Alman Türk silah arkadaşlığı ve Ermeniler

Balkan Savaşlarından sonra iflas etmiş ve dağılma telaşına düşmüş Osmanlı topraklarında yaratılan savaş ve yok oluş psikolojisi Ermenilerin imhası için kullanılmıştır. Bunda Alman parası ve silahları önemli bir etkendir… Savaşta Alman kurmayların tavsiyesi “Hinterland”daki “düşmanların” yani Ermenilerin buralardan uzaklaştırılması olmuştur.

Serdar Dinçer, Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler’de bugüne kadar az bilinen ya da hiç bilinmeyen tarihe ışık tutuyor. Alman militarizminin Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na nasıl sürüklediğini, Ermeni Soykırımı’ndaki rolü, emperyal planlarını; Osmanlı’nın bunlara yaklaşımını Alman belgeleri üzerinden çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Ermeni Soykırımı’na daha yakından bakmak için İletişim Yayınlarından çıkan Serdar Dinçer’in kitabı önemli bir kaynak olabilir. Biz de Serdar Dinçer’e Almanya’nın soykırımdaki rolünü sorduk…

1. DÜNYA SAVAŞINI ERMENİLERİ ATLAYARAK ANLATAMAZSINIZ

Tarihsel belgeler üzerinde kapsamlı bir çalışma yaptınız. Böyle bir çalışmaya neden girdiniz?
Benim Türkiye için önemli bulduğum ve kendime çalışma alanı olarak seçtiğim konu yurdumuzun ezeli belası olan militarizm ve bundan kaynaklanan ırkçı-şeriatçı kul kafasıdır. Bunu Alman demokratlarının, emekçilerinin deneyimlerinden yararlanarak Türkiye’ye yönelik çeviriler vb. ile yapmaya çalışıyorum. Bunun için 2006 yılında Almanya. Bir Kış Masalı ve Diyalektiğin Şairi Heinrich Heine” isimli bir kitap yayımlamıştım. Bundan sonra da yine aynı amaca yönelik bir Tucholsky çalışması için 1. Dünya Savaşı ve sonrasını incelemeye, bu bağlamda Ermeni sorununa yoğunlaşmaya başlamıştım. Çünkü Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı tarihini Ermenileri atlayarak anlatamazsınız. Tam bu hazırlıklarım sırasında yazılarını sürekli takip ettiğim Hrant Dink öldürüldü. Bu cinayet beni öylesine üzdü ve utandırdı ki, çalışmamda Ermeniler konusu giderek daha da ağır basmaya başladı. Bu arada 2007 baharında tanıştığım Wolfgang Gust ve onun kitabı ile Armenocide.net sitesi tamamen Ermeni Soykırımı belgelerinin çevirisine yönelmeme neden oldu. Bu niyetle gittiğim Alman Dışişleri Bakanlığı politik arşivinde yüzlerce başka dosyayla karşılaşınca çok şaşırdım. Buradaki askeriye, donanma, maliye genel politika, beslenme, demir yolları vb. dosyalarına da girip buradan seçtiğim belgeleri Ermeni dosyalarındakilerle iç içe kronolojik bir sıraya sokunca karşıma dev bir manzara çıktı. Bunları kitaplardaki bilgilerle de harmanlayınca iki kitap ortaya çıktı. 2011’de yayımlanan “Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler” ile 2014 yazında yayımlanan “Krupp’un Bitmeyen ‚Balkan Savaşı, Sürgün ve Soykırım.”

SOYKIRIM’DA ALMANYA ETKİSİ

Ermeni Soykırımı konusunda Almanya’nın rolü ve etkisi sizce nedir?
Bence şayet Osmanlı, Wilhelm ve onun Türkiye’deki kafadarları Enver Paşa ve Talât Paşa kliğince savaşa sürüklenmeseydi, Ermenilere karşı uygulanan sürgün ve imha politikası asla bu boyutlara varamazdı. Balkan Savaşlarından sonra iflas etmiş ve dağılma telaşına düşmüş Osmanlı topraklarında yaratılan savaş ve yok oluş psikolojisi Ermenilerin imhası için kullanılmıştır. Bunda Alman parası ve silahları önemli bir etkendir. Ayrıca Türk ordusunda büyük etkinliği olan Alman subayları ve Almanya eğitimli Türk subaylarının rolü büyüktür. Savaş patlayınca Alman kurmayların ilk tavsiyelerinden biri “Hinterland”daki “düşmanların” yani Ermenilerin buralardan uzaklaştırılması olmuştur. Bu “uzaklaştırmada” ve doğrudan topla-tüfekle imha hareketinde Zeytun, Urfa civarındaki Yarbay Woilfskeel gibi subaylar görev almış, bununla böbürlenmişlerdir. Enver Paşa’nın senli benli ahbabı Donanma Ataşesi Hans Humann ve Enver Paşa’nın kurmayı Bronsart von Schellendorf Paşa katliamları alabildiğine desteklemişlerdir.

AMİRAL WİLHELM ENVER PAŞA KARDEŞLİĞİ

Belgeler, Almanya ve Osmanlı arasında sıkı bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor; sizce bu ilişkinin temelinde ne yatıyor; gerçekten dostluk ve halkların kardeşliği üzerine mi yoksa çıkar ve hesap üzerine kurulu bir yakınlık mı söz konusuydu iki devlet arasında?
Bu ilişkinin temelinde yatan ortak yan “kafa birliğidir”. Bu kafa maceracı, emek düşmanı, militarist Hunlu kafasıdır. Wilhelm Çin’e katliama yolladığı askerlerine “Hunlular gibi olmaları” öğüdünü vermiştir. Bize “atalarımız” diye anlatılan bu “Hunlular” kimdir? Bütün Avrupa halklarını önüne katıp kovalayan ve tarihe “Halklar Göçü” (Völkerwanderung) diye geçen korkunç olayı yaratan talancı, katliamcı bir güruh. Bunları mı kendimize örnek alacağız? Alnının teriyle, namusuyla ekmeğini kazanan hiçbir insan böylesi bir asalak sürüsünü ata sayamaz. İşte tam bunlara özenen Wilhelm, Enver Paşa’da “ruh kardeşini” bulmuştur. İkisi de, göksel güçlerin de kayırmasıyla, dünyaya hükmetme sevdasındaki kumarbazlardı. Wilhelm daha önce de kelleler kopartan ulu hakan Abdülhamid’in dostuydu. Osmanlı ordusunun önde gelen subaylarının önemli bir bölümü Prusya eğitimlidir. Müslümanlara dayatılan kafa bir yanda Hunlardan, Yavuz Sultan Selim’lerden gelen kul ruhu, diğer yanda Prusya militarizminden kaynaklanan kadavra itaatkarlığıydı.Türkiye’ye gelen Alman subaylarının önemli bir bölümü Çin ve Afrika deneyimliydi. Bunlar sömürgelerde, Çin’deki Boksör Ayaklanması ve Herero Soykırımı gibi katliamlarda hiç cezasız cana kıyılabileceğini öğrenmişlerdi. Bu “kültürle” kimi Türk militerindeki “imparatorlukçu fütuhat kültürü” birbirini, tencere-kapak misali, buldu, iki taraf da birbirinden “ilham” aldı. Bu Alman subaylar daha sonraki Hitler hareketinin de baş dayanakları oldular. Bunlara karşı da halkların kardeşliği yer alıyordu, alıyor. Ermeni katliamlarına, soykırımına Reichstag’da ilk karşı çıkanlar, protesto sesini yükseltenler Karl Liebknecht gibi sosyalistlerdi.

Peki ya savaş sonrası Almanya’da sosyalist hareket nasıldı?
Savaşın sonunda Almanya’da korkunç bir açlık, yoksulluk ve salgın hastalıklardan bunalan emekçiler grevlerle savaşa tepkisini gösterdi. Karada savaşı kaybeden Wilhelm’in elindeki son silahını, o zamana dek limanlarda koruduğu donanmasını yeniden ateşe atma emri bardağı taşıran son damla oldu ve donanma tayfalarının isyanıyla Kasım Devrimi başladı Wilhelm kaçmak zorunda kaldı. Ancak devrim militaristlerin kanlı darbeleri altında başarısızlığa uğradı. Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg öldürüldüler. Buradaki bir tesadüf Osmanlı ve Balkan halkları ile Alman halkının ortak düşmanlarının da bir sembolü oldu.
Bayıltılmış Rosa Luxemburg’un başına öldürücü kurşunu sıkan donanma subayının adı Hermann Souchon’dur ve bu katil Türkiye ve Balkan’ı da ateşe atan Amiral Wilhelm Souchon’un yeğenidir.
Türkiye’nin Göben’le savaşa sürüklenmesinde başrollerden birini oynayan Amiral Wilhelm Souchon Ermeni imhası üzerine günlüğüne 15 Ağustos .1915’de “Türkiye Ermenilere karşı mümkün olduğunca sessiz ve radikal şekilde yürüyor (Bunların 3/4’ü bertaraf edilmiş bile). Umarım bu dram yakında son bulur” diye yazmış, 4 gün sonra da şu cümleyi eklemiştir: “Türkiye, son Ermeniyi de öldürdüğünde kurtulmuş olacak.”

SOYKIRIMA KARŞI ÇIKAN TEK ASKER

Almanya’nın bu soykırımda rolünü açıkça gösteren belge ya da belgeler söz konusu mu?
Doğrudan resmi dışişleri belgesi olarak Türkiye’deki askeri demir yolu sevkiyatının şefi ve Enver Paşa’nın yakın adamı Böttrich’in imzalı bir emri var. Bu hatların asıl sahibi (Deutsche Bank’a bağlı) Anadolu-Bağdat Hatları Müdürvekili Günther böyle açıkça imzalı belge bırakılmasını eleştiriyor. Bronsart Erzurum konsolos vekilinin Ermeni sürgününe karşı yolladığı rapora Ermeniler yerine Türklere yardım edilmesini isteyen el yazısı not düşüyor. Halep Konsolosu Rössler‘in Wolffskeel’in alabildiğine angaje tutumunu eleştiren raporu var. Wolffskeel ayrıca ailesine yazdığı mektuplarda Urfa’daki Ermeni savunmacılarını nasıl topa tuttuğunu ve ev ev nasıl ilerlediğini övünerek anlatıyor.
Ermeni Soykırımı’na karşı çıkan ve Türkiye’deki askerler arasında sadece Liman von Sanders’le anlaşabilen Büyükelçi Wolff-Metternich’in, Alman para ve silahları olmadan yönetici kliğin hiçbir şey yapamayacağını vurgulayan, bunun için Alman yönetiminin çekingenliği bırakıp soykırım hareketine karşı aktif müdahale etmesini isteyen raporuna, Şansölye Bethmann Hollweg “Bir müttefikten, süren savaş sırasında, önerildiği gibi kamu önünde hesap sorulması, şimdiye dek tarihte hiç rastlanmamış bir önlemdir. Bizim tek hedefimiz, Türkiye’yi savaşın sonuna dek kendi tarafımızda tutmaktır, bu arada Ermeniler mahvolur veya olmaz, fark etmez. Daha uzun sürecek savaşta bizim Türklere daha, çok ihtiyacımız olacak” yanıtını veriyor. Yani soykırım kurbanları “tali zayiattır”. Metternich Enver Paşa -Talât Paşa kliğine dayanan Kara Kemal’in halkı kıtlık ve açlığa gark‘ eden karaborsacı “Cemiyet”i üzerine de raporlar yazıyor. Sonunda Enver, Alman başkarargahına kadar gidip Metternich’in geri alınmasını sağlıyor.

TARİH ÜÇ BEŞ UYANIĞA BIRAKILAMAZ

Türk ve Alman politikacıların sık sık, “bu politikanın değil, tarihçilerin işidir; arşivleri açalım bakalım ne olmuş” dediğine tanık oluyoruz. Siz bir araştırmacı olarak tarihsel belgelerin bir bölümünü taradınız; ne gördünüz, vardığınız sonuç ne oldu?
O zırvayı ciddiye alanların sayısı giderek azalıyor. Tarihimiz kimliğimizi ve geleceğimizi belirliyor. Tarih bence, kendini tanımak, bilmek ve geleceğini aktif şekillendirmek isteyen, kulluktan kendini azat etmeye çalışan herkesin, her dürüst emekçinin ilgi alanında olmalıdır. Üç-beş uyanığa bırakılamaz.

ARŞİVLERİN YANDIĞI İLERİ SÜRÜLÜYOR

Ermeni Soykırımı’nda Almanya’nın rolünü daha net görebilmek için hâlâ gün yüzüne çıkarılması gereken bilgi ve belgeler olduğunu düşünüyor musunuz?
Askeri arşiv belgelerinin 2. Dünya Savaşı’nda “yandığı” iddia ediliyor. Ben buna inanmıyorum. Ayrıca Enver Paşa’ya sürekli eşlik eden General Lossow gibilerinin geride bıraktığı özel arşivler varmış. Bunlara Krupp, Deutsche Bank gibi şirket arşivleri de eklenebilir. Ben oraya buraya seyahat edip böylesi arşivlere girecek maddi olanaklara sahip değildim. Bir amatör olarak bu kadarını yapabildim, ancak sanırım bu bile epey bir netlik getirdi.

SERDAR DİNÇER KİMDİR?

1953’de Alaşehir’de doğan Serdar Dinçer İzmir Atatürk Lisesini bitirdikten sonra 1970 sonunda Etibank burslusu olarak Almanya’ya gitti. Berlin Teknik Üniversitesi Maden Fakültesinden 1978’de mezun oldu. Doktora çalışması sırasında zamanın Çalışma Bakanı Hilmi İşgüzar tarafından vatandaşlıktan atılması istendiği için Türkiye‘ye dönüş yapamadı. Tükiye’ye dönüş mümkün olduğunda artık onun için ikinci göç başlayacaktı, tercih etmedi.
2006 yılında Almanya’da Bir Kış Masalı ve Diyalektiğin Şairi Heinrich Heine isimli kitabını yayımladı. 2011 yılında da İletişim Yayınları arasında “Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler”, 2014 yılında Favori Yayınları’nda “Krupp’un Bitmeyen Balkan Savaşı, Sürgün ve Soykırım” isimli kitapları çıktı.

www.evrensel.net, 19 Nisan 2015

Yorum yapın

Daha fazla Ermeni Edebiyatı, Söyleşi, Tarih
Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın TRT arşivinde bulunan yüksek çözünürlüklü görüntülü ve sesli konuşması için "devamını oku"yu tıklayınız

Kapat