Freud Efendi’nin Tuhaf Rüya Tabirleri!
Kuzum okuyucularım, bugün size Frenk diyarından kopardığım tuhaf mı tuhaf, bir o kadar da akıllara ziyan bir meseleden bahsedeceğim. Sigmund Freud adında bir hekimbaşı, 1900 senesinde rüyaların analizi üzerine muazzam bir kitap yazmış; Carl Gustav Jung adındaki bir diğeri de oturup bunu bizler için incelemiş.
Hani biz hep ne deriz? “Akşam yatmadan o patlıcan oturtmasını, o yağlı pastırmayı yemeseydim gece karabasanlar basmazdı, üstüm açık kalmış da ondan böyle saçma sapan şeyler gördüm” der, geçeriz değil mi? Aman efendim, meğer hiç de öyle değilmiş!
Bu Freud Efendi’ye göre rüyalarımız öyle rastgele, manasız işler yahut bedendeki rahatsızlıkların bir oyunu falan değilmiş; bilakis, insan zihninin pek anlamlı ve sistemli bir üretimiymiş. Adamcağız, insanın uyanıkken yaptığı davranışlarda aradığımız nedensellik kanununu tutup rüyalara da uygulamış ve hiç üşenmeden “Neden bu insan bu rüyayı görüyor?” diye sormuş.
Freud Efendi rüyayı adeta ikiye ayırmış. Bizim o uykuda gördüğümüz karmakarışık, deli saçması gibi duran hayallere rüyanın “açık içeriği” diyor. Bu tıpkı sokağa çıkarken yüzümüze taktığımız bir peçe, gösterişli bir dış cephe! Asıl mesele, bu peçenin arkasında saklanan ve “gizli içerik” yahut “rüya düşüncesi” denilen asıl niyetlerde yatıyormuş.
İşin en dudak uçuklatan, “tövbe tövbeee!” dedirten kısmı neresi biliyor musunuz? Bu rüyaların her biri, aslında bizim uyanıkken bastırdığımız, içimize gömdüğümüz bir arzunun giderilmesiymiş! Öyle herkesin ortasında, ulu orta kabul ettiğimiz cinsten edepli arzular değil ha! Uyanıkken aklımıza gelmesinden bile utandığımız, bize acı verecek kadar uygunsuz bulduğumuz için ta derinlere itip bastırdığımız arzularımız, uykuda gün yüzüne çıkıyormuş.
E peki, insan kendi gördüğü rüyanın aslen ne manaya geldiğini niye anlamaz? Anlayamazmış efendim! Çünkü zihnimizde, tıpkı matbaadaki yazıları denetleyen bir “sansür” memuru varmış. Bu ayıp ve rahatsız edici düşünceler, sansür efendi izin vermediği için kılık değiştirerek, rüya sahibinin bile tanıyamayacağı şekilde kendini gizleyerek rüyamıza sızarmış. Zaten asıl niyetimiz anlaşılmasın diye o akıllara ziyan, acayip rüya maskeleri ortaya çıkıyormuş!
İşte Freud’un bulduğu bu “psikanaliz” denen o meşhur usul, insanın içindeki o bastırılmış karmaşaya ve gösterdiği en şiddetli dirence bile galip gelmek için elimize verilmiş bulunmaz bir nimetmiş efendim.
Hadi bakalım, bu gece yastığa başınızı koyarken bir daha düşünün. Rüyanızda gördükleriniz, içinizdeki hangi yaramaz arzunun maskeli balosudur, kim bilir?
Eyvahlar olsun! Sağlıcakla kalın efendim…