Asker Doğmayanlar – Pınar Öğünç

Onlar, ‘asker doğulan’ bir ülkede asker olmayı reddedenler. İsimleri sivil olarak askeri mahkemelerde yargılandıklarında, açlık grevi yaptıklarında ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdıkları davayı kazandıklarında anıldı sadece. Hayatlarını kökten değiştiren kararlarını, devletin üzerlerinde kurduğu baskıyı, meramlarını anlatmak için imkânları hep sınırlıydı. Az tanınmaları, toplum dışına itilmelerini kolaylaştırıyordu.

Asker Doğmayanlar’da söz, farklı dönemlerde, belki farklı saiklerle yola çıkarak zorunlu askerliği reddeden 14 vicdani retçide. Bireysel hikâyeleri, militarizmin ülkenin kılcal damarlarında nasıl gezindiğine, bu temel insan hakkı mücadelesinin 1990’lı yıllardan itibaren tarihine de ışık tutuyor. Onlar anlattıklarıyla bir hakikati anımsatıyorlar; kimse asker doğmuyor. (Tanıtım Bülteninden)

Hâki karanlığa ışık yakanlar – Haluk Kalafat
(16.05.2013,http://kitap.radikal.com.tr/)
Gazeteci Pınar Öğünç’ün 14 vicdani retçiyle yüz yüze yaptığı sohbetlerden derlediği yeni kitabı Asker Doğmayanlar’ın kahramanları meramlarını açıklıkla ortaya koyuyor; çünkü vicdani ret karşı çıkılması zor bir karardan besleniyor: ?Öldürmeyeceğim!?
Asker Doğmayanlar birden fazla kahramanı olan kitaplardan: Tayfun Gönül, Vedat Zencir, Yuri, Mehmet Tarhan, İnci Ağlagül, Halil Savda, Ferda Ülker, Enver Aydemir, İnan Mayıs Aru, İnan Süver, Muhammed Serdar Delice, İlyada Erkuş, Hayri Kamalak, Kemal Acar, Merve Arkun.

Vicdani retçiler söyleyecek sözü olan insanlar ve Pınar Öğünç mikrofonu onlara uzatmış. Her biri kendi vicdani ret öykülerini anlatmışlar; nedenlerini, nasıllarını, kendi dönemlerini, dayanıştıkları insanları?

Kitabı okuyup kapağını kapadığımda aklımda şu soru var: Bu nasıl bir cesarettir? Çünkü biliyorum ki bu kitapta sözü olan ve ek bölümünde Savaş Karşıtları web sitesinde listesi verilen tüm isimler, itilafsız cesur insanlar.

Farkındayım ilk cümlede kullandığı ?kahraman? ve biraz önceki cümledeki ?cesaret? kavramları ?asker doğan toplumlarda? kutsallaştırılan erdemler. Özelikle kullanıyorum; çünkü her bir yaşamöyküsünü okuduğumda aslında vicdani retçilerin ilk baştan beri bu toplumda, kültürde, sistemde sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz tüm köhne değerleri, dili, kavramları tersyüz etiklerini anladım. Kısacası kahraman ve cesaret kelimelerini militarist vurgularından arındırarak okuyun.

Ve de itiraf edeyim örneğin vicdani reddini açıklayan ilk kişi olan Tayfun Gönül?ün kararlı duruşunu anlatacak daha iyi bir kelime bulamıyorum.

Militarist aygıtın bir parçası olmamak
?Neden paralı askerlik yapmadın, üç ayda kurtaracaktın? sorusunu şöyle yanıtlıyor: ?Sonuçta benim askerliğe karşı çıkma nedenim askerliğin zor ve uzun olmasından değil, çünkü ben bir doktorum, herkes bilir ki doktorlar zaten sıradan erler gibi bir askerlik yapmazlar, hayli rahat geçer. Tam tersine askerlik yapmayı reddetmek, bir doktor için yaşamını daha zor koşullarda sürdürmektir. Benim karşı çıkışımın nedeni ahlaki. Bu açıdan paralı ya da parasız, uzun ya da kısa dönem benim için fark etmez. Orduya katılmak militarist aygıtın bir parçası olmak demektir.?

Bu satırlar Tayfun Gönül?ün Ocak 1990?da Sokak Dergisi?nde yayımlanan söyleşisinden. Pınar Öğünç söyleşi yaptığı her vicdani retçi için kısa birer önsöz yazmış. 30 Temmuz 2012?de kaybettiğimiz Tayfun Gönül?le Asker Doğmayanlar için sohbet etme fırsatı bulamamış. Ama iki belgenin çok önemli olduğunu belirterek Sokak Dergisi?nden bu söyleşiyi ve yine aynı dergide 1989?da yayımladığı vicdani ret metnini kitaba almış.

?Hazır ola geçmeyeceğim?
Kocaman, ucubucağı olmayan etrafını sarıp sarmalayan haki yeşil bir karanlığa karşı başını dik tutan gencecik insanlardan söz ediyoruz. Yuri gibi örneğin. 2000 yılında Beşiktaş?ta bir düğün salonunda, iki arkadaşıyla beraber açıklamış vicdani reddini. 13 yaşında girdiği Deniz Lisesi?nden ?asker olmayı beceremeyeceğini? anlayınca kendisini okuldan attırma öyküsü özellikle okunmalı.

180 disiplin puanını 80?e indirdiğinde disiplin kuruluna çıkarılacağını öğrenmiş yönetmeliği incelediğinde ve becerebildiği bütün disiplin suçlarını işlemiş. Bir süre sonra puanı düşmesin diye işlediği suçlar görmezden gelinmeye başlanınca kendini ihbar etmiş. Ama atılmak o kadar kolay değil tabii: ?80 puana kadar düştüm, hâlâ atmadılar. Bu üç aya yakın sürdü, her günü ayrı bir mücadele. (…) Neyse, Alay Disiplin Kurulu?na çıkmaya hak kazandım. Ordu için aşağılayıcı, benim için yüceltici ve sevindirici bir durum. Albay bana ?Hazır ola geç, sen hâlâ askersin? dedi. Ben rahat rahat duruyordum. ?Zaten asker olmak istemediğim için buradayım. Hazır ola geçmeyeceğim? deyince iyice sinirlendi; öfkeyle ?Üstündeki üniformaya saygın olsun? diye bağırdı. Ben öfkemi tutup sakin konuşmayı öğrenmiştim, ?Sorun üzerimdeki üniformaysa hemen çıkartabilirim? dedim ve düğmeleri çözmeye başladım. Anlık gelişen bir hareketti. O beni bağırarak terbiye etmeye çalışıyordu, ben de onu mantıkla… Üzerime geldi, tokat atmak üzere elini kaldırdı. ?Ben artık bir asker değilim ama siz hâlâ askersiniz. Üstelik kurmay albaysınız, bana vurduğunuz anda kendinizi askeri mahkemede bulursunuz? dedim. Elini indirdi, ?Çık dışarı? diye bağırdı. ?Teşekkür ederim, istediğim buydu? dedim, gittim.?

Tayfun Gönül?ün ya da Yuri?nin yukarıda aktardıkları o kadar anlaşılır, aslında tartışma götürmez biçimde doğru.

Devletin havsalası almıyor
Vicdani reddini Tayfun Gönül?den bir ay sonra açıklayan Vedat Zencir: ?Ne istenirse istensin, bu istemediğin bir şeyse, yapmama kudretine sahipsin. Yeter ki kararını sen ver.? Ve ?hayır? diyor Zencir, askere gitmeyeceğim; üstelik bu açıklamasını o yıllarda bugünkünden farklı bir çizgide olan Güneş Gazetesi yayımlanıyor. Vicdani ret kararı alan bu iki arkadaş İzmir?deki Savaş Karşıtları Derneği çevresinden ve kurucularından. Ordudan, devletten büyük bir tepki alacaklarını bekleniyor ama çok öyle olmuyor. Vedat Zencir?in şu sözleri bunun nedenini açıklayabilir: ?Ahlaki olarak yaptığımızın farkındaydık ama politik olarak neredeyse hiç… Açıkçası devlet de buna hazırlıklı değildi. Yani refleks olarak askerlikten soğutmayla ilgili 155 diye bir madde konmuş ama bakarsanız vicdani ret Türkiye?de hiç suç olmadı. Devletin havsalası almıyor çünkü??

Asker doğması beklenen bir ?Türk?ün askere gitmek istemeyeceği Tayfun Gönül ve Vedat Zencir ortaya çıkıp ?hayır? diyene kadar hayal dahi edilemiyor. Aslında bu yargının büyük bir yalan olduğu bilinmiyor değil; asker kaçağı binlerce insanın olduğu sır değil ama kimsenin bunu açıktan ilan edecek cesareti yok, aradan neredeyse çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen çoğunluk hâlâ aynı durumda.

?Öldürmeyeceğim!?
Pınar Öğünç, 14 vicdani retçiyle, 2012?nin Nisan-Ağustos ayları arasında, yüz yüze yaptığı sohbetlerden derlediği anlatılarla işte bu çeyrek asırlık mücadelenin zengin tarihini yalın ve net bir biçimde aktarmış. Bunu bir de kitaba ?Onların itaatsizliği, bizim itaatimiz? başlığıyla önsöz yazan Ayşe Gül Altınay?ın kelimeleriyle tekrarlayayım: ?Hrant?ın deyimiyle ?suskunluğa mahkûm edilmiş? vicdana her yazısıyla farklı bir pencereden ses veren Pınar Öğünç?ün güçlü gözlem gücü ve kaleminden??

Gerçekten hem Pınar Öğünç hem de kitapta sözü olanlar meramlarını net bir biçimde ortaya koymuşlar; çünkü şurası açık vicdani ret karşı çıkılması zor bir karardan besleniyor:
?Öldürmeyeceğim!?

Militarizm düzenli biçimde sulanan bir bitki – İpek İzci
(22.05.2013, http://kitap.radikal.com.tr/)
Radikal yazarı Pınar Öğünç yeni kitabı Asker Doğmayanlar?da 14 vicdani retçinin öyküsünü aktarıyor. Öğünç: ?Militarizm Türkiye?de de düzenli biçimde sulanan bir bitki. Vicdani retçiler o suyun kaynağını sorguluyor.?
Önce isimlerini tek tek sayalım: Tayfun Gönül, Vedat Zencir, Yuri, Mehmet Tarhan, İnci Ağlagül, Halil Savda, Ferda Ülker, Enver Aydemir, İnan Mayıs Aru, İnan Süver, Muhammed Serdar Delice, İlyada Erkuş, Hayri Kamalak, Kemal Acar ve Merve Arkun. Bu 14 isim, neden vicdani retçi olduklarını; ret sokağına nasıl girdikleri üzerinden anlatırken; konunun kıyıda köşede kalmış noktalarını da paylaşıyor, ?Asker Doğmayanlar?da? Gazetemiz yazarı arkadaşımız Pınar Öğünç?ün geçen yıl nisan-ağustos arası yaptığı röportajlardan oluşan ?Asker Doğmayanlar? kitabı, geçen hafta, Hrant Dink Vakfı Yayınları?ndan çıktı. Pınar, kitabına bu ismi vermesini, ?Militarizmin mitolojisi her Türk?ün asker doğduğu üzerine kurulu? diyerek açıklıyor, ?Asker Doğmayanlar sadece vicdani retçileri işaret etmiyor aslında, biziz o. Hiçbirimiz asker olarak doğmadık. Retçiler de varlıklarıyla bunu hatırlatıyor.?

Pınar için yayına hazırlandığı süreç ise her şeyden önce aydınlatıcı ve hayata dair ilham verici olmuş. Kafasından gitmeyen sahneler olduğunu ve bunları bir roman, bir film gibi hatırladığını söylüyor. Misal; Enver Aydemir?in askere gitmemek için kendi bacağını vurmaya karar verişi ama önce son bir tatil için Kuşadası?na gidişi… Çocukluğu babası nedeniyle asker lojmanlarında geçen Ferda Ülker?in seneler sonra oraya, askeri cezaevinde bir vicdani retçiyi, Osman Murat Ülke?yi ziyarete gidişi… İnan Suver?in bir gün cezaevi çatısına kaçıp sigara içerek etrafa, gökyüzüne baktığı anı anlatışı… İlyada Erkuş?un 15 yaşında vicdani reddini açıklarken ?Ceylan Önkol benim yaşımdaydı, arkadaşım olabilirdi? diye söze başlayışı… Pınar Öğünç, ?Asker Doğmayanlar?ı anlatıyor?

Vicdani retçi kendi hayatıyla yapıyor devrimi
14 vicdani retçiyle röportajlarının yer aldığı bir kitap yayımladın. Sen vicdani retçi misin?
Hayır, değilim. Bu hakkı savunmak için illa vicdani retçi olmak da gerekmiyor.

Peki vicdani reddin senin için ilgi çekici yönü nedir? Ailende asker var mı mesela?
Hayır, yok. İlk hatıraları televizyonda birtakım üniformalılar görmek olan, 80?lerin sonuna doğru ilkokula başlamış, herkes gibi o ?milli?li müfredattan geçmiş bir insanım. Beden eğitimi denilen sözde en eğlenceli derste neden sağ-sol uygun adım yürütüldüğümüzü, ?kıta dur?lu bayramları insan sonradan başka türlü değerlendiriyor. Mesela Milli Güvenlik dersinde tek sorunun rütbeleri ezberlemenin zorluğu olmadığını… Militarizmin gücü ilgimi çekiyor. Sadece vatandaş olmaktan doğan bir akite dayanarak sana belki hayatta asla yapmayı tercih etmeyeceğin şeyler yaptırabiliyor devlet. Sen olmaktan çıkarabiliyor. Zamanını, senin hayatını almayı kendinde hak görebiliyor. Bu zorunlu askerlikle ilgili olan kısmı, bir de bir dizi hak ihlalinin azının dışarı sızabildiği profesyonel askerlerin dünyası var. Bu muazzam güç karşısında vicdani reddi çok devrimci bir hareket olarak görüyorum. Kendi hayatında, kendi hayatınla yapıyorsun devrimi.

O devrimi anlatır mısın biraz, vicdani reddini açıklamak ne demek, nasıl yapılıyor?
Beyanın kamusallaşması önemli, yoksa sadece asker kaçağı olunuyor. Hani üç resim, bir ikametgâhla, şuraya gibi bir kuralı yok. Neden askerlik yapmayacağınızı, neden vicdani retçi olduğunuzu kayda geçiriyorsunuz önce. Birer manifesto aslında bunlar. Sonra bunu Milli Savunma Bakanlığı?na faks çeken de var, Meclis?e de. Askerlik şubesine giderek beyan edenler oluyor. Onun dışında daha çok etkinliklerde toplu ret açıklamaları yapılıyor. Bu insanlara iyi gelen de bir şey. Ben kitabı bitirdikten sonra bile üzerine 10?dan fazla retçi eklendi mesela. Artık eskisi gibi değil; mahkeme kararı olmadan asker kaçağı sokaktan alınamıyor. Bu bir ?kabahat? sayıldığından önce bir para cezası var, ikinci kez aynı kabahati işlediğinizde dava açılma ihtimali var. Temel sorunlardan biri vicdani retçilerin, bu konuda konuşanların, yazanların eskiden ?halkı askerlikten soğutma? diye anılan suçu işlemekle itham edilebilmeleri. 318. Madde yeni yargı paketinde bir revizyona uğradı fakat neredeyse sadece ?soğutma? fiili değişti. Düşünce ve ifade özgürlüğünün apaçık ihlali olan bu madde bir ayıp olarak duruyor öyle.

Beyanı kamusallaştıktan sonra nasıl bir hayat söz konusu?
Hukuken neler olabileceğinin bir seyri var. Ama herkesin tecrübe edişi farklı. Bazı erkek retçiler, özellikle de bir biçimde birliğe alınmış olanları, ?yargı döngüsü? denen kıskaca giriyor. Çünkü birliğe adım attığı andan itibaren üniforma giymemek ayrı, bir emri yerine getirmemek ayrı dava konusu. Hiç ?asker? olmayanlar, firari yaşayanlar var. Onun dertleri ayrı. Ama hiçbirini yaşamayanlar da mevcut.

?Laik bir orduda görev alamam? diyerek dini inançları gereği vicdani reddini açıklayan var. ?Emir alıp-vermek istemiyorum? diyen, başkasının disiplini altına girmeyi reddeden. ?Kardeşime kurşun sıkmam? diyen Türkler, ?Kendi vatandaşıma silah doğrultmam? diyen Kürtler? Ve her ne kadar kitapta örneğini görmesek de eminim sevdiğinden ayrılmamak, kariyerine ara vermemek isteyenler de vardır, dünyanın bir yerinde. Bu insanları, bütün farklılıklarına rağmen hangi noktada birleştirirsin?
Evet, hepsi var. Birleştikleri nokta, öncelikle bir zorunluluğa karşı duruyorlar, bunun hesabını soruyorlar. Sonra dert bizatihi militarizmle. Silaha dokunmamak için, şiddetten uzak durmak için, savaşmayı reddetmek için bir o kadar daha neden bulunabilir. Bazı konularda ayrılabiliyorlar ama mesela tüm bu insanların buluştuğu bir slogan var: ?Biz orduya sadece fındığa gideriz.? Dünyanın en güzel sloganlarından biri olsa da Türkçe kalmaya mahkûm, başka bir dile çevirilmesi çok zor.

Dert militarizmle ama gerçekçi olalım, militarizmin kökü ne Türkiye?de ne dünyada asla kurumayacak.
Tolstoy?un 1800?lerin sonunda kötülüğe karşı güç kullanarak direnmeme felsefesini, Hıristiyanlık?la savaş arasındaki çelişkiyi, aslında bizatihi vicdani reddi anlattığı bir kitabı var. Çok ilginç, Tolstoy?u o dönem tarihi bilmemekle, cehaletle suçlayanlar, çok naif bulanlar çıkıyor. Eyfel Kulesi yeni yapılmış, işte böyle kuleler dikebilen sanayi çağını anlamamakla itham ediyorlar. Bugün de ordusuz bir ülke, tuzsuz deniz, ne bileyim penceresiz ev falan gibi algılanıyor. Zorunlu askerliğin tarihi şunun şurasında ne kadar aslında; ulus devletler tarihiyle eş. Fakat o kadar normalleşmiş ki sorgulayınca çağdışı oluyorsun, büyük devlet istemiyor oluyorsun. Ayrıca istememe hakkı da vardır insanların. Kökü canlı bir bitkiyi topraktan sökmek çok zordur. Hele de çok uzun zamandır aynı yerde yeşilse. Militarizm Türkiye?de de düzenli biçimde sulanan bir bitki. Vicdani retçiler de o suyun kaynağını sorguluyor.

BDP, Anayasa Yazım Komisyonu?na vicdani ret hakkı önerisi getirdi. Nasıl bir süreç bekliyor sence bizi?
Öneri geldi ama diğer partiler tarafından da reddedildi. Kimse yanaşmak istemiyor. Yeni bir anayasa yapmayı başarabilirsek, bu hakla ilgili bir düzenlemenin olması önemli. Fakat görünen, askerlik süresinin kısaltılması, sonra belki profesyonel orduya doğru adımların atılması. Fakat vicdani retçiler ?Ay bu askerlik çok uzun? diye reddetmiyor ki. Ayrıca profesyonel ordunun da getirdiği başka tartışmalar var. Vicdani ret hareketinin profesyonel orduya dair de sözü var. Zorunlu askerlikten ?kaçma yolunu? bulamayanlar yoksullar olduğu gibi, profesyonel orduyla da iş yoksullara havale edilerek toplumsal bir mesele çözülmüş gibi yapılıyor çünkü. Koşulları gittikçe iyileştirilse de sözleşmeli er uygulamasına başvurunun beklenenin çok altında olması da ayrıca düşünmeye değer.

?Kadınlar kafa karıştıyor?
Çoğu daha 15-16 yaşındayken vicdani reddine karar vermiş. Sence ne oluyor da bu kadar erken yaşta uyanıyorlar?
Herkesin hikâyesi farklı. 15 yaşında reddini açıklayan İlyada Erkuş, muhtemelen dünyanın en genç retçisi. Biraz ailesinden dolayı daha ortaokulda böyle bir bilinci var. Yuri, o yaşlarda askeri okulda okuduğu için sivil itaatsizliği erken öğrenmiş. Halil Savda?nın 90?larda Cizre?de başka bir tecrübesi var. Ama ilginçtir, çoğu daha adının vicdani ret olduğunu bilmeden bu kararı vermiş.

Kadın vicdani retçiler, henüz erkek retçiler tarafından bile tam kabul görmemiş. Onların varlığı neden önemli?
Vatanı korumak işi de birinci sınıf vatandaş görünen erkeklere verilmiş. Kadın savaşta da yardımcı pozisyonda. Asker yetiştirmek, asker yolu beklemek, en fazla mermi taşımak… Kadın retçiler tabii ki savaşta eşit katılım talep etmiyor ama dolaylı biçimde hayatlarına girdiği varsayılan militarizmden, nasıl da damardan etkilendiklerini ifşa ediyorlar. Onların retleri kafaları karıştırıyor. ?Sana ne oluyor?? dedirtiyor. Tam da bu yüzden vicdani reddin sadece zorunlu askerliğin reddi olmadığını anlatmaya kapı aralıyorlar.

Kitabın Künyesi
Asker Doğmayanlar
Pınar Öğünç
Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları / Güncel Dizi
Mayıs 2013, 1.basım
216 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika, Söyleşi
Ölümü Gömdüm, Geliyorum (Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri) – Devrim Dirlikyapan

Modern Türkçe şiirin kökten-yenilikçi şairlerinden Edip Cansever, yayımladığı on yedi kitabın yedisinde uzun, dramatik yapılı şiirler kurmuş, düzyazı ile dramanın...

Kapat