Antakya Kahvehaneleri Deyince? – Müslüm Kabadayı

Bedri Rahmi Eyüboğlu, ?Trabzon deyince aklıma bir salkım karayemiş gelir? der ?Trabzon Deyince? şiirinde. Antakya deyince, aklımıza tek bir şey gelmez; defne, künefe, humus, lehm-i varak (kâğıt kebap) başta olmak üzere birçok şeyi arka arkaya dizebiliriz. Nedense, kentlerle ilgili betimlemelerde ya da zihinlerde kalıcı olan şeylerin başında ?yiyecek?lerin adları vardır. ?Can boğazdan geçer?le bağlantılı bir öncelik olsa gerek bu. Şam deyince ?şeker? gelir akla, Halep deyince ?süt? ve New York deyince ?elma?? Ha, Şam deyince bir de ?yasemin? çiçeği dillerden düşmez. Antakya için de ?defne?yi baş tacı yapmak gerekir ki, tarihte egemenlerin başını süsleyen ?taç? olarak kullanılması boşuna değildir.
Antakya kahvehaneleri deyince de benim aklıma ?Kuru Abdo? ve ?Şekibi?l-âmâ? gelir. Neden bu iki insanın aklımıza düştüğüne gelince? Kuru Abdo, Uzunçarşı Orta Kahve?de; Şekibi?l-âmâ ise Affan (İnci) Kahvesi?nde öne çıkan iki tiptir. Biri ?arkası yarın? olarak adlandırılan takip eden masallar, hikayeler anlatırken; diğeri Arapça maniler, tekerlemeler, hicivler söylermiş. Kitle iletişim araçlarının henüz evlere girmediği dönemlere kadar (radyo, tv vb.) özellikle uzun kış gecelerinde evlerde bir araya gelen akraba, dost ve komşular oyunlar oynar, türkü ve şarkılar söyler, masallar anlatırlardı. Erkeklerin eğlence mekanlarının başında da kahvehaneler gelirdi. (Cumhuriyet döneminde ?modernleşme?nin bir göstergesi olarak kentlerde Kadın Kulüpleri de devreye girmişti. Antakya Kadınlar Kulübü de 1950?lerden itibaren kentin burjuva kültürüne renk katmıştır.) Dolayısıyla bu eğlence mekanlarının renkli kişilikleri arasında ?hikaye etme? yeteneği güçlü olanlar, herkes tarafından takdir edilirdi. Bir bakıma eğlence kaynağı olan bu kişiler, aynı zamanda kentlilerin derin belleği olarak yaşarlardı.
Kuru Abdo?nun her akşam Antakya masallarından (haket), halk hikayelerinden, bazen de manzum hikayelerden örnekler anlattığı Uzunçarşı Orta Kahve?ye, sabahleyin ilk gelen müşteriye parasız kahve ikram etmek, gelenekselleşmiştir. Benzer bir geleneğin, Şam?da 400 yıllık bir kahvehanede sürdüğünü, ilk kez 2002?de görmüştüm. İki ay Arapça öğrenmek üzere Mahed?e gittiğim Şam?da yorgunluk atmak ve farklı bir kültürü tanımak amacıyla arada bir gittiğim ?Al-Navfara? kahvesinde hoş kokulu şekersiz kahvemi içer, kendimden geçerdim. Turistlerin çok rağbet ettiği burada her masada bir taraftan nargileler fokurdarken, eğer yolunuz kahveye akşam altı gibi düşmüşse, elinde sopası, yüksek bir koltuğa oturmuş ?Hakaviti? denilen ?hikaye anlatıcısı?yla karşılaşırsınız. Bu anlatıcını Arapça hikayelerini iki kez dinleme olanağı bulmuştum, Arapçanın kendine özgü ahengiyle su gibi akan bu hikayelerde ne olduğunu tam anlamasam da birinde Leyla ve Mecnun?un aşkının anlatıldığını fark etmiştim. Tabii Arap kültüründe yer alan Cuha, yani bizdeki Nasrettin Hoca?ya benzer bir tipin hikaye ve fıkralarına da yer verildiğini söylemişlerdi. En son 2010?da eşim Sevda Hanım?la gittiğimizde, öğle saatlerine denk geldiği için, babadan oğla geçerek 400 yıldır süren bu hikaye anlatıcısını görme olanağı bulamamıştık. Bizim Kuru Abdo ile ?Hakaviti?nin aynı geleneğin iki dilde (Türkçe-Arapça) sürdürücüsü olduklarını düşünüp, aslında kahvehanelere ?kıraathane? dendiği aklıma geldi. Eskiden, yaklaşık 500 yıl önce İstanbul ve Bursa?daki kahvelerde bir arya gelen sanatçılar edebiyat sohbetleri yapar, şiirler okurlarmış. Zaten ?kıraathane? de ?okumaevi? anlamına geliyor. Ne yazık ki zamanla ?tembellikevi?ne dönüşen kahveler, zamanla domino, tavla, kâğıt oyunlarının mekanı haline gelmiş. Bu durumu, tersine dönüştürmenin, yani edebiyat söyleşilerinin yapıldığı; şiirlerin, kitap ve gazetelerin okunduğu kahvelere kavuşmanın zamanı?
Şekibi?l-âmâ?ya gelince? Kahvelerdeki şiirin, edebi sohbetlerin küçük bir örneği olarak niteleyebileceğimiz Affan Kahvesi?ne geldiğinde, herkesin pür-dikkat kesildiği Kör Şekip, herkesi sesinden tanıdığı gibi, merhabalaştığı insanların ikinci kez elini sıktığında, hemen adıyla hitap edecek kadar duyargaları güçlü bir insanmış. 1930?da yapıldığı bilinen, hatta mimarının bir Rus olduğu söylenen Affan Kahvesi?nde kendisine takılan kişilere maniler dizermiş Arapça. Onlardan birkaçını örneklemek istiyorum.
1. ?Mehmet Ali habbi, hab bint Konyal?e/ Lebbese minil dehep belde/ Basa min ayna min viçça/ Atito bil elf miye?
?Mehmet Ali, Konyalı bir kızı sevdi/ O kendisine altından bir elbise giydirdi/ Gözünden ve yüzünden öptü/ Kız kendisine binlikler ve yüzlükler verdi?
2. ?Feyruz, bi şehir temmuz/ Abana kasit buz/ Kiffit muz/ Allayınanlu helbuz?
?Feyruz, aylardan temmuz/ Bize bir kâse buz/ Bir sepet muz(doldurdu)/ Lanet olsun çehresine?
3. ?Habip, ekel felfle hebib bip/ Rah neğit tabib/ Darabo hamsin kadip?
?Habip, biber yedi ve alabildiğine yandı/ Doktora gitti/ Doktor elli çubuk vurdu?
4. ?Süleyman, bihibin nisvan/ Bufut bil bistan/ Birget halfın nisvan?
?Süleyman, kadınları sever/ Bostana geçer/ Kadınların peşine düşer?

Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere doğaçlama uyaklı sözlerle kişiyi, bir durum ya da olayı anında betimleyen Şekibi?l-âmâ, Affan Kahvesi?ne olduğu kadar yaşadığı kentin sokaklarına, çarşılarına da renk katan bir kişilik? Onun geceleri dışarıda dolaştığında ?fener?ini tutarak kendisine yardım eden Necimü?l-şeyni (Sakat Necmi) ve çok ustaca çaldığı kemanıyla gezintilerine renk katan Genim Demirel?le düşüp kalktığını bilen hemşehrileri, onlara ?üçlü kafadar? diye seslenirmiş. Bunların ortak özellikleri bekar olmaları ve yaşamın zorluklarını birlikte göğüslemeleridir. Arkadaşlarıyla kader birliği yapan Şekibi?l-âmâ?ya uyaklı ve ölçülü taşlamalarıyla takılan ve böylece atışmanın gündemden düşmediği Kör Ali?den söz edilir.
Ramazan aylarında maniler dizerek insanları eğlendiren ve böylece yardım toplayan Şekibi?l-âmâ?nın Türkçe söylediği manilerden biri şöyle:
?Çıkalım sağa ağa
İnelim bağa ağa
Hey İbrahim Ağa
Gönder bahşişi bana?

Onun niçin evlenmediğini de ele veren Arapça deyişi de şöyle:
?He?z-zaman beddu ras
Iykun melyen van
Kalb min hacari?l-savvan
Ya amma şatır fennen
Hette yıkdır annisvan?

Kadınlara ilişkin bir önyargıyı dile getiren bu manzumenin özeti şöyle: ?Bu zamanda kafamız bilgiyle dolacak ki, kadınlarla baş edebilelim.?
Doğrusu, bu insanları anlatırken, bir kentin toplumsal buluşma ortamlarının nasıl olması gerektiğine dair yeniden düşündüm. Aklıma bunda 11 yıl önce gerçekleştiridğimiz bir etkinlik geldi. ?Asi Kıyısından Bir Hoş Sadâ-Antakya?nın Sosyal Buluşma Mekanları Sergisi?ni, Antakya Yerel Tarih Grubu?ndan Tülin Arslanoğlu Nami Beştepe, Hakan Coşkun, Güneş Daraoğlu, Mehmet Daraoğlu, Kerim Dönmez, Müslüm Kabadayı, Mehmet Karasu, Kadriye Şahin, Mine Temiz, Celal Yahyaoğlu ve Nasır Yeniocak?ın ortak çalışmalarıyla 2001?de Eski Antakya Belediye Binası?nda açmıştık. Binlerce insanın gezip görüş ve duygularıyla katkıda bulunduğu, yeni kuşağın yaşadığı kentin toplumsal dokusunu ve tarihi mekanları tanıdığı bu sergide, Antakya?nın kahve ve sinemaları, fotoğraflar ve canlı tanıkların anıları eşliğinde bir kültürleşme dönemi aktarılmıştı. Şimdi kentler cama betona boğuldu, arabalar çoğaldı, kentimize üniversite geldi ama kültürler mozaiği Antakya?da yeni bir ?toplumsal kültürleşme? ortamını yaratacak buluşma mekanları pek az.
Valilik, Kaymakamlık, Belediyeler, Muhtarlıklar başta olmak üzere tüm yerel yönetim birimlerinin; toplumun her kesiminin temsilcilerinden oluşan ve demokratik bir seçimle gerçekleşen Kent Konseyi?nin belirleyeceği bir kent kültür politikasını, yine halkın denetimine açık olmak üzere uygulamaya koymalarını sağlamak zorundayız. Yoksa, bir zamanlar şair Süleyman Okay ağabeyle oturup toplumcu şiir üzerine söyleştiğimiz Cumhuriyet Caddesi?ndeki Asmalı Kahve?nin yerinde yeller esmeye devam edecek ve bizim yüreğimiz burkulacak orayı her gördüğümüzde. Bizi, Roma Köprümüzden, Kapıcı Kümbeti?nden, nauralardan (su dolapları) mahrum bırakanları biz nasıl lanetliyorsak, yeni kuşağa böyle acıları yaşatmamak için bizim daha çok mücadele etmemiz gerekiyor.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kemal Daysal – M. Şehmus Güzel

13 Şubat 1967?de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruluşunda Kemal Daysal Maden-İş Sendikası delegesi olarak yerini aldı. (1) Kemal...

Kapat