Bilim ve Sanatla Ucubeler Tarih Sahnesinden Silinir – Müslüm Kabadayı

?Eskisi olmayanın yenisi olmaz.? derler; her yeni eskinin kabuğunu yırtarak doğar ve gelişir, ta ki bir başka ?yeni?nin doğuşuna kadar. Bu olgu, biyolojik evrimde organizmanın karmaşık gelişimi olarak karşımıza çıktığı gibi kültürel evrimde de felsefe, bilim ve sanatın zenginleşmesi biçiminde gerçekleşir.
 Bırakınız dikkatlice incelemeyi, çıplak gözle sorgulandığında bile anlaşılacağı üzere yaşamın her alanında bilgiler, tabakalaşarak yükselmektedir. Bunu, sanat alanında taklitle başlayıp yaratıcı yeteneğiyle insanın soyut yapıtlar verme aşamasına geçmesinde görürüz. Sanat tarihi incelendiğinde de görülmektedir ki, mitolojide,inançlarda olduğu üzere uygarlıkların oluştuğu merkezlerde ortak ihtiyaçlardan kaynaklanan soyutlamalara başvurulduğu anlaşılmaktadır. ?Sözgelimi şans kavramı, Yunan mitolojisinde Tykhe adındaki şans tanrıçası ile eğretilenirken, Hindu inanışında Lakşmi ve Anuradha, Şinto dininde Yedi Şanslı Tanrı gibi kavramlarla karşılanır.? Yunan, Anadolu, Hint ve Japon coğrafyalarında aynı kavrama farklı adlarla ama benzer sembollerle açıklık kazandırmak değil de nedir bu?
Dünya?nın değişik coğrafyalarında yaratılmış olan büyük kültürlerin yapıtları, bir yandan insanlığın gelişimine ayna tutarken; diğer yandan yeni kuşakların estetik değerlerinin gelişimine zemin sunmaktadır. Dolayısıyla Dünya?nın neresinde ve hangi uygarlığa ait olursa olsun, bunları ortak miras olarak sahiplenmek, tarih bilincimizin gereğidir. Bu bakımdan Antakya?da son dönemde yaşananlar, daha önceki dönemlerde meydana gelen yıkım ve duyarsızlıkların yeni boyutlar kazandığını göstermektedir.
Tykhe (Tike), Yunan mitolojisinde geçmekle birlikte literatürde ?Antakya Tykhe?si olarak anılmaktadır. Sanat yapıtının üretildiği dönemin özelliklerini kavramaktan uzak gericilerce ?fahişe? olarak nitelenmesinin sakatlığı bir yana, Antakya?da Vali Ürgen Alanı?nda (halk arasında ?Valigöbeği? denmekte) 2000?li yılların başında dikilen Tykhe heykelinin başının kırılmış olduğunu ve aradan epey zaman geçmesine karşın bu ayıbın belediye veya valilikçe ortadan kaldırılmadığını öğrenmenin derin acısını duyuyoruz. Bu acıya parmak basıp kent kültürüne sahip çıkma açısından kanayan yaranın tedavi edilmesi için girişimlerde bulunan emekli eğitimci ve yazar Duran Yaşar?ın sesine ses katmak istiyoruz.
“Ey Hataylı aydınlar ve sanatçılar! Emperyalizm tarafından Dünya?nın, Türkiye kapitalizmi tarafından ülkemizin yeni ortaçağ karanlığına gömülmek istendiği bir dönemde aydınlanmaya, tarihi kent kültürüne ve sanata sahip çıkmak üzere ayağa kalkmadığınız zaman, bu ucube dalga sizi de kıyıya vurur. Tarih, başkanların, sultanların, papaların, şeyhülislamların yaktırma, yıktırma, yasaklatma eylemleriyle doludur. Hitler?in meydanlarda kitap yaktırması bizi öfkelendirir, nefretimizi biler ama şaşırtmaz. Şaşırtıcı olan, böyle bir zalimlik karşısında suskun ya da pısırık kalmaktır. Berthold Brecht, Thomas Mann, Kurt Tucholsky gibi eserleri saldırıya uğrayan sanatçılar pısırık mı durdular? Pısırık dursalardı, o kara perde yırtılıp atılabilir miydi? Karanlığa karşı dik, ödünsüz, kavgacı duruşlarıyla asıl tarihi onlar yazdılar, insana dönük olanı onlar temsil ettiler.”
Uzun söze gerek yok, Antakya Belediyesi ya da Hatay Valiliği, kentin tarihi dokusunu yansıtan her yapıtı önemsemeli; bunları gün ışığına çıkarmak, korumak ve yeni yaratımlarını desteklemek üzere kolları sıvamalıdır. Bu konuda çaba göstermeyenleri tarih yargılayacağı gibi kamunun vicdanında mahkum olacaklardır. Nasıl ki Antakya?daki tarihi Roma köprüsünü yıkanlar lanetle anılıyorsa, mevcut sanat yapıtlarımıza sahip çıkmayanlar da aynı akıbetle karşılaşacaklardır.
Tarih bilincinin terazisi, her şeyi tüyle tartar.

Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Derinden Gelen Bir Ses: ya Su ya Meyra – Müslüm Üzülmez

?Babamın feodal bıyıklarına tutunarak öğrendim yürümeyi? Mehmet Oğuz Diyarbakır; surları, bazalt taşları, dinlerin ve kavimlerin ortak mekânı oluşu, muhalif duruşuyla...

Kapat