Bilge Düşünür Orhan İyiler – Cengiz Gündoğdu

Gerçeklerin Öğretmeni

Orhan İyiler denildikte ilk aklıma düşenler? Orhan İyiler?in bir düşünür olmasıdır. Peki ama nasıl bir düşünürdür İyiler.

Düşünür dendi mi, sözgelimi, kadınları, erkekleri daha genç gösterecek diye kremlerle, kokulu sıvılarla nasıl aldatacağını düşünenler de var bu dünyada.

Burjuva dünyasını güzel göstermek için kalın kalın kitaplar yazan düşünürler de var.

Artı değer sömürüsünü yalan dolanla gizleyen düşünürlerle dolu dünya.İnsanı meta durumuna düşüren bir burjuva uygarlığı var karşımızda.

Resmi orospuluktan vergi alan, gayrı resmi orospuluğa fuhuş diyen bir yapı var. Bu yapının bir uzantısı da resmi fahişelikle ayakta tutanlar, gayri resmi faizciliğe tefecilik diye suçlayanlar?

Birinin kafası kesildi diye ürperen insanlar, Irak?ta bir milyon insan katledilirken susanlar?

Burjuva uygarlığının gerçekleri bunlar. Bu gerçekleri dille saklayan bol paralı düşünürler de var.

Bu bir dolu burjuva düşünürünün yanında yalın kalem gerçekleri göstermek için savaşan bir düşünür Orhan İyiler.

Bu açıdan ben Orhan İyiler?e Gerçeklerin Öğretmeni diyorum.

Gerçekler konusunda şöyle der Orhan İyiler: ?Size çok karamsar şeyler mi söyledim? İyileşmesi umutsuz gerçekler midir bunlar? Hayır. Umutsuzluk gerçekleri bilmemektir. Gerçekleri bilen insanoğlu kurtuluşun yolunu kesinlikle çizer. Dünya burjuvazisinin, işte ortaya çıkan gerçek, dünya halklarına hiçbir şeyin kalmadığıdır. Dünya burjuvazisi misyonunu çoktan bitirdi.? (1)

İnsandan saklanan gerçek bu. Buna karşı şöyle der Orhan İyiler. ?İnsanoğlu gerçekleri öğrendikçe yazgısını ele alma gücünü bulacak. Yeter ki kalın sis perdeleri ardına çekilmeye, gizlenmeye, gömülmeye çalışılan gerçekleri bir bir yakalayıp o gerçeklerle çoğalmasını bilelim. Yalanın, ikiyüzlülüğün, sömürünün maskesini indirelim.? (2)

Bu dediklerini, söyleşilerle, yazılarıyla, yapıtlarıyla milimine yaptı. Bunun için Orhan İyiler?e Gerçeklerin Öğretmeni diyorum.

Üç Kilo Etin Ardındaki Gerçek

Şöyle diyor Orhan İyiler. ?İdeolojik saldırıya karşı savunmasız bırakılmış, hiçbir direnme gücü kendinde kalmamış, giderek bu saldırının kendini sarıp sarmalayıp kuşatmasında soluk almak için kendi gerçeklerine çılgınca gözlerini kapamanın çok tipik bir örneğini vermek istiyorum sana.? (3)

Örneğe geçmeden önce ideolojik donatımın önemini belirtmek gerekiyor. İnsan doğru bir biçimde Marksist ideolojiyle donatılmamışsa, estetik, kılgısal, felsefi birikimden yoksunsa, diyalektik materyalizmden habersizse ben bu insana olgusal bilinçte kalmış, dolaysız insan diyorum.

Bu durumda insan en küçük bir karşı ideoloji saldırısında yerle bir olur.

Orhan İyiler bütün yapıtlarında ilk elde bunu öğretir insana.

Örneğe geldikte ?26 Aralık 1989 yılında Romanya devlet başkanı Nikola Çavuşesku ile karısı, Komünist Parti Merkez Komitesi üyesi Elena Çavuşesku, 52 dakikacık süren düzmece bir yargılamadan sonra bir duvarın dibinde kurşuna diziliverdiler.

Çavuşeskuların kanlı görüntüsüne bir yaşlı kadının görüntüsü eklenmiş televizyona. Romen kadın, kasaptan aldığı üç kilo eti ?İşte özgürlük budur, üç kilo et alabiliyorum? diye haykırıyormuş? Ama o kadın Orhan İyiler?in deyişiyle ?3 kilo eti Çavuşesku?nun kanlarına bulayarak ?özgürlüğünü? kutsayan yaşlı kadın elindeki 3 kilo etin bile çekilip alındığının bilincinde mi şimdi? Kendisine oynanan oyunun dehşetinde mi?? (4)

Bu yazının başlığı 3 Kilo Et / İdeoloji ve Sen. Orhan İyiler ideolojinin insana etkisini pek güzel belirliyor. Yaşlı kadın 3 kilo et almayı özgürlükle özdeşleştiriyor.

Orhan İyiler bu özdeşleştirmeyi kırıyor.

Leninist Parti Sorunu

Oya Baydar Aralık 1988 tarihli Görüş dergisinde şöyle diyor. ?Marjinallikte kalmamızın asıl nedeni örgüt modelimizden kaynaklanıyordu. 1980 öncesinin politik örgütlerinin ortak bileşkesi Leninist modeli kendilerine örnek almalarında.?

Orhan İyiler Oya Baydar?ın bu görüşünü aktardıktan sonra şöyle diyor. ?Sayın Baydar?a göre örnek alınan Leninist model şu: ?Bir avuç profesyonel devrimciden oluşan (Çelik Çekirdek) etrafında derece derece halkalanan üyeler. Geleneksel TKP ile Mao?cu ya da Aybarcı bir örgütlenmenin, Troçkist gruplarla Stalinist çizgilerin, bir dönem yasal olan TİP, TSİP gibi partilerle, silahlı savaşımı, gerillacılığı benimsemiş sol örgütlerin hepsinin ortak bileşkesi bu: Çelik çekirdek ve çevresinde halkalanan üyeler.?

Orhan İyiler, bu sava yanıtı şu sözle başlatır. ?Tarihe yaptığımız haksızlık kendimizi kavramamızı engeller.?

Orhan İyiler?in bu saptaması son derece önemli. Gerçekten de tarihe yaptığımız haksızlık kendimizi kavramamızı engelliyor. Türkiye?de bütün sol yapılanmaları Leninist diye suçlamak kendi beceriksizliğimizi, denetimsizliğimizi aklamış oluyoruz. Böylece kendimizi kavrayamıyoruz. Bu kavrayışsızlık yüzünden acı bir biçimde savruluyoruz.

Orhan İyiler, Lenin?in kaygısını şöyle anlatır. ?? böylesine militan, savaşkan bir örgüte jandarmanın ve polisin sızmasıydı. Bundan ötürü dışa karşı monolithiqueti.? (5)

Bu açıdan bakıldıkta ?Bizim Leninist partimiz olmadı? diyor Orhan İyiler.

Burada bir anısını anlatıyor İyiler. 2. TİP kurulduktan sonra kurucular kurulunda görev alan bir arkadaşı ?Yasallık bizim güvencemiz? dedikten sonra il merkezlerinde, genel merkezde yapılan bütün toplantılara polislerin de geldiğini söylemiş. Bunun da iki yararı varmış, demokrat olduklarını gösteriyorlarmış polislere. İkinci yararı da polisleri sosyalizme kazandırma olanağı buluyorlarmış.

Polislere ne kadar demokrat olduğunu gösteren polisleri sosyalizme kazandırdığını sanan bu kişi, komünist propaganda suçuyla 12 Eylül?de 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış.

Böyle Leninist parti mi olur.

Orhan İyiler açık seçik bir biçimde Leninist partinin içeriğini, şöyle der: ?? asıl şaşırtıcı olan yan Leninist partinin tüm söylenenlerin aksine kendi içinde demokratik yapılanmasıdır.?

Bunu söylemekle kalmaz, olgularla bu düşüncesini temellendirir.

Diyalektik Akıl, Geleceği Görür

Orhan İyiler?in 1990 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi?ne sunduğu bir savunma var. Bu savunma için hem yazınsal açıdan hem diyalektik açıdan canlı bir örnektir.

Bu savunmanın bir bölümü şöyle. ?savcılık yukarıda alıntısı yapılan tümceden yola çıkarak şöyle demektedir. ?? sözlerine yer verilmek suretiyle kendilerine Kürt denilen bir kısım Türk vatandaşlarının milli duygularını zayıflatacak mahiyette Kürtçülük propagandası yapıldığı kanaatine varıldığını söylüyor. Ben uğraşım gereği dilimizle çok yakından ilgilenmek zorunda olan biriyim. Yazar olmanın getirdiği sonuç, dilimizle çok yakından ilgilenmek, bu malzemeyi çok doğru ve nitelikli bir biçimde değerlendirmektir. O nedenle gerçekten karşılaştığım bir zorluğu burada açık yüreklilikle belirtmek istiyorum: hem kendi dilimizde hem de zaman zaman çeviriler yaptığım Fransız dilinde hiç bunca karmaşık, hiç bunca birbirini zıtlayan, o nedenle de bu derece anlaşılması güç ve de kendi mantığından uzak bir tümceye rastlamadım. Bir tümceyi doğru kavramak için hiçbir yerde bunca zorlanmadım. Ne demek istiyor sayın savcı ?kendilerine Kürt denilen bir kısım Türk vatandaşları?? demekle? Kendilerine Kürt denilen ne demek? Kim diyor? Niçin geniş zamanlı üçüncü belirsiz şahıs kullanıyor? Bay savcı, kendisi önce ?Kürt denilen bir kısım Türk vatandaşları? derken bir bölme yapıyor. Yani Türkiye?nin ulusal sınırları içinde ?bir kısım Türk vatandaşlarına Kürt deniliyor? diyor. Kim bu savcının sözünü ettiği bir kısım Türk vatandaşları? Niçin onlara Kürt deniliyor? Kimler diyor. Bu denilenler hangi yörede, hangi coğrafyada konumlanmışlardır?? (6)

Ben savunmanın bu bölümünü ne zaman okusam, kendimi tutamam gülerim. Orhan İyiler?in diyalektik mantığıyla ?mantıksızlığını? gösterdiği savcının yerinde olmadığım için. Hani buzlu yolda ayağı kayıp düşene güldüğümüz gibi? biz düşmedik ya?

Orhan İyiler bu savunmanın sonunda şöyle der, ?Özgürlükler apaçık bir günde her şeyi apaçık görmektir. Oturup konuşmaktır. Fırtınalaşan hortumlardaysa artık hiç kimse hiç kimseyi görmez. Marksistler, komünistler, Kürt kökenli sosyal demokratlarla tüm öteki yurttaşların bu konuda tartışma hakkını ellerinden alarak rüzgar ekmeye hakkı olmamalıdır.?

Bilge düşünür Orhan İyiler?in bu göz ardı edildi. Rüzgar ektiler, şimdi fırtına biçilecek.

Çıkış Yolu

Bugün kapitalist-emperyalist sistem, ayakta kalabilmek için dünya halklarını sömürüyor. Peki çıkış yolu nerde.

Orhan İyiler komünist renaissance?nsı gösteriyor çıkış yolu olarak. ?Komünist Renaissance tüm insanoğlunun gelişme ve sınıfsal mücadelesinin yapıtları ve 1789?dan 1830?a ve 1848?e, 1871 ve 1917 devrimlerine geniş bir kültür kucaklamasıyla yeniden varışımız olacaktır. Feodalitenin skolastik düşüncesini yıkmak için insanoğlu nasıl Grek ile bağlantısını kurmuşsa, ulussuzlaşmış dünya burjuvazisinin soluk aldırmaz köleci ve haksız hegemonyasını ve de neoliberal doğmasını kırmak için bilimsel sosyalizmin tüm yapıtlarına yeniden dönmek, onların prizmasından tüm insanoğlunun kültür yaşamını yeniden yorumlayıp kucaklamak gerekiyor. Komünist Renaissance insanoğlunun kurtuluşunun son aşaması, geriye dönüşü olmayan tek yolu olacaktır. ? (7)

Peki komünistler, Orhan İyiler?in dediği yeniden doğuşu gerçekleştirebilecek konumdalar mı. Buna hayır diyor İyiler. Şöyle diyor ?Yeryüzünü bütünüyle kavuran bunalım komünistlerin komünistliklerini unutmalarından, yadsımalarından, bir bakıma sosyal-demokrat oluşlarından kaynaklanıyor. Asıl bunalımımız işte bu.?

Rüzgar ekenleri nasıl uyardıysa, komünistleri de uyarıyor bilge düşünür Orhan İyiler.

Yazın Emekçisi

Orhan İyiler?in Bir Gün Bile Yaşamak adlı romanı klasik teknikle yazılmış bir roman değildir.

Orhan İyiler, Bir Gün Bile Yaşamak adlı romanının tekniği için şöyle der. ?Ben Tolstoy?dan çok şey öğrendim. Balzac?tan çok şey öğrendim. Gogol?dan çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Stendhal beni çok etkiledi, çok okudum. Roman tekniği bence çok iyi. (?) Yakup Kadri beni çok etkiledi. Müthiş bir romancımız aslında. O tekniği kurdum. O teknik, roman tekniğiydi Bir Gün Bile Yaşamak?ta karşılaşılan teknik bulunmuş bir teknik değil, benim keşfettiğim bir teknik değil. Ama romanın ustalarının elinde gelişen, benim de kazasız belasız kullanmaya çalıştığım bir teknik oldu. O kadar. Tekrar roman yazma imkanım olsa absürditeye kaçmadan aynı tekniği kullanmaya çalışırdım.? (8)

Orhan İyiler?in bu romanı İnsancıl Atölyesi?nde incelendi. O irdeleme şöyle başlar.

?Yaşam-Bilinç İlişkisi
?Yaşamı belirleyen bilincimiz değil, bilincimizi belirleyen yaşamın kendisidir.? Orhan İyiler neden Marks?ın bu düşüncesiyle eserine başlamış olabilir?

Marks?ın bu düşüncesi, bireyle topluma Marksist yöntemle bakışın ürünüdür. Bu yönteme göre tüm yazılı tarih, sınıf savaşımları tarihidir. İnsanlık tarihi, insan etkinliklerinin toplamıdır. Uygarlığın üstünde yükseldiği ekonomik etkinlik artı-değerin ortaya çıkışına dayanır. Sınıf savaşları artı-değere nasıl, kimin yararına, ne oranda el konulacağı noktasında düğümlenir.

Orhan İyiler Bir Gün Bile Yaşamak?ta sınıf savaşımının, devrimin, iç savaşın insanların siyasi/askeri etkinliğinin ürünü olmakla birlikte, tek tek bireylerin bilincinden bağımsız olduğunu gösterir.

Bilincimiz yaşamı belirleyemez. Yaşam, nesnel yasalarla devinir. Ekonomik/toplumsal yapı, sınıflar, sınıf çelişkileri, sınıf savaşımı nesneldir. Bunların bilincinde olsak da olmasak da.

Bilinç, ancak sınıf ya da kitlede örgütlenirse maddi güce dönüşebilir. Örgütlenmiş bilinç de yalnızca uygun tarihsel koşullarda, yaşamın akışına yön verebilir.

Yaşamın akışında bireyin bilinci, bulunduğu ekonomik/toplumsal konuma göre biçimlenir. Böylece yaşam, bilincimizi belirler. Bir burjuva grev yapamaz. Bir işçi de olsa olsa düş gücüyle bir villada yaşayabilir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: nesnel koşullar, öznel koşulları belirler.

Böylece yazar, eserin başında, eser boyunca gelişecek olaylarda bireylerin bilinçlerinin, davranışlarının ancak yaşadıkları maddi koşullar göz önüne alınarak anlaşılabileceğini vurgular. Lenin, Troçki, Stalin, Butov? eserde karşımıza çıkan bütün karakterler yaşadıkları maddi koşulların ürünüdür.? (9)

Romanın irdelemesi şöyle biter.

?Gerçekçi Yöntem
?İnsan, toplumsal varlıktır.? Bu gerçekçi romanın temel ilkesidir. Bir romanda karakterler, yazarın kuklası değildir. Yaşadıkları toplumun kültürüyle, çelişkileriyle oluşmuştur kişilikleri.

İnsan özverilidir, çıkarcıdır, yüksek değerleri vardır, dönektir, yüksek değerler adına ölüme gidebilir.

Roman insan araştırmasıdır.

Orhan İyiler, disiplinli bir uğraşla ?İnsan, toplumsal varlıktır.? İlkesini uygulamış Bir Gün Bile Yaşamak?ta.

Toplumsal olayların örgüsünde karakterler gizli güçlerin dışlaşmasıyla çıkarlar okurun karşısına. Çatışkılı durumlarda karakterler, hiç beklemedikleri yapılarıyla insan gerçeğini önümüze koyar. Sözgelimi Troçki?nin buyruğunda çalışan Muralov daha sonra Troçki?yi devrim düşmanı diye suçlar. Buna karşılık Poznanski, sonuna kadar Troçki?nin yanındadır.

Mraçovski, bütün uğraşısına karşın başarılı olamaz. Nesnel koşullar uygun değildir çünkü.

Butov?u sorgulayan Blagonravov?un kişiliğinde.

İç savaşta ortada görülmeyenler, etkin duruma gelmiştir Parti?de.

Devrim süreciyle, devrimden sonra Batı?da başlayan mücadele romanın trajik noktasıdır.

Orhan İyiler, trajik noktayı son derece sağlam bir yapıyla örgülemiş. Romanda herkes kendi karakterini yaşar. Bu açıdan Bir Gün Bile Yaşamak, bu olayı yaşamamış bizlere yaşamışçasına deneyim kazandırır.

İnsana deneyim kazandırmak gerçekçi romanın varlık nedenidir. Sanatın bütün türleri, burada roman, yazarın iç sıkıntısını yansıttığı eğlence aracı değildir. Romanın varlık nedeni insandır, insan eylemidir. Eylemin başlangıcıyla sonu arasında, insanın karakteri, nesnel koşullar, olayların diyalektiği karmaşık etkendirler. Yazar; hayatın diyalektiğine uygun bir diyalektikle, okurda anlaşılmaz olanı, anlaşılır kılar. Bu nokta insana deneyim kazandırır.

Orhan İyiler, bunu başarmış güçlü bir yazardır.? (10)

Zaman dolayısıyla Orhan İyiler?in öbür yapıtlarını ele alamadım. Ama şunları söylemek zorunlu.

Orhan İyiler, dünya olaylarını yakından izleyen katıksız bir gözlemcidir. Bununla yetinmez olayların maddi nedenlerini belirler, olaylar arası diyalektik ilişkiyi bulur, gösterir.

Önerdiği komünizmin renaissance?sını kişiliğinde, bilincinde gerçekleştirmiş bir insandır.

Büyün yapıtlarıyla insana varsıllık kazandıran bilge düşünürdür Orhan İyiler.

Cengiz Gündoğdu

Notlar
1. Orhan İyiler, Yeni Dünya Gerçeği, Ceylan Yayınları, İstanbul, 1996.

2. İyiler, age.
3. Orhan İyiler, Danilov Manastırının Çanları, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2007.
4. İyiler, age.
5. İyiler, age.
6. İyiler, age.
7. İyiler, age.
8. Orhan İyiler, Söyleşi, İnsancıl, İstanbul, 2007/04.
9. İnsancıl, İstanbul, 2007/07.
10. age.

Cengiz Gündoğdu?nun Özgeçmişi
Yazar, 1943 İstanbul doğumlu. Yazar olmayı engeller kaygısıyla İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin 2.sınıfından ayrıldı.Birçok işlerde çalıştı.Yazarlığını engelleyecek bir işe girmedi.
1970?lerde Tartışma dergisinin sanat bölümünü yönetti.1978-79 yıllarında Oyun dergisinin yazı kurulunda yer aldı.
1983-1990 yıllarında Varlık dergisinde Genç Öykücüler bölümünü yönetti.
1990 yılında yayına başlayan,21 yıldır yayınını sürdüren İnsancıl dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor.(Kurucu sahibi Berrin Taş)
1999 yılında kurulan İnsancıl Atölyesinde Felsefe-Estetik, Marksizim seminerlerini yönetiyor. Ayrıca 30 Eylül?de Yazarlık Seminerleri vermeye başlıyor.
Özgür Üniversitede Hayat Dersleri,Estetik,Felsefe seminerlerini yönetiyor.
Sapak adlı oyunu 1978-1979 yıllarında, Karar 71 adlı oyunu 1978-1980 yıllarında İstanbul Şehir Tiyatrolarında sergilendi.
2008-2009 yıllarında Sapak, Düşünen Adam,İlk Adım adlı oyunları İnsancıl Tiyatro Topluluğunca sergilendi.
İnsancıl Okuma Tiyatrosunu kurdu.Bu toplulukla birçok şairin,öykücünün,felsefecinin yapıtları okundu.

Yapıtları:
Yıldız Güncesi
Eleştiri
Ekmek
Rüzgar
Taşkıran
Sapak(oyun)
Akanyıldız(öykü)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Şair’in Çınarlı Kubbeli Mavi Limanı – Bülent Kale

Nazım işgal günlerinde 'çınarlı kubbeli mavi bir liman'ın dışına çıkma kararı aldığında İstanbul'un böyle bir adı olduğunu bilmiyordu, aslında kimse...

Kapat