“Ben burjuva sınıfının bir üyesiyim”

“Ben burjuva sınıfının bir üyesiyim”
Burjuva … Bu kavram, yakın zamana kadar toplumsal çözümlemelerin vazgeçilmez bir parçası olarak görülürdü; şimdilerdeyse kulağınıza çalınmadan yıllar geçebilir. Kapitalizm en güçlü dönemini yaşasa da onun insanda vücut bulmuş hali ortadan kaybolmuş gibi görünüyor. Max Weber, 1895 yılında “Ben burjuva sınıfının bir üyesiyim, kendimi böyle hissediyorum ve onun görüşleri, idealleriyle büyütüldüm,”1 diye yazmıştı. Bugün kim bu sözleri tekrar edebilir? Burjuva “görüşleri ve idealleri” – Nedir onlar? Değişen bu ortam bilimsel araştırmalara da yansıyor. Simmel ve Weber, Sombart ve Schumpeter; bu kişilerin tümü kapitalizmi ve burjuvaziyi -ekonomiyi ve antropolojiyi-bir demir paranın iki yüzü olarak görmüşlerdi. Immanuel Wallerstein çeyrek yüzyıl önce “Modern dünyamız üzerine bildiğim hiçbir ciddi tarihsel yorum yoktur ki,” diye yazmıştı, “burjuvazi … kavramını içermesin. Bunun bir sebebi var: Başkahramanı olmayan bir öykü anlatmak zordur. “2 Yine de bugün, “görüşlerin ve ideallerin” kapitalizmin başarısında oynadığı rolü vurgulayan tarihçilerin bile -Meiksins Wood, de Vries, Appleby, Mokyr- burjuva figürüne ya çok az ilgisi vardır ya da hiç yoktur. Ellen Meiksins Wood, Kapitalizmin Arkaik Kültürü’nde “lngiltere’de kapitalizm vardı ama onu var eden burjuvazi değildi. Fransa’da da (şöyle böyle) muzaffer bir burjuvazi vardı, fakat onun da devrimci projesinin kapitalizmle pek az ilgisi bulunuyordu,” diye yazar.Yahut son olarak: “Burjuvanın … kapitalistle zorunlu bir özdeşliği yoktur.”

Evet, zorunlu bir özdeşlik yoktur; zaten mesele de bu değildir. Weber, Protestan Ahlakı’nda “Burjuva sınıfının ve onun kendine has özelliklerinin doğuşu emeğin kapitalist örgütlenişinin doğuşuyla yakından ilişkili” bir süreçtir “ama aynı şey değildir,”4 diye yazar. Yakından ilişkili ama aynı şey değil; Burjuva’nın altında yatan fikir de budur: Burjuvaziye -ki çoğunlukla eril bir figür olagelmiştir- ve onun kültürüne, bunların ikisiyle de tam olarak örtüşmeyen bir iktidar yapısının parçaları olarak bakmak. Fakat tekil bir burjuvadan bahsetmenin kendisi de tartışmaya açıktır. Hobsbawm, imparatorluk Çağı’nda “Büyük burjuvazi kendini biçimsel olarak astlarından ayıramadı. Yapısı yeni katılımcılara açık tutulmak zorundaydı -varlığının doğası böyleydi,”5 diye yazar. Perry Anderson’a göre bu geçirgenlik, burjuvaziyi kendinden önceki soyluluktan ve sonraki işçi sınıfından ayırır. Birbirleriyle çelişen bu sınıfların kendi içlerindeki önemli farklılıklara rağmen bağdaşık olmaları yapısal olarak daha ön plandadır: Aristokrasi medeni unvanları ve yargısal ayncalıkları birleştiren yasal bir statüyle tanımlanırken, işçi sınıfının sınırlan genelde beden emeğinin koşullarına göre belirlenir. Toplumsal bir grup olarak burjuvazinin, kıyaslanmaya uygun bir iç birliği yoktur.

Geçirgen sınırlar ve zayıf bir iç uyum: Bu hususiyetler, burjuvazinin bir sınıf olduğu fikrini geçersiz kılar mı? Burjuvazinin yaşayan en önemli tarihçisi Jürgen Kocka’ya göre, kavramın çekirdeği diyebileceğimiz şeyle dış çeperi arasında bir ayının yapmak kaydıyla, burjuvazinin bir sınıf olmadığım düşünmek yersizdir. Esasında dış çeper, hem toplumsal hem de tarihsel olarak önemli değişiklikler geçirmiştir. Burjuvazi 18. yüzyılın sonuna dek, erken dönem şehirli Avrupa’nın “serbest meslek erbabı küçük işletmecilerini (zanaatkarlar, perakendeci tacirler, hancılar ve küçük mülk sahipleri)” kapsıyorken, bir yüzyıl sonra “orta ve alt düzey beyaz yakalı çalışanlardan”7 müteşekkil ve bir öncekinden tamamen farklı bir nüfustan oluşuyordu. Diğer taraf tan da, 19. yüzyıl boyunca Batı Avrupa’da senkretik “mülk sahibi ve eğitimli burjuvazi” figürünün ortaya çıkması sınıfa yeni bir ağırlık merkezi kazandırmış ve onun hakim sınıf haline gelmesini sağlayabilecek özelliklerini güçlendirmişti. Bu yakınlaşma, ifadesini Almancadaki Besitzs ve Bildungsbürgertum -mülk sahibi burjuvazi ve kültürlü (eğitimli) burjuvazi kavram çiftinde ya da daha yavan biçimiyle, Britanya vergi sisteminin (sermayeden gelen) karlan ve (mesleki hizmetlerden gelen) ücretleri tarafsız bir biçimde “aynı başlık altına” yerleştirmesinde buluyordu.

Mülkiyetle kültürün buluşması: Ben de, Kocka’nın idealtipini önemli bir farkla da olsa benimseyeceğim. Bir edebiyat tarihçisi olarak, belirli toplumsal gruplar -bankacılar, yüksek devlet memurları, sanayiciler, doktorlar ve benzeri- arasındaki fiili ilişkilerden ziyade, kültürel formlar ve sınıfın karşılaştığı yeni gerçeklikler arasındaki “kat yerine” odaklanacağım. Örneğin, “konfor” kelimesi meşru burjuva tüketiminin sınırlarını nasıl çiziyor ya da hikaye anlatmanın temposu varoluşun yeni yapısına nasıl ayak uyduruyor? Burjuva’nın konusu: Edebiyatın prizmasından yansıyan burjuvazi.

Franco Moretti
Tarih ile Edebiyat Arasında Burjuva
The Bourgeois Between History and Literature
Çeviren: Eren Buğlalılar
İletişim yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here