D.W. Winnicott’un, C.G. Jung’u Analizi

Winnicott, Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler Adlı otobiyografisini inceler ve. International Journal of Psycho-Analysis’teki (1964) eleştiri yazısı yazar. Bu yazıda Winnicott, Jung’un yaşamını ve teorisini psikanalitik bir perspektifle, özellikle nesne ilişkileri kuramı üzerinden radikal bir şekilde yeniden yorumlar.

Winnicott’un Jung analizindeki temel saptamalar ve bunların nedensellik bağları şu başlıklar altında toplanabilir:

1. Temel Teşhis: “İyileşmiş Çocukluk Şizofrenisi”

Winnicott, Jung’un otobiyografisinde anlattığı çocukluk deneyimlerini, vizyonlarını ve kişilik bölünmesini klinik bir tanıya oturtur.

  • Saptama: Winnicott, Jung’un kendini anlatımının aslında bir “çocukluk şizofrenisi” veya “infantil psikoz” tablosu çizdiğini belirtir.
  • Nedensellik: Bu durumun biyolojik bir zayıflıktan ziyade, erken dönem duygusal gelişim aşamalarındaki çevresel bir başarısızlığa (failure of environmental provision) dayandığını savunur. Jung’un çocukluğundaki yalnızlık, gerçeklikten kopuş ve içsel bölünme, bu psikotik sürecin göstergeleridir.
  • Sonuç: Jung, yaşamı boyunca bu psikotik süreci kendi başına yönetmiş ve iyileştirmiştir. Winnicott, Jung’u “kendi kendini iyileştirebilmiş” nadir ve güçlü bir vaka olarak görür.

2. Köken: Anne Depresyonu ve “Kreş Baba”

Winnicott, Jung’un patolojisinin kökenini ebeveynleriyle olan erken dönem ilişkilerine dayandırır.

  • Anne: Jung’un annesinin “2 No’lu” kişiliği (tekinsiz, öngörülemez tarafı), Winnicott’a göre aslında annenin depresyonudur. Jung henüz 3 yaşındayken annesinin hastaneye yatması ve ondan ayrılması, Jung’un dünyasında derin bir güven kaybı yaratmıştır. Annenin depresif hali, bebeğin ihtiyaç duyduğu tutarlı “yansıtmayı” yapamamıştır.
  • Baba: Winnicott, Jung’un babasını bir “kreş babası” (nursery-father) veya “anne yardımcısı” olarak tanımlar. Baba, annenin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışmış, ancak annenin yarattığı negatif etkinin (depresyonun) yerini dolduracak kadar güçlü olamamıştır.

3. Kişilik Bölünmesi (1 No ve 2 No) Analizi

Jung’un “1 No” ve “2 No” olarak adlandırdığı kişilikler, Winnicott tarafından kendi geliştirdiği “Gerçek Kendilik” ve “Sahte Kendilik” kavramlarıyla açıklanır.

  • Savunma Mekanizması: Winnicott’a göre bu bölünme (splitting), ebeveyn bakımındaki yetersizliğe karşı geliştirilmiş bir savunma organizasyonudur.
  • 1 No (Sahte Kendilik): Dış dünyaya uyum sağlayan, okulda başarılı olmaya çalışan, temiz ve düzenli taraf. Winnicott’a göre bu, dünyayla başa çıkmak için geliştirilmiş bir “Sahte Kendilik”tir.
  • 2 No (Gerçek Kendilik): Gizli tutulan, rüyalar ve vizyonlarla yaşayan taraf. Winnicott, Jung’un “Gerçek Kendiliği”ni (True Self) bu gizli alanda sakladığını ve dış dünyanın ihlalinden koruduğunu belirtir. Jung, iyileşene kadar bu tarafını dünyadan saklamak zorunda kalmıştır.

4. Freud ile İlişki ve Çatışmanın Nedeni

Winnicott, Jung’un Freud ile olan ilişkisini ve kopuşunu, Jung’un kendi psikopatolojisi üzerinden açıklar.

  • Freud’a İhtiyaç: Jung, “parçalanma” (disintegration) korkusu yaşadığı için, bu dağılmayı önleyecek bir baba figürüne veya bir yapıya ihtiyaç duymuştur. Freud ve psikanaliz teorisi, Jung için geçici bir süre bu bütünlüğü sağlayan bir çerçeve olmuştur.
  • Kopuşun Nedeni (İçgüdü vs. Benlik): Winnicott’a göre Freud, nörotik hastalarla (bastırılmış cinsellik/içgüdüler) çalışıyordu. Oysa Jung, psikotik bir zemin üzerindeydi (benliğin parçalanması).
    • Tehdit: Jung için “içgüdüler” ve “cinsellik” (Freud’un odak noktası) tehlikeliydi; çünkü içgüdüsel dürtüler, henüz bütünleşmemiş bir egoyu parçalama tehdidi taşıyordu. Jung’un bilinçdışını “mitolojik” ve “kolektif” olarak tanımlaması, aslında içgüdüsel olandan (id) kaçış ve bütünlük arayışıdır.
    • Sonuç: Jung, Freud’un teorisini reddetmek zorundaydı çünkü kendi ruhsal sağlığı, içgüdüsel çatışmalarla yüzleşmeyi değil, parçalanmış benliğini birleştirmeyi (unit status) gerektiriyordu.

5. Jung’un Teorisi: “Benlik” (Self) Arayışı

Winnicott, Jung’un geliştirdiği “Analitik Psikoloji”yi, Jung’un kendi kendini iyileştirme çabasının teorize edilmiş hali olarak görür.

  • Bütünleşme Çabası: Jung’un “Benlik” (Self) kavramı ve Mandala çizimleri, bebeklikte kurulamayan “birim statüsünü” (unit status) yetişkinlikte kurma çabasıdır. Winnicott’a göre sağlıklı bir bebek bunu annesi sayesinde doğal olarak kazanır; ancak Jung bunu entelektüel ve sanatsal bir çabayla sonradan inşa etmek zorunda kalmıştır.
  • Mandalalar: Jung’un çizdiği mandalalar, dağılmayı önleyen ve merkezi tutan bir savunma mekanizmasıdır. Jung, bu bütünlüğü hissetmek için “Benlik” kavramını merkeze koymuştur.

Özetle Winnicott, Jung’u; erken dönem anne başarısızlığı nedeniyle çocukluk psikozu yaşamış, kişiliği bölünmüş (1 ve 2 No), Freud‘un içgüdüsel teorisinden kendi bütünlüğünü korumak için kaçmış ve ömrünü parçalanmış benliğini birleştirmeye (Self/Mandala) adamış dahi bir insan olarak analiz etmiştir.