Galeano’nun anahtarları – Önder Göksal

Son günlerde bütün iyi yazarlar söz birliği etmişçesine terki diyar ediyor. Yaşar Kemal, Günter Grass derken bir de Latin Amerika’nın kıtaları birleştiren sesi Eduardo Galeano edebiyat severleri üzdü.

Sevdiğim bir yazar hayatını kaybedince kitaplığımdan o yazara ait kitapların hepsini çıkarır göz gezdiririm, o kitaplardan rastgele bölümler açar birkaç sayfa okur, kitabı hatırlamaya çalışırım. Altını çizdiğim bölümler varsa oraları okurum. (Evet zaman zaman dayanamayıp kitaplarını çizenlerdenim) Bu ritüeli Yaşar Kemal ölünce de yapmıştım; son olarak Galeano için de tekerrür etti bu gelenek. Elbette benim gibi iflah olmaz bir futbol tutkunu için başucu kitabı olarak kabul ettiğim ‘Gölgede ve Güneşte Futbol’ onun kitaplığımdaki kitapları arasında en yıpranmış olanı. Galeano benim gibi hasbelkader futbol yazıları yazmaya çalışan biri için yazdığı her satır kıskanılacak bir yazar. Futbol adına yazılacak bir şey bırakmamış dersek yanılmış olmayız. Daha doğrusu futbolun felsefesi ve şimdiki futbol algısı adına onun tespitlerine yaklaşan kimse olmadı daha.
“Futbolun öyküsü, zevkten zorunluluğa uzanan hüzünlü bir öyküdür. Spor bir endüstriye dönüştüğü oranda, iş olsun diye oynandığı zamanki güzelliğinden bir şeyler kaybetmiştir.”

EZİLENLERİN YAZARI

‘Bir yazar neden okunur ve sevilir?’ sorusunun yanıtı acılardan geçiyor. Toplumların çektiği acıları anlatan, o acılara ortak olan; ezilenden yana taraf olan her yazar büyük bir okur kitlesine sahip oluyor. Bu durumdaki yazarlar okunmak bir yana sözü dinlenen, danışılan bir Dede Korkut’a dönüşüyor. Galeano da bu yazarlardan biriydi. Onun yaşanmışlıklardan çıkardığı ana fikri görmeden dünyayı yorumlamak yanlış olur.
Kitaplığımdan inen Galeano kitaplarından biri de okuduğum ilk kitabı olan ‘Tepetaklak / Tersine Dünya Okulu’ Kitabın ön kapağına göz attıktan sonra kitabın arka kapağındaki yazısını okudum. O kapaktaki tanıtım yazısının son cümlesi Galeano’nun neden büyük bir yazar olduğunu bana bir kez daha kanıtladı; o bize ihtiyacımız olan en büyük şeyi veriyordu: Umut etmek!
(…) “Hâlâ hayat var, uslu uslu boyun eğmeyi reddedenlerin arzusu… Bu dünya tepetaklak ve bakalım onu ters çevirebilecek miyiz, onu deniyoruz!” ( Tepetaklak /Tersine Dünya Okulu – Arka kapak )

UTANÇ VEREN İNSANLIK TARİHİNİN YAZARI

Onun kalemi bize hiç masum olmadığımızı gösteriyor. İnsanlığın kendisini yok etmek için verdiği uğraş onun kelimeleri ile daha çarpıcı hale büründü. Nijerya’da petrol şirketleri yüzünden doğası yok olan yoksul Nijeryalının sesiydi o, Brezilya ve Çernobil’deki nükleer felaketler ile sarsılan yöre halkının çığlığıydı. 1992’deki Mexico City depreminde müteahhitlerin temelsiz binalarından oluşan enkaz yığını altında kalan 5000 kişinin çırpınışıydı…
Ve iktidarlar… Gücü elinde bulunduranlar… Daha fazla para için doğayı ve masum insanların hayatını hiçe sayan iktidarlar… İnsana değil de paraya saygı duyan iktidarlar Galeano’nun mürekkebiyle yargılandı. Yasalarıyla eşitliği sunduğunu söyleyen iktidarlar onun hep hedefindeydi.
“Yasalar karşısında hepimiz eşitiz. Hangi yasalar karşısında? İlahi yasalar mı? Yeryüzü yasalarında, eşitlik her zaman ve her yerde eşitsizliğe dönüşüyor, çünkü iktidarın adalet terazisinin kefelerinden birinin üzerine oturmak gibi bir huyu var.” ( Tepetaklak /Tersine Dünya Okulu )

BİR YAZAR ÖLDÜĞÜNDE

Öldük, daha önce de öldük şimdi de ölüyoruz ve ilerde de öleceğiz. Yaşamın karşıtı olan ölüm her canlı için her an, her saniye, her dakika olası bir gerçek; ama yazarlar ve şairler için ölüm hiçbir zaman tek başına bir ölüm olmamıştır. Onların ölümleri bir toplu yalnızlıktır okurları için. Satırlarını ve düşüncelerini okurlarına miras bıraksalar da “Yaşasaydı bu durumu nasıl anlatırdı acaba!” cümlesi içerisinde yaşarlar. Galeano da öyle bir yazar. Safı belli ama kelimeleri ile çizdiği resmin her zaman seyredilmesi gereken bir yazar. Düzenli aralıklarla; ama sonsuza kadar kitapçılara gidip “Galeano’nun son kitabı geldi mi?” sorusunun sorulması insanlık adına hiç de fena olmazdı.
Ve ritüel tamamlanıyor, ölen bir yazardan sonra raftan inen kitaplar ve rastgele sayfalar… rastgele paragraflar ve cümleler… İşte son bir tane daha: “Doğa ve insan haklarını en fazla ihlal edenler asla hapse girmez; onlarda cezaevlerinin anahtarları var.”
O anahtarları alıp doğa ve insan haklarını ihlal edenleri o cezaevlerine tıktığımız gün sana da bir selam göndereceğiz Eduardo.

Önder Göksal
(www.evrensel.net 19 Nisan 2015)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
“Evet, ne yazık ki Türkiye’de Günter Grass okunmuyor”

Teneke Trampet'i nasıl okuyacağız? Bugün Günter Grass'ın kitapçılarda neredeyse hiçbir kitabı yok. Teneke Trampet'in bile 2000 yılından sonra yeni baskısı...

Kapat