Bedri Rahmi ne demiş? – Ahmet Soner

Ahmet Soner

Yazar, düşünür, şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1946 yılının Mart ayında Hasanoğlan Köy Enstitüsü?nde dört gece kalmış. İzlenimlerini Ülkü dergisine yazmış. ?Enstitülerde üç tane kardeşim var. Biri toprağın dilinden anlar (Mustafa), biri yapıdan (Mualla), biri de dilden ve halden (Sabahattin). Enstitülerin temeli atıldığı günden beri bu üç kardeş nöbetleşe bana, bu yuvalardan sıcağı sıcağına haber taşıdılar. Hem de ne güzel haberler!?

Sanatın her dalına ilgi duyan Bedri Rahmi sinemaya da merak duymuş. ?Yüzde Yüz Sinema? adlı, 1945 yılında yazılmış yazıda şu satırlar var: ?İki gece üst üste sinemaya gitmek her kula nasip olur. Fakat üst üste iki güzel film seyredebilmek herhalde kolay kolay elde edilecek bir nimet olmasa gerek. Bir tek güzel film seyredebilmek için birkaç kilometre tatsız tuzsuz fotoğraf seyrettik. Kaç salon dolusu teneke gürültüsü, kaç vagon dolusu tabanca, piştov, mitralyöz ve bir o kadar katır nalını sineye çektik. Bir damla bal için sinema bize birkaç ton keçiboynuzu yutturdu!.. Saroyan?ın İnsanlık Komedyası adlı kitabından alınmış film. Film başlar başlamaz beni can evimden yakalamıştı: Beş altı yaşlarında bir çocuk dikkatle dört beş avuçluk taze eşilmiş bir toprak yığınına bakıyor. Toprak mütemadiyen kımıldıyor. Bir de bakıyorsunuz bir tarla faresi. Habire toprak kazıyor ve kazdığı toprağı itinayla çekerek yuvasının kapısına yığıyor. Beş yaşındaki çocuğun mükemmel bir aktör olduğu muhakak. Fakat bu minik tarla faresi de toprak eşelemesini Komedi Fransez?de öğrenmedi ya.?

Aynı yıl yazdığı ?Rüya Fabrikaları? adlı yazıda şu satırlar dikkat çekici: ?Bilhassa küçük sinema salonlarında projeksiyondan fışkıran ışık sütunu üzerinde esrarlı helezonlar çizen sigara dumanlarının yardımıyla ?sinema? bir kat daha rüyalaşır. Ve ben sinema salonlarında satın aldığım bu rüyaları, kendi bedava rüyalarıma karıştırırım ve gördüğüm bütün filmleri, rüyalarımı unuttuğum süratle unutur giderim… Birisinin açık, ötekinin kapalı gözlerle seyredilmesine rağmen ben ?rüya? ile ?Sinema? arasında yakın bir akrabalık olduğuna kaniyim.?

1952 yılında bir senaryo yazar Bedri Rahmi: ?Halk Şairi Aşık Veysel Şatıroğlu?nun Hayatı ve Maceralarına Ait Film Senaryosu?… Yaklaşık 60 sayfalık bu senaryo aynı yıl Metin Erksan tarafından sinemaya aktarılır. Metin Erksan?ın yönettiği ilk filmdir bu. Adı ?Karanlık Dünya? olarak değiştirilir.

Bedri Rahmi?nin senaryosunda Aşık Veysel?in Köy Enstitüleri?nde usta öğreticilik yaptığı 1940?lı yıllara hiç değinilmemiş nedense. En az on enstitüyü dolaşıp aylarca saz çalmayı ve türkü söylemeyi öğrettiği yıllara yer verilmemesi çok düşündürücü. Sansür edilme korkusu ağır basmış olabilir. Oysa filmin çekildiği 1952 yılında 21 Köy Enstitüsü henüz kapatılmamıştı. Gerçek mekanlarda enstitü öğrencilerinin katılımıyla çok güzel sahneler çekilebilirdi. Ne yazık ki bu fırsat kaçırılmış oldu.

Perdeye yansıyan film beğenilmez, ağır eleştirilerin hedefi olur. Bedri Rahmi senaryosunu şöyle savunur. ?… filmin kuşa dönmemesi için bir ay kadar gece gündüz stüdyoya taşındık. Bazı boşlukları sözle kapatmaya çalıştık. Ortaya insanı rahatsız etmeyen bir şey çıkması için elimizden geldiği kadar çalıştık. Fakat en sonunda ne olduğunu görmeden ?Film, Ankara?ya sansüre gitti? dediler. Bekle gelmez, bekle gelmez… Meğer filmi sansür yasak etmiş!… Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine, demeye kalmadı. Patron filme bu kadar para yatırmış. Durur mu? Uğraşmış, didinmiş. Bir sene sonra film tekrar canlanmaz mı? Ama ne şekilde bir canlanma!… Benzetmek gibi olmasın öteki dünyadan geri dönmek gibi bir şey…Veysel?in hayatı için kaleme aldığım kırk sayfadan, filmde kırk satır ya kalmış ya kalmamış. Ya o ilaveler, ekler, köstekler, göbekler… Bunların hiç birisinden benim haberim bile yok. Bütün bu ilaveleri film piyasaya çıktıktan sonra gördüm… Senaryosunu benim yazdığımı afişlerle ilan eden bu filmin ne başının, ne ortasının, ne sonunun yazdıklarımla ilgisi var… Bir resim sergisinde kulağıma çalınan bir konuşmayı size aynen aktarayım:

-Şu Aşık Veysel yok mu? diyordu birisi. Çok şanslı adammış.

-Neden? diye sordu öteki. Hayatı filme alındığı için mi?

-Yooo… Hayatı üzerine çevrilen filmi hiçbir zaman göremeyecek de ondan.?

(02.11.2013,http://www.ozgur-gundem.com/)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Meyan Kökü Hazırlayın Ben de Geliyorum – Süreyya Karacabey

Değerleri dile döktüğümüz yer onların ilksel anlamlarının barındırdıkları özgünlükten ve sahicilikten çok uzakta, pek çok düzlemde düşülen bir tuzak bu,...

Kapat