Victor Hugo ‘dan Seçme Şiirler

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından … Devamını oku

Otizm, Cinsiyet ve Toplumsal Adalet

Otizm dünyasında tanınmış bir figür olan Josef Schovanec’in tartışmalı açıklamaları, otistik topluluk içinde derin bir rahatsızlık yarattı. Schovanec, Fransa’da bir “sahte otizm salgını” olduğunu, özellikle kadınların otistik olamayacak kadar sosyal olduğunu ve kötü niyetli teşhisler aldığını iddia etti. Ancak bu iddialar, otistik bireylerin deneyimini ve nöroçeşitlilik hareketinin temelini oluşturan prensipleri görmezden geliyor. Bu yazı, Schovanec’in … Devamını oku

Muzip Tanrı – Jean-Louis Fournier. “Tanrım yıkamakla çıkmayan lekeleri yaratmayı ilk olarak neden ve niçin düşündün?”

Jean-Louis Fournier’nin “Muzip Tanrı”sı: Emekliliğin Sıkıntısından Doğan Kara MizahFransız yazar, televizyoncu ve komedyen Jean-Louis Fournier’nin kaleminden çıkan “Muzip Tanrı”, yazarın bilinen otobiyografik eserlerinden farklı bir kurgusal yapım sunuyor. Kitabın orijinal adı “Satané Dieu !” olarak geçiyor, bu da “Lanet Tanrı!” veya “Kahrolası Tanrı!” gibi anlamlara gelirken, Türkçe başlığın “Muzip Tanrı” (Şakacı Tanrı) olması kitabın içeriğindeki … Devamını oku

Umudun Yolcuları – William Morris

“Sanatın artık hiçbir kökü kalmamıştır. Sanatçılar günlük hayattan tamamıyla uzaklaşarak kendilerini eski Yunan ve Roma’ya kaptırmışlardır. Sanat da tıpkı eğitim ve özgürlük gibi yalnız birkaç kişiye ait olmamalıdır. Herkesle paylaşılmadıkça sanatın ne değeri olabilir” sözünden hareketle, 19.yy ikinci yarısındaki değişimleri vurgulayan William Morris’in,”Umudun Yolcuları” adlı kitabı, bir ömre bedel olan yetmiş üç günlük Paris Komünü … Devamını oku

Viktor Hugo ‘nun Hayatı

Fransa tarihinin en çalkantılı günlerinde, 1802’de dünyaya gelen, Marie Victor Hugo; yoksuldu. Edebiyata yeteneği olduğunu biliyor, başarıya ulaşmak istiyordu. İlk ödülünü 1817’de aldı. 20 yaşına geldiğinde pek çok ödülün sahibiydi. Para kazanmak için gece gündüz çalışıyordu. Şiirleri oyunlar ve romanlar izledi. Eserleri birbiri ardına yayınlanıyor, oyunları sahneye konuluyordu. 1841’e kadar çok sayıda eseri yayınlandı ve … Devamını oku

Germinal – Emile Zola

Devamını oku

Kırmızı ve Siyah – Stendhal. “Tutkunun romanında aşk; kırmızı, giysisi; siyah”

Kırmızı ve Siyah, aşkın romanıdır. Romanda; aşka, siyah bir giysi giydirilir ve tahripkar, iç çekişlerle kendi gerçeğini yaşar. Bu bir arayıştır; insan bu arayışta kendisini bulduğu yerden daha başka bir yere taşır: “Aşk, eşitliği aramaz, onu kendisi yaratır.” Yine de aşkın yaşanmasına neden olan o çamurlu yollar, o dolambaçlı ilişkiler, duraksamalar yaşanan heyecanlardır aslında aşkı aşk … Devamını oku

Cezayir Savaşı’nda Fransız Solu ve Aydınlarının Tavrı

Cezayir 1830’da Fransız ordusu tarafından işgal edilir ve bu tarihten itibaren tam 132 yıl boyunca Fransa’nın kolonilerinden biri olarak kalır. İşgal edildiği andan itibaren, Cezayirliler onlarca kez Fransızlara karşı ayaklanmalarına rağmen bir türlü bağımsızlıklarını elde edemezler.

Devamını oku

Montaigne’in Denemeler’i yazdığı Kule’sine yapılan geziden izlenimler

İşte, nihayet, güzelim bir parkın içinde yürüyoruz, ormanlık alan, çim açıklık, kalbimde sevinç. Birkaç adım daha atıyorum, Senyör Michel de Montaigne’in kulesi karşımda. Modern denemenin yaratıldığı yerdeyim.
Yuvarlak, tombul bir kule. Şatonun arkasındaki dış binaların oluşturduğu karenin bir köşesinde duruyor. Öbür köşedeki kuleye de karısı çekilirmiş bazen. Bey kulesi, hanım kulesi. Arada bir, tesadüfen, kulelerin pencerelerinde birbirlerini görüyorlardı belki. Montaigne’in baktığı pencereden hayata bakmak ilginç.

Devamını oku

Fransa’daki Grenoble şehrine ‘hikâye dağıtma makineleri’ yerleştirildi

Fransa’nın Grenoble şehrinde, kamusal alanlarda insanların hikâye okuyarak vakit geçirebilmesi için, şehrin farklı noktalarına ‘kısa hikâye dağıtma makineleri’ yerleştirildi.
Teknoloji gerçekten hayatlarımızı istila etmiş durumda. Tabletlerden akıllı telefonlara, neredeyse ‘ekransız’ olarak geçirdiğimiz bir zamandan söz edebilmek mümkün değil. Seyahat ederken, yemek yerken ve halka açık yerlerde beklerken akıllı telefonlar bakışlarımızı asla rahat bırakmıyor. Ancak Fransa’daki şehir bu durumu değiştirmek istiyor.

Devamını oku

Fransız şehri sokak reklamını yasaklıyor: Panoların yerine ağaç dikilecek

Fransa’nın güneydoğusundaki Grenoble şehrinde açık alandaki tüm reklamların yasaklanması kararı alındı. Fransız şehri böylece Avrupa’da bir ilke imza atmış oldu.

2015’in ocak ayından nisan ayına kadar tamamlanması öngörülen uygulama sayesinde 64’ü billboard (reklam panosu) olmak üzere 326 reklam noktası kaldıralacak. Şehrin açık alandaki reklam kontratları da iptal edilecek.

Devamını oku

Fransa’da Charlie Hebdo dergisine yoğun talep

Fransa’da 14 Ocak Çarşamba günü piyasaya çıkacak hiciv dergisi ‘Charlie Hebdo’ya olan yoğun talep yüzünden derginin 15-16 Ocak Perşembe ve Cuma günü satışları da bayilerde devam edecek.

Geçtiğimiz Çarşamba günü Paris’te terör saldırısına hedef olan ‘Charlie Hebdo’ dergisine olan yoğun ilgi giderek her yerde artıyor.

Devamını oku

Güzellik Hırsızları, Pascal Bruckner

“(*) Güzellik nedir? Güzel olmak bir özellik mi yoksa başkalarına karşı işlenmiş bir suç mudur? Güzellik kendinin farkında olmakla beslenen bir öğe midir? Bu sorular gündelik yaşamda sormayı düşünmediğiniz sorulardır. Ancak bir romanda karmaşık bir serüvenin odağında kimliği güzelliğiyle örtüşen bir kadının bulunuşu size bu soruları sordurabilir. Eğer romandaki tüm kurgu kadının güzelliğinin bir elbise gibi aktarılmasına bağlanmışsa…
Güzellik enstitülerinin, gövdeyi, teni canlandıran gençleştiren uygulamaların onlarca yolunun, güzel ve genç görünmek, zamanın etkilerini silmek için inanılmaz formüllerin, doğal ürünlerin kullanıldığı bir çağda; dünyadaki açlığın çığ gibi büyümesine karşın balların, sütlerin, maden sularının, meyvelerin güzellik maddelerine dönüştürüldüğü bir çağda güzelliğin solumayla aktarılabileceğini anlatmak ustalık isteyen bir iş kuşkusuz.

Yıllar öncesinde, gensel kopyalama ve bellek aktarımıyla işadamlarının sürekli genç kaldığı bir dünya anlatılmıştı. Bu bilim kurgudan sonra canlıların kopyalanmasının şaşırtıcı tartışmaları başladı. Henüz bellek aktarımından söz edilemiyor ama,

Devamını oku

Yedinci Ağıt & Okumak (Elegie 7), Emmanuel Hocquard

(*) “Okumak, görmek gibidir: görmeyi ve okumayı öğrendiğimiz gibi görür ve okuruz, zorlayıcı biçimde, bilinmeyeni önceden bilinene götürerek. Yani onu yok ederek. Sonuç sıfır. Sanırım bu yüzden, birçok insan imgeleri ve mecazları sever: sürpriz etkisi geçtiğinde, aykırılığın arkasında olanın, aslında tanıdık oluşunu farketmekte güven verici bir şey vardır. İleti çözülür, ayaklar yere, sıfır noktasına basar.
Burada, başka türlü yaklaşmak gerekir. Sorun, yazılmış olanın arkasında ne olduğunu sormak değil, yazılmış olanı okumaktır. Bunu yapmayı öğrenmediğimiz için de, bu zordur. ?Gözümün önünde olanı görmek, benim için ne kadar da zor!? diye yazıyordu Wittgenstein. O zaman okumak için, okuma alışkanlıklarımızdan, en azından bir bölümünden sıyrılmamız gerekir. Louis Zukofsky şöyle diyordu: ?Yapılacak tek şey, alışkanlıklardan kurtulmaktır. […] Böylelikle, ansızın

Devamını oku

Şeyler – Georges Perec

( * ) ?Bir arkadaşım yeni evlenen çiftlerin evine ziyarete gittiğinde kendini “İstikbal Showroom”da zannettiğini söylüyordu. En mahrem alanımız, evimizin içinde bile bir gösteri merkezinde, vitrinde, sette ya da sahnede gibi yaşamak… Ne kadar yorucu. Her evlenen, her yeni eve çıkan, belirli bir yaşa gelen, önceden anlaşmış gibi, çarkların içine girmiş gibi oluyor, birbirinin aynı renk ve desende kutuların içine hapsoluyoruz. Sahip olmak zorunda hissettiğimiz ya da buna zorlandığımız eşyalarla dolduruyoruz çevremizi. Yatak, oturma, misafir, yemek odası takımları, mutfak malzemesi, büfeleri dolduran, otuz sene boyunca hemen hiç kullanılmayan, misafirlik iyi tabak takımları, gündelik tabak ve çatal takımları, beyaz eşyalar… sonra çocuk odası şu bu, derken ev bizi değil, biz evi taşımaya başlıyoruz bir yük gibi. Bunu sürdürebilmek için aile yardımları, borçlar, ek işler, kredi kartı borçları… Ekonomik durum biraz yolunda gidince alınması gereken şeyler listesi daha da uzuyor.

Devamını oku

Kızıl Orkestra – Gilles Perrault

İnsanlık tarihinin gördüğü en müthiş casusluk örgütünün inanılmaz öyküsü Kızıl Orkestra, 1930’lu yıllarda yaklaşan faşizm tehlikesine karşı, başta Almanya, Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde her meslek ve sınıftan insanı örgütleyecek adeta İkinci Dünya Savaşı’nı beklemeye başlayan devrimci bir örgüttür. Savaşın başlamasıyla birlikte, hazırladıkları verici istasyonlarını harekete geçirip, müthiş bir haber alma ve ulaştırma şebekesi kurdular. Almanlar’ın dinleme istasyonlarını atlatarak, çözülmez şifrelerle Gestapo’yu şaşkına uğrattılar. Alman gizli servislerinin argosunda bir şebekenin patronuna orkestra şefi denir. Çalgıcıların müziğini düzenler, yönetir. Aralarında önemlilik açısından birincilik piyanistindir. Bu da anlaşılacağı gibi “Müzik Kutusu” denen vericisini piyano çalarcasına kullanan telsizcidir. Bu nedenle devrimci militanların oluşturduğu bu örgüte Naziler Kızıl Orkestra adını takmışlardı.

Devamını oku

Fransa / Mayıs 68 – M. Şehmus Güzel

Mayıs 68 bitti mi? Bitmedi mi? Ocak 2008?de Daniel Cohn-Bendit?e kulak verenler kulaklarına inanamadılar. Çünkü Mayıs 68?in öğrenci liderlerinden en ünlüsü aynen şunu söyledi: ?Mayıs 68 bitti! Bir daha ortaya çıkmamak üzere tonlarca tarihi kaldırım taşlarının altında kaldı.?
Ondan bir yıl kadar önce de Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ?Mayıs 68 ile bütün ilişkilerimizin koparılması şarttır.? diyordu.
Oysa 2008?de, kırkıncı yıldönümü dolayısıyla, yeniden dünya kadar kitap yayınlandı. İki aydan daha az süren Mayıs 68 üzerine şimdiye kadar yayınlanan kitaplar 1789 Burjuva Devrimi?ne ilişkin olanlardan daha çok. Paris Komünü üzerine yazılanlardan da? Mayıs 68 üzerine yazılanların sayısı 1914-1918 ve 1939-1945 savaşlarına ilişkin

Devamını oku

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü – Victor Hugo

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü (Le Dernier Jour d?un condamné de), dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo’nun 1829 yılında yirmi altı yaşında yazdığı ölüm cezasına karşı çıktığı bir yapıtıdır. Victor Hugo’nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde, onun dehasında bir yazar için böyle bir savı insani ve etik boyutlarıyla sergileyerek kanıtlamak hiç de güç değil. Ama bu romanın büyük önemi başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Daha önce böyle bir yöntem bilinmiyor. Demek ki bu özelliğiyle

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme