Yazar: cemalumit

Gogol’ün Burun Öyküsünde Anlatısal Sükûnet ve Aklın Normalleştirici İşlevi

Nikolay Gogol’ün Burun (Nos, 1836) öyküsü, Rus edebiyatında absürdün erken ve çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ancak metnin asıl felsefi gücü, anlattığı “mantıksız” olaylarda değil, bu olayların son derece sakin, gündelik ve neredeyse bürokratik bir anlatım diliyle sunulmasında yatar. Burunun sahibinden koparak bağımsız bir varlık gibi dolaşması başlı başına akıl dışı bir durumdur;

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında Napoléon figürü, kolektif bilinçdışının bir narsisistik yanılsaması olarak okunabilir mi?

Lev Tolstoy, Savaş ve Barış’ta Napoléon Bonaparte’ı yalnızca tarihsel bir figür olarak değil, tarih anlatısının kendisini sorunlaştıran bir temsil olarak kurar. Roman boyunca Napoléon, askerî deha mitiyle yüceltilmiş bir “büyük adam” olmaktan ziyade, olayların gerçek belirleyicisi olmayan, ancak bu belirleyicilik yanılsamasının merkezinde yer alan bir figürdür. Narsisizm ve Kolektif Yanılsama:

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey’nin içe kapanışının ve melankolisinin Freud açısından yorumu (VİDEO)

Bu video, Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanındaki Prens Andrey karakterinin yaşadığı içsel dönüşümü, Sigmund Freud’un “Yas ve Melankoli” kuramı üzerinden derinlemesine analiz etmektedir. Andrey’nin savaşta yaşadığı hayal kırıklıkları ve eşinin vefatı sonrasında içine düştüğü durumun, sıradan bir kederden ziyade patolojik bir melankoli olduğu savunulur. Videoda belirtildiği üzere karakter, yaşadığı kayıpları dış dünyada telafi etmek yerine onları kendi benliğine

OKUMAK İÇİN TIKLA

How can Prince Andrey’s introversion and melancholy in Tolstoy’s War and Peace be interpreted within the context of Freud’s Mourning and Melancholia?

In Leo Tolstoy’s novel War and Peace , Prince Andrey Bolkonsky is one of the figures who embodies the most intense internal conflicts in the narrative. Andrey’s war experience, the death of his wife, and the collapse of his ideals transform him into an increasingly withdrawn, introverted, and emotionally numb individual. When this state

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey’nin içe kapanışı ve melankolisi, Freud’un Yas ve Melankoli metni bağlamında nasıl okunabilir?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında Prens Andrey Bolkonski, anlatının en yoğun içsel çatışmalarını taşıyan figürlerden biridir. Andrey’nin savaş deneyimi, eşinin ölümü ve ideallerinin çöküşü, onu giderek dış dünyadan geri çekilen, içe kapanık ve duygusal olarak donuk bir özneye dönüştürür. Bu ruh hâli, Freud’un Yas ve Melankoli (Trauer und Melancholie,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sait Faik Abasıyanık’ta Tamamlanmamış İnsan (VİDEO)

Bu video, Sait Faik Abasıyanık’ın öykücülüğünde karakterlerin neden klasik bir gelişim göstermediğini ve bilinçli olarak dönüştürülmediğini derinlemesine inceler. Yazarın geleneksel olay örgüsünü reddederek insanlık hallerine ve anlık duygulara odaklandığı, karakterlerini eğitmek ya da kurtarmak gibi ahlaki bir hiyerarşiden kaçındığı vurgulanır. Sait Faik’in bu tutumu, modern insanın parçalanmış doğasına duyduğu saygının ve müdahaleci olmayan özgün merhamet anlayışının bir yansıması olarak sunulur.

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sait Faik, Türkiye’nin Çehov’u mu? (VİDEO)

Bu video, modern kısa öykünün öncüsü Anton Çehov ile Türk edebiyatının dönüm noktası olan Sait Faik Abasıyanık arasındaki edebi bağı ve bu bağın zamanla nasıl evrildiğini ele almaktadır. Her iki yazarın da sıradan insanların gündelik yaşamlarını ve geleneksel olay örgüsünden uzaklaşan durum hikâyeciliğini merkeze aldığı vurgulanmaktadır. Ancak metin, Sait Faik’in yalnızca Çehov’un bir takipçisi olmadığını, aksine merhamet ve sevgi gibi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sait Faik Abasıyanık’ta Çehovcu Çizginin Sürekliliği mi, Dönüşümü mü?

Modern kısa öykünün kurucu figürlerinden Anton Çehov ile Türk edebiyatında öyküyü köklü biçimde dönüştüren Sait Faik Abasıyanık arasındaki ilişki, genellikle “etkilenme” ya da “devamlılık” kavramlarıyla açıklanır. Ancak bu açıklama, Sait Faik’in poetikasını yalnızca türev bir konuma indirgeme riskini taşır. 1. Çehovcu Öykü: Olayın Geri Çekilişi ve Gündeliğin Dramı Çehov’un modern

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sait Faik Abasıyanık’ta Tamamlanmamış İnsan: Kurtuluşun ve Dönüşümün Bilinçli Reddi

Sait Faik Abasıyanık’ın öykü evreni, klasik anlatı yapılarının temel beklentilerinden biri olan karakterin dönüşümü ilkesini sistematik biçimde askıya alır. Onun öykülerinde kahramanlar çoğu zaman kurtulmaz, “bilinç kazanmaz”, ahlaki ya da toplumsal bir ilerleme göstermez. Bu durum, estetik bir eksiklikten ziyade, Sait Faik’in insan anlayışı, etik tavrı ve modern anlatı bilinciyle

OKUMAK İÇİN TIKLA

Between Necessity and Freedom: Tolstoy’s and Spinoza’s Determinism in War and Peace

Tolstoy’s critique of free will, developed in War and Peace , shares a strong intellectual kinship with Spinoza’s doctrine of necessity, one of the most radical models of determinism in modern philosophy . Both thinkers consider free will an illusion of consciousness stemming from a lack of knowledge of the true causes of human actions .

OKUMAK İÇİN TIKLA

Zorunluluk ve Özgürlük Arasında: Savaş ve Barış’ta Tolstoy ile Spinoza’nın Determinizmi

Tolstoy’un Savaş ve Barış’ta geliştirdiği özgür irade eleştirisi, modern felsefede en radikal determinizm modellerinden biri olan Spinoza’nın zorunluluk öğretisi ile güçlü bir düşünsel akrabalık taşır. Her iki düşünürde de özgür irade, insanın eylemlerinin gerçek nedenlerini bilmemesinden kaynaklanan bir bilinç yanılsaması olarak değerlendirilir. Ancak Tolstoy bu fikri sistematik bir felsefe metni

OKUMAK İÇİN TIKLA

Free Will in Tolstoy’s War and Peace: A Fairy Tale?

Lev Tolstoy’s novel War and Peace (1865–1869) is not only an epic account of the Napoleonic Wars, but also a comprehensive inquiry into the philosophy of history , ethics , and the issue of free will . In the novel, Tolstoy systematically critiques both narratives of individual heroism and the concept of “history of great men,” raising the

OKUMAK İÇİN TIKLA

Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Özgür İrade: Bir Masal mı?

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış (1865–1869) adlı romanı yalnızca Napolyon Savaşları’nın epik bir anlatısı değil, aynı zamanda tarih felsefesi, etik ve özgür irade sorunlarına yönelik kapsamlı bir sorgulamadır. Tolstoy, romanda hem bireysel kahramanlık anlatılarını hem de “büyük adamlar tarihi” anlayışını sistematik biçimde eleştirerek, insan eylemlerinin gerçekten özgür olup olmadığı sorusunu

OKUMAK İÇİN TIKLA

Çiçikov ve Lacan’ın Büyük Öteki Kavramı (VİDEO)

Bu video, Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki başkarakter Çiçikov’u Jacques Lacan’ın “Büyük Öteki” kavramı üzerinden psikanalitik bir perspektifle incelemektedir. Yazar, Çiçikov’un servet ve itibar arayışının salt kişisel bir hırs değil, toplumsal onay alma ve sistemin içinde meşruiyet kazanma çabası olduğunu ileri sürer. Videoya göre karakterin “ölü canlar” biriktirmesi, aslında simgesel bir kimlik inşa ederek toplumun beklentilerine yanıt verme

OKUMAK İÇİN TIKLA

Chichikov’s Obsession with Money and Prestige: The Search for Social Approval in the Context of Lacan’s “Big Other”

This study psychoanalyzes the character Pavel Ivanovich Chichikov in Nikolai Gogol’s novel Dead Souls (1842) within the context of Jacques Lacan’s concept of the “Big Other.” Chichikov’s obsession with money and social prestige can be interpreted not as an individual ambition, but rather as a manifestation of his attempt to

OKUMAK İÇİN TIKLA

Two Paths to Meaning: Siddhartha – Zarathustra (VİDEO)

This video explores the philosophical similarities and fundamental differences between Hermann Hesse’s river metaphor in Siddhartha and Friedrich Nietzsche’s idea of ​​eternal recurrence. It emphasizes that both concepts reject a linear understanding of time, viewing existence as a continuous process of becoming. The video contrasts Siddhartha’s mystical peace and silent

OKUMAK İÇİN TIKLA

A Conceptual Relationship Between the River Metaphor in Siddhartha and the Eternal Return in Nietzsche

Hermann Hesse’s novel Siddhartha (1922) and Friedrich Nietzsche’s Thus Spoke Zarathustra (1883–85), despite drawing on different cultural and philosophical traditions, are two fundamental texts that center on the modern individual’s search for meaning. In Siddhartha , wisdom is presented as an intuitive and holistic understanding through the metaphor of the river ; in Zarathustra , this understanding is transformed into

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell 1984: Totaliter bir yönetim, dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullanır?

Bu video, George Orwell’in 1984 romanında totaliter bir yönetimin dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullandığını derinlemesine analiz etmektedir. İktidarın Newspeak (Yeni Konuş) aracılığıyla kelime dağarcığını bilinçli bir şekilde daraltarak aykırı düşünceleri imkansız kılmayı ve muhalefeti henüz oluşmadan engellemeyi hedeflediği vurgulanmaktadır. Kaynak, dilin sadece bir iletişim vasıtası olmadığını, aynı zamanda insan zihninin ve gerçeklik algısının sınırlarını belirleyen ideolojik bir silah

OKUMAK İÇİN TIKLA