Yazar: cemalumit

Why does Boethius view fortune as changeable in his work “The Consolation of Philosophy”?

In his work, Consolation of Philosophy (Consolatio Philosophiae), Boethius portrays Fortuna (fortune or chance) as a changeable and unstable force. The fundamental reason for this is that external and temporary blessings in human life (wealth, power, fame, bodily pleasures, etc.) are unstable and unreliable. Boethius bases this view as follows: Fortuna is depicted as a

okumak için tıklayınız

Boethius çima di berhema xwe ya “Teselîya Felsefeyê” de bextê wekî guhêrbar dibîne?

Boethius di berhema xwe ya bi navê Teselîya Felsefeyê (Consolatio Philosophiae) de, Fortuna (bext an şans) wekî hêzek guhêrbar û nearam nîşan dide. Sedema bingehîn a vê yekê ev e ku bereketên derveyî û demkî di jiyana mirovan de (dewlemendî, hêz, navdarî, kêfên bedenî, hwd.) nearam û ne pêbawer in. Boethius vê nêrînê wiha bingeh

okumak için tıklayınız

Kişi, kendini “iyi tarafa ait” görüyorsa, “öteki”ne uyguladığı şiddeti haklı görebilir mi?

İnsanların kendilerini “iyi taraf” olarak görmeleri, “öteki”ne yönelik şiddeti haklı çıkarmak için kullanılan bir mekanizma olabilir, ancak bu durumun ahlaki, felsefi ve insani boyutları derinlemesine sorgulanmalıdır. 1. Ahlaki İkilem ve Öz-Haklılaştırma 2. Etik Perspektifler 3. Psikolojik Mekanizmalar 4. Tarihsel ve Sosyal Örnekler 5. Haklı Gösterilebilir mi? 6. Alternatif Yaklaşımlar ———————————– Şiddetin “iyi taraf” adına meşrulaştırılması, insanlık tarihinde yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Ahlaki

okumak için tıklayınız

Eger kesek xwe wekî “yekî ji aliyê baş” bibîne, gelo ew dikare tundûtûjiya ku li ser “yê din” dike rewa bike?

Têgihîştina mirovan ji xwe wekî “aliyê baş” dikare bibe mekanîzmayek ku ji bo rewakirina tundûtûjiya li dijî “yê din” tê bikar anîn, lê divê aliyên exlaqî, felsefî û mirovî yên vê rewşê bi tevahî werin lêkolîn kirin. Cûdahiya Em û Wan: Dema ku mirov hîs dikin ku ew aîdî komekê ne (“em”), ew dikarin koma

okumak için tıklayınız

If a person sees herself as “belonging to the good side,” can she justify the violence she inflicts on the “other”?

People’s perception of themselves as the “good side” can be a mechanism used to justify violence against the “other,” but the moral, philosophical, and human dimensions of this situation must be thoroughly examined. The Us vs. Them Distinction: When people feel they belong to a group (“we”), they may exclude the other group (“them”), even

okumak için tıklayınız

Buddha için “şimdi’de olmak” ne anlama gelir?

Buddha için “şimdi’de olmak”, sadece bir yaşam tavsiyesi değil, varoluşun doğasına dair radikal bir farkındalık halidir. Bu kavramın arka planında, Budist öğretiye özgü zihin, acı, zaman ve benlik anlayışları vardır. Aşağıda ayrıntılı biçimde bu kavramı felsefi ve psikolojik yönleriyle ele alalım: 🪷 I. “Şimdi’de Olmak” Nedir? Buddha’ya göre insanlar acı çeker çünkü şimdiki anda yaşamazlar.

okumak için tıklayınız

What does it mean to “be in the now” for Buddha?

For the Buddha, “being in the now” is not just life advice, but a state of radical awareness of the nature of existence. This concept is informed by the Buddhist understandings of mind, suffering, time, and self. Let’s examine this concept in detail below, from its philosophical and psychological perspectives: 🪷 I. What is “Being

okumak için tıklayınız

Eğer Descartes bir Amerikan yerlisi Lakota yaşlısıyla konuşsaydı, “Düşünüyorum öyleyse varım” önermesine nasıl bir yanıt alırdı?

Eğer René Descartes bir Lakota yaşlısıyla karşı karşıya gelip “Cogito ergo sum” – “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesini dile getirseydi, Lakota yaşlısı büyük ihtimalle şu soruyla ya da cevapla karşılık verirdi: “Düşünüyorsun, peki ama bu düşünce tek başına seni var kılar mı? Toprağın, rüzgarın, atalarının ve topluluğun seni tanımıyorsa, gerçekten var mısın?” 🔸 Lakota Yanıtının Felsefi

okumak için tıklayınız

Marx’ın doktora tezinin “sükût suikastına” uğraması ne anlama gelmektedir?

Karl Marx, Kasım 1837’de Berlin’de Hukuk Fakültesi öğrencisiyken babasına yazdığı mektupta ağırlıklı olarak Kant, Fichte, Schelling, Hegel ve Aristo okuduğunu yazar. 1839 tarihinde sonradan Epikuros’un Felsefesi Üzerine Notlar adıyla yayımlanacak elyazmasını tamamlamış olmasından anlıyoruz ki, Marx 1838-41 yıllarında idealizme sırtını dönerek materyalizme olan ilgisinin tarihsel kökenleri üzerine yoğunlaşmıştır. 1841’de henüz 23 yaşındayken, Berlin’de yazdığı tezini

okumak için tıklayınız

Soytarılar, toplumsal düzenin kırılganlığını teşhir eden felsefi aktörler mi?

1. Gülmenin Altındaki Kriz: Soytarı Bir Tehdit midir? Soytarı yalnızca güldüren değildir; o, düzenin görünmeyen çatlaklarını dillendirir. Saraylarda, kürsülerde, ekranlarda ya da sokaklarda boy gösteren soytarı, çoğu zaman iktidarın aynasıdır ama bu ayna kırık, yamuk ve çarpıtıcıdır. Bu çarpıtma, gerçekliğin ta kendisini daha açık hale getirir. Gülünç olan, aslında çürümüş olanın maskesidir. Soytarının kahkahası, düzenin

okumak için tıklayınız

Are the clowns philosophical actors who expose the fragility of the social order?

The clown isn’t just a laughing stock; he voices the invisible cracks in the order. Whether appearing in palaces, on podiums, on screens, or in the streets, the clown is often the mirror of power, but this mirror is broken, crooked, and distorting. This distortion makes reality itself more apparent. The comic is actually the

okumak için tıklayınız

Ma palyaço aktorên felsefî ne ku lawaziya rêziknameya civakî eşkere dikin?

Masûlke ne tenê tiştekî henekê ye; ew dengê şikestinên nedîtî yên di rêzikê de dide. Çi li qesran, li ser podyuman, li ser ekranan, an li kolanan xuya bibe, masûlke pir caran neynika desthilatdariyê ye, lê ev neynik şikestî, çewt û tahrîfker e. Ev tahrîfkirin rastiyê bi xwe eşkeretir dike. Komîk di rastiyê de maskeya

okumak için tıklayınız

Jean-Paul Sartre göre neden “İnsan özgürlüğe mahkûmdur” ?

Jean-Paul Sartre’ın “İnsan özgürlüğe mahkûmdur” tezi, onun varoluşçu felsefesinin temel taşlarından biridir. Burada “mahkûm” sözcüğüyle kastettiği, özgürlüğün insan için kaçınılmaz bir yazgı olmasıdır. İşte Sartre’ın bu radikal savının ardındaki nedenler: 1. Varoluş Özden Önce Gelir Sartre’a göre insan, önce “var olur”, sonra kendi özünü (kimliğini, değerlerini) seçimleriyle yaratır. Diğer nesnelerin (örneğin bir bıçağın) sabit bir

okumak için tıklayınız

According to Jean-Paul Sartre, why is “Man condemned to freedom”?

Jean-Paul Sartre’s thesis that “Man is condemned to freedom” is one of the cornerstones of his existentialist philosophy. What he means by “condemned” here is that freedom is an inevitable destiny for man. Here are the reasons behind Sartre’s radical assertion: According to Sartre, a human being first “exists” and then creates their own essence

okumak için tıklayınız

Li gorî Jean-Paul Sartre, çima “Mirov mehkûmî azadiyê ye”?

Teza Jean-Paul Sartre ya ku dibêje “Mirov mehkûmî azadiyê ye” yek ji kevirên bingehîn ên felsefeya wî ya ekzîstansiyalîst e. Tiştê ku ew li vir bi “mehkûmkirin” mebesta wî ev e ku azadî ji bo mirov çarenûsek neçar e. Li vir sedemên li pişt vê îdiaya radîkal a Sartre hene: Li gorî Sartre, mirov pêşî

okumak için tıklayınız

Her halkın emekçi sınıfının farklı dillerde konuşması kapitalistlere karşı ortaklaşmasına engel midir?

İnsan, dili aracılığıyla düşünür, diliyle dünyayı kavrar ve diliyle başkalarıyla ilişki kurar. Ne var ki, bu iletişimsel çoğulluk, tarihsel olarak emekçi sınıfın dayanışmasını bölmenin de aracı hâline getirilmiştir. Farklı dillerde konuşan halkların emekçileri arasında bir bariyer doğar; fakat bu bariyer doğal değil, sosyo-politik olarak inşa edilmiş bir engeldir. Bu bağlamda sorulması gereken şey, yalnızca “farklı

okumak için tıklayınız

Ma ew rastîya ku çîna karker a her neteweyek bi zimanên cuda diaxive, rê li ber wan digire ku li dijî kapîtalîstan bibin yek?

Mirov bi rêya ziman difikirin, cîhanê bi rêya ziman fam dikin û bi rêya ziman bi yên din re têkilî datînin. Lêbelê, ev pirrengiya ragihandinê di dîrokê de wekî amûrek ji bo parçekirina hevgirtina çîna karker hatiye bikar anîn. Astengiyek di navbera karkerên gelên ku bi zimanên cûda diaxivin de derdikeve holê; lêbelê, ev astengî

okumak için tıklayınız

Farklı dillerde konuşan kapitalistlerin ortak dili: Kâr

1. Kapitalistin Ulusal Kimliği İkinci Plandadır Kapitalistler Çinli, Amerikalı, Alman, Türk, Arap ya da Rus olabilirler. Ancak ulusal kimlikleri, kapitalist düzen içindeki konumlarının önüne geçmez. Çünkü: Örnek:Apple, Çin’de Foxconn adlı fabrikalarda üretim yaptırır. Amerikalı sermaye, Çinli emeği kullanarak tüm dünyaya satış yapar. Burada milliyet değil kâr-zinciri esastır. 2. “Kâr”, Kapitalistlerin Gerçek Anadilidir Tüm ekonomik kararlar

okumak için tıklayınız

The common language of capitalists speaking different languages: Profit.

Their primary goal is to expand their capital, not their nationality.A German boss prefers workers in China if the profit margin is high.A French investor can partner with entrepreneurs of Kurdish or Turkish origin, as long as there is profit.Example:Apple has production in Foxconn factories in China. American capital uses Chinese labor to sell globally.

okumak için tıklayınız