Yazar: cemalumit

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme” ile sonuçlanmadığını, aksine yeni tahakküm

okumak için tıklayınız

Frantz Fanon’un Hegelci Diyalektiği Yıkımı ve Şiddetin Fenomenolojisi

Bu çalışma, Frantz Fanon’un Siyah Deri, Beyaz Maskeler ve Yeryüzünün Lanetlileri eserlerinde, G.W.F. Hegel’in “Efendi-Köle Diyalektiği”ni sömürgecilik gerçekliği üzerinden nasıl sorunsallaştırdığını incelemektedir. Fanon, sömürge bağlamında Hegelci “karşılıklı tanınma”nın imkansız olduğunu savunur. Bu tıkanıklığı aşmak için Hegel’in “çalışma” (Arbeit) kavramı yerine, sömürgeci yapıyı parçalayacak olan “şiddet”i (Violence) özgürleşmenin kurucu unsuru olarak ikame eder. 1. Giriş: Sömürge

okumak için tıklayınız

Hegel’in Efendi-Köle Diyalektiği

Bu çalışma, G.W.F. Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde yer alan “Efendi-Köle Diyalektiği”ni, öz-bilincin (Selbstbewusstsein) teşekkülü bağlamında incelemektedir. Çalışma, öz-bilincin ancak bir “öteki” tarafından tanınma (Anerkennung) yoluyla var olabileceğini, bu sürecin ölümcül bir mücadeleyle başladığını ve nihayetinde çalışmanın (Arbeit) dönüştürücü gücüyle kölenin efendiyi diyalektik olarak nasıl aştığını analiz etmektedir. 1. Giriş: Arzu ve Tanınma Sorunsalı Hegel

okumak için tıklayınız

Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin” zorunlu basamakları olarak meşrulaştırma tehlikesi

okumak için tıklayınız

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri aracılığıyla gerçekleşir. Hegel burada temel

okumak için tıklayınız

Serpil Yılmaz Kimdir: Eğitim, Meslek, Mimarlık Hayatı?

Serpil Yılmaz, mimarlık eğitimi, mesleki üretimi ve siyasi çalışmaları boyunca şehir, çevre ve insan ilişkisini merkeze alan bir yaklaşım geliştirmiştir. Eğitim hayatında karşılaştığı yapısal engellerin, kamusal sorumluluk ve temsil bilincinin oluşumunda etkili olduğunu ifade eden Yılmaz, mimarlık ve siyaseti birbirini tamamlayan alanlar olarak ele almaktadır. Eğitim Süreci ve Mesleki Temeller 1976 yılında Almanya’nın Bielefeld kentinde doğan Serpil Yılmaz, Ardahan’ın Posof ilçesi

okumak için tıklayınız

Hermann Hesse’nin Siddhartha adlı romanının Nietzscheci Bir Okuması: Ahlâk, Birey ve Kendini Aşma

Hermann Hesse’nin Siddhartha (1922) adlı romanı, çoğunlukla Doğu mistisizmi ve Budist düşünce bağlamında okunmuştur. Ancak eser, bireyin hakikat arayışını kurumsal din, geleneksel ahlâk ve öğretisel bilgiye karşı konumlandırması bakımından Nietzscheci felsefeyle güçlü paralellikler taşır. 1. Öğreti Karşıtlığı ve Hakikatin Öğretilemezliği Nietzsche’nin düşüncesinde hakikat, sabit ve evrensel bir form değil; bireyin yaşam içinde yarattığı bir değerdir.

okumak için tıklayınız

İnegöl’de Yeni Yatırımlar İş Fırsatlarını Çoğaltıyor

Son dönemde İnegöl’deki iş ilanlarında gözle görülür bir hareketlilik yaşanıyor. İnegöl’de yeni yatırımların artması ve lojistik imkanların güçlenmesi ile birlikte iş arayan adaylar için yeni pozisyonlar ortaya çıkıyor. İnegöl iş ilanları birçok sektörde artış gösteriyor ve bu durum, hem ilçede yaşayan bireylerin hem de İnegöl’de çalışmak isteyen adayların dikkatini çekiyor. İş ilanlarındaki bu artış hem

okumak için tıklayınız

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hayatı

23 Haziran 1901 yılında İstanbul’da doğan romancı ve şair yazarımız babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni 1923’de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler veren Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde profesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında

okumak için tıklayınız

Çoğunluk her zaman haklıdır mıdır?

Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı eserinde faşizmi yalnızca tarihsel bir rejim biçimi olarak değil, gündelik düşünme kalıplarında, dilde ve demokratik pratiklerin içindeki sapmalarda yeniden üretilen bir zihniyet olarak ele alır (Murgia, 2018). Kitap boyunca ironik bir “kılavuz” dili benimseyen yazar, faşist düşüncenin temel önermelerini ifşa eder. Bu önermelerden biri, çoğunluk iradesinin hakikat ve etik

okumak için tıklayınız

Çoğunluk İradesinin Mutlaklaştırılması ve Otoriterliğe Geçiş

Michela Murgia’nın Nasıl Faşist Olunur? Kitabı Üzerinden Bir Analiz Giriş Demokratik rejimlerin meşruiyeti sıklıkla “çoğunluk iradesi” kavramı üzerinden temellendirilir. Ancak Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı ironik fakat son derece ciddi metninde, çoğunluk ilkesinin sınırlandırılmadığı durumlarda demokrasinin kendi karşıtına dönüşebileceğini savunur. Murgia’ya göre faşizm, demokrasinin dışından gelen bir tehditten ziyade, çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılmasıyla demokrasinin içinden

okumak için tıklayınız

The Absolutization of the Majority Will and the Transition to Authoritarianism

An Analysis of Michela Murgia’s Book, How to Become a Fascist?IntroductionThe legitimacy of democratic regimes is often grounded in the concept of “the will of the majority.” However, in her ironic yet highly serious text, How to Become a Fascist?, Michela Murgia argues that democracy can transform into its opposite when the principle of the

okumak için tıklayınız

Siddhartha in the Light of Being and Time: Authentic Existence, Experience, and Silent Wisdom

Martin Heidegger’s Being and Time offers a radical critique of the subject-centered understanding of knowledge in modern philosophy, considering human existence (Dasein) not on the basis of “knowing,” but on the basis of being (Heidegger, 1927/2018). Hermann Hesse’s novel Siddhartha, on the other hand, focuses on the individual’s search for truth not in doctrines, but

okumak için tıklayınız

Can Jan Neruda’s Prague be read as a precursor to Kafkaesque Prague narratives?

Prague, in Central European literature, is not merely a geographical location; it is positioned as a literary “subject” with its historical, social, and existential layers. In this context, the relationship established between Jan Neruda’s Prague Stories (Povídky malostranské, 1877) and Franz Kafka’s narrative universe, which took shape at the beginning of the 20th century, is

okumak için tıklayınız

Spatial and Class Tensions in Jan Neruda’s Prague Stories

Jan Neruda, one of the founding figures of 19th-century Czech literature, portrays the Malá Strana (Little Quarter) district of Prague in his work Prague Stories not merely as a backdrop, but as an active element shaping social relations. In Neruda’s narratives, streets, houses, and public spaces become spaces where class differences, status struggles, and the

okumak için tıklayınız

Jan Neruda’nın Prag Hikâyeleri Adlı Eserinde Mekân ve Sınıfsal Gerilimler

Sokaklar: Görünürlük, Denetim ve Alt Sınıfların Kamusallığı Neruda’nın Prag’ında sokaklar, alt ve alt-orta sınıfların gündelik yaşamının sergilendiği alanlardır. Malá Strana sokakları dar, iç içe geçmiş ve kapalı bir sosyal denetim ağına sahiptir. Bu durum, Michel Foucault’nun “mikro-iktidar” kavramıyla açıklanabilecek bir gözetim rejimini çağrıştırır; bireyler sürekli olarak birbirlerinin bakışına ve yargısına maruz kalır (Foucault, 1977). Sokak,

okumak için tıklayınız

Jan Neruda’nın Prag’ı, Kafkaesk Prag Anlatılarının Öncülü Olarak Okunabilir mi?

Prag, Orta Avrupa edebiyatında yalnızca bir coğrafi mekân değil; tarihsel, toplumsal ve varoluşsal katmanlarıyla edebî bir “özne” olarak konumlanmıştır. Bu bağlamda Jan Neruda’nın Prag Hikâyeleri (Povídky malostranské, 1877) ile Franz Kafka’nın 20. yüzyıl başında şekillenen anlatı evreni arasında kurulan ilişki, yalnızca ulusal edebiyat sürekliliği açısından değil, modern edebiyatın mekân anlayışı bakımından da önem taşır. 1.

okumak için tıklayınız

İbrahim Murat Gündüz’den meydan okuyan manifesto: özgür yaratılan boyun eğmez

Söylemleriyle gri alanları reddeden, net duruşuyla dikkat çeken İbrahim Murat Gündüz, sosyal medya ve kendi yayın platformu üzerinden yaptığı paylaşımlarla özgürlük, irade ve sınır kavramlarını yeniden tartışmanın merkezine taşıdı. Gündüz’ün mesajları bir açıklama değil, açık bir meydan okumaydı. Gündüz’ün paylaşımında yer verdiği görseldeki sözler bu duruşu güçlü bir biçimde özetledi: “Karnın aç ise ekmeğimi bölüşürüm

okumak için tıklayınız

Varlık ve Zaman Işığında Siddhartha: Otantik Varoluş, Deneyim ve Sessiz Bilgelik

Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eseri, modern felsefede özne merkezli bilgi anlayışına radikal bir eleştiri getirerek insan varoluşunu (Dasein) “bilme” değil, var-olma temelinde düşünür (Heidegger, 1927/2018). Hermann Hesse’nin Siddhartha romanı ise bireyin hakikati öğretilerde değil, yaşantının kendisinde aramasını konu edinir. Bu çalışma, Siddhartha’yı Heideggerci kavramlar olan Dasein, otantik/otantik olmayan varoluş, gündeliklik (Alltäglichkeit), kaygı (Angst),

okumak için tıklayınız

Bilgi Arzusunun İki Yüzü: Siddhartha ve Faust Arasında Benzerlikler ve Ayrışmalar

Batı edebiyatında bilgi arayışı, insanın sınırlarını aşma isteğinin en güçlü anlatı motiflerinden biridir. Goethe’nin Faust’u (1808/1832) ile Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı (1922), bu motifin iki farklı tarihsel ve felsefi yorumunu temsil eder. Faust, Aydınlanma sonrası Batı aklının doyumsuz bilgi hırsını simgelerken; Siddhartha, modern bireyin deneyim ve bilgelik yoluyla hakikate ulaşma arzusunu dile getirir. 1. Bilgi Arzusunun

okumak için tıklayınız