Yazar: cemalumit

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Absürdün Estetiği ve Zamanın Tuzakları

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modernist edebiyatın saçmalık, bürokrasi ve insan varoluşunun anlamsızlıkla mücadelesi üzerine kurulu evrensel bir anlatısıdır. Roman, Kafka’nın Davası ya da Camus’nün Yabancısı gibi absürt temaları işlerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin tarihsel ve kültürel kırılmalarını da alegorik bir düzlemde yansıtır. Enstitü, zamanı düzenleme iddiasıyla absürdün estetik bir tezahürü olarak işler; aynı zamanda

okumak için tıklayınız

Ferit Edgü, Hakkari’de Bir Mevsim: İnsan ve Toprak Arasındaki Sessiz Çığlık

Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim adlı eseri, bir romanın ötesine geçerek insan varoluşunun sınırlarını, doğayla ve toplumla olan karmaşık ilişkileri, bireyin iç dünyasını ve dış dünyayla çatışmasını derin bir şekilde sorgular. Eser, bir öğretmenin Hakkari’nin ücra bir köyüne sürgün edilmesiyle başlayan hikâyeyi anlatırken, aynı zamanda bireyin kimlik arayışını, toplumsal yalıtılmışlığı ve insanın doğayla mücadelesini çarpıcı

okumak için tıklayınız

Kelebek ve Koza: Dil, Kültür ve Anlamın Dönüşüm Serüveni

Kelebek ve Kozanın Küresel Anlam Ağı Kelebek ve koza, insanlık tarihinin en evrensel imgelerinden biridir; ancak bu imgeler, diller ve kültürler arasında şaşırtıcı derecede farklı anlamlar taşır. Kelebek, birçok kültürde dönüşüm, özgürlük ve ruhun hafifliğini sembolize ederken, koza genellikle koruma, potansiyel ve yeniden doğuşun gizli hazırlık evresini temsil eder. Örneğin, Antik Yunan’da “psyche” kelimesi hem

okumak için tıklayınız

Bebek Annenin Yüzüne Baktığında Ne Görür?

Bu soruyu hem Winnicott’un en radikal yönüne, hem de çağdaş psikanalizin kalbine dokunan sorualrdan basit gibi görünen karmaşık bir konudur. Sorun sadece teorik değil: varoluşsal. “Bebek ne görür?” Belki de tüm psikanalitik gelişim kuramları bu sorunun etrafında dönüyor. 🎭 Bebek Annenin Yüzüne Baktığında Ne Görür? Winnicott’un o ünlü sorusunu hatırlayalım: “Bir bebek annenin yüzüne baktığında

okumak için tıklayınız

Winnicott ve Lacan’a Göre, Benliğin Oluşum Sürecinde “Ayna” İşlevi

🪞 1. Lacan’ın Ayna Evresi (1949) Lacan’a göre: Ama burada kritik olan şudur: Aynadaki yansıma, çocuğun “gerçekte olduğu” değil, “olmak istediği” benliği temsil eder. Yani Lacan’a göre benlik temelde bir yanılsama üzerine kurulur. “Gerçek ben” ile “görünen ben” hiçbir zaman tam örtüşmez. Bu yüzden, benlik daima bölünmüş, eksik ve ötekiyle dolaylı kurulan bir yapıdır. 👩‍🍼

okumak için tıklayınız

Sulukule’nin Kültürel ve Toplumsal Dönüşümüne Derinlemesine Bir Bakış

Roman Dillerinin Kültürel Kimlikteki Yeri Sulukule, İstanbul’un tarihsel dokusu içinde Roman topluluklarının yaşam alanı olarak kendine özgü bir yer edinmiştir. Romanes gibi Roman dilleri, bu mahallenin kültürel kimliğinin temel taşlarından biridir. Bu diller, yalnızca iletişim aracı olmaktan öte, topluluğun tarihsel belleğini, geleneklerini ve aidiyet duygusunu taşıyan bir köprü işlevi görür. Romanes’in ritmik yapısı, sözlü anlatı

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: Soyutluğun ve İmgenin Özgün Temsilcisi

Cemal Süreya’nın İkinci Yeni içindeki yeri, hareketin soyut ve imgeci şiir anlayışına getirdiği bireysel bir yorumla tanımlanabilir. İkinci Yeni, 1950’lerde Garip şiirine tepki olarak ortaya çıkmış, somut anlatımın yerine imgeyi, bireysel duyarlılığı ve dilin çok katmanlı yapısını koymuştur. Süreya, bu anlayışın içinde, duygusal yoğunluğu ve erotizmi şiirsel bir dilde işleyen özgün bir sestir. Örneğin, Üvercinka

okumak için tıklayınız

Yabancı’nın Sessiz İsyanı: Meursault Üzerinden Anlam, Özgürlük ve Toplum

Absürdün Yüzü: Meursault’nun Varoluşsal Portresi Albert Camus’nün Yabancı romanında Meursault, absürdizmin somut bir yansıması olarak belirir. Absürdizm, insan yaşamının anlamsızlığı ile bireyin anlam arayışı arasındaki çatışmayı merkeze alır. Meursault, bu çatışmayı ne reddeder ne de çözmeye çalışır; yalnızca kayıtsızca kabul eder. Annesinin ölümü karşısında duygusal bir tepki göstermemesi, toplumsal beklentilere uymaması, onu “absürd insan” yapar.

okumak için tıklayınız

Hay bin Yakzan, Salaman ve Absal Karşılaştırması: Rasyonalizm ve Mistizm

1. Rasyonalizm ve Mistisizm Karşılaştırması Rasyonalist ve Mistik Perspektif: Akıl-Sezgi Tartışmasına Katkı: 2. İnsan Aklının ve Ruhunun Hakikate Yönelişi Hayy bin Yakzan’da Akıl: Salaman ve Absal’da Ruh: Karşılaştırma: 3. İnsan Kavramının Tanımları Hayy bin Yakzan’da İnsan: Salaman ve Absal’da İnsan: Farklı Kavramsal Yaklaşımlar: Sonuç

okumak için tıklayınız

Algının Kavrayışın Yerini Alması Mesesi

Bu ifade — “Algı, kavrayışın yerini alır” — hem felsefi hem de psikanalitik açıdan çok katmanlı ve rahatsız edici bir gerçeğe işaret eder. 🔍 1. İfade Ne Demek? Algı: Duyusal deneyime dayalı yüzeysel görme, işitme, hissetme gibi tepkisel farkındalıktır. Kavrayış (comprehension): Derinlemesine anlama, bağlam kurma, içselleştirme ve anlamlandırma eylemidir. Bu durumda: “Algı, kavrayışın yerini alır”

okumak için tıklayınız

Kadim İmgelerin Diyaloğu: Hitit, Yunan ve Mitanni Sanatında Tanrı, Kral ve Doğa

Hitit Kabartmalarında Tanrı ve Kral: Gücün Görsel Söylemi Hitit kabartmalarındaki tanrı ve kral figürleri, taş üzerine oyulmuş birer iktidar manifestosudur. Bu figürler, genellikle hiyerarşik bir düzen içinde, tanrısal otoriteyi kralın dünyevi gücüyle birleştiren bir ikonografiyle sunulur. Tanrılar, genellikle boynuzlu taçlar ve stilize edilmiş elbiselerle, doğaüstü bir heybet taşırken, krallar onların gölgesinde, ama bir o kadar

okumak için tıklayınız

Doğanın Sembolleri ve İnsanlığın Çelişkileri

Doğanın Sembolleri ve İnsanlığın Çelişkileri Şahinin Pençesindeki Hırs Şahin, gökyüzünün efendisi, keskin gözleri ve ölümcül pençeleriyle avını asla kaçırmaz. Bu avcı doğa, insanlığın savaş ve fetih tutkusunun bir aynası olabilir mi? Şahin, yalnızca hayatta kalmak için değil, egemenlik kurmak için avlanır; tıpkı insanlığın tarih boyunca toprak, güç ve zenginlik için döktüğü kan gibi. Kapitalist rekabetin

okumak için tıklayınız

Do Fyodor Pavlovich’s masochistic tendencies and desire for constant humiliation point to a deep-seated childhood trauma, or is it a fundamental part of his personality disorder?

Fyodor Pavlovich Karamazov is a morally corrupt, grotesque, and pathological character at the center of Dostoyevsky’s novel The Brothers Karamazov. One of his distinguishing features is his masochistic tendencies and his constant desire to be humiliated. This pattern of behavior requires in-depth psychological examination: is it the result of early childhood traumas, or is it

okumak için tıklayınız

Kore Mitolojisinin Toplumsal Hafızadaki Derin Kökleri: Arketipler, Tarih ve Kimlik

Gumiho: Cinsellik, İktidar ve Toplumsal Tabuların Metaforu Gumiho figürü, yalnızca doğaüstü bir varlık değil, aynı zamanda Kore toplumunun cinsellik ve güç dinamiklerine dair karmaşık tutumlarını yansıtan bir arketiptir. Geleneksel Konfüçyüsçü toplumda kadın cinselliği sıkı denetim altındayken, Gumiho bu baskıyı altüst eden bir sembol haline gelir. İnsan erkekleri baştan çıkarıp yok etmesi, erkek egemen toplumun kadın

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumu ve Tarihsel Dönüşümleri

Şeffaflık, insanlık tarihinin farklı dönemlerinde hem bir ideal hem de bir tartışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bilginin, iktidarın ve toplumsal ilişkilerin görünür kılınması çabası, birey ile toplumu, akıl ile otoriteyi, gizlilik ile açıklığı yeniden tanımlayan bir güç olmuştur. Aydınlanma ve Şeffaflığın Kökenleri Aydınlanma, akıl ve bilginin insanlığı özgürleştireceği inancıyla şeffaflığı bir ideal olarak yüceltmiştir. Descartes’in

okumak için tıklayınız

Gılgamış Destanı: İnsanlığın Ölümsüzlük Arayışındaki Yankıları

Gılgamış Destanı, insanlığın en eski yazılı anlatılarından biri olarak, ölüm ve ölümsüzlük gibi evrensel temaları işlerken, insanın varoluşsal sorgulamalarını derinlemesine ele alır. Bu destan, Mezopotamya’nın kadim topraklarında doğmuş, ancak zaman ve mekan sınırlarını aşarak insanlığın ortak hafızasında bir arketip haline gelmiştir. Aşağıda, destanın ölüm ve ölümsüzlük temalarını, insan-doğa ilişkisini ve felsefi yansımalarını farklı boyutlarıyla inceliyoruz.

okumak için tıklayınız

Gregor’un Dönüşümü ve Huxley’nin Distopik Dünyası

Bireyin Makineleşmiş Toplumdaki Yitimi Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinde Gregor Samsa’nın bir sabah böceğe dönüşmesi, yalnızca fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda bireyin modern toplumun çarkları arasında ezilişinin güçlü bir sembolüdür. Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sında ise birey, teknolojik ve tüketim odaklı bir düzenin içinde kimliğini yitirir; ancak bu yitim, Gregor’unki gibi grotesk bir başkalaşım

okumak için tıklayınız

Öfke Ve Hasedi Birbirinden Ayırmak Mümkün Mü ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına göre, öfke ve haseti ayrıştırmak için şu pratik adımları ve gündelik hayat örneklerini kullanabilirsin: Hasetin İşaretleri: – Kıyaslama ve Yetersizlik: Birinin sahip olduğu bir şeye imrenip kendini eksik hissediyorsun. Mesela, iş yerinde bir arkadaşın övgü alıyor, sen ise “Neden ben değil?” diye düşünüyorsun. Bu, haset. – Rahatsızlık: Birinin mutluluğu

okumak için tıklayınız

Kahramanlığın Yeniden Doğuşu: Süper Kahraman Filmleri ve İnsan Ruhu

Süper kahraman filmleri, modern çağın mitolojik anlatıları olarak, antik kahraman arketiplerini yeniden inşa ederken, bireyin toplumsal ve bireysel varoluşunu nasıl şekillendirdiği sorusu, çağımızın en karmaşık ikilemlerinden biridir. Antik Yunan’dan Homeros’un destanlarına, oradan modern sinema perdesine uzanan kahramanlık anlatısı, bireyi hem yücelten hem de sorgulatan bir aynadır. Bu filmler, bireyin özgürlük arzusunu mu ateşliyor, yoksa sistemin

okumak için tıklayınız

Algının Tarihsel Süreci ( Psikanalitik Yaklaşımla )

“Algının tarihsel süreci” dediğimiz şey, sadece felsefi bir mesele değil; aynı zamanda psikanalitik gelişimin, öznel deneyimin ve estetik bakışın temelidir. Şimdi bunu hem psikanalitik hem fenomenolojik hem de ontolojik düzeyde açıklayayım: 🌀  Algının Tarihsel Süreci Nedir? Bu ifade, şunu ileri sürer: “Algı doğrudan, nötr, çıplak bir süreç değildir. Kişinin görülme deneyimleriyle, duygusal tarihçesiyle, öznel gelişimiyle

okumak için tıklayınız