Umudun Yolcuları, William Morris

“Sanatın artık hiçbir kökü kalmamıştır. Sanatçılar günlük hayattan tamamıyla uzaklaşarak kendilerini eski Yunan ve Roma’ya kaptırmışlardır. Sanat da tıpkı eğitim ve özgürlük gibi yalnız birkaç kişiye ait olmamalıdır. Herkesle paylaşılmadıkça sanatın ne değeri olabilir” sözünden hareketle, 19.yy ikinci yarısındaki değişimleri vurgulayan William Morris?in,”Umudun Yolcuları” adlı kitabı, bir ömre bedel olan yetmiş üç günlük Paris Komünü üzerine bir güzellemedir.
Romantik edebiyat tarzının yoğun etkilerini taşıyan William Morris, bu manzum eserini şiirsel bir dille dokurken, iki ümitsiz aşığın komün günlerinin çoşkusuyla çıktıkları umut ve devrim yolculuğunu anlatır. Morris’in Paris Komünü’nün ardından,1885’de kaleme aldığı bu çalışmasıyla, komünün en güzel çocukları Charles Delescluze’in, Louise Michel’in, Nathalie Lemel’in ve daha nicelerinin yaşayan ruhlarını yeniden duyumsarız. Komün barikatlarında yitirilen bir aşkın son meyvesi olan bebek imgesiyle, umut yolcularının yitmediği bir kez daha anlatılmak istenir. Anlatıcının aşkını çocuğuna anlatımından okuduğumuz bu metin, yeni kuşaklara yazılmış adeta. Doğan çocuk, artık yeni komünlerin müjdecisidir.

Kitap Hakkında Bilgi
William Morris; Çeviren: Buket Akgün
Otonom Yayınları;
İstanbul, 2007, 1. baskı, 135 sayfa

Yazarın Hayatı
İngiliz şair, desinatör, sanat yazarı ve ressam olan William Morris, 1834-1896 yılları arasında yaşamıştır. Morris, aynı zamanda mobilya, kumaş, vitray, duvar kağıdı tasarımlarıyla, Sanatlar ve Zanaatkarlar (Arts and Crafts hareketi) akımına öncü olmuş bir endüstri tasarımcısı, el sanatçısı, desinatördür. Kelmscott Basımevi’nin kurucusu ve sahibidir. Kurduğu atölyesinde arkadaşları ile birlikte tasarladığı günlük yaşama ait araç-gereç ve mobilyalar ile halkın günlük ihtiyaçlarına ait eşyalarda da estetik kaygılara yönelmesine neden olmuştur. Morris’in kumaş, duvar kağıdı ve kitap bezemeleri ve tasarımları büyük beğeni toplamıştır.
?William Morris?in kitap tasarımlarındaki düzenleme anlayışı sayesinde, Kelmscott Basımevi grafik tasarıma ve özellikle kitap tasarımına katkılarda bulunarak büyük bir hizmet vermiş, Morris?in harf karakterleri tasarımında sağladığı güzellik, bütünü oluşturan en küçük bir ayrıntıyı bile bir tasarım birliği içerisinde ele alması, sonraki nesillere kitap tasarımı konusunda esin kaynağı olmuştur.? (BEKTAŞ Dilek, Çağdaş Grafik Tasarımın Gelişimi, YKY, 1992, sf 08)
Sosyal sorunlarla da ilgilendi.. Şu an “The William Morris Society”-“William Morris Derneği” yazarın düşüncelerini ve eserlerini dünya ile paylaşmakta ve tanıtmaktadır. Başlıca şiirleri: “Aşk Yeter”, “Jason’ın Hayatı ve Ölümü”, “Dünya Cenneti”.

William Morris’in öncülük ettiği, Sanatlar ve Zanaatkarlar (Arts and Crafts hareketi) akımına dair…
18.yy sonunda Avrupa’da endüstri devrimi gerçekleşmiştir. Endüstri devriminin ardından makine kullanımı İngiltere’de 1785-90’da buharlı makinelerle yaygınlaşmıştır. İnsan ve hayvan gücünün yerine makine gücü geçmiştir. Kırsal kesimlerden kentlere göçler başlamıştır. 18.yy sonunda İngiltere’de nüfusun çok az bir kesimi kentte yaşarken 30 yıl içinde yarısı kentli olmuştur. Tren 1825’te İngiltere’de, 1829’da Amerika’da, 1835’te Almanya’da ve 1874’te Osmanlı’da görülüyor. 1855’te ilk elektrikli telgraf, 1862’de telefon, elektrik santralleri, 1885’te motorlu taşıtlar ortaya çıkıyor. Hızlı kentleşme sonucu ortaya çıkan karışıklık strese yol açıyor.

Eski kentlerin yerine yenileri kuruluyor. Sanayi devrimiyle mekanik üretim ön plana geçiyor, el sanatları geriliyordu.Küçük dükkanların yerini fabrikalar alıyordu. Hızlı kentleşme yeni yapıların inşa edilmesini zorunlu kılıyordu. Yeni yapılarda demir kullanımı önem kazanıyordu. Endüstri yapıları dışta geleneksel görünüme sahipken içte demir kullanılan geniş bir strüktür ve mühendislik yapılarıdır. Demirle birlikte kullanılan ikinci malzeme camdır. Demir daha çok pasajlarda, sergi salonlarında, istasyonlarda kullanılırken cama konut yapılarında daha çok yer veriliyordu. Endüstri devrimi sonucu oluşan yeni kentlerde yeni planlamalar görülüyor. Kent içinde pasajlar, sergi binaları, depolar, kütüphaneler, mağazalar, gar binaları, borsa binaları, seralar, botanik bahçeleri ve köprüler gibi düzenlemelere yer veriliyor. Pasajlar yapıların arasında uzanan üstleri cam ile kaplı, duvarları mermer geçitlerdir. Demir ve camın kullanıldığı, ticaret amacıyla bir araya gelinen bu geçitlerde ışık tavandan yayılır. Paris’te düzenlenen dünya fuarlarında endüstrileşme önem kazanır. Bu fuarlarda dünya üzerinde üretilmiş malların sergilenmesi söz konusudur. “1867 Dünya fuarında anamalcı kültürün düşlerden oluşma evreni en görkemli biçimde sergilenir. İmparatorluk gücünün doruk noktasındadır. Paris moda ve lüksün başkenti olduğunu bir kez daha kanıtlar.” (1).

19.yy sanatında çeşitlilik, ilerlemeler ve geriye dönüşler vardır. Arka arkaya kısa sürelerle sanatta yenilikler görülür. Koleksiyoncular, sanatçılar ve yazarlar 15.yy İtalyan sanatına ilgi duyarlar. İngiltere’de Ön-Raffaellocular adını alan bir grup doğanın yalın ve dürüst bir şekilde verilmesinden yanadır. İngiliz şiiri ve efsaneleri konu olarak alınır. Resimlerde parlaklığa ve ayrıntılarda yalınlığa dikkat ederler.(2)

Bu grubun sanatı Arts and Crafts hareketini de yakından etkilemiştir. İngiliz hükümeti 18.yy’dan beri sanatçılar ve zanaatçıların beraber çalışmasını desteklemiştir. 1835’te üretimde kalite ve standardı yükseltmek için bir devlet okulu kurulur. Okulda John Ruskin ve Ön-Raffaellocu sanatçılar öğretmen olarak çalışırlar. Okuldaki zanaatçılar onların görüş ve fikirlerini öğrenirler. Endüstri devrimi sonucu tekstilde ve makine kullanımındaki gelişmelerle geleneksel yöntemlerle atölyelerdeki zanaatkar çalışmaların yerini daha geniş atölyeler alır. Sanat ve zanaatı birleştirme çabaları zanaatçılara da iş imkanı sağlamıştır. İngiliz zanaatçıları tek parça üretimden kopmamış, üretimi arttırmak için dışarıdan sanatçı getirmişlerdir. Arts and Crafts hareketi İngiltere’de Ortaçağ zanaat geleneğini canlandırmaya çalışıyor. John Ruskin 1851’de bir kitap yayınlıyor. Gotiğin doğasından söz ediyor; ‘İnsanın çalışmadan aldığı mutluluk ve inancın dışa vurulması’. Ruskin’in açıklamaları William Morris’i etkiliyor. 1888’te Arts and Crafts sergi grubu oluşuyor. 1860’da Morris, arkadaşı Philip Webb’in tasarladığı Kırmızı Ev’e taşınıyor. Ev sivri çatılı, gotik kemerli pencereleri ve kapıları, çitle çevrili bahçesiyle ortaçağ yapılarını andırıyor. Mobilyalar 1861’de Morris’in ortaçağ atölyesi gibi çalışan şirketinde yapılıyor. Morris iç mimarideki eşyaların fabrika üretimi sonucu olmasına karşıdır. Sanatın insan için insan tarafından yapılmasını savunuyor ve geniş kitlelere hitap etmek istiyor. Günlük kullanım üretimine estetik kaygılar ve bu konuda bilinçlenme Morris sayesinde oluyor. Atölyede günlük yaşamda kullanılabilecek her türlü eşya tasarlanıyor. Tasarımcılar Morris, Rosetti ve Edvard Jones’tur (3).

Halkın sanat beğenisini yükseltmekte önemli bir rol oynuyorlar. Ortaçağ minyatürlerinin iki boyutlu yüzeysel bezemelerinden, desen ve çizimlerinden etkileniyorlar.1856’da basılan ‘Bezeme Sözlüğü’ adlı kitapta ilk çağlardan o güne kadar bütün bezemelere yer verilir. “Morris’in kumaş, duvar kağıdı ve bilhassa kitaplarda eriştiği sonuçlar makine ürünleri üzerinde etkilerini süsleme açısından göstermiştir.” (4).

Morris makineye karşıydı. 1887’de yayınlanan ‘The Aims of Art’daki denemesinde bunu dile getirmişti. Makinenin insanı çalışmaktan kurtaracağını ama el işçiliğinin güzelliğin yaratılmasında daha etkin olduğunu yazıyordu.

19.yy’ın ikinci yarısında Avrupa yakın geçmişi ve geleceğine oranla huzurlu bir ortam yaşıyordu. Ancak büyük kitlelerin beğendiği sıkıcı olmaya başlıyordu. Makineleşen kentlerde tarihsel kalıplar içinde mimari anlayış hakimdi. Gelişmeler büyük ölçüde Antik Yunan’a bağlanıyordu. Bu eğilimlere Ön-Raffaellocuların ardından Arts and Crafts hareketiyle İngiltere’den gelmişti. William Morris “Sanatın artık hiçbir kökü kalmamıştır. Sanatçılar günlük hayattan tamamıyla uzaklaşarak kendilerini eski Yunan ve Roma’ya kaptırmışlardır. Sanat da tıpkı eğitim ve özgürlük gibi yalnız birkaç kişiye ait olmamalıdır. Herkesle paylaşılmadıkça sanatın ne değeri olabilir” (5) sözleri 19.yy ikinci yarısındaki değişimleri vurgular.

Notlar
1) Benjamin, Walter, Pasajlar, çev: Ahmet Cemal, YKY, İstanbul, Ocak 2002, s:96
(2) Doğanın doğru olarak yansıtılmasının yanı sıra iç dünyayı da vermeye çalışırlar.
(3) Rosetti ve Edvard Jones Ön-Raffaellocu grupta yer alan sanatçılardandır.
(4) Read, Herbert, Sanat ve Endüstri, çev: Nigan Bayazıt, İ.T.Ü. Matbaası, İstanbul, 1973
(5) Kantoğlu, Filiz, Çağdaş Dizayn, Mimarlık, 41, İstanbul, Mart 1967, s:43

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Kapı – Magda Szabo

Çağdaş Macar edebiyatının önde gelen kadın romancısı Magda Szabo, "Kapı" da ince bir hüzün ve mizah duygusu hâkim. Çocukluk ve...

Kapat