Bereketli Topraklar Üzerinde – Orhan Kemal

“Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. ‘Pardon,’ dediler, ‘bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova’nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın…”

Orhan Kemal’in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal’in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Bereketli Topraklar Üzerinde – Fethi Naci
(Cumhuriyet Kitap (06-06-2002)
Sabırla derlenmiş gözlemler, toplumsal gerçekliğin insan gerçekliğiyle birlikte uyumlu bir biçimde verilişi, insanların – idealize edilmeden – içinde yaşadıkları şartlarla bağlantılı olarak ele alınışı, ayrıntıların ustalıkla değerlendirilişi, sanırım Bereketli Topraklar Üzerinde? yi güçlü kılan başlıca öğeler.

Kış aylarında tarım yerinde yapacak hiçbir iş bulamadıkları için ?Orta Anadolu? nun seksen evlik köylerinden? birinden iş ve ekmek aramak üzre Çukurova? ya inen üç köylü arkadaş: İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali, Köse Hasan. Orhan Kemal, bu üç köylü aracılığıyla fabrikalardaki, inşaat işlerindeki çalışma şartlarını, sonra büyük toprak sahiplerinin tarım işletmelerinde çapa çapalama ve harman yerinde buğdayı sapından ayırma işini gözler önüne serer. Orhan Kemal? in anlattıkları henüz gerçek sanayi işçisi değildir. Bereketli Topraklar Üzerinde? nin işçileri bir ayağı köyde, bir ayağı kentte olan köylü ? işçiler. Orhan Kemal onları anlatabilmek için, onların çalışabilecekleri işleri seçmiş. Bu işler, bir eğitim, bir çıkaklık gerektirmeyen işlerdir çoğunlukla.

Romandaki olayların hangi yılda geçtiği kesin olarak belli değil; belli olan, günde 12-18 saat çalışıldığı ve karşılığında üç lira bilmem kaç kuruş alındığı yıllarda geçtiğidir. Çalışma şartları ise bugün artık inanılmayacak kadar berbattır. Fabrika penceresinde cam yerine çuval kullanılır. Sonuç: Zatürree. İşte köylü – işçilerin kaldıkları ?ev? : ?oturdukları ev?, iki mahalle aşağıda, mahalle muhtarının bir zamanlar hayvanlarını bağladığı, tabanı hala gübre ile örtülü, genişce bir ahırdı. At sinekleri vınıltılı daireler çizerek uçuyorlardı. Harap kerpiç duvarlar yarı bellerine kadar ıslaktı. Oda ekşi ekşi fışkı kokuyordu.? ( s 75) Köyün besleyemediği, toprağın kente, yani işe ve ekmeğe ittiği köylüler, en ağır iş şartlarında çalışmaya, verilecek herhangi ücreti kabul etmeye, ahırda yatmaya razıdırlar: Yeter ki iş bulsunlar! İş bulabilmek için, patronun sömürüsü yanında ırgatbaşının sömürüsüne de (haraç almasına) razıdırlar.

“Irgatbaşıya haraç vermek” ten, Bereketli Topraklar Üzerinde? nin önemli bir özelliğine geçebiliriz. Romanda anlatılan köylü ? işçiler henüz sömürü bilincinden çok uzaktırlar. Bütün özlemleri ?Bir tahta araba, pazardan sebze, meyve…? (s 174), ya da “Hafız Ali’nin dükkanı gibi bir dükkan…” dır. ( s .273). Gözleri bireysel çıkar – perdesi ile örtülüdür; el yordamıyla bireysel kurtuluş yolları ararlar. Bu bilinç düzeyi, belirli şartların belirlediği bir bilinç düzeyidir.

Bunu çok iyi bilen Orhan Kemal, toplumsal gerçekliğe, biraz da onların görebildiği, anlayabildiği ölçüde yaklaşmaktadır. Sömürü bilincinden uzak emekçiler, sömürünün en belirgin en yüzeydeki, en somut biçimlerini görebilirler genellikle… Sözgelimi fabrikadaki emek – sermaye ilişkisini değil de ırgatbaşının aldığı haracı görürler sömürü adına. Orhan Kemal? de o kadarını gösterir. Ya da tarım işletmelerinde, ırgatbaşının kumar oynatıp ?mono? almasını, kumar oynatmak için faizle para vermesini, işçiyi esrara alıştırmasını, batözde 45 işçi yerine 32 işçi çalıştırmasının ön planda alır sömürü adına. Derine pek inmez. Bile bile.

Yararlı değişiklikler

Burada Orhan Kemal?in bir çabasına değinmek gerek. Romanın birinci baskısı 1954?te ikinci baskısı 1964?te. Başka türlü söylersek, biri, Demokrat Parti dönemine, öbürü 27 Mayıs ertesinde. Birici baskı 288 sayfa, ikinci baskı 427 sayfa. İkinci baskının kapağında yayınevi şöyle demiş: ?Yayımlandığı sıralar ?yılın en başarılı romanı? sayılan bu kitabı Orhan Kemal, ikinci baskısı için üzerinde tam bir yıl çalışarak, adeta yeninden yazdı. ?Orhan Kemal gerçek ten çalışmış roman üzerinde. Önce, birinci baskıdaki şive taklitlerini kaldırarak çok akıllıca bir iş yapmış. Sonra romana yer yer bazı ekler yapmış. Bunların bazıları gerçekten yararlı, bazı hareketleri ya da psikolojik durumları daha bir aydınlatan ekler; bazıları romanın örgüsündeki yoğunluğu bozan gereksiz uzatmalar (Genellikle Pehlivan Ali ile ilgili olan ekler); bazıları da 27 Mayız sonrasının getirdiği nispi özgürlük ortamında, Orhan Kemal? in romanla daha fazla görevler yerine getirmek kaygısıyla yaptığı ekler. Romandaki kişilerin sömürü bilincinden uzak olduklarını belirtmiştim. Birinci baskıda Orhan Kemal, belirli şartların sonucu olan bu gerçek duruma, sonuna kadar bağlı. Oysa ikinci baskıda, ?romanıyla bilinçlendirme çabası?, zaman zaman var olması mümkün de olmayan bir bilinci de varmış gibi göstermesine yol açmış. Örnekse birinci baskı da? Pehlivan Ali kocaman yumruklarını sıkmış öfkeyle bakıyordu. Hasan? a değil onu bu hallere sokan kahpe feleğe. ?(s.117) Oysa, Orhan Kemal? in bütün roman boyunca ayrıntılarıyla gösterdiği gibi, Pehlivan Ali ?devrin, devranın kahpe feleğin? farkına varmadan öbür dünyayı boylayacaktır. Bir de allahla, dinle, agalarla ilgili ekler var. Örnekse ?Bu allah da hep onların allahı mıdır nedir? Fakir fukaraya garaz tekmil…? (s.250) Birinci baskıda topal, ?Allahın acımadığına? diyince Hidayet? in oğlu ?Ne biliyorsun acımadığını? (s.86) derken ikinci baskıda ?insan ol da sen acı? (s.125) der. İkinci baskıya eklene bir cümle de şu: ?Sen, ben hatta aga olmasa da işler yürür ama, onlar (işçiler) olmasa yürümez!? (s.261). Batöz ustası söyler bunu. Zaten bütün roman da olan bitenin farkına olan iki emekçi vardır. İkisi de işçi sınıfından gelme batöz ustası. Orhan Kemal? in sömürülenleri uyandırmak için romanıyla bir şeyler söyleme çabasını anlıyorum: Ama bu eklerin, belirli bir gerçeklik içinde, yama gibi kaldığını da söylemeden edemeyeceğim. Çünkü Bereketli Topraklar Üzerinde, bir bilinçsizliğin romanıdır; bu tür ekler, ister istemez, romanın bütünlüğüne zarar verecektir.

? Orhan Kemal bakışı?

Orhan Kemal, insanlara hep umutla, hep iyimserlikle bakar. Türk romanında bir ?Orhan Kemal bakışı? vardır. O her insanda her şeye rağmen aydınlık bir yan, temiz, insani bir yan bulabileceğine inanır. Bunu eserlerinde gösterirken, anlattığı toplumsal, ekonomik şartlara kimi zaman boş verdiği bile olur. Oysa, Bereketli Topraklar Üzerinde? de, severek, kahrolarak baktığı insanları, hoş görüyle ama olduğu gibi gösterir. Onların birbirine güvensizliklerini, yalancılıklarını, birbirlerini gammazlamalarını, gösterişçiliklerini bütün çıplaklığı ile gösterir. Kürt Zeynel? in söylediği ?Onların sekseninden bir mezelik yürek çıkmaz? (s.400) sözü, bu gerçekçi bakışın özeti gibidir. Ama, o insanlar, içinde yaşadıkları şartlarda başka türlü de davranamazlardı. Orhan Kemal, bunu büyük bir ustalıkla gösterir. Tiksinerek öfkeyle bakmaz onlara, anlayarak bakar. Sebep ortadadır: İflahsızın Yusuf, ?Hepimizin bir ekmek derdi mesala. Öyle değil mi?? deyince arkadaşı Köse Hasan, ?Ne diyorsun Yusuf? Gözü çıksın. Yurdumuzu yuvamızı ne diye teptik.?? Der.(s.10)

?Bir ekmek derdi?: Bereketli Topraklar Üzerinde, bunun romanıdır. Bunun içindir ki ?anca beraber, kanca beraber? (s.6) diyen üç arkadaş birbirinden ayrılır, hiçbiri ötekiyle ilgilenmez , birlikte iş aramaya çıktıkları köylülerini ölüme terk ederler. Bunun içindir ki Kemal Cesur durmadan ikiyüzlülük eder. Ama Orhan Kemal, birden aşağılık bir insan diye tanıdığımız Hidayet? in oğlunun bir davranışını yakalar ve biz o umutlu, o iyimser Orhan Kemal bakışını ete kemiğe bürünmüş olarak görüveririz. Para uğruna adam öldürecek olan Hidayet? in oğlu, köylülerinin terk ettiği Köse Hasan? ı sırtına alıp helaya götürür. Dahası var:

?Hela çukurunu çevrelemeye çalışan seki çuval parçasından birinin ucuyla Köse Hasan? ın kıçını sildikten sonra adamı kıyıya aldı, donunu çekti, uçkurunu bağladı, yeniden sırtlayıp odaya getirdi, yatağa yatırdı. ?Bitmedi: Hidayet? in oğlu günlerdir sıcak yemek yemediği halde sıcak yemeği çalmaya kalktığı halde, kendisine verilen yemeği Köse Hasan? a ikram eder. Ve inanırsınız Orhan Kemal? e: Verebilir. Ya da Kürt Zeynep gibi biri Selvi için. Kerhaneye düşen ?fıkara Selvi? için ağlayabilir. İnanırsınız.

Güçlü ve kalıcı roman

Çukurova?ya birlikte inen üç arkadaştan Köse Hasan zatürreeden ölür. Pehlivan Ali ayağını batöze kaptırır; toprak ağası, arabası kirlenmesin diye arabasına almaz, kan kaybından ölür. (Toprak ağasının daha yoğun çalışmaları için ırgatları kışkırttığı parça (ss.385-396) ki Pehlivan Ali? nin ölümüyle sonuçlanacaktır – romanın en unutulmaz bölümlerinden biridir).

Üç arkadaştan sadece İflahsızın Yusuf kurtarır kendini, duvarcı ustası olur. Çukurova? ya inmeden tek bir bilgi kaynağı ?emmisi? nin sözleriydi; hep onun sözlerini tekrarladı; şimdi artık ustasının sözlerini tekrarlamaktadır. Çukurova? ya gelirken ?Şehir adamı köylüyü cin çarpar gibi çarpar.? (s.6) diyordu; şimdi -usta olduktan sonra- artık, ?Bu şehirli kısmı pek enayi oluyor?, ?(s.409) demektedir. Ve artık çoluk çocuğu toplayıp köyden kentte yerleşmeyi tasarlamaktadır. (s.413) Yusuf, kendiliğinden bir gelişmenin tek olumlu simgesidir. Kavgasız, uzlaşmacı; ama bireysel gücü ile ?duvarcı ustası? olan, okumayı söktüren bir köylü; bireysel gücüyle bireysel kurtuluş çabasını sürdüren bir köylü.

Bereketli Topraklar Üzerinde? de, her şey, nesnel şartlar gereği olarak bireysel plandadır. Zeynel, kötü yemeği, taşlı pilavı protesto için bile ırgatları toplu harekete geçiremez. Zeynel? in kavgası da bireyseldir; İşten atıldığına değil, aldatılmasına kızar. Ağa ile hesaplaşmaz, ırgatbaşıyı arar. Harmanı yakar, ırgatbaşıyı bulamadığı için!

?Çukurova? daki bahar harikadır! Gök masmavi, kırmızı topraklar yemyeşildir! Çukurova? nın bereketli toprağını dört kilo çiğ at, seksen kilo kütlü, yani tohumlu pamuk versin!? (s.186) Ve bu bereketli topraklar üzerindeki emekçiler, kendi küçük ve dar dünyalarında, bir başına çırpınıp durmaktadır. Toprak reformu yapmamış, sanayileşmesini gerçekleştirememiş bir az gelişmiş ülkede, Türkiye?de, köylü işçilerin kahırlı yaşamlarını mükemmel bir biçimde yansıtır. Orhan Kemal. Roman, belirli bir tarihsel anı unutulmayacak bir ustalıkla tespit ettiği için, tarihsel ve toplumsal gerçekliği, ele aldığı insanları gerçeğe uygun olarak gösterdiği için güçlü ve kalıcı. Orhan Kemal?in en güçlü romanı, bence.

İşçi sınıfının romanda karşılaştırılması üzerine bir deneme: ?Bereketli Topraklar Üzerinde? ve ?Umut Tarlaları? – Hüseyin Çukur (http://kultur.sol.org.tr/makaleler/huseyin-cukur/isci-sinifinin-romanda-karsilastirilmasi-uzerine-bir-deneme-bereketli-toprak)

Orhan Kemal?in ?Bereketli Topraklar Üzerinde?(1) ve José Saramago?nun ?Umut Tarlaları?(2) romanları üzerinden Türkiye ve Portekiz?deki işçi sınıfının genel durumuna; yaşam ve çalışma standartlarının benzer noktalarına; aynı dönemlerde kesişen iktidar partilerinin işçi sınıfına dair politikalarına göz atmaya çalışacağım.

Bereketli Topraklar Üzerinde ve 1940-1950 Arası Türkiye İşçi Sınıfı?na Genel Bir Bakış

Orhan Kemal?in 1954 yılında yayımladığı romanda 1940?lardan 1950?lerin başına kadar olan sürece ve Türkiye işçi sınıfının yaşam koşullarına tanık oluruz.

Sivas?ta yaşayan üç çocukluk arkadaşı ( Köse Hasan, Pehlivan Ali, İflahsızın Yusuf ) hep yapıla geldiği gibi çalışmak için başka bir şehre gitmeye karar verirler ve bir tanıdıklarının orada olduğunu bildikleri için de Çukurova?nın yolunu tutarlar. Sebepleri de diğerleri kadar naiftir: Karınlarını doyurabilmek.

?Yusuf: Hepimizinki de bir ekmek derdi mesela. Öyle değil mi??
?Hasan: Ne diyorsun Yusuf? Gözü çıksın. Yurdumuzu, yuvamızı ne diye teptik??

Trende kulak misafiri oldukları konuşmalardan şehrin nasıl bir yer olduğunu kestirmeye çalışırlar. Tren yolculuğu sırasında, daha önce bir kere şehir görmüş olan İflahsızın Yusuf?un arkadaşlarına verdiği öğütlere; şehrin acımasızlığına karşı birbirlerinden ayrılmamaları gerektiğine dair telkinlere şahitlik ederiz.

?(?) Lakin biz biz olalım, şehir yerinde göz kulak olalım kendimize kardaşlar.(?) Şehir adamı köylüyü cin çarpar gibi çarpar.?

Şehre indiklerinde, tahmin edileceği gibi çok şaşkındırlar. Daha önce görmedikleri evler, kadınlar, arabalar akıllarını başlarından almıştır. Bir yandan da kendilerine iş vermesi umuduyla tanıdıkları kişiyi aramaya başlarlar. Bu kişinin çok zengin bir fabrikatör olduğu ve kendisine ulaşılmasının zorluğu sebebiyle bir gün, kendilerini fabrikatörün arabasının önüne atıp, iş isterler.

Üç arkadaşın bir çırçır fabrikasında çalışmaya başlaması ve ırgatbaşına haftalıklarından komisyon vermeleri gerektiği gerçeği üzerine şehrin, fabrikanın ve insanların acımasız yüzleriyle tanışmaya başlarlar.

?Üç arkadaş şimdiye kadar hiç görmedikleri sert şakırtılı, pamuk tozları uçuşan bir hava içine girince sanki çarpılarak ürktüler. Burada hemen her şey sarsılıp sallanıyor, dönüyordu.(?) yanlarındaki volanların kuvvetli sarsıntılarla çalıştırdığı çırçır makinelerinden şiddetli sesler çıkıyor, toz salkımları, tozlu duvarlar, döşeme tahtaları, havada uçuşan tozlar sarsılıyordu.?

Fabrikanın ayrı bölümlerinde çalışıp, akşamları kiraladıkları ahırda buluştukları bir hayat yaşamaktadırlar. Bir yandan da, hepsinin ayrı hayalleri vardır?

?Ahırın üstü iki kattı. Harap yapının sahibi muhtar, eskiden şalgam suyu satan fakir biri, Ermeni tehcirinden sonra bu evi nasılsa eline geçirmişti. Sonraları yeni kurulan fabrikalar işçiyi çoğaltmış, barınak sıkıntısı başlamıştı ki, muhtar ahırdan hayvanlarını çekmiş, işçilere kiraya vermişti.?

Çalışma şartlarının ağırlığından dolayı Köse Hasan hastalanır ve yatağa düşer. Ali ve Yusuf ise daha fazla kazanacakları bir inşaat işi bulup, Hasan?ı arkalarında bırakırlar ve bir süre sonra da öldüğünü duyarlar. Bu olayla beraber, köylü iki arkadaşın yadırgadıkları bencilliğe ve şehir hayatına adapte olmalarına tanık oluruz. Nitekim, Ali, kumarbaz bir ustanın karısına âşık olur ve ikisi kaçar; Ali, tarlada çalışmaya başlar ancak beraber kaçtığı kadına işvereni göz koyar; Kadın, rahat yaşamı tercih ederek işvereni seçer ve Ali pavyonlara dadanır.

Toprak sahipleri, tarladaki ırgatların emeğini sömürmekte; kurtlu ekmek ile sembolize edilen kötü yemekler vermekte ve Artı-Değer teorisini haklı çıkaran çalışma saatleri dayatmaktadır.

Türkiye, katılmamış olmasına rağmen, İkinci Paylaşım Savaşı?nın değiştirdiği dengelerden etkilenir. Marshall yardımı sayesinde ithal edilen aletler makineleşmenin gelişmesine ve kırdan kente göç gibi sosyo-ekonomik yapının dönüşmesine sebep olur. Sonuçta; bir yandan savaş zenginleri çoğalırken gittikçe ağırlaşan çalışma şartları ve ithal edilen makinelerin kullanılmasında kalifiye eleman bulunmaması işçi sınıfının yaşamını daha da kötüleştirir. Savaş yıllarındaki fiyat artışları sebebiyle 1945?teki reel ücretler de 1938?e göre %54 düşmüştür. (3)

Bereketli Toprak Üzerinde?de makineleşme ?patoz? ile sembolize edilir. Ali, bacağını patoz makinesine kaptırır. Ağa, arabası kirlenecek diye Ali?yi hastaneye götürmez; Yusuf köye tek başına döner.

José Saramago?nun romanı daha uzun bir tarih aralığını kapsar. 20.yüzyılın başından 1974?deki Karanfil Devrimi?ne kadar işlenen tarihsel süreçte Saramago, okuyucuyu, ülkenin güneyinde bulunan Alentejo?daki toprak sahipleri ile yoksul tarım işçilerinin gündelik yaşantılarına ve çatışmalarına, aynı ailenin dört kuşaklık serüveni üzerinden tanık eder. İş bulabilmek ve yaşayabilmek için yapılan iç göçler, mevsimlik tarım işçileri üzerinden somutlanır.

Saramago?nun asıl derdi ?toprak?tır.

?Savaşlar ya da çeşitli salgın hastalıklar yüzünden pek çok insan ölür, yine de yaşam her yerden fışkırır. Kimileri bunun anlaşılmaz bir gizem olduğunu söylerler, ama gerçek nedenler toprağın kendisindedir, yüksekteki tepelerden aşağıdaki ovaya kadar yayılan, göz alabildiğine uzanan arazidedir. Şu ya da bu arazi, önemli olan aralarındaki sınırdır; neyin sana neyin bana ait olduğunu gösterir. Sınırlar, doğru ve uygun zamanda tapu siciline kaydedilir.(?) Gelecek sonsuza dek belirlenmiştir. Bir elin dallara ayrılmış çizgileri gibidir bugün toprak, güçlülerin kılıcının büyüklüğü, sertliği ve keskinliğine göre bölünmüş ve şu sırayla paylaştırılmıştır: Kral ve dük, dükten sonra asilzade, piskopos ve tarikat piri, daha sonra öz oğul ya da bir piç gelir??

Halk yoksul ve cahildir. Erkekler, çalışmak için başka kentlere giderler. Bir yandan da işsizlik ve ucuz emek gücü egemenliğini sürdürmekte, dünya savaşı kapıdadır.

?İşsizlik var, önce gençleri, sonra kadınları ve son olarak erkekleri vuruyordu. Karavanlar, acınacak bir yevmiye için yollara düşüyor. (?) Avrupa?da savaş var, Afrika?da da. Böyle şeyler dağda haykırmak gibidir, haykıran haykırdığını bilir, çoğunlukla yaptığı son şeydir bu, ama haykırış aşağıya doğru azalarak iner ve en sonunda hiçbir şey duyulmaz.?

Toprak sahiplerinin işçiler üzerindeki tahakkümü artmakta, kilise ise halkın afyonu olmaya devam etmektedir.

?En büyük ve belirleyici silah, bilgisizliktir.(?) Bilgisiz olmaları çok güzel, okuma-yazma, hesap-kitap bilmemeleri, düşünmeyi bilmemeleri, dünyanın değiştirilemeyeceğine alışmaları, ölümden sonra cennetin geldiğine inanmaları, siz bunları daha iyi açıklayabilirsiniz Rahip Agamedes??

1917 devriminin Portekiz?e yansımalarını da yine tarım işçileri ve Salazar diktatörlüğünün faşizan politikaları üzerinden görürüz. ?Grev?in kelime anlamını bile bilmeyen, okur-yazarlıkları kısıtlı dört arkadaşın, aldıkları yevmiyelerin azlığından şikâyet etmeleri üzerine grevci ilan edilmeleri faşist Salazar hükümetinin rutin uygulamaları arasındadır. Saramago, bu dört işçinin baş kaldırmalarını ve ustabaşının karakola telefon ederek dört kişiyi ihbar etmesi sonrasında gelişen olayları şöyle aktarır:

?Kaygılanmayın, diye yatıştırıyor onu Teğmen Contente, biz bununla ilgileneceğiz (?) resmi bir araba onu geçiyor, içerde oturanlardan biri el sallıyor, eyalet valisi, merhaba Anacleto, onun arkasından da devriye birliğiyle birlikte kraliyet taburunun teğmeni, düşmana karşı (dört işçi-h.ç) bir Sherman panzeri götürüyorlar, en küçük tabancadan geri tepmesiz topa kadar irili ufaklı bir sürü silahla dolu, gidiyorlar işte, tek düşündükleri yurdun iyiliği, göğüslerini kurşunlara siper ederler, hücum borusu çalınıyor, bu arada arazinin eski, daha önce belirtilen yollarında dört cani, kimin en yükseğe ve en uzağa işeyeceğini bulmakla zaman öldürüyor.?

Çalışma koşullarına ve ücret azlığına karşı çıkarak greve giden başka işçi grupları da oluyor. Bu işçiler de diğerleri gibi kolluk güçleri tarafından derdest edilip, işkenceden geçiriliyor. Kitabın 143 ile 151. sayfaları arasında anlatılan işkence sahneleri bu anlamda oldukça önemlidir ve Saramago?nun neden büyük bir edebiyatçı olduğunu kanıtlar.

İki Romanın ve Romancının, İki Ülkenin Ortak Yönleri Üzerine

Orhan Kemal, bu romanda anlattığı işçilerle birlikte yaşamış, hayatını kazanmak için benzer işlerde çalışmıştır. Keza, José Saramago da toprak işçisi bir ailenin oğlu olarak doğmuş ve bir dönem işçilik yapmıştır. Bu durumda, iki büyük edebiyatçının da anlattıkları dönemlere ve işledikleri temaya hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Kurgu ve pratikte karşımıza çıkacak farklılıklar bu durumu değiştirmez.

Bereketli Topraklar Üzerinde, Türkiye?deki Tek Partili döneme yani Milli Şef dönemine, Umut Tarlaları ise, -daha geniş bir zaman diliminde anlatılsa bile- Salazar?ın diktatörlük sürdüğü yıllara tanıklık eder. İki iktidar da ülkelerini 2.Dünya Savaşı?nın dışında tutmak istemişlerdir.

İsmet İnönü döneminde yürürlükte olan iş kanununa göre; işçilerin sendikal faaliyetlere katılması, örgütlenmesi suçtur. Aksi durumda ?komünist? olarak itham edilirsiniz. Salazar ise faşist bir liderdir ve her faşist kadar da baskıcıdır. Halkını uyutmanın formülünü de ?3F? ile bulmuştur. Fado, Fatima (din) ve Futbol. İki lider arasındaki daha somut benzerliklerin karşılaştırılmasını ?şimdilik- , affınıza sığınarak tarihçilere bırakıyor ve tekrar romanlara dönüyorum.

Bereketli Topraklar Üzerinde, isyan eden ve daha önce kovulan işçilerin her şeyi ateşe vermesiyle; Umut Tarlaları ise şiddet kullanmadan gerçekleştirilen bir askeri darbe, Karanfil Devrimi ile noktalanıyor. Kitapların sonunu yazmam, okumamış olanların okumasına engel olmamalı zira, iki büyük romancının detaylarda bize sunduğu daha pek çok unsur mevcut.

İki romanı da önemli kılan en belirgin durum, anlatılan dönemlere ilişkin siyasal ve ekonomik bilgi ve verilere ulaşabilecek çokça kaynak olmasına rağmen, işçilerin gündelik hayat pratiklerine ve başkaldırmalarına dair edebiyatın gücünü kullanan bir deneyim eksikliğinin var olması; Orhan Kemal ve José Saramago?nun ise bu boşluğu ustaca doldurmalarıdır.

Saramago?nun aynı romanda yazdığı şu cümlenin doğruluğu tartışılabilir mi: ?Hiçbir şey güç sahibi bir insandan güçlü değildir, yeryüzünde de, gökyüzünde de.?

1 – Kemal, Orhan. Bereketli Topraklar Üzerinde. Epsilon Yayınevi,2006
2 – Saramago, José. Umut Tarlaları. Can Yayınları, 1999
3 – Makal, Ahmet. Ameleden İşçiye. İletişim Yayınları, 2007

ORHAN KEMAL?İN ?BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE? ESERİNE ELEŞTİRİ – Tevhide AKILLILAR
(http://www.anafilya.org/go.php?go=7d98620211163)
?Ya ver canını insan için, ya da etme kalabalık dünyamız.?. 1 Ne de güzel söylemiş Kılıç Usta, Orhan Kemal?in kalemiyle Bereketli Topraklar Üzerinde de.

Bereketli Topraklar Üzerinde ?Orta Anadolu?nun seksen evlik köylerinden? biri olan Ç. Köyünden, ekmeklerini aramak için Çukurova?nın yolunu tutan üç köylü arkadaşın hikâyesi: İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali, Köse Hasan. Eser bu üç köylüden yola çıkarak, Çukurova?da çırçır fabrikalarında çalışan işçilerin neler yaşadığını, ekmeklerini hangi zorluklarla kazandıklarını ve Çukurova?daki korkunç sömürü düzenini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir yapıttır. Hiçbir kalifiyesi olmadan çalışan yüzlerce Ali?nin, Hasan?ın, Yusuf?un hikâyesidir ?Bereketli Topraklar Üzerinde?.

İflahsızın Yusuf?un bir süre Sivas cer atölyesinde hamallık yaptığını saymazsak, bu üç köylü arkadaş için büyük şehir ilk deneyim olacaktır. Bu yüzden, şehirden ve şehirliden yana temkinli olmak gerektiğini düşünürler. İflahsızın Yusuf hem kendi tecrübesine hem de akıl hocası emmisinin sözlerine dayanarak, her fırsatta arkadaşlarını uyarmaktan çekinmez: ?Emmim derdi ki, uşaklar derdi, gurbete düştünüz mü siz siz olun, sılayı içinizden atın derdi. Atamadınız mı yandınız derdi? .2

En büyük umutları, Çukurova?da ekmeklerini kazanıp, bir süre sonra memleketlerine birkaç kuruşla dönmektir bu üç köylü arkadaşın. Köse Hasan, kızının isteği üzerine, ona bir saç tokasıyla, bir de üstü dişli tarak almanın hayalini kurarken, Yusuf ise ?yılan ıslığı gibi seda veren? bir gazocağı almayı düşler.

Böyle küçük hayalleri olan bu üç köylünün, şehir ve şehirli üzerine, bir kalkan vazifesi gören İflahsızın Yusuf?un emmisinin nasihatleri, Yusuf tarafından yinelenir de yinelenir.

?Lâkin biz biz olalım şehir yerinde göz kulak olalım kendimize kardaşlar. Neden derseniz, şehir yeri köy yerine benzemez. Şehir adamı köylüyü cin çarpar gibi çarpar. Birbirimize iyice sarılalım, el sözüne kulak asmayalım. Anca beraber, kanca beraber!? 3

Eserin ilerleyen bölümlerinde, Yusuf?un emmisinin sözleri daha bir önem kazanır ve öğüt veren emmi hakkında, farklı düşüncelere kapılırız. Çünkü artık, Yusuf tarafından yinelenen emminin sözlerinde kurnazlık, yanı sıra hor görülmeye razı olma gibi farklı ahlâki boyutlarda ortaya çıkar:

?Emmim derdi ki, siz siz olun şehirlinin fendine düşmeyin. Sizi vallaha yek ekmeğe muhtaç ederler derdi.? 4
?Emmim derdi ki, siz siz olun şehirlinin suyuna göre gidin, şehirli ak derse siz kara demeyin derdi.? 5
?Emmim derdi ki, siz siz olun, şehirlinin sakalına göre tarak vurun derdi.? 6

Bir taraftan kurnaz emminin sözleri akıldayken, diğer taraftan bu üç köylü arkadaş, ekmeklerini kazanabilmek için, bütün zorluklar altında çalışırlar. İnsanlığı ayaklar altına alan bir çalışma gücüdür bu; ne barındıkları yer insana lâyıktır, ne de yedikleri yemek?
Orhan Kemal, ?Bereketli Topraklar Üzerinde? de, üç köylünün sonunu farklı şekilde ele alır. Köse Hasan?ın çalışma koşullarına daha fazla dayanamayıp hastalanması ve eserin başında ?anca beraber kanca beraber? diyen iki arkadaşının onu terk etmesi, Hasan?ın ölümünü hazırlar. Okuyucu eserin ilerleyen bölümlerinde öğrenir Hasan?ın öldüğünü. Pehlivan Ali?nin ise şehre, ?cin gibi olan şehirliye? karşı aldanışı artık sonunu getirir. Irgat başının Ali?yi patozda kullanıp, Ali?nin bacağını patoz makinesine kaptırması onun ölümüne yol açar. Küçük Ağa?nın arabası kirlenecek diye kanlar içindeki Pehlivan Ali?yi arabasına almaması eserin yürek parçalayan bölümlerindendir.

Cebine üç-beş kuruş koyup, hayalindeki gaz lambasını alan İflahsızın Yusuf, amacına ulaşıp, köye dönebilen tek kişidir.

Orhan Kemal?in en iyi romanı sayılan ?Bereketli Topraklar Üzerinde? Türk edebiyatında hak ettiği yeri bulan, eşsiz eserlerden biridir. Günümüzde nice edebi eser, içeriğine, verdiği mesaja bakılmaksızın, okuyucusunu bulamazken, ?Aşk Köpekliktir? ya da ?Mutluluk Sanatı? gibi popüler sloganlarla yazın hayatında olan kitaplar, yüzlerce okuyucu bulabiliyor. Orhan Kemal?in ?Bereketli Topraklar Üzerinde? eseri sevindiricidir ki, yazılmış olduğu dönemden beri, hâlâ okunan kitaplar arasında varlığını sürdürmektedir. Eseri bu kadar okunur kılan öğeler arasında, eserin dilinin akıcı olmasıyla, günün toplumsal realitesinin net biçimde yansıtılmış olmasının etkisi de yadsınamaz. Eser, köyden kente göç ile birlikte, köylü-şehirli çatışmasını, işçilerin kentteki kötü yaşam koşullarını ve özellikle Çukurova?da yaşanan çileli yaşamı bütün yalınlığıyla ve olağanlığıyla yansıtır.

Çoğu eleştirmen eseri üslup ve biçim yönünden başarılı bulur. Asım Bezirci ?Sabırla derlenmiş gözlemler, toplumsal gerçekliğin insan gerçekliğiyle uyumlu bir biçimde verilişi, insanların ?idealize edilmeden- içinde yaşadıkları şartlarla bağlantılı olarak ele alınışı, ayrıntıların ustalıkla değerlendirilişi, sanırım ?Bereketli Topraklar Üzerinde? yi güçlü kılan başlıca öğeler? 7 der ve eserden övgülerle bahseder. Fakat İrfan Yalçın, Asım Bezirci gibi düşünmeyerek eserin biçim yönünün kusurlu olduğundan dem vurur. ?Biçimsel bir yeniliği, Türk romanına katkısı olabilecek estetik bir bütünlük yok(?) Konu çok dağınık(?) plânı çok dağınık(?) Saptaması güçlü, tekniği güçsüz bir roman?.8 Esere karşı yapılmış olan eleştirilerde, daha çok övgülerle karşılaşsak da, İrfan Yalçın ile paralel görüşte olan Mehmet Ergün de şunları ilave eder: ?Eserin biçim yönünden tam bir yetkinlikte olduğunu söyleyemeyiz.? 9

Orhan Kemal, gerçekçi bir yazar olmasından olacaktır ki, belirli bir dönemde süregelen bir gerçekliği ele almıştır eserinde. Eser, öylesine akıcıdır ki, okuyucu okudukça eserin havasına girer, kendini adeta Çukurova?da hisseder.

Eserde şehirli-köylü çatışması gibi ezen-ezilen zıtlığı da çarpıcı şekilde verilmiştir. Romanda söz konusu olan toplumsal ve ideolojik sorun başarıyla yansıtılır. Bütün bu realitenin bir form ile yapılaştırılmış olduğunu düşünen Berna Moran eser hakkında şöyle bir saptamada bulunur: ?(?)Orhan Kemal, kurgu konusunda son derece titiz davranmış, yapıyı matematiksel dengelerle ifade edebilecek şekilde kurmuştur.? 10

Yapılmış olan eleştirilere baktığımızda her ne kadar eserin biçim yönünün kusurlu bulanlar olsa da, bence eser hem biçim hem de üslup yönünden oldukça başarılıdır.

?Bereketli Topraklar Üzerinde?, Türkiye?nin ekmek kavgasını anlatır. Zaten İflahsızın Yusuf? u da ?Hepimizin ki bir ekmek derdi? demez mi?

Değerli eleştirmen Fethi Naci de eser için şu tespitlerde bulunur: ?Toprak reformu yapmamış, sanayileşmesini gerçekleştirememiş bir az gelişmiş ülkede, Türkiye?de köylü işçilerin hayatlarını, mükemmel bir biçimde yansıtır Orhan Kemal. Roman belli bir tarihsel anı, unutulmayacak bir ustalıkla, tespit ettiği için tarihi ve sosyal gerçekçiliği, ele aldığı insanları, gerçeğe uygun olarak gösterdiği için güçlü ve kalıcı. Orhan Kemal?in en güzel romanı bence.? 11

Fethi Naci?ye katılmamak sanırım haksızlık olur. Çünkü eser, Orhan Kemal?in güçlü kalemiyle haksızlıkları, sömürüleri, hayatta kalma çabalarını, bireysel çıkarları, bütün bu çıkarlara karşı bireysel kurtuluş yollarını, yanı sıra şehirli-köylü çatışmasını tüm somutluğuyla yansıtır. Örneğin eserde İflahsızın Yusuf, kendiliğinden gelişmenin önemli bir örneğini gösterirken, Kürt Zeynel karakteri ise bütün bu sömürü düzenine karşı çıkan, bireysel olarak başkaldırılarda bulunan, çevresindeki insanları harekete geçiremese de her şeyin farkında olan bir karakterdir. Haksızlığa uğradığını düşündüğünden, harmanı ateşe vermesi de bu bireysel başkaldırının örneğidir.

Gözleri henüz yeni açılmış bu işçiler için en büyük sömürü, ırgat başının aldığı haraçtır. Oysaki esere işçi-işveren, emek-sermaye açısından baktığımızda, asıl sömürü gözler önüne çıkar. Orhan Kemal eserde de gördüğümüz gibi, bu sömürü düzeninin sadece küçük parçalarını bize vermiştir. Çünkü yazar Fethi Naci?nin de dediği gibi bu bilinçli yapılmıştır. Orhan Kemal olaylara, sadece ırgatların görebildiği, anlayabildiği ölçüde yaklaşmaktadır.

Ama her şeye rağmen, tevekkül anlayışı içindedir bu ırgatlar. Fikret Uslucan, yapmış olduğu akademik bir çalışmada, Orhan Kemal?in eserindeki ideolojik tavra göndermede bulunur: ?Anlatıcı romanın akışını keserek, eserdeki sefaletin asıl sebebini, yani dini düşünceden doğan tevekkül anlayışını, yani o topluluğu uyuşturan afyonu anlatır.? 12 der ve Orhan Kemal?in eserlerinde, dini anlayışın farklı şekilde ele alınmasına eleştiride bulunur. Elbetteki roman, Orhan Kemal?in ideolojik anlayışına göre yazılmış ve olaylar son derece doğal bir anlayış içinde verilmiştir. Orhan Kemal de kendi ağzından şunları aktarmıştır: ?İşçi sınıfı köylü benim kaynağım olmuştur. Burjuvalaşmış teknik karşısında ezilen, yok olan insanlar benim insanlarım olmuştur… Onların acıları, onların ekmekleri, benim ekmeğim, benim acım olmuştur. Köyün, köylünün sosyal-ekonomik ve tarihsel çelişkiler, köy işçilerinin, ırgatların direnişleri, çalışma, yaşam koşulları, benim yaşam koşullarım olmuştur? Köylünün, işçinin bütün fakir fukaranın amansızca sömürülmesi, soyulması, ezilmesi, insan kişiliğini öldüren, yok eden insan onurunu ayaklar altına alan, insanın kendini, bedenini ortadan kaldıran çalışması, yaşama koşulları kendi dramım olmuştur.?13

?Bereketli Topraklar Üzerinde? 1978 yılında Erden Kıral?ın yönetmenliğinde sinemaseverlerin de karşısına çıkıp, gücünü görsel olarak da kanıtlamıştır. Ama film maalesef çok geçmeden sıkıyönetim tarafından 1980 yılında yasaklanmıştır.

28 yıl aradan sonra, yasaklanmış bu film, 2008 Mayıs ayında İstanbul Film Festivali kapsamında tekrar seyirciyle buluşmuştur. Asıl gücünü romandan alan film, bir dönem eseri olmasına rağmen, günümüzü de gayet başarılı olarak yansıttığından oldukça başarılıdır. Tekrardan renklendirilerek, izleyicinin karşısına çıkan film, romanın gücünü bir kez daha kanıtlar.

?Bereketli Topraklar Üzerinde? akıcı anlatımı, Türkçenin muhteşem kullanımı ve içinde birçok çelişkiyi farklı boyutlarla ele almasıyla, Çukurova da ki ırgatların yaşamlarından yola çıkarak, Türkiye gerçekliğinden çarpıcı kesitler sunan unutulmayacak bir romandır. Eşsiz eserlerini, bizlere bıraktığı için, doğumunun 95. yılında Orhan Kemal?i saygıyla anıyoruz.

1) Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde, İstanbul, Epsilon Yayıncılık, 2007, s.165
2) A.g.e., s.8
3) A.g.e., s.8
4) A.g.e., s.57
5) A.g.e., s.40
6) A.g.e., s.38
7) Timuçin Özyürekli, Cumhuriyet Kitap, sayı 639, 2002
8) Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İstanbul, 1990, İletişim Yayıncılık, s.48
9) A.g.e., s.48
10) A.g.e., s.50
11) Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, 2002
12) www.turkishstudies.net/sayılar/sayi2/uslucan.pdf
13) Timuçin Özyürekli, Cumhuriyet Kitap, sayı 639, 2002

KAYNAKÇA:
KEMAL, Orhan. Bereketli Topraklar Üzerinde, İstanbul, Epsilon,2007
MORAN, Berna. Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, İstanbul, İletişim Yayınları, 1990
ÖZYÜREKLİ, Timuçin. Cumhuriyet Kitap, Sayı: 639, 2002
NACİ, Fethi. Cumhuriyet Kitap, 2002

Kitabın Künyesi
Bereketli Topraklar Üzerinde
Orhan Kemal
Everest Yayınları / Roman Dizisi
Kapak: Utku Lomlu
Editör: Sırma Köksal
İstanbul, 2011, 24. Basım
380 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Gülün Adı – Umberto Eco “Gülmek korkuyu öldürür.”

Kapat