Aziz Augustinus Neden Rüyalarından Kendini Sorumlu Tutmak İstemedi?

İnsan uykudayken günah işler mi?
Bir rüyada ortaya çıkan arzu gerçekten “bizim” midir?

Bu sorular bugün bile rahatsız edici olabilir. Ama bu meseleyle derin biçimde uğraşan ilk büyük düşünürlerden biri Augustine of Hippo idi.

Özellikle cinsellik, arzu ve irade üzerine düşündüğü metinlerde Augustinus, rüyalarında ortaya çıkan dürtüler karşısında büyük bir huzursuzluk yaşar. Çünkü onun için mesele yalnızca ahlak değil, insanın kendi zihni üzerindeki hâkimiyetidir.


Uyurken Ortaya Çıkan Arzu Problemi

Augustinus’un temel sorusu şuydu:

“Ben istemediğim halde zihnimde beliren şeylerden sorumlu muyum?”

Özellikle gece görülen erotik rüyalar onu derinden düşündürüyordu. Çünkü gündüz:

  • irade,
  • ahlaki seçim,
  • bilinçli kontrol

vardı.

Ama uykuda:

  • kontrol zayıflıyor,
  • bastırılmış arzular beliriyor,
  • beden kendi başına hareket ediyor gibiydi.

Bu durum Augustinus için yalnızca psikolojik değil, teolojik bir krizdi.


Günah İrade Gerektirir mi?

Augustinus’un düşüncesinde günah yalnızca davranış değildir.

Asıl mesele:

iradenin yönü

dür.

Yani kişi:

  • bilinçli olarak isterse,
  • yönelirse,
  • onay verirse

ahlaki sorumluluk doğar.

Bu yüzden rüyalar onu ikilemde bırakıyordu.

Çünkü rüyada ortaya çıkan imgeler:

  • bilinçli seçilmez,
  • istemsizdir,
  • kontrol dışıdır.

Dolayısıyla Augustinus şunu savunmaya yaklaşır:

“Tam anlamıyla istemediğim bir şeyden bütünüyle sorumlu tutulamam.”


Ama Neden Yine de Rahatsız Oluyordu?

İşte en ilginç nokta burada başlar.

Augustinus rüyaları tamamen masum saymaz. Çünkü ona göre rüyalarda ortaya çıkan arzular:

  • insan doğasının kırılmışlığını,
  • düşüş sonrası insanın bölünmüş yapısını,
  • beden ile irade arasındaki çatışmayı

gösteriyordu.

Yani kişi uykuda günah işlemese bile:

içinde hâlâ kontrol edemediği bir alan vardır.

Bu fikir daha sonra Batı düşüncesinde çok etkili olacaktır.


Freud’a Giden Yol

Yüzyıllar sonra Sigmund Freud da rüyaları insan zihninin gizli arzularına açılan bir alan olarak yorumladı.

Freud için:

rüya bastırılmış arzunun dönüşüdür.

Augustinus ise bunu teolojik bir dille düşünüyordu:

  • insan tamamen kendisinin efendisi değildir,
  • bilinç dışında işleyen güçler vardır,
  • arzu bazen iradeyi aşar.

Bu yüzden bazı düşünürler Augustinus’u:

“bilinçdışının erken habercilerinden biri”

olarak görür.


Psikolojik Açıdan Neden Önemli?

Augustinus’un yaşadığı gerilim bugün hâlâ tanıdıktır:

  • “Aklımdan geçen şey gerçekten ben miyim?”
  • “İstemeden gelen düşünceler beni tanımlar mı?”
  • “Kontrol edemediğim arzularımdan sorumlu muyum?”

Modern psikoloji ve psikanaliz bu soruların peşinden gitmeye devam eder.


Sonuç

Augustine of Hippo rüyalarından kendini tamamen sorumlu tutmak istemiyordu çünkü rüyalar:

  • bilinçli iradenin ürünü değildi,
  • istemsizdi,
  • insanın kontrol edemediği içsel hareketleri açığa çıkarıyordu.

Ama tam da bu yüzden onları ciddiye alıyordu.

Çünkü rüyalar ona insanın:

kendi içinde tam olarak birleşmiş bir varlık olmadığını

hatırlatıyordu.

Belki de Augustinus’un asıl korkusu günah değil, insanın kendi zihnine tam anlamıyla sahip olamamasıydı.