Arjantinli Matmazel Ocampo Zürih’te Neler Gördü?
Bugün yine o dumanlı, o yağmurlu İsviçre dağlarına uzanıyoruz. Lakin bu defa rehberimiz ne bir profesör, ne de bir hafiye; ta Arjantinlerden, Buenos Aires’in o şaşaalı salonlarından kopup gelmiş, gayet kibar, namlı bir muharrir ve mütercim hanımefendi: Victoria Ocampo! Sene 1934’ün o serin Ekim ayı… Hanımefendi Roma’dan Paris’e geçerken, rotasından saparak “Dur şu Psikolojide Tipler kitabının müellifi meşhur Dr. Carl Gustav Jung’un kapısını bir çalayım” demiş.
Aman efendim! Taksi, Küsnacht’taki o malikânenin kapısına vardığında bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyor. Bizim Arjantinli matmazel, taksiden elinde bir şemsiye, lakin içinde dağlar kadar bir korkuyla iniyor! Kendi tabiriyle “insana kendini tam bir ahmak gibi hissettiren o aşağılık kompleksi” fena halde nüksetmiş. Düşünün, koca bir dâhinin, o muazzam zekânın karşısına çıkacak; insanın eli ayağına dolaşmaz mı?
Kapıdan giriyorlar, hanımefendiyi içi kitaplarla kaplı küçücük bir çalışma odasında bekletiyorlar. İşte insanın aklını havsasını durduran o mucizevi keşif tam da burada yaşanıyor! Bizim korkudan titreyen Victoria Hanım, raflarda koca koca felsefe, tıp, simya ciltleri ararken gözüne ne ilişsin dersiniz? Sıra sıra dizilmiş, o dönemin en ucuz, en harcıâlem hafiye romanları! Evet, yanlış duymadınız, meşhur Edgar Wallace’ın o polisiye romanları koca profesörün raflarında resmigeçit yapıyor.
Ocampo Hanım bunu görünce Nuh’un gemisine zeytin dalıyla dönen güvercini görmüş gibi ferahlıyor. İçinden “Homo sum!” (Ben de insanım!) diye haykırıyor. “Demek ki bu koca dâhi, bu ulaşılmaz akıl da akşamları köşesine çekildiğinde bizim gibi esnemek, o eften püften ahmakça hikâyelerle zihnini uyuşturmak istiyor!” deyip bir cesaret buluyor. Hey gidi dünya! Sen koca psikanalist ol, bütün Avrupa’nın ruhuna neşter vur ama yorgunluğunu iki paralık cinayet romanlarıyla at!
Nihayet bekleme süresi bitip de Dr. Jung’un huzuruna çıkınca, Ocampo’nun o taze cesareti yine biraz sarsılıyor. Karşısında uzun, kapuzun boylu bir adam… Lakin gözlerini yüzüne kaldırdığında, o kudret, o delici zekâ matmazelin üstüne koca bir fil gibi yürümeye başlıyor. Ocampo Hanım hissettiklerini şöyle tarif ediyor: “Bu muazzam fil zekânın beni görmediğini, beni yere serip dümdüz edeceğini hissediyorum!”. İçgüdüsel olarak o koca aklın altında ezilmemek için alelacele ortaya laflar atıyor; hani devasa bir file bir küp şeker atarsınız da o inanılmaz bir hünerle havada kapıverir ya, Jung da her konuyu öyle ustalıkla havada yakalıyor.
Sohbet koyulaşınca bizim Arjantinli hanımefendi dayanamayıp o can alıcı teklifi patlatıyor: “Aman Doktor Bey, ne olur bizim Arjantin’e de teşrif edin, orada konferanslar verin!”. Jung Efendi’nin cevabına bakın, tam bir Avrupalı kibri, tam bir iğneleyici zekâ: “Ne için? İlgilenmezler ki! Anlamazlar. Neden mi? Latin oldukları için mi? Yoksa Katolik oldukları için mi?”. İlahi Doktor! Ne desin kadıncağız bu lafın üstüne? Tam uzun uzun izahat isteyecekken, kapıda dert küpü, nevrozlu hastaların beklediğini hatırlayıp yutkunuyor.
Velhasıl kelam, veda vakti gelip çatıyor. Jung, hanımefendiyi merdivenlerden aşağı yolcu ederken yanlarında bir de köpekleri var. Doktorumuz o meşhur nüktedanlığıyla gülerek lafı gediğine koyuyor: “Bu köpeklerin biri dışadönük (ekstravert), diğeri içedönük (introvert)!”. Ocampo Hanım hangisinin hangisi olduğunu sormaya bile lüzum görmüyor, zira halden belli!.
İşte böyle kıymetli okurlarım… Aldous Huxley’nin sezgisel anlayışını Dostoyevski’ye benzettiği bu büyük adamın yazdığı Psikolojide Tipler eseri, Victoria Ocampo’yu Karamazov Kardeşler kadar derinden sarsmıştı. Lakin o kalın kitapların, o derin felsefelerin arkasında; yağmurlu bir günde kapısına gelen misafirini “içedönük ve dışadönük” köpekleriyle uğurlayan, boş vakitlerinde hafiye romanları okuyup zihnini dinlendiren, karşısındakini bir fil misali ezip geçen ama atılan her lafı hünerle yakalayan “et ve kemikten” bir insan yatıyordu.
Görüyorsunuz ya, insan ruhu ne kadar derin, ne kadar muazzam olursa olsun, bazen sığınacak basit bir dedektif romanı arıyor. Kim bilir sizin zihninizin o gizli kütüphanesinde elâlemden gizlediğiniz ne ucuz romanlar, ne alafranga sırlar saklı! Haftaya başka bir zihin hafiyesinin tuhaflıklarında buluşmak üzere, kalın sağlıcakla!