Aforizmalar ve Felsefi Notlar / 5 – Nejdet Evren

.Hiç bir şey tarihin mahzeninde sonsuza dek saklı kalamaz; gün gelir yangın yürekli bir el değer ve kapılar açılır; kötü olan şey iyi olan şeyle yüzleşmek zorunda kalır, zira kaçacak hiçbir yer bulamaz; zalimin tarihi olmaz, herşey mazlum olanın üstüne kuruluysa ve herşeyi o yaratıyorsa, tarihi mazlumlar yaratır; sorgulanmak istenenin sorguladığı yer ve zamanda paradigma allak bullak olur; hüküm halklarındır.

.İnsan yılana değil yalana sarılır; zira yalanın gücü yılanın zehrinden daha etkilidir; zehir anlık,yalan yüz yıllıktır…zehir öldürür, yalan yozlaştırır, eğer, büker kimliksizleştirir.

.Yaratan, değiştiren, dönüştüren her kimse o bir devrimcidir; ve asla teslim olmayan bir kararlılık içindedir; onu var eden şeyin kendisi devrimdir ve o devrimini yarattığı için devrimcidir; saygındır ve önemlidir, karşısında duran kişi dahi ona itibar etme gereğini duyumsayacaktır; ve belki de öykünecektir, ancak her hal ve şartta o entelektüel çizgisinden ödün vermeden yürüyecek, gecesi gündüze çevrilse de duvarları aşacaktır; karanlığın özlemi olamaz lakin gece karanlık değildir ve döngüsünde gün-ün habercisi ve onu doğurandır, zira tüm geceler güne bu nedenle gebedir; geceyi aydınlığa boğanlar karanlığı aydınlatamadıkları için asla gecenin rengi ile karanlığın rengini ayırt edemezler; şafak devrimciye vurur ve yeni dünya onun silüetinde şekillenir; ve devrimi ve devrimciyi kimse durduramaz; yolundan alıkoyamaz…

. Dil evrim sürecinde insanlığın ortak bir iletişim aracı olarak varlık kazanmıştır; coğrafyalara dağılan insan topluluklarının zaman içinde sözcükleri telaffuz etme biçimlerine bağlı olarak farklı diller geliştirmeleri onun, dilin ortak karakterini ortadan kaldırmayacaktır; ne ki, dilin karakteristik yapısı el-beyin-dil diyalektiği ile toplumsal ve tarihsel bir yapı oluşturur, onu öğrenme sürecine dayalı zeka ve zekanın gelişin sürecine etki eden faktörlere göre öğrenilmesini etkiler; ne ki, dilin doğuştan bir zeka gerektirip gerektirmediği şeklindeki soru onun soyut bir varlık gibi algılanmasına neden olacak türden bir sorudur; zira dil yaşayan bir olgudur, yeni doğmuş bir bebek yaban bir ortamda büyütülürse dili doğduğu toplumla benzeşmeyecektir ancak onu öğrenmesi hiç de zor olmayacaktır; buradan hareketle kartezyen düşünce tüm dillerin kısa sürede öğrenilebilecek yapıda olduklarını, tarihsel belleğin yön göstereceğini düşünmektedir. 

. Normların çatıştığı bir zamanda gökten zembille düşmüş gibi her şeyin güllük gülistanlık olduğu izlenimiyle kucaklaşmalar bir o kadar sahte, içeriksiz ve de yabancıdır…Kim neye soyunuyorsa bunu açık,aleni yapabilmeli; kapalı kapılar ardına sığınarak hoş görünmemelidir….Bir edimi yüklenen onu taşımalı, taşıyabilmelidir; haksıza her hal ve şartta direnmeyen, bunu onun yüzüne haykırmayan her kimse ne adil, ne de dürüst olamaz…Yalancı umutlara bel bağlamak ise utanılacak bir acizliktir.

. Kendi yazgısını gerektiğinde salto mortale olarak tanımlanan edimle varlığını sürdürebilenin bir başkasının ne birşey yapmasına ihtiyacı vardır, ne de beklentisi…Bir ötekinin yapıcı görünen davranışı yakın geçmişinin yanılgılarının özeleştirisini dahi yapamadığı bir düzlemde yanlış ama evet diyorum ile açıklanamaz, bir milyon yanlıştan bile bir doğru çıkmaz…Spartaküs’den bu yana insan ya özgürlük ya da kölelik arasında tercih yapmıştır..

. Kendini var etmek için mutlaka bir aday ve onun desteklenmesine gerek olmamalı; inadına buradayım demek adına hukuk isteniyorsa, çarpık düzenin tüm yok saydığı ve unutturmaya çalıştığı değerler üzerinden varlığı yeniden tanımlamak mümkün iken, evrensel tüm hukuk normlarının yok sayılmasına sessiz kalmak, bu normları yok sayanlara yandan destek vermekten başka ne olabilir ki? Yakışmış olmalı ki zaten sapla saman bu şekilde ayrışır!

.Sokak çocukları sokak hayvanlarından daha değersiz olamaz, asla ve kat a böyle bir şey dile bile gelmemeli…O zaman soru şu, bu ülkede sokak çocuğu var mı, varsa nerede ve ne kadar, kim bunları korumak için çaba harcıyor? Bugüne kadar neden gündeme dahi alınmadılar ve bugün gündemde, önceden yok muydu sanki…Tüm canlılara yaşam hakkı tanınmalı ancak yaşam hakkı yaşamı katledenin gündem olarak belirleyeceği bir argüman olmamalı…Karşı duruş sergilenecekse paradigmaya sığınmadan sergilenmeli…Tüm canlıyı korumak adına barış, inadına barış…

.Yok sayanı yok saymazsan yok olursun…Haklı isen dil dökme, hiçbir şeyden medet umma, yalnız olmayacaksın, kimseyi suçlamadan ve suç ortağı aramadan sadece kendin ol…Paradigmayı değiştirmek, yeniyi yaratmak devrimsel bir dönüşümdür, demokrasi tanımı yeniden yapılmalı…Vatandaş kendi kendini yönetmeli, insan vatandaş önünde yer almalı, bağsız, özgür ve etkin…

.Halaylar, türküler ve renkler kaba sığmaz, #takriri sükun yasası# olsa bile…Yasalar insan içindir, insana karşı olamaz, hiç bir norm insanın insan olmaktan kaynaklı bir edimine ne engel olabilir ne de karşısında…Faşizme karşı durmak bir insanlık görevi ise, ve bu görevi üstlenen her kimse saygı duymalı…Ya kaçanlara ne demeli?

.Kim ne derse desin irade özgürse eğer teslim olmak özgür iradenin inkarıdır; entelektüel olan, her kesimin biat etmesine rağmen inatla gerçeği dile getirip, pratik gerçeği ortaya serme cesaretidir.

.Herşey kendin için çizdiğin çerçevede yaşanır; bir ötekine gerek duysan da, önce kendini var etmelisin…Ben olmadan sen ve öteki de olmaz ve tam tersi de geçerli: öyle ise yok sayma…Beni yok sayan iraden bana değil sana zarar verir, zira sen yok dediğin için yok olmuyorum…İradem güçsüz değil, zayıf değil, bir çırpıda yere serilmez, iradem hapsedilmez, özgür, evrensel ve asi….

.Entelektüel sorgulama biat etmeyi ret eder; irademe kimse ipotek koymasın, hiç kimse yaşanmış geçmişteki kayıpları yok sayarak, yaşanacak kayıpların öncüsü olmaya sıvanmasın; kol kırılsa da yen içinde kalmaz…Utanç kalır geride…Şerem 9 şubat

.Hiçbir şey eskisi gibi asla olamaz; zira herşey değişir, mesele değişimin şeklidir. Kim ne kadar değişmiş bunu zaman gösterir, ya olumludur ya da olumsuz…Samimi olan eğrisini doğrusunu, iyisini kötüsünü olduğu gibi görür ve baş eğmez…Baş eğmeyen irade değişmeyendir, güçlü ve azimlidir…Kimse ona diz çökertemez, yaşama uyarlanan çözüme dair değişimi devrime dönüştürebilene aşk olsun…….

.Kaygıları ortaklaşamayan hiç kimsenin güncel ya da geleceğe dair ortak bir sevinçten, ortaklaşacağı herhangi bir bahardan ya da bayramdan söz etmesi ne kadar içten olabilir ki? Bir yanım kızılca kıyamet yangın yeri iken öbür yanım bayram, bahar olamaz. Eğri oturanın doğru konuştuğuna tanık bulunmaz; zorunlu tarihsel bir sürgünü yaşıyorsa ruh, iflah olmaz ve yanaşacağı liman yok demektir. Nihayetinde insan nasıl tek doğuyorsa, ölümünde de yalnız olacaktır. Kaygı ve sevinçte ortaklaşabilene selam olsun…

.Yaşanmış geçmiş değiştirilemez; bazı şeyleri unutmak yaşamı kolaylaştırır. Her yaşanmışlık unutulamaz; bazıları herdaim hafızada kazınmış olarak varlığını korur…Kim neye gerek duyumsuyor, bu gereksinimin güncel karşılığı nedir? Ne demişler “dün dündü, bugün bugün”oysa ne dün bugündür ne de bugün yarın…Kim ezmiş, sömürmüş ve katletmiş ise, kim ötekileştirip yok saymış ise ve kim sokakta bir cesedi günlerce sahipsiz bırakmış, ya da başka cesedi araca bağlayıp sürüklemiş ise, hukuk adına bunun hesabını veremiyorsa, vicdan denilen mevhum biat etmeksizin her taltifi red edecektir….yaşamak ölmekten zordur….

.Poker oynayan her oyuncu blöf yapar; ve en gerçekçi blöf yapan kazanır; kasa kaybetse de kazancı herdaim fazladır, nihayetinde kasa dışındaki tüm oyuncular kazanan olsa da kaybetmiştir. Oysa  briç daha iyi, zira tabana yayılmış, söylemi şeffaf, demokratik bir paydaşlığa, dayanışmaya dayanır, briçle asla kumar oynanamamasının nedeni de budur; zira demokratik hayat bir kumar değildir…

.Ezber olan düşünce tartışmaya gerek duymaz, sadece ezberlenmesine odaklanır, doğru mu değil mi önemsizdir onun için…Ezber bozan düşünce tartışmaya, eleştiriye, çözüme odaklanır, ön yargısı yoktur ve Marx’ın dediği gibi sadece yorumlamaz dünyayı değiştirir; devrim nedir sorusuna yanıt aranmadan yapılan tüm analizler tabularasa,boş levhadan ibarettir .

.Herkes kendi adına konuşmalı, bir diğeri adına değil…üçüncü yolun mümkün olduğuna dair bir inanç varsa buna dair söz ve edime saygı duymak düşer…direnerek kazanan ya da yol alanlar kimsenin yedeği, stepnesi hiç bir zaman olmadı….devrime inançla bağlı olan hayatı değiştirir…

.İnsan onurunu yaralayan, aşağılayan, küçümseyen, yok sayan ve temelde sömürüyü esas alan yanlışa hayır demek entelektüelin izleyeceği yöntemdir ve bunu zamana ötelemek gibi bir lüksü olamaz. Zira güncel tüm haksız ve onur kırıcı edime bugün hayır demediği an, yarın bunu dillendirmesinin hiçbir değeri olmayacaktır. Tutsaklık özgürlüğün bedeli olamaz…

.Ahlak bekçilerinin kadını dizayn etmeye yönelik aciz söylemlerine Ezidi katliamlarına karşı direnen kadının eylemi yeter de artar; zira bunu da anlamayacak basiretsizliktedir…kadını küçümseyen her ne düşünce olursa olsun, özde kendini küçümser ve acizliğini ifşa eder…Şengal ‘de katiamı kim yaptı buna engel olmaya kim kol kanat oldu? Kadını ve direnen halkı basite alan bağnaz düşünce tarih sahnesinde silinmeye mahkumdur…

.Şekil ve içerik prototip olduğunda asıl olanın değerini kendi mi prototip mi belirler? Bu iki değer bir diğerine eşittir; asıl neyse prototip de odur…Büyük problemler küçültülerek çözülemezler, sadece zamana yayılır ve bu sürede her taraf stratejik pozisyon edinmeye çalışır…Somut değişim ve toplum yararına bir dönüşüm ancak anti kapitalist, anti emperyalist yaklaşımlarla sağlanır; bilen biliyor zaten…

.Toptan kapandım yaşarsam on yıl sonra açıklarım…..Çünkü ben seni senden koruyorum; çünkü ben seni senden daha çok düşünüyorum, senin ne düşünmeye ne de korunmaya gücün yetmez…İsaac Asimov diyor ki #ahlak öğretin doğru bildiğini yapmana engel olmasın#, Nietsch diyor ki # bildiğini söylememek ahlaksızlıktır# Julian Benda diyor ki # entelektüelin görevi, dünyanın önünde diz çöktüğü haksız olana karşı durmaktır# bilgeler böyle buyurmuş ve demem o ki, açıksam, gizlim saklım yoksa utancım da yok demektir ve beni bırak da ben düşüneyim; zahmet etme…

.Diyalektik tarihi materyalizm sınıflar arası çelişkiler üzerine inşa edilmiştir. -materyalizm bilimsel felsefenin temelidir- Kapitalizmin şafağında faşizm henüz boy göstermediğinden buna dair/faşizme dair tanım yapmaktan uzaktadır. Faşizm, kapitalizmin son yüz-yılda emperyalist güçlerin başvurdukları şiddetin yenilenmiş biçimidir. Kapitalist merkezde en belirgin şekilde ortaya çıkmasının nedeni de içsel çelişkisinden kaynaklanmasıdır. Kapitalist emperyalist yayılmacılık faşizm olmadan gerçekleşemez. Faşizmi salt devlet/güç/iktidar ile sınırlı görmemek gerekir; faşizm, çıkarlar uğruna tüm gerçekliğin reddi ve sindirilmesi için gerekli tüm enerjinin harcanmasını ifade eder; karşısında hiç bir güç tanımaz. Temelde insan iradesini egemenliği altına alma, kimliksizleştirip insanı tabi kılmaya ve böylece egemen sınıf lehine çevirmeye yönelir. Faşizm bir ideoloji değildir; zira faşizm ile insan, hak ve adaletin yan yana geldiği hiç görülmüş müdür? Demek ki faşizmin olduğu yerde hak, hukuk, adalet olamaz. İdeolojisi olmayan bir sapmanın toplumsal ve demokratik dönüşümlere lokomotif olmasını beklemek ise acizliktir; kısacası faşizan yöntemler ile demokratik çözümler üretilemez…

Nejdet Evren

Akarca/farklı güncel zamanlar

2025