Şu Alafranga Zihin Doktorlarının Gizli Defterleri: Cenevreli Baudouin’in Gözünden “Et ve Kemik” Bir Jung Portresi!
Bugün yine o dumanlı İsviçre dağlarına, psikanalizin o gizemli ve efsunlu dünyasına doğru yelken açıyoruz. Fakat bu sefer elimizde koca bir profesörün, Cenevre Üniversitesi’nden Charles Baudouin’in tam yirmi dört yıla yayılan o mahrem günlükleri var! İnsan sanıyor ki bu ilim irfan sahibi adamlar hep o soğuk, o aşılmaz ciddiyetleriyle yaşarlar. Aman efendim, Baudouin’in notlarını okuyunca göreceksiniz ki, Dr. Carl Gustav Jung kâğıt üzerindeki bir teorisyen değil, kanlı canlı, gürül gürül, hatta bazen şapkadan tavşan çıkaran bir hokkabaz misali “somut” bir adammış!
Kızılderililerin “Ayı” Ruhu ve Kadınlar Ordusu (1934) Baudouin, 1934 yılında Basel’de bir seminere katıldığında Jung’un karşısında adeta büyülenir. Adamı anlatırken “Masa başında oturan bir âlim değil, o koca bir doğa gücü!” deyiverir. Seminerlerde Afrika yerlilerinden veya orman ruhlarından bahsederken, oturduğu yerden konuşmaz, o ruhları çağırıp dinleyicilerin tepesinde dolaştıran bir büyücüye dönüşüverirmiş.
Hele o Pueblo Kızılderilileriyle olan anısı yok mu, insanın aklı havsala almıyor! Efendim, bu Kızılderililer yabancıları tanımak için pasaporta değil, “Bu adamın totemi, yani hayvanı nedir?” diye adamın yürüyüşüne, duruşuna bakarlarmış. Bizim İsviçreli doktor bir gün bir tapınağın üst katına çıkmak için yerlilerin o meşhur merdivenine tırmanır. Fakat yerliler gibi maymun çevikliğiyle ve sırtı dönük değil, yüzü merdivene dönük, o koca sırtını aşağıya vererek ağır ağır tırmanınca aşağıda bir kıyamet kopar: “Ayı! Ayı!”. Adamlar Jung’un yürüyüşünden onun bir ayı olduğuna hükmetmişler! İhtiyar kurt Jung durur mu? Memleketine döner dönmez, İsviçre’nin başkenti Bern’in simgesinin de ayı olduğunu söyleyip onlara tahtadan oyma bir ayı hediye yollamış, karşılığında da dostluk nişanesi olarak bir çift deri pantolon almış!
O dönemde Jung’un etrafında pervane olan, peşinden ayrılmayan koca bir “kadın müritler” ordusu varmış. Kimi dedikoducu hasetler bunu snoblukla suçlayıp eleştirince, Jung o meşhur nüktedanlığıyla lafı gediğine koyuvermiş: “Ne yapalım? Psikoloji nihayetinde ruhun bilimidir; ruh bir kadınsa bu benim hatam mı?”. İlahi Doktor! Hem ilim yapıyor hem de kendini böyle zeytinyağı gibi üste çıkarıyor.
Baudouin, Jung’un fikirlerini anlatırken ne kadar “somut” olduğuna hayret eder. Mesela Afrikalı bir yerli çocuğun o tembel halinden çıkıp mektup götürmesi için büyücünün onu nasıl kırbaçla kovalayıp “koşma dansına” soktuğunu anlatırken, koca profesör o dansı dinleyicilerin önünde resmen oynar, canlandırırmış.
Yılan Ayaklı Adam ve Tek Nazi Öğrenci (1945 – 1954) Gelelim 1945 yılına… İkinci Cihan Harbi’nin o karanlık günlerinde Baudouin, hastalığı yeni atlatmış Jung’u evinde ziyaret eder. Baudouin hastalarından birinin “yılan ayaklı adam” rüyasını anlatır anlatmaz, Jung hiç tereddüt etmeden yerinden fırlar, kütüphanesinden eski bir Gnostik (batıni) kitap çıkarıp “Kaos’un oğlu, yılan ayaklı adam” resmini şıp diye önüne koyuverir. O dönem Hitler Almanyası’nı kasıp kavuran o korkunç “cinnet” ve “ele geçirilme” hali üzerine dertleşirler; Jung bu felaketlerin rasyonel sözlerle anlaşılamayacağını, Anglo-Sakson argümanların buna sökmediğini ve işin sadece içsel bir arınmayla çözülebileceğini anlatır.
1954’teki 79. yaş günü kutlamasında ise Jung yine formundadır. Baudouin’e, “aktif imgelem” (bilinçdışı hayallerle yüzleşme) yöntemini bir türlü kavrayamayan o aşırı rasyonalist, kuralcı öğrencisinin hikâyesini anlatır. Jung bu adama “Uyumadan evvel gözünün önüne gelen hayallere (hipnagojik imgeler) dikkat et” der. Adamcağız bir dener, gözünün önüne kayalıklar ve bir keçi gelir! Keçi aniden başını adama doğru çevirince bizim koca adam dehşete kapılır, yataktan fırladığı gibi karısının yanına sığınır ve bir daha Jung’un o gizemli hayal gücü yöntemlerinin adını bile anmaz. Jung, o acımasız ve yoğunlaştırılmış nüktesiyle hikâyeyi şöyle bitirir: “İşte benim öğrencilerim arasında Nazi olan tek kişi o adamdı!”. Görüyorsunuz, kendi içindeki keçiden, kendi karanlığından korkan adam gidip koca bir dünyanın felaketine ortak oluyor!
Göle Vuran Beyaz Bir Veda (1958) Ve nihayet 1958 yazı… İlk Uluslararası Analitik Psikoloji Kongresi vesilesiyle Zürih gölünde bir vapur gezintisi düzenlenir. Vapur, Jung’un Küsnacht’taki evinin önünden geçerken, borular çalınır, yüzlerce el o büyük ustayı selamlar. Baudouin vapurdadır ve kıyıda gördüğü manzara karşısında büyülenir: İhtiyar Jung, baştan aşağı beyaz yazlık kıyafetleri içinde, yanında sadık hanım arkadaşıyla göl kıyısına inmiş, o koca cüssesiyle ufukta kaybolan öğrencilerine uzun uzun, adeta sonsuzluğa el sallar gibi veda etmektedir. Baudouin günlüğüne şu hüzünlü notu düşer: “Bu gerçek bir vedaydı: Onu bir daha hiç göremeyecektim.”.
Hülasa ey okur, Charles Baudouin’in o titiz günlüğü, bize kitapların, o kalın ve anlaşılmaz felsefi terimlerin arkasında; rüyaları havada elleriyle çizen, Kızılderililerle totem muhabbeti yapan, esprili, bilge ve yazlık beyaz kıyafetleriyle göl kenarında efsanevi bir silüete dönüşen “somut” bir adamı miras bırakıyor. Biz de kendi fanusumuzda bu hikâyeleri okurken, içimizdeki o yılan ayaklı adamlara, kayalıklardaki keçilere selam etmeyi unutmayalım! Haftaya başka bir alafranga sırda görüşmek üzere, kalın sağlıcakla!