dört ayaklı at (bütünlük, bütün psişik işlevlerin entegrasyonu) arasındaki çatışma,, eksik ve kusurlu bir yapısal durumun (tez), tam ve dengeli bir yapıya (antitez) doğru ilerlemesi olarak okunabilir.
    • Marksist Yorum: Üçlülük, kişinin zayıf noktasını oluşturan ve irade tarafından erişilemeyen aşağı fonksiyonu temsil eder. Bu durum, maddi koşulların (altyapının) ideolojik (üstyapısal) bilince entegre edilemediği çarpık ve tek taraflı bir toplumsal yapının (örneğin, burjuva rasyonalizminin) yansıması olarak görülebilir. Bütünlüğe ulaşmak (dördüncülük), bu geri kalmış, aşağı (inferior) kalan maddi ve duygusal yönün toplumsal bilinç tarafından asimile edilmesini gerektirir.

3. Kolektif Bilinçdışı ve Toplumsal Yapılar

Jung, kitle hareketlerinin ve ulusların kaderinin, bireylerdeki psişik değişimlerin bir toplamı olduğunu ve arketipsel faktörlerin baskın hale gelmesiyle ortaya çıktığını savunur,. Totaliter devletler de manevi boşluğun ve bilinçdışı kimliğin bir sonucudur,.

  • Jung, Nazizm’in ve benzeri fenomenlerin archaic (ilkel) sembollerin canlanmasından kaynaklandığını, rasyonalistlerin bu gerçeğe kulak tıkadığını iddia eder. Marksist diyalektikte ise, faşizm gibi gerici hareketler, kapitalizmin iç çelişkilerinin ve ekonomik krizlerin ürünü olan bir üst yapı krizi olarak görülür. Jung’un “arketiplerin ele geçirilme tehlikesi” (danger of possession by archetypes) dediği şey, Marksist bir bakış açısıyla, bireyin kendi ekonomik ve sosyal yabancılaşmasının farkına varamaması ve kolektif bir ideoloji tarafından sömürülmesi olarak açıklanır.

İdealist Diyalektik vs. Materyalist Diyalektik

Jung’un ruh fenomenolojisi, diyalektik bir süreç sunar (zıtlıkların çatışması ve sentezi yoluyla bireyleşme), ancak bu diyalektik idealisttir; yani psişik faktörlerin ve arketiplerin özerk dinamiklerine dayanır.

  • Jung için sorun, bireyin manevi eksikliğidir ve çözüm içsel bütünleşmedir,.
  • maddi koşullardaki çelişkiler önemlidir ve çözüm toplumsal (ekonomik) dönüşümdür.

Jung, aydınlanmış rasyonalistin (Marksizm de dahil) ruhun demonizmini ortadan kaldırmadığı ve rasyonel indirgemenin yetersiz kaldığı konusunda ısrar eder,. Bu, Marksist diyalektik materyalizmin, Jung’un incelediği psişenin “insanüstü, daimonik” katmanlarını açıklamakta başarısız olduğu anlamına gelir.