Aylan ve Sena’dan Diren’e / çocuklar gülsünler diye – Müslüm Kabadayı

Gülmek, doğada en çok çocuklara yakışıyor. Çocukların gülücüklerinde yaşamın tüm sesleri şakıyor. Yaşamı renklendiren o ses, ne yazık ki dünyayı parsellemekle meşgul sömürgenler tarafından her geçen gün biraz daha solduruluyor.

Bir yanda çocukların yaşama gülmeleri için kendilerini adayan anneler-babalar, diğer yanda milyonlarca çocuğu sokaklarda, tarlalarda, merdiven altlarında karın tokluğuna çalıştıranlar… Bir yanda Küba gibi ülkelerde “önce çocuk sağlığı” diyen hekimler, diğer yanda tüp bebek sektörü başta olmak üzere çocukların sağlığını metaya dönüştüren kapitalistler…

Suriye topraklarını beş yıldır kan gölüne dönüştüren sömürgeci devletler ve onların işbirlikçisi bölgedeki yönetimlerle ajanlaştırılmış örgütlerin yarattıkları yıkımın en büyük bedelini çocuklar ödüyor. Zorla göç sonucu Avrupa’ya gitmek için Ege kıyılarında ve denizde yaşam savaşı verenlerden en çok ölenler, çocuklar ve kadınlar oluyor. Fotoğrafları, sönümlenen vicdanları bile sızlatan Aylan ve Sena çocuklar, bunun en trajik örnekleri… Ya her gün açlık, köle koşullarında çalışmak, sağlık hizmeti alamamak ya da yanlış tedavi nedeniyle kaybettiğimiz çocuklar! Onlara dair duyarsızlık, ne peki?

İşte böyle bir duyarsızlığa kurban giden çocuklarımızdan biri de Diren Döner. Orta 1. Sınıf öğrencisi olan Diren Döner Hatay’ın Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak beldesinde yaşıyordu geçen haftaya kadar. Taştan ekmeğini çıkaran, çobanlık yaparak çocuklarını okutmaya çalışan Ahmet Döner’in kızıydı. O, kusma ve ishal nedeniyle önce Yayladağı’ndaki hastaneye, sonuç alamayınca hemen Antakya’daki bir özel hastaneye ailesi tarafından götürülür. Diren’in ishal ve kusması artarak sürdüğü halde, doktorun yazdığı ilaçla evde tedavisinin yapılması istenerek bir gün sonra taburcu edilir. İlaçları kullanmaya başladığının ikinci günü ateşlenen Diren’in durumu kötüleşince baba Ahmet Döner, ambulans ister. Ambulans yetişmeden ne yazık ki Diren vefat eder. 12 yaşındaki bir çocuğun kaybının bir aile için ne büyük yıkım olduğunu anlatmak gerekmiyor sanırım. Zekiliği, okulunda çalışkanlığıyla bilinen Diren’in ölümü arkadaşlarını ve öğretmenlerini de üzüntüye boğar.

Kışlak halkının böyle bir acı yaşamasının temelinde, ülkemizin her tarafında her gün benzerlerini gördüğümüz sağlık cinayetlerinin de nedeni olan özelleştirmeler vardır. Diren’i tedavide sonuç alıncaya, en azından ishal ve kusması kesilinceye kadar hastanede kontrol altında tutmak gerekmez miydi? Üstelik babası, bu dileğini doktora bildirdiği halde ikinci gün taburcu edilmesi, bin bir emekle büyütülen ve geleceğine umutla bağlanan çocuğu ölüme göndermek değil mi? Aile, bu ölümün sorumlularıyla ilgili hukuki süreci başlatmaya kararlı. “Başka çocuklar ölmesin bari!” diyerek bu haklı tepkiyi göstermeleri anlamlı. Bu konuda yetkili kurum ve kişilere de büyük sorumluluk düşüyor. Olayın üzerine gitmeleri gerekiyor. Ancak, esas sorun sağlığı ticarileştiren zihniyette. Bu zihniyet değiştirilip sağlık, eğitim başta olmak üzere kamu hizmetlerini eşit ve parasız biçimde herkese sunacak koşullar yaratılmadığı sürece böyle acıları yaşamaya devam edeceğiz.

İnsanlara böyle evlat acısı yaşatmaya kimin hakkı var?

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Sorularla aydın olmanın çelişkisi üzerine notlar – Nejdet Evren

.Nesnel ve öznel olma durumları aynı kimlikte bir araya geldiğinde –ki, bu her zaman kaçınılmaz görünmektedir- evrensel olma biçimi bir...

Kapat