Aydınlanmanın Devrimci Eğitimcisi : Tevfik Fikret – Müslüm Kabadayı

tevfik_fikretEğitimciler vardır, insanın bilimsel merakının ve özgür düşünme gücünün önüne vurulan seddi yıkarlar. Farklı özgürlük anlayışları olmakla birlikte aydınlanma döneminin düşünürleri arasında köleci-feodal eğitim uygulamalarına karşı “özgür eğitim” için kafa yoran, mücadele eden eğitimciler var. Kapitalizmin yarattığı derin eşitsizliğe, yoksulluğa ve cehalete karşı farklı denemelere, uygulamalara girişen “ütopik sosyalist eğitimciler” söz konusudur, Robert Owen gibi. Tevfik Fikret ise bu deneyimlerden haberdar olmakla birlikte kendine özgü önermeyle eğitim anlayışını hem şiirlerinde işlemiştir hem de çalıştığı okullarda uygulamaya çalışmıştır. Onun 48 yıllık yaşam hikayesi dikkatle okunduğunda, yaşamındaki evrelerin ve kişiliğini oluşturan olguların şiirlerine, resimlerine derinlemesine yansıdığı anlaşılır. 26 yıllık öğretmenlik deneyimine bakıldığında ise devrimci ve mücadeleci bir kişilik sergilediği görülür.

Evet, Türkiye’deki aydınlanma süreçlerine ve bu süreçlerde öne çıkan kişiliklere bakıldığında Tevfik Fikret’in çok önemli bir yerinin ve rolünün olduğu görülür. Onu bu anlamda öne çıkaran temel özellik, sadece aydınlanmaya dair düşünce geliştirmekle ilgili olmayıp yaşadığı dönemde ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde olduğu kadar bugüne de ışık tutabilecek şiirleriyle görüş ve önerilerini sanatla uygulamaya koymasıdır. Özellikle çocuklara yönelik bakış açısını ve eğitim anlayışını, çocukların rahatlıkla algılayabileceği bir dil ve kurguyla Şermin adlı çocuk şiirleri kitabında işlemesi önemlidir.
“Sabah Olursa” başlıklı şiirinde hem yeni kuşağın aydınlık için mücadeleye çağrılmasını hem de “umut” yüklemesini gerçekleştirir Tevfik Fikret; şair A. Kadir Meriçboyu’nun Türkçesini güncelleştirmesiyle bir bölümünü aşağıya aktarmak istiyorum.

Siz ey, gelecek günlerin küçük güneşleri,
birer birer uyanmanın vakti geldi işte,
ufuklar aydınlığa öyle susadı, öyle susadı ki!
Aydınlık tek özlediğimiz şey çağımızda,
haydi silin bulutları, uğursuz gölgeleri atın,
ışıklar içinde koşun mutlu özgürlüğe doğru.

Bu şiirleri kaleme aldığı dönem “istibdat” olarak adlandırılan II. Abdulhamit’in feodal Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüş ve yarı sömürge haline getirilişinin baskıyla gerçekleştirildiği 30 yıl süren “jurnal rejimi”dir. Tevfik Fikret, bu dönemde bir yandan Tercüman-ı Hakikat, Mirsad, Malumat, Servet-i Fünun dergilerinde şiirlerini yayınladı veya sorumluluk almıştır, diğer yandan da Yüksek Ticaret Mektebi’nde, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ve Robert Kolej’de öğretmenlik ve yöneticilik yapmıştır. Onun gerek şiirlerindeki mücadeleci bir “çağrı dili”nde gerekse çalıştığı yerlerdeki direnişçi tutumunda, yetişme koşullarının payı büyüktür. Çocukken annesini kaybetmesi ve arkasından babasının “jurnal”lenerek istibdat rejimi tarafından sürgüne gönderilmesi ve sürgünde ölmesi, haksızlığa ve baskıya karşı, bir bakıma “jurnal rejimi”ne direnç geliştirmesinde etkili olmuştur. Aksaray’dayken gördüğü tutuculuğun ve dinsel gericiliğin yanlışlarına, Mekteb-i Sultani öğrencisi olduktan sonra geliştirdiği bilimi önemseyen düşünceyle karşı koymaya başlayan Tevfik Fikret’in kendini geliştirmesinde, Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci gibi usta şair ve öğretmenlerin öğrencisi olmasının etkisi vardır.
1888’de okulu birincilikle bitirince Hariciye Nezareti İstişare Odası (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi)’nde katip olarak işe başlayan Tevfik Fikret, kısa bir süre sonra geçtiği Maarif Mektubi Kalemi’nden de kısa süre istifa eder. Yeterince çalışmadığını düşündüğünden iş deneyimi onu hayal kırıklığına uğratmıştır. Buradayken gecikmiş maaşlarının ödenmesini maaşı hak etmediği gerekçesiyle reddeder. Bu tavrı, onun dürüstlüğünü ve direnişçi kişiliğini efsane haline getirir. Onun karşı koymasına karşın Hazinece kendisine toplu ödeme yapılınca paranın tümünü Göçmenler Komisyonu’na bağışlar. Galatasaray Lisesi’nde Edebiyat öğretmeniyken hükümetin bütçede kısıntı yaparak kamu emekçilerinin maaşlarında % 10 kesinti yapmasına tepki olarak 1895’te istifa eder. Açıkçası, rüşvetin kol gezdiği o dönemde böylesine kamucu ve aynı zamanda etik davranan Tevfik Fikret’in, kapitalist devlet mekanizmasını rüşvet, soygun ve vurgunun temel aracı haline getiren tüm yöneticilere verdiği büyük bir “TARİH” ve “AHLAK” dersi vardır. Günümüzde bu ders, emeğinden başka bir şeye güvenmeyen insanlar tarafından çok daha güçlü biçimde burjuvaziye ve onun yöneticilerine verilmek durumundadır. Çünkü şair, bir şiirinde insana olan umudunu şöyle dile getirmiştir:

Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var;
Dünya dönecek cennete insanla, inandım.

Zaman zaman mücadelede yorgun düştüğü, hatta inzivaya çekildiği görülse de Tevfik Fikret, insana hep umut besler. Haziran 1895’te oğlu Haluk’un dünyaya gelmesinden ve Servet-i Fünun’un bilim ve teknik dergisi olmaktan çıkıp edebiyat dergisine dönüşmesinden itibaren, daha önce şiirlerinde kullandığı Mehmet Tevfik adını Tevfik Fikret’e dönüştürür. 1896 yılı sonlarında Robert Kolej’de Türkçe dersleri vermeye başlar ve bu görevini ölümüne dek sürdürür. O günlerde dostu İsmail Safa’nın evinde okuduğu Abdülhamit karşıtı bir şiiri, gözaltına alınmasına yol açar. Evi aranır, söz konusu şiir bulunamayınca birkaç gün sonra serbest bırakılır. Çok geçmeden, Robert Kolej’de bir çaya karısıyla birlikte gitmesi bahane edilerek gözaltına alınır. Bu olayların da etkisi olmakla birlikte Tevfik Fikret’in ütopyacılığı, önce Yeni Zelanda’ya gitmek, sonra da arkadaşı Hüseyin Kâzım’ın Manisa’daki çiftliğinde hayallerini gerçekleştirmek isteğiyle kendini gösterir. Ancak, arkadaşlarından bazılarının sürgüne gönderilmesi, kız kardeşi Sıdıka’yla babasını arka arkaya kaybetmesi, onu bu ütopyasından alıkoyar. Mimarisini kendisinin çizdiği ve “Aşiyan” adını verdiği evi yaptırarak yaşamını “Sis”li İstanbul’da sürdürür. 1905’te yerleştiği “Aşiyan”daki inziva halinden, 1908’deki Meşrutiyet’in ilanıyla çıkan Tevfik Fikret, aslında bu burjuva devriminden 13 gün önce kaleme aldığı “Millet Şarkısı” adlı marşla ayağa kalkmıştır. II. Meşrutiyet’in habercisi olan bu marş, elden ele dolaşmıştır. Daha sonra yazdığı “Rücu (Geri Alış)” adlı şiiriyle İstanbul’a savurduğu lanetleri geri almıştır. A. Kadir’in Türkçesiyle bu şiirin bir bölümünde şöyle der Tevfik Fikret:

Uygarlık, barış, doğruluk ve iyilik.
Yalnız senin davranışına bağlı
gelecek günlerde dirlik düzenlik.
Senin kafanın gücüdür hayatı kurtaracak!
Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma,
ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.
Haydi durma, yürü kardeşliğe doğru,
alın teri dökmeye, yücelmeye, mutluluğa.

1908 Burjuva Devrimi, kendisine Maarif Vekilliği’ni önerir; bunu reddeden Tevfik Fikret, bu göreve getirilen Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla Mekteb-i Sultani Müdürlüğü’nü kabul eder ve 1895’te istifa ettiği okula 1909 başında müdür olarak döner. Öncesinde yangın geçiren okulu kısa sürede onartır ve mimarisini kendisinin çizdiği büyük toplantı salonunu mescidin üzerine yaptırdığı gerekçesiyle gericiliğin saldırısına uğrar. Gerek bu saldırılara dirençle karşı koyması, gerekse 31 Mart Olayı’nda ayaklanan gerici güruhun okulu yıkacakları haberini aldığında “Sultani’yi yıkmak için önce beni yıkmak lazımdır” diyerek okulun önünde ayakta dikilmesi ya da bir söylentiye göre kendisini okulun demir kapısına zincirlemesi, Tevfik Fikret’in aydınlanmacı devrimci öğretmen tavrının en açık ifadeleridir.
Tevfik Fikret’in eğitim anlayışı, “Yeni Mektep”te kendini gösterir. Onun anlayışna göre kuramsal eğitimin deneyime yani yaparak, deneyerek öğrenmeye dayandırılmasıyla öğrencilerde merakın tetiklenmesi, böylece inceleme ve araştırma ruhunun ortaya çıkması sağlanacaktır. Kişiliğin etik bakımdan gelişmesi ise öğrencinin “şahsî haysiyet” duygusunun gelişmesine dayandırılarak “kendi kendini yönetebilme” gücüyle gerçekleştirilecektir. Tevfik Fikret’in bu eğitim anlayışını uygulama deneyimiyle ilgili örnekleri, onun arkadaşlarından Dr. Mazhar Osman’ın anlatımında buluruz: “O, ne nazik, ne kuvvetli eğitimci idi!” diye söze başladığı Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde, Fikret’in müdürlüğü döneminde cereyan eden bir olayı anlatır. Öğrencilerden bir tanesi sürahiyi kırdığı için mubassır (ahlak gözetmeni) tarafından müdüre götürülmüş ve şikâyet edilmiş. Müdür Tevfik Fikret, oturduğu yerden gencin yüzüne bakarak ‘Devletin malını güzel idare etmek ve çok dikkatli bulunmak gerektiğine” dair sözler söylemeye başlayınca genç hemen ‘Ben yapmadım ki…’ diye cevap vermiş. Mubassır, öğrencinin yalan söylediğini ifade etmeye yeltendiği esnada, müdür ayağa kalkmış. Talebenin elini sıkarak: ‘Yok efendim, bir talebe yalan söylemez. Siz yanlış görmüşsünüzdür!’ diyerek Mubassırı susturduktan sonra gence çıkabileceğini söylemiş. Öğrenci, kapıdan çıktıktan kısa bir süre sonra tekrar içeri girmiş. Diz üstü bir halde: ‘Beni affediniz müdür bey, iki suçu üst üste yaptım. Rica ederim, beni cezalandırınız, çünkü hem sürahiyi kırdım, hem de yalan söyledim!’ demiş.”(1)
Tevfik Fikret’in bu olaydaki eğitimci tavrı, gencin ahlak eğitiminde insan onurunu ve saygınlığını (izzetinefsini) önceleyen ve uyandıran çok temel ve oldukça nazik ve insani bir davranış olup hemen oracıkta oluşan bir dürüstlük, saygınlık ve kendi başına doğru karar verebilme ve hareket edebilme gücünü harekete geçirme anlayışıdır. Onun temel hedefi; sağlam kişilikli, bilim ve teknikle donanımlı, meslek sahibi, erdemli ve akıllı bireylerden oluşan bir toplum oluşturmaktır. Zaten 1914’te çocuklar için kaleme aldığı şiirlerinin toplandığı “Şermin”in Farsça olup “utangaç” anlamına gelmesi de onun eğitim anlayışına denk düşmektedir. Türkiye’de çocuklar için yazılmış ilk pedagojik şiir kitaplarındandır Şermin.(2)
Şair ve aydınlanmacı devrimci öğretmen Tevfik Fikret, uygulamaya geçirme olanağı bulamadığı “Yeni Okul”la ilgili temel eğitim “Ciddî bir Teşebbüs” başlığıyla Tanin gazetesinde yayınlar. “Öğrencileri, zamanının ihtiyaçlarına en iyi cevap verecek şekilde hem zeka ve hem de güçlü iradeye sahip sağlam karakterli yetiştirmeyi hedefleyen bu yeni okulun eğitim felsefesinde iki noktaya yapılan özel vurgu dikkat çeker: Aklın fizik bilimlere, doğaya bakan yönünü geliştirmek ve ahlaki kişiliği inşa etmek. Tecrübe ederek, yaparak öğrenme yöntemiyle aklın doğaya, fizik bilimlere bakan yönü geliştirilecektir. Çocuğun ruhuna ve onuruna hitap ederek, bu sayede onda saygınlık duygusunun öne çıkması sağlanarak “kendi kendini idareye muktedir olma” becerisini kazandıran bir ahlak eğitimi uygulanacaktır. Ayrıca, okuldaki genel eğitim belli ölçülerde beden eğitimine de yer verecektir, zira Fikret’e göre “sağlam ruh sağlam vücutta bulunur.” Nitekim Atatürk bu sözü daha sonra, hatırlanacağı gibi, “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” şeklinde yeniden formüle edecektir.”(3)
“Sağlam vücutlu gençler için iki yıl Galatasaray Kulübünün başkanlığını da yapan Tevfik Fikret, düşünce, irfan ve vicdanı özgür bir insan tipi için yaşamını adadığını “Rübab-ı Şikeste”de (Kırık Saz) Ahmet Muhip Dranas’ın yeni Türkçeleştirmesiyle şöyle dile getirir:

Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat,
Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
Bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.

Evet, fazla söze gerek var mı bu şiirden sonra. Gezi ya da Haziran Direnişi’ndekilerin “Boyun Eğme!” demesinin anlamını, Tevfik Fikret 100 yıl önce ne güzel anlatmış değil mi?

Notlar
(1) Mazhar Osman Uzman, “Tevfik Fikret’le Çalıştığımız Zamana Ait Hatıralar”,Yeşilay Dergisi,S. 135, (1944), s. 8-9.

(2) Tevfik Fikret, Şermin, İstanbul 1330/1914, 94 s.
(3) Fındıkoğlu, “Terbiyeci Olarak Tevfik Fikret 1867-1945: Ölümünün Kırkıncı Yıldönümü Münasebetiyle,” Bütün Cepheleriyle Tevfik Fikret: Hayatı, Hatıraları, Şiirleri, yay. Hilmi Yücebaş, İstanbul 1959, s. 38.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Özgürlüğe Kaçış – Tolga Aras

Kendimize küçük alanlar yaratıp özgürlük tohumları ekme eylemi uzun zaman öncesine dayanıyor. Dünya tarihi böyle örneklerle dolu. Büyük bedeller, savunmalar,...

Kapat