Bir İdam Mahkûmunun Son Günü – Victor Hugo

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü (Le Dernier Jour d?un condamné de), dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo’nun 1829 yılında yirmi altı yaşında yazdığı ölüm cezasına karşı çıktığı bir yapıtıdır. Victor Hugo’nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde, onun dehasında bir yazar için böyle bir savı insani ve etik boyutlarıyla sergileyerek kanıtlamak hiç de güç değil. Ama bu romanın büyük önemi başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Daha önce böyle bir yöntem bilinmiyor. Demek ki bu özelliğiyle bir yol açıcı, bir öncü bu roman. Roman kahramanının da dediği gibi, bir tür zihinsel otopsi olan bu romanda, modern edebiyatın ilk iç monoloğu ile karşılaşıyoruz. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, bir yazınsal yenilik olan Samuel Beckett ve Georges Bataille’ı haber veriyor. Bu da romanın bir başka önemli özelliği. Bataille ve Beckett’i tanıdıktan sonra bu romanı daha iyi kavrıyoruz. İdam mahkûmunun kendisine ironik bir gözle bir başkası olarak bakışı ise, Victor Hugo’nun Arthur Rimbaud’dan kırk yıl önce ‘Ben Bir Başkasıdır’ düşüncesini yaşamış olduğunu gösteriyor.
(…)
Hugo, aydınlanmacı hümanizmin geleneğinde, suç ile ceza ilişkisinin insansız bir mıntıkada tartışılmasının anlamsızlığına işaret eder gibidir. Onun kişisi, hayat ile ölüm arasındaki dar sınır çizgisinin üzerinde, geri dönülmez bir noktada durmaktadır. Önünde bütün yolların sonu vardır: İnfaz. Ve bu infazdan kurtulmanın tek ihtimali vardır: Toplum vicdanından ya da yargıçlardan umabileceği merhamet.?Bir İdam Mahkûmunun Son Günü? edebiyat tarihinin en hümanist eserlerinden biri sayılır. Victor Hugo?nun gençlik dönemi eserlerinden biri olan roman, daha ilk satırlarında okura olağanüstü bir anlatıyla karşı karşıya olduğunu hissettirir: ?Sanki haftalar değil de yıllar önce, ben de herkes gibi bir insandım? sözleriyle başlayan roman, ?insan olma? konusunda yazılmış çok önemli bir yapıttır.
İnsanlıktan çıkma fikri genç Victor Hugo?nun zihnini o dönemde çok meşgul eder. Bu erken dönem romanında, çarpıcı konusu sayesinde, birçok temayı işleme şansı bulur ama bunlar içinde en mide bulandırıcı olanı, insanların zevkle idam sahnesini (sanki tiyatro izler gibi) seyretmesidir. Romanın başında anlatıcı bize insanlıktan çıktığını söyler ama ilerleyen sayfalarda anlarız ki, insanlıktan çıkan o değil, ölümü bir gösteri haline getirenlerdir.
Victor Hugo bir soru ile sarsar okuru: ölüme hazırlıklı olunur mu? Romanın birkaç yerinde bu soruya döndüğünü görürüz. İdam tarihini hatta saatini bilen kişinin, bu bilgiyi edindikten sonra yaşadığı söylenebilir mi? insan bundan sonra kalan günleri normal duygularla, normal bellekle yaşayabilir mi?
Bu romandan sonra yazdığı bir makalede Hugo bu eserinde aslında geçmişi sorguladığını açıklar: ?Geçmişin toplumsal yapısı üç sütun üstüne kuruluydu: rahip, kral, cellât. Uzun zaman önce bir ses şöyle demişti: ?Tanrılar çekip gitsin!? Son olarak da başka bir ses yükseldi ve şöyle bağırdı: ?Krallar çekip gitsin!? Şimdi zamanı artık, üçüncü bir sesin yükselip şöyle demesinin: ?Cellâtlar çekip gitsin!? Böylece eski toplum parça parça dökülecek: böylece Tanrı?nın takdiri geçmişin çöküşünü tamamlayacaktır.?
Hugo?nun bu sözlerinin değerini anlamak için, yaşadığı döneme göz atmak gerekir. 1789 devrimi sonrası, sosyal sınıfların altüst olduğu bir Fransa?da doğmuştu Hugo. Napoleon ordularında subay olan babası, o daha dokuz yaşındayken general unvanı almıştı. Hugo?nun kişisel gelişmesine baktığımızda, bir yanda kralcı geleneği, öte yanda da devrim ideallerine inanan bir neslin çocuğu olduğunu görürüz.
Ortaçağdan çıkan Avrupa?da, kilise Aydınlık çağında mutlak hâkimiyetini yitirmişti. Hugo rahip, kral ve cellât üçlemesinin ilkinde yeniçağın başarısını dile getiriyordu. İkinci temel olarak gördüğü krallık ise Fransız ihtilali ile sona ermişti. Şimdi gözlerini geleceğe ayarlamış bir nesil olarak, devrim sonrası dünyada keşmekeş yerine, özgürlüğün temel alındığı insanca yaşam hayal ediyordu.
?Bir İdam Mahkûmunun Son Günü? eserinde, toplumun ilk ikisinden kurtulmasının yetersiz olduğu açıkça görünüyor. Ölüm bir sahne gösterisi iken, ne kardeşlik, ne de eşitlikten söz edilebilir. Hugo?ya göre uygarlık, birbirini izleyen bir dönüşümler dizisidir. Ceza konusuna uygarca bakmadıkça, uygarlığın önemli bir ayağı eksik kalacaktır.
?Bir İdam Mahkûmu?nun, yapısal açıdan çok tutarlı bir bütünlüğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Romanın anlatıcısı, idama mahkûm edilen kişinin ta kendisidir. Ölüm tarihini beş hafta önce öğrendiğini söyleyerek başlar anlatısına. Bunu öğrendiğinden beri, bu bilginin ağırlığı altında ezildiğini de, yine hemen ilk satırlarda, söyler.
Roman boyunca idam mahkûmunun ne adını öğreniriz, ne de işlediği suçun ne olduğunu. Victor Hugo özellikle okuru yargıç rolüne koymak istemez. Okur, kahramanın cezayı hak edip etmediğini sorgulamak durumunda kalmaz bu anlatıda, aksine bizim ilgimizi çeken cezanın ? her ne koşulda olursa olsun ? uygarlık dışı oluşudur.
Romanın doruk noktasında yer alan bir sahne, mahkûmun kendinden önce giyotine gidenlerin bekletildiği hücreye konduğu sahnedir. Burada daha önce kalmış kişilerin duvarlara attıkları imzalar ve tarihler, gerçekten ürperticidir. Aralarında babasını, kardeşini öldürmüş olanlar vardır, yazar onlara sempati duymamızı beklemez; ancak kimsenin ölümüne neden olmamış olan (en az) bir mahkûmun olması, bakışımızı esnekleştirir.
Hugo duygularımızla ikilemler yaratır roman boyunca. Bir yanda bekleyen cellât imgesini roman boyunca canlı tutar ama öte yanda sıcacık ağustos güneşi, hapishanenin taşlarına yumuşak ışığını vurur, duvarlardaki çatlaklar arasında yaşamın sürdüğünü, fışkırıp çıkan minik kır çiçekleri anımsatırlar. Bu anlatıda hiçbir şey sadece siyah ya da sadece beyaz değildir. Hiç kimsenin sadece suçlu ya da masum olmadığı gibi.
Mahkûmun ölüme gidişinde de dramatik değişimler yer alır (bunlar kuşkusuz romanın çarpıcı etkisini güçlendirir.) Mahkûm, mahkemede cezasına karar verilirken, kürek mahkûmu olması için direnen savunma avukatını sert biçimde durdurur: ?yüksek sesle haykırarak yinelemek istiyordum! Yüz kez ölmeyi tercih ederim!? Mahkûmun bu düşüncesinin romanın sonuna kadar aynı kalmadığı izlenimini ediniyoruz. Hapishaneye getirilen kürek mahkûmlarının yaşam dolu davranışlarını onda hiç görmüyoruz. Ayrıca ilerleyen sayfalarda, ölüm, tüm cesaretini açık bir biçimde kırıyor.
Hugo, roman kahramanının tüm yüzleriyle görünmesini sağlıyor. Ölüm karşısında kahramanca duran bir şövalye değil o, aksine çok sıradan bir insan. Geride bıraktığı annesi, karısı ve en çok da küçük kızı için endişeleniyor. Endişelerinde de ikilem hissediyoruz. Annesinin neyse ki, bu acıyla fazla yaşamayacağını söylerken sanki derin bir rahatlama nefesi alıyor. Karısının da nazik sağlığının bu acıya dayanamayacak olması yine onu rahatlatan bir neden gibi görünüyor. Onların acı çekmesini düşünmek bile çok ağır bir yük mahkûm için. Bir de tabii henüz olayları anlayamayacak yaşta olan kızı var, işte konu kızına geldiğinde hiç gücü kalmadığını hissediyor. En büyük acıyı ve suçluluk duygusunu kuşkusuz kızını düşününce hissediyor.
Victor Hugo 1800?lerin başlarında gerçek anlamda uygarlığın ne olduğu sorusunu en ince noktalarıyla irdelemiş bu eserinde. Aradan geçen iki yüz sene, bu konuda fazla yol almadığımızı gösteriyor.”
Yazının yazarı: Asuman Kafaoğlu
http://edebiyatelestiri.blogspot.com/2008/02/victor-hugo-bir-idam-mahkumunun-son-gn.html


Bir İdam Mahkumunun Son Günü / Victor Hugo /çev.: Erhan Büyükakıncı / Can Yayınları / 158 sayfa.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü – Victor Hugo” üzerine 2 yorum

  1. SİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. BÜTÜN SİTELER KOPYALA YAPIŞTIR YAPMIŞ AMA SİZ GAYET ÖZGÜNSÜNÜZ. BUNDAN SONRA SİZİN SİTEDEN YARARLANACAĞIM 🙂

  2. okuldan roman özeti istediler ama ben kitap okumayı hiç sevmem ve okumuorumda zaten ama bna acil bi özet lazım yardımcı olursanız bunu bi öğrencinin dilinden özetlermisiniz ??

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Dönüş – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu, 1998 yılında yayımladığı Dönüş adlı ilk romanında 12 Eylül'ün öncesi ve sonrasının hesaplaşmalarını anlatıyor. Yazar ustaca anlatımı, kıvrak...

Kapat